Kaderime elleşme

Acaba kantine şimdi mi insem, yoksa öbür teneffüste mi? Hangisinde inersem, beğendiğim kızın gözüne daha çok çarpabilirim? Şimdi inersem, ya o henüz gelmediyse, ya o öbür seferinde iner de...
Kadercilik
Yankı Yazgan

Prof. Dr. Yankı Yazgan

Acaba kantine şimdi mi insem, yoksa öbür teneffüste mi? Hangisinde inersem, beğendiğim kızın gözüne daha çok çarpabilirim? Şimdi inersem, ya o henüz gelmediyse, ya o öbür seferinde iner de benimle değil, daha çok beğenebileceği başka birisiyle tanışırsa? Hayatımın fırsatını kaçırır mıyım? Belki de, ben o’na değil de bir başkasına rastlarım, ve bu sefer de aklımı başımdan almak o’na kısmet olur. Peki, ama hangisi benim kısmetim, işler bu kadar basit mi? Hayatımın kadınına rastlamam aşağı kantine şimdi veya bir sonraki teneffüste inmeme mi bağlı ? Hayatımın akışını, kaderimi benim bu kadar basit bir hareketim mi belirleyecek. Ben bu kadar güçlü müyüm? O zaman kalsın, ben böyle durayım, ne şimdi, ne öbür teneffüs, hiç sınıftan çıkmayayım. Kapıdan ilk giren kıza çıkma teklif edeyim, ne olacaksa olsun. Kaderime elleşmeyeyim. (ÜÖ, 19 y, erkek)

Her yeni adımın, verdiğiniz her kararın hayatınız üzerindeki mikro ya da makro etkilerini düşünmeye başladığınızda nasıl hissediyorsunuz? Basit kararları kastediyorum, öyle hayatının kadınına veya hayatının adamına rastlamak gibi hayati olduğunu düşündüklerimizi değil. Çok kişinin aklına kader değişmez gibi klişe ifadeler, geçen yılki “Sliding Doors” filmi, ya da bir kaç gün önce otobüsten ilk planladığından bir durak erken indiği için göremediği (üstelik göremediğini bile bilmediği) birileri gelebilir.

Attığımız her adımla hayatımızın akışı üzerinde şöyle ya da böyle bir etkimiz olduğunu düşünmek, hayatımız üzerinde hiç bir etkimiz olmadığını düşünmek kadar acizleştirici olabilir.

Hayatın “kendi akışı”nı değiştirici olabilecek her türlü hareketten kaçındığımızda, hayatımızı ve kendimizi nasıl bir statükoya dönüştürdüğümüzü görüyoruz. En bozuk düzenler bile hayatın akışı gibi kendilerini yutturarak, ezelden ebede bir sanal çizgi çizerek durumu idare etmeyi becerirken, bu kadere elleşmeme eğilimimizi bir güzel kullanırlar. Bazen bu elleşmeme eylemini ifrada vardırarak, kaderimizi değiştiriveririz kaygısıyla belli düşüncelerden, belli duygulardan uzak kalmaya çalışırız. Her şeyi, hem zihnimizde hem çevremizde aynı olarak muhafaza etmek gibi imkansız bir takım uğraşlar içine daldığımızda işler iyice karışacaktır.

Hayatımız, üzerinde düşündüğümüz kadar kontrolumuz olmadığını topluca ve bir çırpıda yaşayıp gördüğümüz zamanlarda (örneğin, 17 Ağustos Depremi), o zamana kadar elleşmediğimiz kaderimizin neresinin “bizim” kontrolumuzda, neresinin “kaderin” kendi kontrolunda olduğunu açık seçik görmek mümkün olabilir. Kendi kontrol alanımızı genişletmeyi gerçekten isteyip istemediğimiz, hayatımızın akışı üzerinde ne kadar rol oynamak istediğimiz hep böylesi zamanlarda ortaya çıkar. Binamızın güvenliğini sağlamak için kendi mahalle komitelerimizi oluşturduğumuzda, ya da mahallemizdeki en çürük (ve en yeşil) zemine dikilen ve tepemize yıkılma olasılığı yüksek binanın ruhsatının iptali için komşular olarak harekete geçtiğimizde hayatımızın akışını kontrol ediyoruz.

Daha ağız sulandırıcı bir örnek vereyim. Açık büfe bir kahvaltıda bol yağda pişmiş sahanda yumurta veya haşlanmış yumurta arasında tercih yaparken, (yani kanımıza karışacak kolesterol ve yağ miktarlarını kontrol ederken) bir tercih yapıyor, hayatımızın toplam süresi üzerinde bir ya da iki saliselik bir kısaltma veya uzatma yapıyoruz. Kader diyebileceğimiz riskler toplamının bizden önce başlayan ve bizimle devam eden akışı üzerinde bu kadarcık kontrolumuz olması bile ağır geliyorsa, oturalım oturduğumuz yerde. Hayatımızın değişmesi ise karar alıp hareket etmemize bağlı. O zaman da kımıldayalım biraz.

Kategoriler
PsikiyatristSağlık
Prof. Dr. Yankı Yazgan (Psikiyatrist)

Prof. Dr. Yankı Yazgan, içinde kendinizi de bulacağınız yazılarıyla sizlerle...
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Göltürkbükü

    Gümüşlük ile GTB arasında

    Alışkanlıklarımız yakamızı bırakmayıp, bizi hep yaptığımız, kendimizi rahat hissetiğimiz şeylere sürüklediğinde, muhafazakâr yanımızla yüzyüze buluveririz kendimizi. Tatiller muhafazakâr yanlarımızla, devrimci yanlarımız arasındaki çatışmanın gizlenemez olduğu kriz anlarını temsil eder....
  • sebep-sonuç ilişkisi

    Herkes öyle diyor

    Ben ne diyorum önemi yok, ama herkes öyle diyor. Ve öyleyse öyledir. Bu noktaya gelip tıkandığınız hiç olmuyor mu? Herkesin dediği doğruysa, herkes de adeta parlamentonun salt çoğunluğuymuşcasına yasama...
  • Tersinden İstiklâl Marşı

    Tersinden İstiklâl Marşı

    Yatılı okulun nesi meşhurdu? İşkencesi… Hafta sonu evci çıkarken, okul otobüsünde kazara “abi”lerden önce yerinize oturup saygısızlık yaptığınızda, en basit ceza enseye bir şaplak. Sınıfta akşam mütalaa saatinde, abiniz...
  • Telefon beynimizi nasıl aldatabilir

    Telefon beynimizi nasıl aldatabilir?

    Telefondaki sesin, telefonun içine girmiş birisinden geldiğini söyleyenlere raslayabilirsiniz, yaşı 2-3 civarında olanlar arasında… Sesle sesin kaynağının ayrı mekânlarda olduğunu anlamak beynin doğal gelişiminin sonucu. Peki, ya anlamazsak? Karşı...