Komutanların AKP İktidarına Bakışı

Genelkurmay içinde çok etkili konumda olan komutanlar: “Batı Çalışma Grubu geride kaldı. Yerine yeni bir kurum da koymadık. Şu anda AKP´yi izlemekle yetiniyor ve küçük küçük notlar alıyoruz. Özellikle...

Genelkurmay içinde çok etkili konumda olan komutanlar: “Batı Çalışma Grubu geride kaldı. Yerine yeni bir kurum da koymadık. Şu anda AKP´yi izlemekle yetiniyor ve küçük küçük notlar alıyoruz. Özellikle Meclis Başkanı´nın türban atakları bizi rahatsız ediyor. Tehlike oluştuğu zaman grubu kurar ve mücadelemizi veririz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.”

Erdal İpekeşen_0_0_0

Erdal İpekeşen

AKP´nin iktidara gelmesinden sonra birçok general dostumla uzun uzun sohbetlere giriyorum. Yeni parlamento yapısına ve bakanlara nasıl baktıklarına dair izlenimler almaya çalışıyorum. Tabii, konu hakkında Genelkurmay´ın düşüncelerini öğrenmeye de.

Refahyol döneminde kurulan `Batı Çalışma Grubu’nun halen faaliyette olup olmadığı, ya da yerine yeni bir yapılanmanın oluşturulup oluşturulmadığını didikliyorum.

Genelkurmay içinde çok etkili konumda olan dostum bu sorularıma kısa, ama öz bir yanıt veriyor.

“Batı Çalışma Grubu geride kaldı. Yerine yeni bir kurum da koymadık. Şu anda AKP´yi izlemekle yetiniyor ve küçük küçük notlar alıyoruz. Özellikle Meclis Başkanı´nın türban atakları bizi rahatsız ediyor, ama tepkimizi şimdilik kamuoyu önünde değil, kapalı kapılar ardında birebir konuşarak dile getiriyoruz. Ulu önder Atatürk´ün, Türk Ordusu´na yüklediği görevler arasında neler olduğunu biliyorsunuz. Tehlike oluştuğu zaman grubu kurar ve mücadelemizi veririz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.”

O gün konuşulanlar arasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer´in Meclis Başkanı´nın türbanlı eşinin elini sıkması ve protokolde tepki göstermemesi de vardı. Askerler, cumhurbaşkanına tepkisiz kaldığı için kızgındı.

Anlaşılan o ki, dostumun söylediği gibi kapalı kapılar ardında gerekli yerler ikaz edilmiş ve cumhurbaşkanının türbana bir daha izin vermeyeceğine dair açıklama basının gündemine düşmüştü.

Kurbağa masalı

Bir başka komutan dostum ise AKP iktidarına bakışını “Uyanık ve dikkatli olmayan kurbağa masalı” ile dile getiriyordu. Adam, yakaladığı kurbağayı kaynar suda pişirip, yemek istiyormuş. Ancak kaynar suyun içine attığı kurbağa her seferinde zıplayıp kazanın dışına kaçıyormuş. Adam, bakmış olacak gibi değil, kendince dâhiyane bir plan yapmış. Bu kez içi soğuk su dolu kazana kurbağayı atmış. Kurbağa, bakmış canı yanmıyor, hatta hoşlanacağı bir ısıda su birikintisi var, keyiflenmeye başlamış ve sıçrayıp kaçmamış. Bu esnada adam kazanın altındaki ocağın ateşini yavaş yavaş açmaya başlamış. Önce ılınan suda kurbağa daha da rahatlamış ve keyif yapmaya başlamış. Bu arada adam suyun içine yiyecek de atmaya başlamış. Ilık sudan adaleleri gevşeyen, atılan yiyecekten midesi dolan kurbağa, gitgide ısınan suyun farkına bile varmamış. Kaynama noktasına gelince de iş işten geçmiş. Zira dolu mide, gevşeyen adale yüzünden kurbağanın sıçramaya hali kalmamış. Adam da kaynattığı kurbağayı ağız tadıyla midesine indirmiş. Bu hikayeyi anlatan komutan dostum sözlerini şu cümleyle bağladı: “Ninnilerle uyuduk, uyutulduk. Masallarla aldatıldık, uyuşturulduk.”

Medyatik köpek

Pako, Hürriyet yazarı Bekir Coşkun´un tüyler içinde kaybolmuş köpeğinin adı… “Hayvan hakları kavgasını” köpeğine yazdırdığı satırlarla dile getiren yazar, bugünlerde çok üzüntülü. Zira, Pako ile beraber evde yaşayan üç köpekten biri olan Rok, yaşama veda etti. Bekir Coşkun ve eşi Andre de günlerden beri yasta. Neden Bekir Coşkun ve medyatik köpeğine değindiğime gelirsek. Ben, onların hüzünlü hallerinde kendimden bir şeyler buldum. Yaşadığım, gördüğüm olaylar film şeridi gibi gözümün önünden geçmeye başladı. Bugüne kadar gördüğüm en akıllı köpek, bir kafede karşılaştığım Danua cinsi köpekti. Kafenin sahibinin bu şirin dostu, mekânın maskotu gibiydi. Müşterilerle barda oturup özel bardağından meyve kokteylini içerek arkadaşlık ederken, sahnede çalan müziğe de kafası ve kuyruğuyla tempo tutmak, belli başlı özellikleri arasındaydı. O koca cüssesiyle kafeye gelenlerin sevgilisi gibiydi. Hiç unutmam bir gün beni kapıdan girerken görünce karşılamak için harekete geçmiş ve giriş holünde koşmaya başlamıştı. Tam üzerime atılmak için hamle yaparken de cam kapıyı fark etmeyip kafasını çarpmıştı. İşte o anda kafasını iki ön ayağının arasına alıp ovarak `uf…uf’ diye sesler çıkarmaya başlamıştı. “Bu köpek resmen konuşuyor” diye hem durumuna üzülüp hem de gülerken, başını okşamaya başlamıştım. Daha sonra benimle beraber salona yürümeye başlamış ve koltuklardan birine kurulduğumu görünce de yanımdakine oturmaya çalışmıştı. Koca vücudu o dar koltuğa sığmıyor ve her hamlesinden sonra yere düşüyordu. Bıkmadı, inat etti ve yarısı yerde diğer kısmı koltukta kalacak şekilde yanımda yerini aldı. Oturduğum süre boyunca kâh meyve kokteylini içti, kâh beni yaladı, kâh müziğe eşlik etti. Onunla paylaştığım iki saatin nasıl geçtiğini inanın anlayamadım. Aradan geçen günlerde, birçok arkadaşımı bu kafeye götürüp dört ayaklı dostumla tanıştırdım. Kimini sevdi yanımıza geldi, kimini hiç sevmedi başka masada ya da barda oturup benim onun yanına gitmemi bekledi. Onu ilk gördüğüm günün üzerinden 11 ay geçmişti ki acı haberi geldi. Kendini bilmez müşterilerden biri ona şeftali vermiş ve boğazına takılan çekirdek nefes borusunu tıkadığı için çırpına çırpına ölmüştü. Mekânın sahibi günlerce bu can dostunun yasını tuttu ve fotoğrafına bakıp bakıp ağladı. Tabii, aynı şekilde bizler de. Belki de bir köpeğin anısına müşterilerin kaldırdığı içki kadehlerine ilk kez bu kafede tanık oldum.

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular