Kozmik Oda’daki Aramalar, Devlet Sırrı Kavramını Gündeme Taşıdı

Suçlular ‘devlet sırrı’nın ardında… Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yönelik suikast girişimiyle ilgili iddiaların ardından Seferberlik Tetkik Kurulu’nda (STK) mahkeme kararıyla yapılan aramalar sırasında yaşanan tartışmalar, Türkiye’de ‘devlet sırrı’ kavramını...

Suçlular ‘devlet sırrı’nın ardında…

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yönelik suikast girişimiyle ilgili iddiaların ardından Seferberlik Tetkik Kurulu’nda (STK) mahkeme kararıyla yapılan aramalar sırasında yaşanan tartışmalar, Türkiye’de ‘devlet sırrı’ kavramını daha önce hiç olmadığı kadar canlı bir şekilde gündeme taşıdı. Yorumcular genellikle, ulus devlet mantığı içerisinde devlet sırlarının varlığını doğal kabul etmekle birlikte, bunun kapsamı ve açıklanma süresi konusunda çeşitli görüşler ileri sürüyor.

Kozmik Oda’daki Aramalar, Devlet Sırrı Kavramını Gündeme Taşıdı

Görüşlerini aldığımız gazeteci, yazar ve hukukçular, Türkiye’de ‘devlet sırrı’ anlayışının, pek çok bilginin kamuoyunun gözlerinden uzak tutulması sonucunu doğurduğunu ve bu örtünün ardına gizlenerek hukuksuz işlerin görüldüğünü dile getiriyor.

Hrant Dink cinayeti öncesinde de, emniyet ve istihbarat teşkilatlarının, cinayetin işleneceğinden haberdar olmalarına karşın, ‘gizlilik’ perdesi kullanılarak, cinayeti önlemek için gerekli olan tedbirleri almadığı ve bu sayede cinayet planının adım adım uygulamaya konduğu biliniyor. Öte yandan, mahkeme sürecinde de, avukatların incelenmesini istediği bazı belgeler, örneğin, İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in, cinayetin azmettiricisi Erhan Tuncel’le ilgili teknik takip ve inceleme raporlarının 75 sayfası, “devlet sırrı” olduğu gerekçesiyle gizli tutulmuş ve inceleme dışı bırakılmıştı.

Bu olaylar yaşanır, cinayetle ilgili bilgiler bir sır perdesinin ardında yok edilirken, araştırmaları sonucunda ulaştıkları cinayete ilişkin bilgileri kamuoyunun dikkatine sunan gazeteciler, ‘gizli belgeleri yayımlamak’ suçlamasıyla mahkemeye sevk ediliyordu. Bütün bunlar, Türkiye’de ‘devlet sırrı’ anlayışının, birtakım suçları örtmek, suçluları gizlemek ve nihayetinde demokrasinin kök salmasını engellemek amacıyla kullanıldığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösteriyor.

“Polisin, jandarmanın gizli dediği belgeler fiilen devlet sırrı oluyor”
Kemal Göktaş, gazeteci

Hakkımda açılan davada Ceza Kanunu’nun “Yasaklanan bilgileri açıklama” başlıklı 336. maddesini ihlal ettiğim gerekçesiyle 3-5 yıl arası hapsim isteniyor. Açıklayarak suç işlediğim iddia edilen belge, Trabzon Emniyeti’nden İstanbul Emniyeti’ne cinayetten bir yıl önce gönderilen ve Hrant Dink’e yönelik eylem yapılacağını bildiren belgedir. Bu belgeye TBMM raporunda da yer verilmişti. Buna rağmen savcılık hakkımda dava açtı.

Yayımladığım belge devlet sırrı niteliğinde değil. Ama yasa, sadece devlet sırrı niteliğinde olan belgeleri değil, yetkili kurumların açıklanmasını yasakladıkları her türlü belgenin yayımını suç sayıyor. Yani kozmik odalarda saklanan devlet sırları dışında, bir de polisin, jandarmanın kendi kafasına göre belgelere ‘gizli’ damgasını vurma yetkisi var. Böylece bunlar da fiili olarak devlet sırrı kategorisine sokulmuş oluyor.

Devlet sırrı veya açıklanması yasaklanmış belgelerin bu kadar çok olması, saklanmak istenen gerçeğin vahim boyutunu ortaya koyuyor. Halka karşı işlenen birçok suçun izinin bu arşivlerde bulunduğunu tahmin etmek zor değil. Bu sırların açığa çıkmasından korkmaları da bu nedenle anlaşılır. Yargılanmama neden olan belge, Hrant Dink’in devletin bilgisi dahilinde öldürüldüğünü gösteriyor. Bu da gösteriyor ki, tarihimizin acı veren birçok olayının izinin sürülmesi ve sorumluluğun soyut kurumlardan somut kişilere yöneltilebilmesi için devlet sırrı veya gizli belgelerin tamamının açıklanmasını istemek çok önemli bir demokrasi talebi haline gelmiştir.

“Herkesin devleti, herkesin sırrı ayrı”
Nedim Şener, gazeteci

Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak, üzerinde “Gizli” damgası bulunan istihbarat raporlarını yayımladığım için “gizli belge temin etmek ve gizli belge yayımlamaktan” yargılanıyorum. Ve yayınladığım belgelerin ‘devlet sırrı’ olduğunu iddia eden bir mahkeme değil, Dink cinayetinde sorumluluğu olduğu ortaya çıkan İstihbarat Dairesi eski Başkanı Ramazan Akyürek’ti.

Dink cinayeti davasında mağdur avukatları, Emniyet İstihbarat Dairesi’nden hem Hrant Dink, hem de Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’le ilgili tüm istihbarat raporlarını talep etti. Mahkeme bu talebi Emniyet İstihbarat Da-iresi’ne gönderdi. İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek kendi imzasıyla gönderdiği bir yazıyla, “devlet sırrı” olduğu gerekçesiyle raporların tamamını göndermezken, gönderdiği çok küçük bir belge demetinin de mahkeme başkanı tarafından okunur okunmaz imha edilmesi talebinde bulundu. Ve bu talebi bulunan kişinin kısa süre sonra Dink cinayetindeki ihmal iddiaları Başbakanlık raporlarıyla ortaya çıktı.

O zaman akla, “‘Devlet sırrı’ kavramı arkasına saklanıp, Hrant Dink cinayetinin aydınlanması mı engellenmeye çalışılıyor?” şeklinde bir soru geliyor. Ama bu belgeler için devlet sırrı denilse de, gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağladığı için, tüm riskleri almaya değerdi. Şu anda STK’de yapılan aramayla Dink cinayetini bir araya getirdiğimde, ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor; herkesin devleti ve herkesin ayrı sırrı var.

“Bütün Pelitli’nin bildiği bir ‘devlet sırrı’ arkadaşımızın canına mal oldu”
Ertuğrul Kürkçü, gazeteci

Yurttaşın denetleyemeyeceği bir devlet olmaması gerekir. ‘Devlet sırrı’nın çok ince bir zar olarak belki kabul edilebilir, ama sonuçta yurttaşların bütün temel bilgilere erişebilmesi gerekir. Devlet sırrı demek, devlet, yurttaşına karşı fesat içerisindedir demektir. Sır kavramının kendisi de, devleti yurttaştan ayıran, yurttaşın aklının eremeyeceği bir şeyler olduğu gerçeğini ifade eder, fakat sonunda çuval patlar ve sırlar işportada gezmeye başlar…

Hrant Dink cinayetinde, eğer Samsun’dan Trabzon’a uzanan haberleşme trafiği üzerlerinde gizlilik damgaları olmasaydı, bir yıldan fazla süredir devem eden cinayet hazırlığı mutlaka bir başkasının ilgisini çeker ve bu cinayet henüz teşebbüs haline ulaşmadan önlenebilirdi. Devlet sırrı kavramının arkasına saklanan jandarma komutanları, emniyet müfettişleri ve müdürleri, istihbarat daire başkanları bu bilgileri saklayabildikleri, saklamayı ‘devlet sırrı’ adı altında başarabildikleri için, ne yazık ki katil, neredeyse bir yıl evvelinden bütün Pelitli’nin bildiği ama devlet sırrı olan bir girişimle arkadaşımızın hayatına son verdi.

“Sırların üzerine gidenlere destek olmalıyız”
Roni Margulies, şair, yazar

Ben devletin halk yararına kurulmuş bir aygıt olmadığına, egemen sınıfın bir baskı aracı olduğuna inandığım için, devlet sırları olmasını da, bunun yasal bir savunma olarak kullanılmasını da doğal karşılıyorum. Dahası, 6-7 Eylül olaylarının, Maraş katliamının, Hrant’ın öldürülmesinin, binlerce faili meçhul cinayetin ve daha nice pisliğin hep devlet marifetleri olduğunu da Türkiye’de yaşayan herkes zaten biliyor.

Bunlar tabii ki “sır” olacak. “Biz yaptık, he he” diyecek değiller ya!

Doğal karşılıyorum, ama bugün çeşitli nedenlerle bunların bir kısmının üzerine giden AKP hükümetine, Ergenekon savcılarına, kozmik odaya giren Kadir Kayan gibi hâkimlere, bu konuda sonuna kadar destek vermemiz gerektiğine inanıyorum ve bunu yapmayı çok önemli buluyorum. Devletin temel niteliği değişmeyecektir, ama bu pisliklerin ve faillerinin ortaya çıkarılması ve cezalandırılması, Türkiye’deki değişim mücadelesi açısından çok büyük simgesel önem taşıyor. Devletin sorgulanmasına, Kemalizm’in zayıflatılmasına yarıyor. İyi oluyor.

“Suçun olduğu yerde devlet sırrı olmaz”
Ergin Cinmen, hukukçu

Türkiye’de devlet içerisinde olan yapılanmaların, “devletin ve milletin menfaatlerini” gözeterek hangi operasyonlara girdikleri belli. Hrant Dink’in katledilmesi de bir suçtur ve suçun olduğu yerde devlet sırrından söz edilemez. Ancak, Hrant Dink cinayetinde “sır”rı bir tarafa koymak gerekir, çünkü bu cinayet sırrı aşmış durumdadır.

Hrant Dink’i öldürenler şu anda yargılanıyor, öldürülmesine neden olan görevliler de çok açık bir şekilde ortadadır. Devlet kademelerinin ajan provokatörleriyle birtakım meczup insanları nasıl örgütlediği, örgütledikten sonra önlerini nasıl açtığı ayan beyan ortadadır.

Devlet sırrı Dink’in katillerinin açığa çıkmasına engel olmuyor ama burada daha vahim olan bir gerçeklik var: Diğer katiller açıkta ama yargılanamıyor. Ramazan Akyürek’in, Celalettin Cerrah’ın, Ahmet İlhan Güler’in cinayetteki sorumluluğu artık devlet sırrı değil, ancak bu insanlar yargılanamadı. Bu, dünyada görülmüş en büyük hukuk rezaletidir.

“Devlet sim halesi çeteleşmenin önünü açıyor”
Ümit Kardaş, hukukçu

Siyasi iktidarla askerin mücadelesi bugün iyice görünür bir hal almış durumda.

Bu çatışmanın gösterdiği şu: Ya asker-devlet rejimine devam edeceğiz, ya da demokrasinin içeriğine uygun sivil bir algı geliştireceğiz. Demokrasilerde, normalde meclisin güvenlik sektörü üzerinde, hükümet üzerinden sağladığı bir denetimi vardır. Bugün yaşadığımız sorun, iktidar olmaya alışmış bir kurumun, iktidarı elden bırakmak istemiyor olması ve de çok yakın bir gelecekte gerçekleşecek olan şeffaf ve hesap verebilir bir pozisyona girmemeye direnmesinden kaynaklanıyor. Devlet sırrı denen şey de tamamen buna bağlı bir şey. Bu, keyfi bir duruma işaret ediyor, devlet sırrının ne olduğu, bu sırrın sınırlarının nerede başladığı, kimin bu sırra vâkıf olacağı tamamen belirsiz. Devlet sırrının yarattığı bu gizlilik halesi içerisinde çeteleşmenin ve illegalitenin önü açılıyor.

FUNDA TOSUN

Kategoriler
Gündem

Benzer Konular

  • Kozmik oda

    “Kozmik Oda”dan Ne Çıkabilir…

    SIFIR NOKTASI Oral Çalışlar   “Kozmik oda”ya girildi çıkıldı. Sonra yeniden girildi. Asker bu işten hiç hoşlanmadı. Mahkemeye başvurdu “devlet sır”rının hakim tarafından incelenmesininin durdurulmasını istedi. İsteği kabul edilmedi....