Koca Olmaktansa Sevgili Olmak Daha Kolay

HONORE de BALZAC’ın tahayyül gücü, ve herhangi birşeyi saniyeler içinde algılayabilme yeteneği devasa boyutlarda olduğundan, (ve de erkek olduğundan), ‘Koca-Sevgili’ detayında, onun tavsiyesine uyan erkekleri benim gibi hoş görenler...
Honoré de Balzac

HONORE de BALZAC’ın tahayyül gücü, ve herhangi birşeyi saniyeler içinde algılayabilme yeteneği devasa boyutlarda olduğundan, (ve de erkek olduğundan), ‘Koca-Sevgili’ detayında, onun tavsiyesine uyan erkekleri benim gibi hoş görenler de olabilir, hoş görmeyenler de olabilir. Bu erkeklerin sorunu malum…

Fakat, erkek ve kadın, hepimiz ortak bir noktada buluşur; Balzac’ın bizleri büyüleyen tahayyül yeteneğinin esas mahsulünü, birçok eserinde egemenleşen romantik eğilimde görürüz. Ve, onun algılama yeteneğindeki realizm boyutları ile 19. yy Fransa’sının ikinci çeyreği, “Comédie” eserinde harikûlade bir resim olarak çıkar karşımıza. Balzac, eserlerini, “La Comédie humaine-İnsanlık Komedisi” adı altında toplamıştır. (La Comédie humaine”, Dante’nin “The Divine Comedy”sinden türer)

Yazarımız, delikanlılığında Sir Walter Scott’un eserlerinin içinde kaybolurcasına yaşadı. İnsan sarrafı olan Balzac öteki yazarlardan oldukça farklıydı. Dickens gibi mizahçıydı, fakat Dickens’ın karikatürcü yönü daha genişti. Thackery gibi hicivciydi, taşlamayı seviyordu, fakat Thackery’nin hiciv tutkusu daha fazlaydı. Meredith gibi analist idi, ancak Meredith daha kurnazdı. Tahayyülü Poe gibi genişti ama Poe daha fantastik düşünürdü. Swift gibi olumsuzcuydu ancak Swift daha iğneleyiciydi. Anlatımı Defoe gibi realistti fakat Defoe’nun anlatımında -gerçek gibi görünme- daha baskındı. Tabiatı ve insanı tarif ederken bıraktığı etki Scott’un eserlerinde olduğu gibi göz kamaştırıcıydı ve fakat Scott onun idolüydü, ustasıydı, efendisiydi…

Geçinebilmek için yazmak zorunda olan Balzac 92 roman yazdı, ve 1829’da romanlarını tekrar yayımlamaya başladı. Tarihi romanı “Les Chouans” Balzac’ın edebiyat hayatının başlangıcıdır. Sir Walter Scott’un etkisi altında olan Balzac aynı yıl realist romanı “Physiologie du mariage”yi çıkardı. Ondan sonraki 21 yıl boyunca örneği olmayan bir üretkenlikle yazdı. 1842 yılında kitaplarını “Comédie humaine” adı altında düzene soktu. Bu bölümler: Paris’den taşraya özel hayat, zengin aristokratlardan orta sınıfa, hizmetçilerden genç aydınlara, suçlulara, kincilere, ve intikamcılara kadar uzayan bir mozaik oluşturdu.

“Eugéne Rastignac” gibi unutulmaz karekterleri vardır. Edebiyatta realizmin yaratıcılarındandır. Balzac’ın “Gariot Baba” adlı eseri edebiyat tarihinin başyapıtlarındandır. Bu eserinde bir toplumun portresini çıkarır, ve, “Gariot Baba” Balzac’ın ne kadar mükemmel olduğunun göstergesidir. Politik, askeri, ve köy hayatı dışındaki bölümler filozofik ve analitik çalışmalardır.

En önemli başlıklar:

“La Peau de chagrin”,
“Le Curé de Tours”,
“Eugénie Grandet”,
“L’Illustre Gaudissart”,
“La Recherche de I’absolu”,
“La Femme de trente ans”,
“Le Pére Gariot”,
“Séraphita”,
“Historie de la grandeur et de la décadence de César Birotteau”, “Ursule Mironet”, ve
“La Cousine Bette-Kuzen Bette”dir.

Kuzen Bette, en bilinen romanlarındandır. Kendisini Fransadaki sosyal hayatın teşhiscisi olarak düşünen Balzac, “Kuzen Bette” adlı eserinde, Paris’in sosyal hastalığının aç gözlülük ve suçlu ihtiras güdüsü ile ortaya çıktığını kaydeder. Bu romanda, hastalıklar ve ölümler fiziksel bozukluklardan ziyade sosyal durumlara yanıt olarak ortaya dökülür. Mesela Adeline, ve Hulot’un erkek kardeşi bir bakıma yorgunluk ve kederden ölürler. Madam Marneffe ve Crevel’in ölümü günahları yüzünden ilâhidir, sefildir. Ve fakat Madam Marneffe son nefesini verirken bile baştan çıkarıcıyı oynar. Planı Tanrı’yı baştan çıkarmaktır! Nihaî olarak, Kuzen Bette intikam savaşını kazanır.

Honoré de Balzac sadece Fransız edebiyatının değil, aynı zamanda dünya edebiyat tarihinin dev isimleri arasında çok haklı olarak yerini alan yazarlardandır.

“Kadın İyi Hazırlanmış Bir Yemek Masasıdır, yemekten önce ve sonra farklı görünür göze” demiş yazarların Napolyon’u! Böyle söylemiş söylemesine ama, çok sevdiği yemeklerini de hayatı boyunca kıtlıktan çıkmış gibi yemiş. Çok sevdiği kadınlara da aynı iştahla yanaşmış Balzac (eğer bir teselli olacaksa!?).

