KOPENHAG (COPENHAGEN)

İklim değişikliği söz korunu olduğunda, zirveden çok sonra da Danimarka başkentini izlemeye devam etmek için sebeplerimiz nar bu şehir çağdaş sanat ipin yeni platformları besliyor. Bir kere şehrin galerileri...

İklim değişikliği söz korunu olduğunda, zirveden çok sonra da Danimarka başkentini izlemeye devam etmek için sebeplerimiz nar bu şehir çağdaş sanat ipin yeni platformları besliyor. Bir kere şehrin galerileri her zaman büyük kalabalıklarla büyük uluslararası sanat flüorlarına kucak açıyor ve şehrin sanatçıları da giderek artan bir şekilde müzelerin sergi programlarında varlıklarını daha çok hissettiriyorlar. Müthiş bir biçimde diğer şehirlerin sanat dünyasındaki ‘tavır’ sorunundan arınmış olan Kopenhag dikkatle izlemek ve ziyaret etmek için önemli bir yer.

Varlıklı ve kibirli İsveç’in aksine, Danimarka, İskandinav modeli sosyal demokrasiyi sürdürmeyi başarırken, globalize bir ekonomiyle yaşamanın getirdiği gerilimle ve sonuçlarla -göç. sosyal sorunlar, piyasadaki düşüş- daha fazla uğraşmak zorundaymış gibi görünüyor. Bu da Kopenhag’ı İskandinavya ve kıta Avrupası arasındaki geçit haline getiriyor; bu yüzden Kopenhag’ın sanat sahnesindeki hikayesinin aynı zamanda bir göç ve eve dönüş hikayesi olması şaşırtıcı değil.

Carlsberg Danimarka’daki en eski ve en büyük sanat sponsorlarından biri ve 2008’de yeni arazisine taşınmadan önce 161 senedir Kopenhag’ın kenar mahallelindeki Valby bölgesinde bira mayalıyordu. Eski yerlerin yeni kültürel yerleşim yerlerine dönüşmesine katkıda bulundu ve bu sayede burası bugünlerde Nicolai Wallner ve Nils Staerk gibi önde gelen ticari galerilere ev sahipliği yapıyor. 1990’ların başlarında çağdaş galeri sahnesine öncülük eden Wallner, Elmgreen & Dragset, Joachim Koester ve Jeppe Hein gibi kendi bahçesinde yetişen yıldızlan ve Dan Graham, Jonathan Monk ve Douglas Gordon gibi uluslararası sanatçılan sunuyor. VValIner ve Stark geniş sergi alanlarından ve öncü işbirliği ruhundan yararlanıyorlar. Ticari galeriler de yeni bir sanatçı sahnesi olan IMO ve BSK Garage’la 2000 metrekarelik alana katıldılar. Burası Danimarka Krallığı Güzel Sanatlar Akademisi için bir vitrin ve şehirde üniversitenin beşiğindeki sanatsal gelişmelerin tüm spektrumunu yansıtan bir sanat merkezi yaratıyor… Ve evet…elbette ticari sonuçlar için…

Hazır ticaretten bahsetmişken, içki Danimarka’da oldukça büyük bir iş. İskandinavya ziyaretçileri için. Kopenhag diğer İskandinav ülkelerindeki tuhaf içki karşıtlığına varmadan önce son-şans meyhanesi gibi. Sigara da öyle, ve Kopenhag’ın samimi barian, böyle zevklerin yasaklandığı ülkelerin vatandaşlan için boğucu şekilde dumanlı. Ve burada da. sanat merkezi bir rol oynuyor. Jeppe Hein’in barı, Karriere (bir aile işi – sanatçının kız kardeşi Laerke Hein ile birlikte kurulmuş; ve babaları da sıklıkla barda çalışıyor) kasabadaki en iyi içki duraklarından biri.

Burası başka metropollerin standartlarına göre ıssız bir gece mekanı gibi görünebilir ancak buraya gelmenin esas sebebi Oan Graham’ın dışarıdaki heykeli de dahil, burada bulunan 30 sanatçının eserleri, Elmgreen ve Oragset tarafından tasarlanmış kokteyl stilli neon ışıkları, Danimarka doğumlu Dlafur Elliasson’un bilimkurgu enginar şekilli abajurları, Hein’in kendisi tarafından yapılmış yavaşça hareket eden bir bartop ve DanimarkalI ikili Aslak Vilbaek ve Peter Dossing tarafından dizayn edilmiş arsız tuvalet girişi. Burası karmaşık, psikolojik olarak sinirleri bozan bir sanat eseri bulmayı bekleyeceğiniz bir yer değil, ancak size tavsiyem, eğer yolunuzu bilmiyorsanız, tuvalete varmak için acele etmeyin.

Karriere bar

Carlsberg binasındaki galeriler gibi. Karriere de büyüyen bir sanat sahnesi. Bunun nedeni yalnızca barın kendi gazete formatındaki sanat dergisini yayınlaması ve kârının belirli bir kısmını sanata fon olarak ayırması değil, ya da Hein’in aynı zamanda, geçen seneki Art Copenhagen’ın sanatçılarını ortaya çıkaran State of Art in küratörlüğünü yapması da değil, aynı zamanda bu bölgenin Bo Bjerggaard ve VI galerilerine de ev sahibi olması. Ve Carlsberg’de olduğu gibi, burada da bu çekiciliğe tezat oluşturan bir algı sözkonusu. Bjerggaard Danimarka’nın en ünlü ressamı, en az Georg Baselitz, Sigmar Polke, Jannis Kounellis, Erwin Wurm ve Jonathan Meese gibi uluslararası “ağır toplar” kadar önemli olan, Per Kirkeby’i sunuyor; VI Galeri’nin ise yeni su yüzüne çıkan sanatçılarla daha dağınık bir vizyonu ve sokak sanatına bir bağlılığı var.

Aşağı Bredgade’de ise çağdaş sanat galerileri Orta Cağ antik dükkanlarının arasına sokulmuş durumda. Kopenhag’ın merkezindeki bu sokak son zamanlarda bir yeniden oluşum sürecinden geçti. Martin Asbaek, ailesinin galerisini geniş bir alanda yeniden kurdu ve Mogadishni gibi galeriler daha uzak bölgelere taşındılar. David Risley ise daha da fazlasını yaptı ve 2009 Nisan’ında Londra’nın Bethnal Green’inden Bredgade’e göç etti. Risley’in programı Londra’daki çok miktarda yerel sanatçının karışımıydı. bu da ona Dexter Dalwood ve Ryan Gander gibi sanatçılan sunma fırsatı tanımıştı, “insanlar burada daha rahatlar” diyor Risley. “ve koleksiyonerler daha sadık ve ilgililer.”

Birkaç kapı ötedeyse 1989’dan beri köklü bir galeri olan Mikael Anderson’dan Christian Rud Andersen ile karşılaşıyoruz. Bu galeri 1990’lardan beri Berlin’deki Max Hetzler galerisiyle karşılıklı ilişki içerisinde. Şimdilerde Danimarka sanatındaki büyük gümbürtü -özellikle de resimde, Tal R ve John Korner gibi uluslararası ihraçla birlikte- daha çok resme dayanan sanatçılar için iyi bir gelişme olduysa da, galeri yine de Almanya bağlantısını sürdürmekte ve Eylül 2007de Berlin’de de bir şube açmış bulunmakta.

Bredgade’in biraz ilerisindeki Christina Wilson’un Danimarka sanat piyasası konusunda bir sıkıntısı var. Çoğu galerinin ortak sıkıntısını dile getiriyor ve koleksiyonerlerin düşük bir bütçelerinin olduğundan, ortalama 40 bin kronun ya da 5000 poundun üzerine çıkmadıklarından bahsediyor, ki bu uluslararası piyasayla kıyaslandığında yüksek bir rakam değil.

Wilson, genç kadın sanatçıların Danimarka’da erkek meslektaşlarından daha zor tutunabildiğine inanıyor. Bu da onun son karma sergisinin alaycı adını nerden aldığını gösteriyor: Gökten Erkek Yağıyor. Onun kadrosunda Sophie Cali ve Kirstine Roepstorff gibi önemli kadın sanatçılar var. Ancak elbette erkek sanatçılardan nefret etmiyor, giderek artan bir üne sahip olan yönetmen Jesper Just da, sunduğu sanatçıların arasında.

Londra ve Newyork sanat piyasalarının can çekilmesiyle ve Berlin’in giderek Shcreditch’e daha tozla benzemesiyle. Kopenhag’ın mütevazı tavrı, buranın yavaş yavaş ciddi bir çağdaş sanat başkenti haline geldiği ğerçeğini saklıyor

Kentin diğer tarafında, popüler Vesterbro’da, sanatçılann gösterim bölgesi Koh-i-noor’un üyeleri buranın perişan geçmişinden gurur duyuyor gibi görünüyorlar: galeri olmadan önce burası bir genelevmiş. Koh-i-noor eskiden dünyanın en geniş alanıymış ve sonraları adı sömürgeci bir zenginlikle ama aynı zamanda da buradaki ucuz göçmen evleriyle anılmış. Böyle bir geçmiş referansı olan, yeniden yapılandırılmaya girişilmiş bu göçmen bölgesi bir galeri için oldukça ironik olsa gerek. Buradaki sanatçılar bölgede duvarlara grafiti yapmaktan başka bir şeyler resmedenlerin bir tek kendileri olduklannı iddia ediyorlar. Grup, Danimarka’daki üç sanat okulundan biri ve tartışmalı bir biçimde konsepte dayalı çalışmalara en açık olan Odense’deki Funen Sanat Akademisi’nde tanışmışlar.

Görünen o ki, Kopenhag sanat sahnesi önemli bir büyümenin eşiğinde, daha fazla sanat sahneleri açılıyor ve galeriler Bredgade gibi daha ilgi uyandıran yerlere taşınıyor. Yine de söz konusu olan çağdaş sanat enstitüleri olunca Kopenhag geride kalıyor. Ne Kraliyet Akademisi’nin ardındaki Charfottenborg Sanat Merkezi, ne de eski bir kilisede konumlanmış deneysel Nikolaj Sanat Merkezi, güçlü bir uluslararası şöhrete kavuşamadı. Gu yüzden de her zaman hırslı olan Nicolai VValIner şimdilerde şehirde bir sanat merkezi kurma planlanndan bahsediyor.

Ancak şu anda var olan duruma göre, eleştirmenlerin seçimi muhtemelen köprünün diğer tarafında, İsveç’teki Malmö Konsthall olacaktır. Ancak orası da bir DanimarkalI tarafından yönetiliyor: yazar ve kürator Jacob Fabricius. Fabricius İsveç’in çağdaş sanat tutumunu öve öve bitiremiyor. Malmö’de büyük bir sanat okulu var ve gerçek şu ki, buradaki iyi galeriler Stockholm’dan buraya taşınıyor, bu da Kopenhag’la arasında sağlıklı bir rekabeti geliştirmeli. Danimarka’da en iyi bilinen müze hâlâ Louisiana Modern Sanat Müzesi. Burası trenle birbuçuk saat uzaklıktaki özel bir kurum ve 1950’lerin mimarisiyle ve sahildeki yerleşimiyle muhteşem bir yer. Ziyaretçiler de heykellerle dolu bahçeyi gezerken gayet mutlu görünüyorlar.

Kopenhag’a geri döndüğümüzde, taksi şoförümüz bizi DanimarkalI sanat kolektifi Superflex’in işçi sınıfı bölgelerinden bilinde bulunan stüdyosuna götürmeyi reddediyor, çünkü söylediğine göre son günlerde orada sokağın ortasında güpegündüz vurulmalar yaşanmış. Geçtiğimiz yıllarda hükümet buradaki yerel uyuşturucu trafiğine ve çete kaynaklı şiddete son vermek istemişti. Superflex’in antikapitalist filmi Ekonomik Kriz (2009) medya yorumculan tarafından kullanılan travma dilini, izleyicileri giderek daha derin bir şekilde ekonomik felaketin içine sokan bir hipnozcu üzerinden alaya alıyordu. Londra’daki Frieze Projeleri’nin bir parçası olarak geçen sonbaharda gösterilen ve şimdi de Nils Stark’ta gösterimde olan film, Kopenhag’daki iklim değişikliği zirvesinin içeriğine yeni bir anlam yüklüyor.

Londra ve New York sanat piyasalarının can çekişmesiyle ve Berlin’in Shoreditch’ten giderek daha da fazla taşmasıyla, Kopenhag’ın mütevazı tavrı buranın yavaş yavaş ciddi bir çağdaş sanat başkenti haline geldiği gerçeğini saklıyor.

Kategoriler
Kültür&Sanat

Benzer Konular