Londra’da Sonbahar

Sonbahar bence Londra’ya en yakışan mevsim. Sıcak dalgaları etkisindeki yazlarını gördüm, insanlar hayatlarında ilk kez klima almak için sıra beklemekteydiler. Geçen kış, yıllardan sonra ilk kez kar yağdığında da...
Londra da sonbahar

Sonbahar bence Londra’ya en yakışan mevsim. Sıcak dalgaları etkisindeki yazlarını gördüm, insanlar hayatlarında ilk kez klima almak için sıra beklemekteydiler. Geçen kış, yıllardan sonra ilk kez kar yağdığında da oradaydım; hayat durmuş, herkes kartopuna tutunmuştu. Hepsi hoş, güzel de, başka türlü bayılırım Londra’nın sonbahar haline… Dükkan vitrinleri değişir, yeni açılan her yer bir tatlı telaşla markette başını uzatmaya çalışır. Dünyanın her yerinden öğrenciler okullara doluşmuştur. Londra’nın şahane sokak pazarları, yepyeni ürünlerle dolmuştur. Tiyatro neonları iyice parlak yanar, sinemalar pazarları üç seans üst üste film koymaya başlar… Bu mevsim, tam da şehrin yeniden doğduğu zamandır.

İlle de yeni bir yer keşfetmektense, bazen bilinen bir şehri yeniden keşfetmek daha keyiflidir. Evet, iş gezisi, okul gezisi, oraya yerleşen arkadaş; defalarca gidilmiştir. O şehrin “her köşesi” dip bucak gezilmiştir. Hakkında sayfalarca okunmuş, orada geçen onlarca film seyredilmiştir. Orası, artık “Tamam”dır. Ya da öyle sanılır. Bir daha gidilir; ve voila! Bambaşka bir şehirle karşı karşıyasınızdır…

Size en bilinen, muhtemelen çoğu gezginin bir yolunu bulup gittiğinde gezdiği Londra mekanlarından bahsetmeyeceğim: Buckhingham Sarayı, Trafalgar Meydanı, British Museum, Oxford Street, Big Ben, Thames Nehri, Kensigton Gardens; ya da tüm Londra’yı, hava bulutlu değilse, tepeden seyredebileceğiniz London Eye…

Onları boşverin, bütün broşürlerde sırayla yazılı nasılsa. Nasıl ulaşılacağı, gidildiği zaman neler görmek gerektiği de. Londra o kadar büyük, yoğun bir şehir ki, her neye meraklıysanız, onun Londrası’nı da yaşayabilirsiniz. Çizgi roman meraklıları bu tür kitaplara tahsis edilmiş dükkanlarda, gece yaşayanlar sabaha kadar kulüplerde, film tutkunları “üç seansı bir seans fiyatına” olan özel gösterim salonlarında günlerini geçirebilirler. Kırtasiye meraklıları için bir cennet, bahçe severler için vazgeçilemez bir örnektir. İster parklarda bahçelerde saatlerce yürüyüş yapar, ister Hyde Park’ta atla dolaşırsınız. O size kalmış; o ruh halinize, kimlerle birlikte olduğunuza, ne kadar para harcayacağınıza göre, ne olmak istediğinize düşünüp, karar verirsiniz.

Şimdi biraz şehrin diplerine, turistlerin bilmediği, öğrenmeye vakit bulamadığı köşelerine dalalım beraber. Bu bayram, dedim ya, şehrin en güzel zamanı. Hava iyi, tabii yanınızda bir küçük şemsiye bulundurmayı ihmal etmeyin. Bizim tatil uzunca; yani gidebilmeyi becerenler için vakit bol.

Gene de, hangi aralıkta olursa olsun, Londra’ya gidecekseniz, yorgun ve de argın geri döneceğinizi, hatta asıl tatile döndükten sonra ihtiyaç duyacağınızı da sakın aklınızdan çıkartmayın…

Sokak pazarları çok renkli

Londra’da öyle güzel, öyle değişik pazarları var ki, keşfe değer. Herkesin bildiği, Notting Hill’de Hugh Grant’in mevsimler değişirken yürüdüğü Portobello Road, tam bir turist buluşma noktası. Onun dışında antika pazarları, kıyafet pazarları, Camden, Leather Lane, Cahpel Market… Kimi son derece uygun fiyatlı ve yerel, kimi tam anlamıyla İngiliz. Bazılarında müzik yapanlar, kendince bir şovu tutturan satıcılar var. Karşınıza sürpriz bir Osmanlı tuğrası da, son derece “pop art” bir tablo da çıkabiliyor. Almasanız da bakıyorsunuz; pazarların kendine has gürültüsü içinde saatlerce dolaşırken, aslında o kargaşanın içinde eriyip gidiyorsunuz…

Londra’nın Sokak Pazarları

*Portobello Road, her turistin mutlaka uğradığı pazar. Artık pazardan ziyade bir nevi piyasa caddesi. Sadece Cumartesi günleri tam olarak açık. Notting Hill filmini sevenler, pazarı ezbere biliyorlar.

*Camden, bence çok daha güzel ve kanallarıyla çok romantik. Hafta sonları öğleden sonraları çok fazla kalabalık oluyor. Ama dünyanın en değişik insanları orada toplanmış gibi…

*Crystal Palace’daki Haynes Lane Koleksiyoncular Pazarı da sadece hafta sonları açık.

*Antikaya meraklıysanız, Bermandsey Meydanı’ndaki Antika Pazarı, Cuma günleri açık. Sabahları çok erken saatlerde meraklılar pazara toplanıyor. Çok hoş bir ortam var. Pazar, ayrıca Londra’nın en eski çarşısı.

*Islington’dan Angel’a doğru giderken Chapel Market var. Çok değişik, kendince tatları, kokuları olan bir Pazar. Değişik baharatlara, dünyanın uzak köşesinden gelen tatlara meraklıysanız, mutlaka gitmenizi öneririm.

*Giysi alışverişi için, “Leather Lane” çok uygun. Cerville Street’de. Fiyatlar fena değil.

*Bir de, pazar değil, ama ucuz giysi almak için, Oxford Street ile Edgeware Road’un köşesinde, tam Marble Arch’da “Primark” diye bir mağaza var. Hafta sonları kasaya ulaşmak için iki saat falan kuyrukta beklemeyi göze almak lazım. Fiyatlar, bizim semt pazarlarından daha bile uygun. Özellikle spor yapmak için tişörtler, şortlar, gündelik kıyafetler çok çeşitli. Belçika ve Fransa’dan günübirlik turlarla gelip sepet sepet kıyafet alan turistleri gördüm.

Festivaller Zamanı

Aslında Londra’da her zaman çok şey var. Galeriler sürekli değişiyor, sokak sergileri ve organizasyonları ile her an yapacak değişik şeyler bulunabiliyor. Ama bu sefer, Şeker Bayramı ve “London Design Festival” ile aynı zamana denk geliyor. 19-27 Eylül tarihleri arasındaki festival kapsamında fotoğraf, tekstil, moda ve mimari alanlarında yüzlerce değişik etkinlik var. Organizasyonlar şehrin değişik yerlerinde. Detaylı bilgi almak için londondesignfestival com’u ziyaret edebilirsiniz. Mutlaka görülecek birkaç şov bulacaksınız. Bir de çoğuna katılmak ücretsiz. Ayrıca, 18 Eylül’de de Londra Moda Haftası başlıyor. Şovlar National History Museum’da. İlgilenenler zaten duymuştur…

Londra, biraz da tiyatro demek Tam bayram zamanında, sayısız oyun var Londra sahnelerinde. Operada Hayalet, Sefiller, Aslan Kral, Chicago gibi klasikleşmiş müzikaller hala sahnede; görmediyseniz, Leicester Square’deki biletçide sıraya girerek, o günün kalan biletlerini ucuza alabileceğinizi zaten bilirsiniz. Mamma Mia, Peter Pan gibi eğlencelik müzikaller de arada iyi gider. Kırk küsur yıldır sahnelenen “Fare Kapanı”, hala oynuyor. Tabii bir sürü yeni şov da açılıyor. Filminden çok etkilendiğim “Showshank Redemption”un sahneye taşındığını gördüm. Ama şöyle “damardan birşeyler seyredeyim” derseniz, üzülmeyin, sonuçta Londra’dasınız. Bir sürü klasik tiyatro grubunun Sahekespeare yorumlarını izlemek mümkün. Bazıları dili sadeleştiriyor, bazı gruplar ise o devir İngilizcesi ve vurgulamalarını sahneye taşıyorlar. Tabii ikinci durumda hiçbir şey anlamamayı göze almak gerekiyor… Ben gidecek olsam, Trafalgar Studio’da Shakespeare’in Othello’sunu seçerdim.

Haydi konsere gidin!

Bizim tatil zamanı, Londra konser ajandası da bir hayli kalabalık. 18 ve 19 Eylül’de, Wembley’de Coldplay konseri var. Şöyle bir baktım, adını sanını hiç duymadığım, ama belli ki ciddi birer hayran kitlesi oluşturmuş olan onlarca değişik grubun konserleri de var. Ayrıca, 22 Eylül akşamı Royal Albert Hall’da Elton John sahne alıyor. Bilet fiyatlarına göz attım, 15 ile 20 pound arasında değişiyor.

F. Türkmenoğlu

Kategoriler
Gezi

Benzer Konular

  • f3be0a75

    Verona

    Shakespeare haklıydı; Verona aşkın ve güzelliğin şehri. Pencerelerden sarkan çiçeklerin gölgesinde yürüdükçe yürümek isteyeceğiniz sokakları, tarihin kokusunu burnunuza getiren antik yapıları, sımsıcak mekânları, büyüleyici Via Mazzini Meydanı’yla kent bir...