Kara Tren Sarıkamış yolunda

Özhan Eren, kitap-CD `Sarıkamışlı Geçmiş Zaman’da 93 Harbi´ni anlattı `Kara Tren’ türküsüyle varlığından haberdar olduğumuz Özhan Eren, bu kez Sarıkamış´a yolcu… 1914 Sarıkamış Harbi´ni anlattığı yarı kitap, yarı CD...

Özhan Eren, kitap-CD `Sarıkamışlı Geçmiş Zaman’da 93 Harbi´ni anlattı

`Kara Tren’ türküsüyle varlığından haberdar olduğumuz Özhan Eren, bu kez Sarıkamış´a yolcu… 1914 Sarıkamış Harbi´ni anlattığı yarı kitap, yarı CD `Sarıkamışlı Geçmiş Zaman’ ile Kara Tren´deyiz efendim…

Özhan Eren

Özhan Eren, Allahuekber Dağları´nın sisiyle gelen notalardan yola çıkıp, Sarıkamışlı bir geçmiş zaman yaratıyor. Hal böyle olunca, biz de bu zamandan o zamana doğru, Eren´le yolculuğa çıkıyoruz.

İlk soru, tabii ki neden Sarıkamış?
Geçen yıl yaptığım Erzurum ziyareti sonucunda ortaya çıkan bir proje bu. Orada gördüklerimin peşine takılıp gitmek aslında. Bir de kişisel bağlar var. Allahuekber Dağları´nı aşmak isteyen iki kolordu tümeni var mesela. Bunlardan biri Amasya´dan geliyor. Ben de Amasyalı olduğumdan bir beraberlik hissettim. Burada anlatılan sadece Sarıkamış harbi değil. 93 Harbi olarak bilinen dönemden itibaren oradaki halkın ata topraklarını bırakıp gitmesi benim içimi burkan.

Sarıkamışlı Geçmiş Zaman’ için yaptığınız alıntılarda hep askerlerin anıları var. Oradaki halk anlatsa daha iyi olmaz mıydı?
Bunun sebebi daha çok, askeri yayınlarda yer bulmuş hatıraların belge olarak kalması. Bir de oradaki savaş ortamını o askerler gerçekten yaşadılar. Düşünün, bütün kışı kar altında geçirenler var.

Bayağı bir araştırma yapmış olmalısınız. Ne kadar sürdü projenin tamamlanması?
Bir yıl diyebilirim. Diyalogları bir araya getirdiğim 600 sayfalık bir Sarıkamış defteri oluşturdum önce. Asıl kaygım, müziklerin anlaşılabilmesiydi. Bu müziklerin nasıl doğduğunu anlatmak istedim. “Tek başıma yaptığım, hayatım boyunca unutamayacağım bir yolculuk” diyelim.

Kitapta Mahmut Muhtar Paşa´dan bir alıntı var: Osmanlı´yı, “Siyasi hayatını sürdürmesi diğer devletlerin rekabetine bağlı” diye anlatıyor. Bugün de çok bir şey değişmemiş gibi. `Sarıkamışlı Geçmiş Zaman’ın günümüzle de örtüştüğünü söyleyebilir miyiz?
Bu, bir tesadüf belki. Ama şunu söyleyebilirim: Albümü hazırlarken Sarıkamış´ta yaşananların sadece harp meydanıyla bitmediğini iliklerime kadar hissettim. Şimdi de yanı başımızda bir harp var. Siyaset ortamına hiç bakmadan da bunun acılarını hissedebiliriz. Albümdeki, `Ey Şehr-i İstanbul’ ve `Sarıkamış Türküsü’ndeki koro, kadınlardan oluşuyor mesela. Ben o kadınların seslerini duyuyorum. Savaş zamanı erkekler bir derece hayatlarını sürdürüyorlar. Kadınlar ve çocuklar ise daha çaresizler. Tek yapabildikleri evlerde bekleşmek.

O dönemki Erzurum´la şimdikini karşılaştırdığınızda neler görüyorsunuz?
Erzurum´a geçen yıl gittim ve tüm bu öğrendiklerimden sonra bir daha gitmeye cesaretim yok. Hissettiğim dokuyu bulamamaktan korkuyorum açıkçası. Benim kalbimde artık ayrı bir Oltu, ayrı bir Sarıkamış var. Bu kadar mücadele ve çile sonrasında böyle olmamalıydı diye düşünüyorum. Aslında oralara kadar gitmeye gerek yok. İstanbul´da da durum aynı. Mimar Sinan´ın mezarına bakmak yeter. Birini götürmeye utanır insan. Tabii ki bunu da yapan biziz. Kendimize saygımızla ilgili bir şey sanırım. Pek çok çocuk tarih kitaplarının dışında o coğrafyaları tanımıyor.

Peki sizin Anadolu´nuz nasıl bir Anadolu? Kara Tren Anadolu´da nereleri dolaşıyor?
Kara Tren´in gezdiği her yer Anadolu´dur. İstanbul´da bir televizyon programına benimle birlikte ilkokul öğrencileri konuk oldu mesela. Hep birlikte `Kara Tren’i söyledik. Bu ortak şuur benim için çok önemli. O çocukların evleri, okulları, her yer benim için Anadolu. Bu, bir duygu ve sanırım müziğimle daha iyi anlatabiliyorum. O zaman “Sarıkamış Türküsü ve `Kara Tren’ Anadolu´dur” diyelim.

`Kara Tren’ kadar popüler olan başka bir parça gelmedi sizden. Bunun sebebi nedir?
Halk müziğine akademik olarak da hizmet veren arkadaşlarım; “Gelecek kuşaklara iki üç türkü bırakabilsek yeter” derler. Ben şimdilik iki tane yaptım. Önemli olan bu topraktan aldığınızı geri vermek. Her seviye ve sınıftan insanın bu türkünün peşine düşmesi bile bana yeter.

Çok fazla albüm de yapmadınız…
Halk müziği denebilecek iki albüm yaptım. Çok iddialı konuşmak istemiyorum, çünkü halk müziği sanatçısı olmak kolay değil. “Uzun İnce Bir Yoldayım’ın arkasına neler sığar bir düşünün artık. Ben şu ana kadar iki albüm yaptım. İki tane de yakında çıkacak. Üretebilmek için yeterli şeylerin içimde biriktiğine inanıyorum. Beste yapma problemim yok ama şarkıların gerçekten bir yere oturması ve bir şey söylemesi önemli.

Beste yaparken genelde sizi neler etkiler?
`Kara Tren’i Akmerkez´e 500 metre uzaklıktaki stüdyomda besteledim mesela. Hiç bilmediğiniz bir hüzne denk geliyor o an. Çocukluğunuzda duyduğunuz saat sesi, anlamlandıramadığınız bir hüzün o anda türküye dönüşüyor.

Çocukluğunuz nerede geçti?
Amasya´da kara tren raylarında geçti. Uzun tren yolculukları yapardık o zaman. Demek ki, tüm bunlar bir şekilde birikiyor. Aslında benim asıl eğitimim mühendislik. Haritalar çıkarmak amacıyla Türkiye´yi çok gezdim. Doğuyu ve insanlarını iyi biliyorum. Oradaki hayatı hissedebiliyorum.

Pek mühendis gözüyle gezmediniz o zaman?
Mühendislik zamanlarımda da müzikle uğraşıyordum. Bir süre sonra o işleri iyice bitirdim ve müziğe yöneldim. Mühendislik daha bir sistem, disiplin, plan program isteyen bir şey. Müzikle ilgili böyle bir bütünleştirici tarafı var.

Kitaptaki alıntılarda `Sarı Moskof’, `Yüce Türk Askeri’ gibi sıfatlar çoğunlukta. Milliyetçi bir söylem ağır basıyor gibi. Var mı böyle bir durum?
Dikkat ettiyseniz onların çoğu tırnak içinde. Ayrıca o dönemde inanılmaz bir travma geçirilmiş. Rus ordusu Yeşilköy´e kadar girmiş. Doğal olarak böyle bir korku var. Öyle bir dönemde de başka bir dil kullanmamışlar.

Bu çalışmanın belgesel bir niteliği var mı peki?
Bir şeyler öğretmek gibi bir kaygım yok. Bunlar sadece hissettiklerim. Yakın tarihi anlamaya çalışmak ve anlatmak ayrı ayrı şeyler.

Kategoriler
MüzikRöportaj
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular