“Kişinin Kendi Odası”

“Sevgilim, aklımı yine kaybediyorum. Bundan eminim. Daha önce geçirdiğimiz o korkunç zamanlara yeniden katlanamayacağımızı hissediyorum. Ve, bu sefer iyileşemeyeceğim. Sesler işitmeye başladım, konsantre olamıyorum. Bu nedenle yapılması en iyi...

“Sevgilim, aklımı yine kaybediyorum. Bundan eminim. Daha önce geçirdiğimiz o korkunç zamanlara yeniden katlanamayacağımızı hissediyorum. Ve, bu sefer iyileşemeyeceğim. Sesler işitmeye başladım, konsantre olamıyorum. Bu nedenle yapılması en iyi gibi görünen şeyi yapıyorum. Bana mümkün olan en büyük mutluluğu verdin. Her yönden, olabilecek en iyi kişiydin. Bu korkunç hastalık gelmeseydi, iki insanın bizden daha mutlu olabileceğini sanmıyorum. Daha fazla mücadele edemeyeceğim. Senin hayatını bozuyorum, ben olmazsam çalışabileceksin. Ve biliyorum çalışabileceksin. Görüyorsun bunu bile doğru düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Hayatımdaki bütün mutlulukları sana borçlu olduğumu, herkesin bunu bildiğini söylemek istiyorum. Biri beni kurtarabilseydi o kişi sen olurdun. Senin iyiliğinden emin olmanın dışında herşeyi kaybettim. Senin hayatını daha fazla harcayamam. İki kişinin, birlikte bizden daha mutlu olabileceklerini sanmıyorum.”
Virginia-Woolf
İnsanı derin düşüncelere sürükleyen, içini acıtan bu hüzünlü mektup Virginia’nın kocasına yazdığı son mektup. Virginia Woolf, son mektubunu 28 mart 1941’de yazdıktan sonra, saat 11:30’da yürüyüş bastonunu aldı, evinden çıktı, nehre yürüdü, cebine ağır taşlar koydu, ve onu ebediyen yutmaya hazırlanan Ouse Nehri’nin acımasız sularına bıraktı kendisini.

59 yaşında çok güzel bir kadındı. Cesedi 18 Nisan’da bulundu. İntiharından bir iki ay önce aklını kontrol edememeye başlayan Virginia aklî dengesizliği sırasında intihar etti. Virginia’nın külleri evinin bahçesine, bir çift karaağacın dibine serpiştirildi. Kocası Leonard Woolf 1969 yılında öldüğünde onun da külleri Virginia ile aynı yere serpiştirildi. “Monk’s Evi” adındaki ev, Sussex’de Ouse nehri yakınlarındaydı. Virginia ve Leonard, hayatlarının sonuna kadar bu adreste yaşadılar.

Şimdilerde yaz aylarında haftada iki gün ziyarete açık olan bu eve girince zaman içinde yolculuğa çıktığınız hissini veriyor. Harikûlade bir tabiat güzelliğine sahip olan Sussex şehri Londra’ya bir saat mesafededir.

Virginia’nın kocası, sol görüşlü politikacı, romancı Leonard Woolf, 40 yıl sonra topladığı otobiografisinde Virginia’nın son yılını ve intiharının tüm detaylarını çok net yazdı. Kova burcu kadını Virginia, 25 Ocak 1882’de doğdu. Zarif, elegant ve kırılgan bir kadındı. Annesinin güzelliğini, babasının edebiyat yeteneğini almıştı. En büyük ihtirası yazmaktı. İçi içine sığmayan, biraz da utangaç yapısı vardı. Sohbeti müthiş keyifliydi. Ancak bazen kaba olabilir ve kötü şakalar yapardı. O kadar eksantirikti ki, yolda yürürken insanlar dönüp ona bakardı.

Aynı zamanda bazılarımızın algılayamayacağı bir başka dünyanın da insanıydı. Tuhaf seslerin, halisünasyonların onu yalnız bırakmadığı bir dünyaydı bu. Bu sebeple aylarca toplumdan izole yaşamak zorunda kaldı. İlk depresyonunda 13 yaşındaydı. Ötekilerde 22, 28, 30 yaşlarındaydı. 31- 33 yaş arası sık aralıklarla ağır depresyonlar geçirdi, hatta bu dönemde gelen çılgınlığın geçmeyeceği sanılmıştı.

