Limon Kokusuyla Büyülenmiş Amalfi Sahilleri?

İtalyan olmama rağmen, hakkında çok şey duyduğum Amalfi sahillerine daha önce gitme şansım olmamıştı. Büyük bir heyecanla Paskalya tatili için dört günlük bir program yaptım. Bunca zamandır duyduğum harika...

İtalyan olmama rağmen, hakkında çok şey duyduğum Amalfi sahillerine daha önce gitme şansım olmamıştı. Büyük bir heyecanla Paskalya tatili için dört günlük bir program yaptım. Bunca zamandır duyduğum harika övgülerin ne kadar gerçek olduğunu çok merak ediyordum. Cuma sabah 11.30’da Napoli Havaalanı’na inip, kiralık arabamla Ravello’ya doğru yola çıktım. Dümdüz yoldan uzakta gözüken dağlara yarım saat sonra ulaştığımda, havanın rengi, kokusu tamamen değişti. Dağların denize keskin inişleriyle kıvrılarak devam eden yoldan, doğanın yeniden canlandığı nisan ayında, yeşilin her tonunun en taze renkleri ve kokusuyla muhteşem bir manzaranın içinden yol alarak Ravello’da kalacağım otele geldim.

Amalfi sahilleri

Novasyonu beş senede tamamlanan 12’nci yüzyılda yapılmış Orient – Express gruba ait Hotel Caruso, tarihi, yörenin karakteristik özünden hiç uzaklaşmadan yapılmış sade dekorasyonu, sıcak atmosferi ve güler yüzlü, mütevazı personeli Bay Franco Girasoli ve Bay Massimo Dorino ile uzun zamandır hayal ettiğim dört günlük tatilimi daha da unutulmaz kıldı. İngilizce bir söz vardır çok sevdiğim: “Less is more” (Az olan çoktur). Otelin kurulu olduğu tepenin tarihi, güneşin doğuşu ve denizin adeta kucak açmış gibi karşıdan bana bakması, benim için ‘az olan çoktur’ bir durumdu.

Tabii deniz bana öyle kucak açmış dururken, keşfedeceğim lezzetlerin hayalini kurmaya başlamıştım bile. Özelikle de deniz ürünlerinin ve limoncellonun. Dağların yamacından iki arabanın zar zor geçtiği yola 20 dakika uzaklıktaki Amalfi’de hislerim beni gene doğru restorana götürdü. Deniz kenarında, girişinden restoran olduğunu zorlukla anlayabileceğiniz mütevazı bir yer. Yemekler harikaydı; manzara harikaydı; ama en unutulmazı, insanların samimi ve alçakgönüllü şekilde, işlerini severek yapmalarıydı. O kadar zevk aldım ki, içtiğim şaraptan mı, yoksa yaşadığım hazdan mı sarhoş olduğumu ayırt edemedim. O taraflara yolu düşecekler için hemen bilgi vereyim. Bahsettiğim yer, Ristorante Lido Azzurro Amalfi (Tel:089.871384 Bay Nino.) Limoncellonun yanısıra, bu bölge aynı zamanda buffalo sütüyle yapılan mozzarella ve ricotta (lor benzeri) peyniriyle de ünlüdür.

Amalfi sahilleri 2

“Anı yakaladım”

İkinci günümde arabayla yamaçlarda kıvrılarak Positano’ya gittim. Capri adasına gidebilmek için sabah Ravello’da kaçırdığım feribotu burada yakalamaya çalışıyordum. Merkezindeki butik tarzı mağazalara göz attım. Sanat galerilerinde çok güzel modern bronz çalışmalar, çoğunlukla gene o bölgeye özel daha çok limon temasının işlendiği seramik tabaklar yaratıcılığı zorlayacak çeşitlikteydi. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan feribotu yakalama telaşıyla, midemin ‘acıktım’ seslerinin ikileminde atıştıracak bir şeyler ararken, bir an durdum ve anı yakaladım. Positano’nun tadını çıkarmaya karar verdim. Capri feribotunu yakalamaktan vazgeçip, midemin sesini dinledim. Hislerime güvenip, deniz kenarındaki en son restoranı gözüme kestirdim; oraya doğru yürüdüm. “Yediğin, içtiğin senin olsun; gördüklerini anlat” diye bir deyim varmış Türkçede. Onu da yeni öğrendim. Uzatmayacağım; az ve öz söylemek gerekirse, bu güzellikler ve lezzetler karşısında şöyle dedim: “Cennetteyim.” Roze şarap Rosato Amalfitano eşliğinde deniz ürünleri, tabii ki yörenin limonlarıyla yapılmış limoncello, Baba’al Rhum tatlısı ve espresso ile noktaladığım öğle yemeği harikaydı. (Denemek isteyenler için Covo dei Saraceni – Positano. Tel:089.875400.)

Üçüncü günümde Ravello’dan feribotu yakalamayı başardım. Deniz üzerinde 1 saat 15 dakika süren yolculuğumda, kayalık dağların denizle öpüşmesini, yeşilin her tonunu, bebekler gibi sarılmış limon ağaçlarını hayranlıkla izledim. O muhteşem, dimdik, sağlam, duruşlarının karşısında kendimi ne kadar minik hissettiğimi tarif edemem.

Nerede o CaprI?

Capri adası çocukluğumdan bu yana dinlediğim hikâyelerin çoğunda, şıklığa, zenginliğe ve aşka ev sahipliği yapıyordu. Büyük bir merakla keşfetmeye başladım. İlk gördüklerimin hayallerimle örtüştüğünü söyleyemem. Feribotun ve diğer teknelerin yanaştığı kıyıdaki karakteristik özelliklerden uzaklaşmış, turistik café tarzı restoranlar ve mağazalar bende, bir adaya değil de, turistik bir açık hava müzesine geldiğim hissini uyandırdı. Sahilden Capri’nin merkezine çıkarken, tarihi ve adanın özelliklerini daha iyi görebildim. Bu sefer restoranımı hislerimle değil otelden aldığım tavsiyeyle seçtim. Ristorante Aurora-Capri restoranında klasik Paskalya mönüsü vardı: Lazanya ve mozzarella haşlanmış yumurta ile hazırlanmış kuzu eti. Restoranın duvarları orada yemek yemiş ünlülerin fotoğraflarıyla doluydu. Onlara bakarken, Capri’de olduğumu unutup, bir an kendimi Hollywood’da zannettim. Restoranın sahibi, eşi, kızı ve oğlu, tüm aile Paskalya olmasına rağmen işlerinin başındaydı. Çok sıcak bir ortamdı.

Bu dört günlük gezimde insanların mütevazılığı, geçmişlerine duydukları saygı, geleceğe, işlerine sevgi ile sarılışları, bozulmamış doğa, yamaçlardaki limon ağaçlarının büyüleyici güzelliği hafızamda yer etti. Yağmurdan zarar görmemeleri için güneşi geçiren ince örtülerle büyük bir titizlik ve itina ile örtülen limon ağaçları hazine saklar gibiydi.

İnsanların limona gösterdikleri saygı ve sevgiden çok etkilendim; hayran oldum. Yamaçların yeşili ile denizin mavisinin keskin birleşmesinin güzelliğini anlatmak, sözcüklere sığdırmak çok zor gerçekten. Kalbimi orada bıraktım. Görmeye ve tecrübe etmeye kesinlikle değer.

Baharla birlikte doğanın yeniden uyanışı, güneşin ışıltısı ile içimizi kıpır kıpır eden duygularımız, yeni yerleri ve yeni lezzetleri keşfetmemiz için bizi daha istekli kılıyor diye düşünüyorum. Bahar ayları sadece doğanın değil, bizim de yenilendiğimiz bir süreç. Sizlere yeni yerleri, yeni lezzetleri bolca keşfetme fırsatınızın olacağı, içinizde çiçeklerin açtığı mutlu bir bahar diliyorum.

“AMALFI’DE HİSLERİM BENİ YİNE DOĞRU RESTORANA GÖTÜRDÜ. YEMEKLER HARİKAYDI, MANZARA HARİKAYDI. O KADAR ZEVK ALDIM Kİ, İÇTİĞİM ŞARAPTAN MI, YOKSA YAŞADIĞIM HAZDAN MI SARHOŞ OLDUĞUMU AYIRT EDEMEDİM.

Carlo Bernardini

Kategoriler
Gezi
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Nasıl bir bavulla seyahate çıkmalıyım

    Nasıl bir bavulla seyahate çıkmalıyım?

    Büyük veya küçük, tekerlekli ya da normal, tek belki de çift bavul… Yanıma mı alayım, yoksa bagaja mı vereyim? Neleri yanıma alayım, neleri bavulda bırakayım? Daha birçok sorunuza pratik...
  • ayvalık-tatil gezi

    Bir Tatlı Huzur Mekanı Ayvalık

    1 Öpüşen balıkların ressamı Ressam Zeki Kaba. Uzmanlık alanı minyatür… Özgün at figürleriyle bu sanata farklı bir boyut katan, yurt içi ve yurt dışında sergilenen onlarca eseri bulunan ve...
  • İyonya

    Haftasonu Rotası; İyonya

    Önce mandalina bahçelerinin, sonra da zeytinliklerin arasından 8 km kıvrıla kıvrıla çıktık, meyve şaraplarıyla ünlü köye… Köy, bundan yaklaşık 1.600 yıl önce bazı Efesli Hristiyanlar tarafından kurulmuş. 19. yüzyılda...
  • Her Dem Eğlenceli Çeşme – Alaçatı

    Her Dem Eğlenceli: Çeşme – Alaçatı

    ‘Kalabalık’ diye tüm yaz gitmediyseniz, çeşme ve alaçatı’nın eylül güzelliğini kaçırmayın. birbirinden iyi mekânlar, muhteşem deniz, rüzgâr ve elbette mis gibi ege havası ve mutfağı… yaz enerjisi burada sürüyor....