Genç kadınlarla beraberlikten sıkılan Balzac, kendisinden yaşça büyük kadınları tercih etti. Hemen her ilişkisinin başında, kadınlara, “Benim annem hiç olmadı, anne sevgisi hiç bilmedim” gibi sözler etti. Kadın hayranlarından, 12 bin kadar mektup aldı. Bu mektuplar, izahı yapılmış açık saçık tekliflerle doluydu, ünlü yazar bu tekliflerin çoğunu kabul etti. Biyografi yazarları Balzac’ın güçlü kuvvetli olduğundan, yatak odasında değişik tecrübelerden hoşlandığından söz eder.

Gerson, “Aristokratlarla, sosyete fahişeleriyle, pasaklı sürtüklerle birliktelikleri oldu” der. Honoré de Balzac eserlerinde ortaya koyduğu çeşitliliği aşk hayatında da gösterdi. Aşka dair hasreti ve iştahı başka şeylerde de olduğu gibi doymak bilmez boyutlardaydı. Sadakatsiz olmasına karşın uzunca sürüp giden birkaç da duyarlı ilişkisi olmuştu.

Kont Guidoboni’nin cazibeli karısı Frances Sarah Lovell ile Balzac’ın ilişkisi beş yıl sürdü. Bazı başka sevgilileri gibi yazarın bazı borçlarını ödeyen Frances’in de Balzac’dan bebeği oldu. Balzac ise bütün bu ilişkilerin yanında bazı fahişelerle de beraberliğini aynı paralelde yürüttü.

“Koca olmaktansa sevgili olmak daha kolay” demiş Balzac,

“kadının karşısında bütün gün boyunca hazır bulunup, olaylarla bağlantıları kurup çözüp, bunları iyi bir biçimde anlatmaya çabalamak yerine; seyrek olarak iyi bir şey söylemek daha kolay” diye de açıklamış bu düşüncesini.

“Yazarların Napolyon”u olmak isteyen Balzac’ın çalışma masasında Napolyonun büstü duruyordu. Hobi olarak: tutacak yeri altın, gümüş, ya da turkuaz olan değnekler alır, değersiz ve kullanışsız antikalar topluyordu..

Yazı yazmaya gece yarısından sonra başlayan Balzac, keşişlerin giydiği cinsten bir cübbe giyer, durmaksızın 16-18 saat çalışırdı. Çalışırken birkaç düzine kahve içer, bir yazarın kahve içmeden yazamayacağına inanırdı. İki kitap arasında da uçlarda yaşardı. Zenginler sınıfına yerleştikçe, oburluk sınırlarını zorlayan miktarlarda yemek yiyip, birden fazla ilişki yaşadı.

1822’ye kadar, 10 yıl boyunca niteliksiz eserler yazdı. En pahalı elbiseleri bile kötü kullanırdı. Tırnakları çok kirliydi. Çok kiloluydu. Ve biraz hayal kırıklığı olacak ama; herkesin içinde burnunu karıştırırdı maalesef. Bunun yanısıra, kadınları iyi anladığı düşüncesi yaygındı.

Konuşmaya başladığı zaman bir yıldız gibi ışıyan, sohbetinden hayat ve zekâ fışkıran Balzac, öteki yazarlardan bir çok konuda, hatta ölümünde bile farklıydı. Öyle ki, ‘içmek’ denince akla alkollü içki gelir fakat bu durum Balzac için geçerli değildir. Buna karşın, “ölesiye demli kahve içen” tek yazar Balzac’dı muhtemelen.

Son zamanlarında kalbinden rahatsız olan Balzac 1850 yılında 17 ağustosda öldü. Cenaze övgüsünü Victor Hugo okumuştur.

————

Araştırma: Literature Researh Ctr, San Jose State University.
özel hayatıyla ilgili derleme: Secret Lives of Fam./ Dorset Press.

 

Ayşe AKDENİZ / San Jose
11 Kasım 2003 15:24
Kategoriler
EdebiyatKültür&Sanat
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Yuval Noah Harari

    Mutluluk Hakkı – Yuval Noah Harari

    İnsanlığın gündemindeki ikinci büyük proje muhtemelen mutluluğa giden yolu bulmak olacaktır. Tarih boyunca sayısız düşünür, rahip ve sıradan insan hayattaki mutluluğu en yüksek değer olarak yükseltmiştir. Antik Yunan filozofu...
  • Orhan Pamuk

    Orhan Pamuk: Kimin İçin Yazıyorsun?

    “Kimin için yazıyorsun?” Otuz yıllık yazım hayatımda okuyucuların ve gazetecilerin en çok sorduğu sorulardan biri. Soruyu soranın niyeti ve öğrenmek istediği şey yerden yere ve zamana göre değişir. Ancak...
  • Leo Tolstoy – Garip Bir Yaratık

    Leo Tolstoy – Garip Bir Yaratık

    Yeryüzünde diğerlerinden sıyrılan birçok varlık var. Toprağın mahsulü üzerinde yaşıyor, ancak bu yaratıklar kendi kendilerine oyun oynama eğilimindeler, bu yüzden açıklanamaz bir şekilde toprağı ellerine bölerler, böylece yemek istediklerini...
  • John Chiver

    John Chiver – Yalnızlığın Tadı

    Ellen Goodrich’in Chelsea’deki işten eve yeni döndüğü bir akşam, kapı yavaşça çalındı. Şehirde kendisine yakın kimsesi olmadığı için kimseyi beklemiyordu. Kapıyı açtığında, koridorda duran iki küçük oğlan gördü. Ona...