Virginia’nın aile tablosuna bakıldığında da durum pek iç açıcı sayılmaz. Ruhsal sağlığı bozuk olan erkek kardeşi genç yaşta öldü. Kızkardeşi Venessa otuzlu yaşlardayken geçirdiği düşük sonrası 2 yıl devam eden bir depresyona girdi. Öteki erkek kardeşi Adrian da sinir rahatsızlıkları yaşadı. Virginia’nın pesimist babası Sör Leslie Stephen 2 depresyon atlattı. Fakat büyük babası 3 kez girdiği ciddi depresyondan sonra kariyeri altüst oldu. Baba tarafından, yine aklî dengesizliği olan bir kuzeni yirmili yaşlarındayken himaye edilidiği yerde öldü.

Bu üzücü aile tablosuna karşın, Virginia’nın olağanüstü bir yetenek olan babası Sör Leslie Stephen, “Ulusal Biografi Sözlüğü” n bulucusudur. Sözlüğün çoğunu da kendi yazmıştır.Virginia’nın kızkardeşi ressam, erkek kardeşi Adrian Stephen ise İngiltere’nin ilk psikoanalizcilerindendi.

Leonard’ın anılarına göre 1940 yılının mayıs ayında, yakın dostlardan oluşturdukları, içinde Adrian’ın da bulunduğu bir grup toplandılar. Muhtemel bir Alman işgalinde ne yapacaklarını konuştular. Nazilerin eline düşmek yerine kendilerini garaja kapatıp intihar etmeye karar verdiler. Virginia’nın erkek kardeşi Psikoanalist Adrian, muhtemel Alman işgalinde kullanılmak üzere onlara öldürücü dozda morfin tedarik etti. Bu karar Virginia ve Leonard’ın ortak aldıkları bir karardı. (Virginia’nın daha sonraları kendi intiharını düşünmesiyle alâkalı değildi, intiharında morfin kullanmadı zaten)

Bilimsel araştırmalara göre manikdepresif hastalıklara yazarlar arasından oldukça sık rastlanıyor. Yine bu araştırmalara göre, Virginia Woolf ve benzeri hastalıklı yazarların depresyonlu dönemlerinde verimli olmadıkları, ve sadece hastalığın atakları arasında üretken oldukları anlaşılıyor.

Virginia’nın cinsellikle tanışması maalesef henüz 6 yaşındayken oldu. Yirmili yaşlarında olan üvey abisi Gerald, küçük Virginia’yı ayakta tutup, eliyle cinsel organlarını inceledi. Virginia bunu asla unutmadı. Ergenlik çağına geldiğinde ise, öteki üvey abisi George geceleri gizlice Virginia’nın yatağına girer, onu öper, okşar, sarılırdı. Genç bir Viktoryalı olan Virginia 22 yaşına kadar, George’un bu alışkanlıklarına karşı sessiz kaldı. Netice olarak 30 yaşına kadar evlenmeyen Virginia, evliliği boyunca frijitti.

Virginia’nın bu tacizler sonrası erkeklerle flört edip kadınlara âşık olması şaşırtıcı değil. Fakat, geçirdiği manik-depresyonlar seksüel tacizle bağlantılı değildi. Depresyonların temelinde genetik faktörler vardı. Fakat sevdiklerini kaybedişi, ergenlik çağındaki Virginia’nın benliğinde derin yaralar açtı, ve ilk depresyonunun gelişini hızlandırdı hiç kuşkusuz. 1909 yılında, aklı ve zekası ile ünlü kuzeni Lytton Strachey Virginia’ya evlenme teklif etti. Lytton’un homoseksüel olduğunu bildiği halde, Virginia onunla evlenmeyi kabul etti. Lytton ertesi gün teklifini geri çekti ama bu nedenle araları bozulmadı. İşin ilginç yanı, 28 yıllık kocası Leonard Woolf’a Virginia’ya yakınlık gösterme önerisi Lytton’dan geldi. Ve, Virginia 30 yaşındayken, politik bir figür olan, yazar Leonard Woolf ile evlendi.

Virginia Woolf’un babası ile benzeşen çok yönü vardı. Babasına olan sevgi ve nefret duygularını saklamaya hiç gerek duymadan, “Deniz Feneri” romanında Mr. Ramsey karekterinde işledi. Babası da Virginia gibi uzun boylu ve sıskaydı. İkisi de yürüyüş yapardı. İkisi de, sağduyulu, makul, okunması algılanması rahat incelemeler yazdı. Ne varki, düşünce tarzları farklıydı. Babası net ve mantıklıydı, Virginia hayal kurardı. İkisi de şiiri sevdiler ve büyüleyici bir tarafları vardı. İstediklerinde ikisi de çok kaba olabilirdi. Para meselelerini konuşmaktan ikisi de hiç hoşlanmadı. Çok çalışkandılar. Hoşgörülü olmayan eleştirmenleri sevmediler. İkisi de kadınlardan destek aldılar.
Virginia, annesini ‘Mrs. Ramsey’ olarak çıkardı karşımıza. ‘Mrs Ramsey’i’ annesinin karekterine sadık kalarak işledi.

Virginia ilk romanını, “The Voyage Out” 1913 yılında tamamladı. Ve, 1913-1914 arasında ikinci büyük depresyonunu yaşadı. Kocası Leonard karısının hastalığıyla ilgili çok detaylı notlar tutmaya bu dönemde başladı. Leonard 1915 depresyonuyla ilgili olarak, not defterine, “2 –3 gün neredeyse hiç susmadan konuştu. Odadaki kişileri ne gördü ne de duydu. Bir gün boyunca söyledikleri anlaşılabiliyordu. Fakat yavaş yavaş anlaşılmaz oldu. Kelimeler, anlamsızca yanyana geldiler sadece. Konuşma baskısı olmalı…” diye yazdı.
Bundan 15 yıl sonra, “Mrs. Dalloway” romanını yazdığında, akıl hastalığını fiktif olarak da işledi.

Hayatı boyunca ağır depresyonlar yaşayan İngiliz yazar Virginia Woolf, roman formuna kendi orjinalitesini katmıştır. Ve derin feminist çalışmaları haklı bir üne sahiptir. Çoğunluğu ressam, yazar, politik kişilerden meydana gelen “Bloomsbury grubu”nun merkez figürlerindendi yazarımız. Romanları, kocasıyla birlikte kurdukları “Hogart Press” de basıldı.

İlk romanı “The Voyage Out” 1915’de , daha sonra, “Gece ve Gündüz” 1919’da çıktı. Realist bir roman olan ‘Gece ve Gündüz’de, Londra’da yaşayan Katherine ve Mary isminde iki arkadaşın kontrast hayatlarını anlattı.

Kardeşi Toby’nin hayatı ve ölümü üzerine olan “Jacob’un Odası” 1922’de basıldı. 1931’de çıkan “Dalgalar” Virginia’nın en zor romanıdır muhtemelen. Çocukluklarından yaşlılıklarına anlattığı 6 karekterin hayatıdır bu çalışma.

“Deniz Feneri” (1927) ve “Dalgalar” (1931) adlı romanlarıyla kendisini çağdaş yazarların başında gelenlerden olduğunu ispatladı. Virginia Woolf büyük kitleler tarafından okunmaya başlandığında kırklı yaşlarındaydı.

“Mrs. Dalloway” romanı (1925) en ünlü romanlarındandır. ‘Bir günün içinde’ geçer. Eserde, bir grup insan arasında bağlantılı düşünce ağı kurar. Karekterlerin çoğu ailesinin içindendir. Ana karekter Clarissa Dalloway zengin bir Londralı’dır. Verdiği partiye gelen, hiç tanışmadığı, fakat intihar eden Septimus Smith ile kendi hayatı, ilginç bir biçimde dışarıdan olaylarla çatışır.

Virginia Woolf’un feministlik alanında ilgilendiği motifler “Kişinin Kendi Odası” (1929) adlı eserinde dominant bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu çalışmasında, kadın yazarların başarılarına manî olan, umutlarını köstekleyen element ve ön yargıları inceler. 500’e yakın düz yazısı vardır.

Virginia Woolf edebiyat formatında değişiklikler olmasını savundu çünkü, çoğu edebiyatın erkekler tarafından kendi ihtiyaçları doğrultusunda, ve kendi kullanımları için yapıldığına inandığını söyledi.

 

Ayşe AKDENİZ / San Jose
6 Ocak 2004
Kategoriler
EdebiyatKültür&Sanat
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular