Kadın Kadına Aşk ve Edebiyat

Kadın kadına Aşk, ve Edebiyat deyince, aklımıza gelenlerden biri de, GERTRUDE STEIN hiç kuşkusuz… Ernest Hemingway, Stein için, her ne kadar: “Onu becermek istedim hep, bunu, o da biliyordu”...

Kadın kadına Aşk, ve Edebiyat deyince, aklımıza gelenlerden biri de, GERTRUDE STEIN hiç kuşkusuz…

Gertrude Stein and Alice B. Toklas

Gertrude Stein ve Alice B. Toklas

Ernest Hemingway, Stein için, her ne kadar: “Onu becermek istedim hep, bunu, o da biliyordu” dediyse de, Hemingway’in bu isteği hiç gerçekleşmedi muhtemelen. Çünkü Stein, erkeklere hiç ilgi duymadı, malum. Sevgili Ernest’in bu sözlerine karşın; yıllarca Stein’ın yatağını paylaşan Alice B. Toklas, bir başka deyimle ‘esas sevgili’, biraz daha seçiciydi kelimelerinde…

Aşağıda, “Alice B. Toklas’ın Otobiyografisi”nden alıntı yaptığım cümleler karışık görünüyorsa da, (!) anlatılmak istenen, kısaca: Alice’in, ‘dahîlerin’ versiyonlarının, nikâhlı ya da nikâhsız karılarıyla birlikte çok zaman geçirdiğidir.

“Birçok dâhinin karısıyla birlikte oturdum.

Gerçek dâhi olmayan dâhilerin, gerçek olmayan karılarıyla oturdum. Aslında dâhi olmayan dâhilerin gerçek karılarıyla da oturdum. ‘Dâhi’ler, ‘dâhi olmak üzere’lerin, ve ‘daha ileride dâhi olacak’ların karılarıyla da oturdum. Kısacası birçok dahî’ nin karısıyla, sık sık, ve uzun uzun oturdum”

Yukarıdaki tarzından bariz olarak anlaşılacağı gibi, Alice’in otobiyografisini, aslında, Gertrude Stein yazmıştır, ve fakat, Stein’ın, sahip olduğu renkli profilden faydalanmasını öneren, ününü paraya dönüştürmek için popüler tarz bir otobiyografi yazmasında ısrar eden Alice’dir. Gertrude Stein, bu fikri uzun süre hazmetmedi gerçi, fakat 60’lı yaşlarına geldiğinde kabul etti. Bu eseri bitirdiğinde, adını, “Alice B. Toklas’ın Otobiyografisi” koydu.

“Salon” diyorlardı onun Paris’deki evine. 1891’de Oakland’dan (San Francisco’nun hemen karşısı) ayrıldıktan sonra Fransa’ya gitti. Sanat meraklısı erkek kardeşi Leo’yla, ve daha sonra Alice’le birlikte, toplam 40 yıl boyunca Paris’de yaşadı.

Gertrude’ın evi, Birinci ve İkinci Dünya Harbi’nde, Paris’de yaşayan yabancı yazar, ressam, ve öteki sanatçıların dergâhıydı. Bohem evinin duvarları, Renoir ve Gauguin’in eserlerinin yanı sıra, değerleri o yıllarda henüz keşfedilmemiş olan Picasso, Matisse, Cezanne gibi ressamların yaptıkları tablolarla kaplıydı.

Gertrude’ın “Salon”u, 1920’lerin Paris’inde sanatçılar kulübü sayılıyordu. Yeni akım ve isimleri görmek duymak için, onun evine gitmek yeterliydi. Hepsine kucak açmıştı Stein. Dostları arasında Fitzgerald, Hemingway, Sherwood Anderson, Thornton Wilder gibi Amerikalı yazarlar da vardı. Onlar, bu ilginç kadının neler söyleyeceğini merak ettiklerinden, Gertrude’ın evine sık sık giderlerdi, ve Gertrude, mesela:

“Güvercinler çimlerin üstünde, heyhat!” gibi bir laf ederdi (!).

Ve fakat, elbette, “Hayatımın yarısını Paris’de yaşadım. Beni oluşturan yarıyı değil, fakat yaptıklarımı yaptığım yarıyı” gibi, çok nitelikli sözleri de vardı hiç kuşkusuz.

Çalışmaları soyut olan Stein, hayatı boyunca yazmasına karşın, iyice tanındığında 60’lı yaşlarındaydı. Stein’ı anlamak zor olabilir, hatta bazı okurlara, anlamsız veya saçma gelebilir eserleri. Fakat yazılarının arkasındaki fikirler dikkatle irdelendiğinde, onun, çok akıllı, komik, ve niteliği bakımından hayret verici olduğu görülür.

Stein’ın kıyafetleri de, kendisi gibi ilginçti. Kadife robunun beline bir kemer bağlar, başında türbanı, elinde bastonuyla dolaşırdı Paris sokaklarında. Saçları erkek saçı gibi kısa kesiliydi. Kalın sesliydi, yüksek sesle kahkahalar atardı. Fakat en etkileyici yönü, birilerinin itibarını yüceltebilir, ya da yokedebilir bir güce sahip olmasıydı.

Babası, Gertrude Stein’e tıp öğrenimi görmesi için her türlü baskıyı yaptı. Gertrude on dört yaşındayken ölen annesinin vasiyetiydi bu çünkü. Ne varki, babası da üç yıl sonra öldü. Gertrude Stein, erkeklere karşı hissettiklerini daha sonra yazdığı “Babalar Bunaltıcıdır” eserinde anlatmıştır. Radcliffe Koleji’ne, daha sonra da John Hopkins Tıp Okulu’na dört yıl devam etti. Lesbiyen sevgilisine fazla kaptırınca kendisini, okulu bıraktı, fakat bir başka neden daha vardı tahsilini bırakmasının arkasında… Seksüelliğini olduğu gibi kabul etmeyi, ve kendisine karşı olan mücadeleyi vermeyi istiyordu.

Ailesinden miras kalan parasını alıp yola çıktı. Paris’de sanat eleştirmeni olan erkek kardeşi Leo’nun yanına taşındı. İki kardeş, o sıralarda henüz yeni bir akım olan kübik yağlı boya tablo kolleksiyonu yaptı. İsmini yeni yeni duyuran Picasso ile dostluğu, hayat boyu devam etti. Ayrıca Matisse, Braque ile de yakın dosluklar kurdu. Gertrude Stein otuz üç yaşına geldiğinde, otuz yaşındaki Alice ile tanıştı. Birbirlerini görür görmez aşık oldular. Alice zayıf, zarif, ve esmerdi, kırmızı dudakları, Yahudi tip burun ve saçları vardı. Gertrude ise, çok şişmandı, kıvırcık saçları arkaya doğru taralıydı. O sırada kardeşi Leo evden taşındığı için, Gertrude, Alice’e beraber yaşamayı teklif etti. Ve böylece başladı birliktelikleri. Alice B. Toklas, hayatı boyunca, Gertrude’ın yaşamının pürüzsüz olması için gayret etti. Aynı zamanda onun editörlüğünü yaptı, yazılarını daktilo etti.

Gertrude’ın erkeklerle olan dostlukları asla cinsel olmadı. Yakın dostlarından biri Ernest Hemingway’di. Fakat Hemingway’in lezbiyenler hakkındaki önyargısına karşı öfke doluydu. Bir keresinde onu bu konuda fena fırçaladı. Ve kayıtlara göre:

“Sen bu konular hakkında hiç bir şey bilmiyorsun. Senin tanıdığın insanlar kim? Suçlular, hastalıklı, zalim ve fesat maksatlı insanlar. Meselenin esası şu ki, homoseksüel erkeklerin yaptıkları itici ve çirkin, ve bu nedenle, ilişki sonrası kendilerinden tiksiniyorlar, bu duyguyu dindirmek için alkol ya da uyuşturucu kullanıyorlar. Gerçek anlamda mutlu olmadıkları için sürekli partnör değiştiriyorlar. Oysa kadınlar için durum tam tersi. Yaptıkları hiç bir şeyi tiksindirici bulmuyor onlar, ilişki sonrasında mutlular. Ve birlikte bir hayat sürdürebilirler” dedi.

Hemingway’e fikri sorulduğunda ise, Gertrude ile aralarında geçen bu konuşmayla ilgili söylediği tek şey: “Onu daima becermek istedim. O da bunu biliyordu” oldu. (!)

Doğrusu, bu yanıt hiç şaşırtıcı gelmedi bana. (Bir önceki araştırmamı, “Dostum Hemingway” i okuyanlar, Hemingway’in, hayatının kadınlı ve kadınsız zamanlarını, ve kadınlara karşı olan genel duygu ve düşüncelerini biliyorlardır, malum.)

Getrude heteroseksüelliğe duyduğu tiksintisini yaşı ilerledikçe iyice belli etti. Buna karşın, Alice ile paylaştıkları yaşam tarzı, geleneklere göreneklere bağlıydı. Huzurlu, sadık, sevgi dolu, aynı zamanda, ihtiraslı ve seksüeldi. Maalesef kanser olduğunda ameliyat olmak için ısrar etti. Ameliyathaneye girmeden önce hayat arkadaşı Alice’e döndü, “Cevap ne?” diye sordu. Alice yanıt vermedi. Bunun üzerine Gertrude yeniden sordu: “O halde soru ne?”

İlginç ve yaratıcı bir insan olan Stein’ın, Alice’e söylediği son sözleriydi bunlar. O gece, hâlâ anestezinin etkisi altındayken, hayata sessizce veda etti. Gertrude Stein kendisinin dâhi olduğuna inanıyordu. Stein’ın ölümünden sonra, Alice Toklas, yirmi bir yıl daha yaşadı, fakat tamamı, kalbi kırık ve yalnız olarak.

Bir arkadaşına, “Onu özlüyorum. Onu hâlâ çok özlüyorum” dediğinde seksen dokuz yaşındaydı.

Gertrude Stein, eserlerinde, kelimelerin mânâlarının üzerinde durmaktan ziyade, sesi ve ritmi vurgulayarak yenilik getirdi. Geleneksel olan gramer, anlam, söz dizimi, ve cümle bilgisinden uzaklaştı, onun yerine, ‘Şuurun anları’ nı yakalamayı denedi.

İlk çalışması “Q.E.D”’otobiyografiktir. Konu, Amerikan toplumunun, üst sınıfına mensup üç kadının arasındaki aşktır. Bu üç kadın, cinsel tercihlerinin açığa çıkmasından, ve toplumsal saygınlıklarını yitirmekten çekinirler. Ve, zihinlerine saplanıp kalan ‘nasıl hür olmalı’ takıntısını yaşarlar. Bu eserin temelinde, yazar, kendi lezbiyenliğiyle hesaplaşmasını, ve bunu yapabilmek için verdiği mücadeleyi açık bir dille yansıtır. Fakat, 1903 yılında bitirdiği bu çalışmayı yetersiz görür, gözlerden uzak bir çekmeceye kaldırır. Yıllar sonra, Sevgilisi Alice, çekmecede saklı olan bu eseri bulur (1930’lu yıllarda). Eseri saran konunun, derinindeki esas meseleyi kavrayınca öfkelenir, ve Gertrude’ın ölümünden sonrasına kadar bu eseri saklar.

Stein’ın ikinci büyük çalışması, 1909’da yayımlandığında okuyucudan oldukça olumlu not alan, “Üç Hayat” eseridir. (Kitap olarak basılan ilk eseri budur) Gertrude’ın tanıdığı, yine üç kadının, üç kısa hikayesi. Üç kadının ikisi, çocukluğundan tanıdığı Alman hizmetçilerdir. Üçüncüsü ise, tıp okulundan tanıdığı zenci bir kadın. Bu hikayeleri yazarken kullandığı tarzın ilginç bir de öyküsü var… Gertrude, Cezanne’ın bir portre çalışmasının altında otururken tabloyu inceler, ve kat kat fırça darbeleriyle meydana gelen güzelliğin etkisi altında kalır; ve bu sebeple, ‘Üç Hayat’daki karekterlerin diyaloglarını, aynı sözcük takımlarını tekrar tekrar, (veya Cezanne’ın tablosundaki gibi kat kat) ve yine tekrar tekrar kullandığı aynı cümlelerden oluşturur.

Anlatısı en zor olan eseri muhtemelen, “The Making of American” dır. (1925)

Düz yazıları, “Kompozisyonlar ve Açıklamalar” 1926’da yayımlandı.

“Nasıl Yazmalı” 1931’de,

“Anlatım” 1935’de,

“Amerika’da Dersler” 1935’de,

Toplu şiirleri, “Tender Buttons” (1914)’de,

Virgil Thomson’un operaları için, iki müziksel öykü metni, “İki sahnede dört kutsal kişi” (1934),’de,

“Hepimizin Anası” (1947)’de,

“Gördüğüm Şavaşlar” (1945)’de yayımlandı.

Öteki çalışmaları arasında: Kişisel özümsemeleri, Fransa’daki Amerikalı askerler hakkında olan, “Brewsie ve Willie” (1946) vardır.

Alice B. Toklas 39 yıl boyunca Gertrude’ın sevgilisi, danışmanı, koruyucusu, sağ kolu, ve en (belki de tek) güvendiği insan oldu. Gertrude Stein 1946 yılında öldüğünde, herşeyini Alice’e bıraktı. Alice, Gertrude’ın sanat kolleksiyonunu uzun yıllar sakladı. 1961 yılında Stein ailesinin de onayını alarak, açık artırma ile 6 milyon Dolar’a sattı.

Dip Not:
——————

Cinsel bilgiler: Mark Wheeler.
Araştırma notlarımdan bazıları: Shari Benstock: “Women of the left Bank, Paris 1900-1940 (Austin: University of Texas, 1986)
Linda Simon: Gertrude Stein Remembered (Lincoln: University of Nebraska Press 1944)
Sister Brother: Gertrude and Leo Stein (1996).

 

Ayşe AKDENİZ
22 Temmuz 2003 02:30
Kategoriler
EdebiyatKültür&Sanat
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Yuval Noah Harari

    Mutluluk Hakkı – Yuval Noah Harari

    İnsanlığın gündemindeki ikinci büyük proje muhtemelen mutluluğa giden yolu bulmak olacaktır. Tarih boyunca sayısız düşünür, rahip ve sıradan insan hayattaki mutluluğu en yüksek değer olarak yükseltmiştir. Antik Yunan filozofu...
  • Orhan Pamuk

    Orhan Pamuk: Kimin İçin Yazıyorsun?

    “Kimin için yazıyorsun?” Otuz yıllık yazım hayatımda okuyucuların ve gazetecilerin en çok sorduğu sorulardan biri. Soruyu soranın niyeti ve öğrenmek istediği şey yerden yere ve zamana göre değişir. Ancak...
  • Leo Tolstoy – Garip Bir Yaratık

    Leo Tolstoy – Garip Bir Yaratık

    Yeryüzünde diğerlerinden sıyrılan birçok varlık var. Toprağın mahsulü üzerinde yaşıyor, ancak bu yaratıklar kendi kendilerine oyun oynama eğilimindeler, bu yüzden açıklanamaz bir şekilde toprağı ellerine bölerler, böylece yemek istediklerini...
  • John Chiver

    John Chiver – Yalnızlığın Tadı

    Ellen Goodrich’in Chelsea’deki işten eve yeni döndüğü bir akşam, kapı yavaşça çalındı. Şehirde kendisine yakın kimsesi olmadığı için kimseyi beklemiyordu. Kapıyı açtığında, koridorda duran iki küçük oğlan gördü. Ona...