İstanbul Gelecekte Dünyanın En Yaşanılır Şehri Olabilir

Kurucusu olduğu Wallpaper* ve Monocle dergileriyle yaşam tarzını yayımcılık sektörüne dönüştüren İngiliz gazeteci Tyler Brûlé ile medyanın geleceğini, İstanbul’un yükselişini ve ‘yumuşak güç’ faktörünü konuştuk. Heyecanla takip ettiğim şehirlerin...

Kurucusu olduğu Wallpaper* ve Monocle dergileriyle yaşam tarzını yayımcılık sektörüne dönüştüren İngiliz gazeteci Tyler Brûlé ile medyanın geleceğini, İstanbul’un yükselişini ve ‘yumuşak güç’ faktörünü konuştuk.

İngiliz gazeteci Tyler Brûlé

Heyecanla takip ettiğim şehirlerin başında İstanbul geliyor. 2023 Olimpiyatları için yapılanlar umut verici.

Medyanın modern imparatoru olarak bilinmesi tesadüf değil. BBC’de savaş muhabiri olarak başlayan gazetecilik kariyeri 1994’teki Afganistan Savaşı’nı takip ederken yediği iki kurşun sonrası tamamen değişiyor. 1996’da kurduğu Wallpaper* dergisi bugün uluslararası tasarım dünyasına yön veren en güçlü markalardan. Bir dergi yönetmeninden daha fazlası olduğunu aynı zamanlarda kurduğu reklam ajansı Winkreative’in başarısıyla kanıtlıyor. Wallpaper*’ı Time INC grubuna satmasıyla kariyerinde Monocle dönemi başlıyor. Bu ay altıncı yılını kutlayacak aylık haber dergisi Monocle, radyo istasyonuyla dünyada sayısız şubesi bulunan mazağazası ve kafesiyle dergicilik modelini yeniden tanımlamış bir marka. Söz, Brûlé’de…

Dijital devrimin kıyısında tüm uluslararası prestijli yayımlar köklü bir değişim yaşıyor. Medyadaki bu değişim nasıl okunmalı?

Medya büyük bir çöküş yaşıyor ve her yayın bu süreci en hafif badireyle atlatmak adına bir takım önlemler alma derdinde. En parlak, en havalı yol internet gibi gözükse de bir dergi için dijital sulara açılmak son derece pahalı. “Reklam vereninden okuyucusuna herkesin istediği bu” deniyor fakat rakamlar aksini iddia ediyor. İngiltere’de dergilerin, gazetelerin iPad versiyonlarına abone olanların sayısı son derece düşük. Tüm pastanın yüzde 1’i kadar küçük. Bir medya markası olarak dijitalde var olmaya maalesef gelir kaynağı yaratmıyor. Şimdilik. Monacle olarak kendimize şu iki soruyu sorduk: Okuyucu bizden ne istiyor ve nasıl para kazanırız? Sonuç, bizi beklenmedik iki mecraya sürükledi: Radyo ve mağaza! Dünya dijitalleştikçe insan samimi olana daha hasret duyar oldu. Monocle 24 ile internet üzerinden geleneksel radyo yayıncılığı yapıyoruz. Belli saatlerde ciddi tonda sunulan haber bültenleri, belli bir konu üzerinde dönen tartışma seansları, fikir sohbetleri… Mağaza açılımıysa Monocle okurlarının hayattaki diğer ihtiyaçlarını gidermeye yönelik bir proje. Kıyafetiyle aksesuvarıyla dekorasyon ürünleriyle Monocle dünyasını tamamlayan her türlü obje mevcut.

Geleneksel medya nerede yanlış yapıyor? Geleneksel diye bir şey kalmadı artık. Sınır yok, uyulması gereken belli bir formül yok. Hürriyet’i an an, dünyanın her yerinden takip edebiliyorum mesela. Asıl problem köklü gazetelerin yönetim kurulu üyelerinin takındığı tavır. Bugün internette kendine reklam geliri yaratamayıp üzerine içereğini ücretsiz paylaşmakla ısrar edip milyon dolarlar kaybederken nasıl olur da Guardian’ın yönetim kurulu koltuğunda gönül rahatlığıyla oturabilir ki insan? Günümüzde en kıymetli şey, en ciddi özgün içerik. Satışlar düşerken, internet reklamları henüz karın doyurmazken bedava dijital içerik gazetecilikte hiçbir zaman işe yaramayacak bir model. Der Spiegel dergisini ele alalım. İçeriğine ücretsiz ulaşamazsınız. Üye olmanız ya da dergiyi satın almanız şarttır. Buna rağmen internet sitesi Almanya’nın en fazla trafik alan haber sitelerinden. Time ve Newsweek, Der Spiegel’in uyguladığı modelin izinden gitselerdi bugün bu durumda olmazlardı.

Yumuşak güç faktörü

Her yıl dünyanın en önemli yumuşak güçlerini yayımlıyorsunuz. Liste her zaman çok tartışılıyor. Yumuşak güç, politik güçten artık daha mı önemli?

Kesinlikle. Kore’nin K-pop ile kazandığı başarı bunun en güçlü kanıtı. Altı yıl önce ‘yumuşak güç’ temalı sayımızın kapağı Kore’nin K-pop kültürü süslüyordu. Bugün, Gangnam Style sonrası yaşananlara bir bakın. Bir popçu gayet basit bir şarkısıya ülke tarihinde hiçbir başkanın, devlet bakanın başaramadığı kadar önemli uluslararası temaslarda bulundu, ülkesini tanıttı, farklı bir gelir modeline dönüştü. Yumuşak gücün bir dinamo etkisi vardır. Bir şarkıyla tanıdığınız ülkeyi daha sonra stiliyle edebiyatıyla sinemasıyla da yakından takip etmeye başlarsınız.

Türkiye için de aynı durum geçerli. Komşu ülkelere satılan diziler, birçok diplomatik görüşmeden anlaşmadan daha etkili.

Radyonun dönüşü

Twitter, gazeteciler için bir tür zorunluluk mu?

Kesinlikle değil. Monocle, hiçbir sosyal medya hesabında aktif değil. Çoğu Monocle editörü, yazarı da öyle. Twitter, zamanın ruhunu öldüren bir format. Editörlerimizden Sophie Groove geçen aylarda bir haber için Türkiye’deydi. Yaşadıklarını, neler gördüğünü, kiminle konuştuğunu 5 dakikada bir 140 karakterle özetlemesinden çok, akıllıca kurgulanmış, şık fotoğraflarla desteklenmiş bir formatta okumayı tercih ederim. İster yeni açılan bir mağazadan bahsedin, ister yeni kullanmaya başladığınız parfümden, Twitter konunun mistik havasını kaçırıyor. Birkaç saat içinde işin hevesi gidiyor, ilginiz dağılıyor. Radyoya dair muhteşem olan şey de bu. İşin büyüsünü asla kaçırmıyor. Aksine daha sihirli bir formata sokuyor.

Sizin twitter hesabınız var mı?

Adıma hesaplar muhtemelen vardır ama hiçbiri bana ait değil. Mümkünse dahi yayıncı olarak değil, ‘Twitter kullanmayan kişi’ olarak anılmak istiyorum. Sosyal medya kanalları kullanıcını elinde bir tür oyuncak. Birinden sıkılınca diğerine sarıyor insan. Facebook’tan Twitter’a, Instagram’dan Vine’a geçiş böyle bir şey. Bu akımlara her zaman şüpheyle yaklaşıyorum.

Radyo, tıpkı plaklar gibi, bir geri dönüş yapar mı?

Kesinlikle. Monocle 24’un başarısı bunun kanıtı zaten. İster el radyosundan dinleyin, ister bilgisyarınızdan radyodan yükselen ses her zaman nostaljiktir, duygusaldır. Hafif cızırtılıdır. Bu mağarada kayıt yapmamızdan kaynaklanıyor. Radyonun doğasından gelen bir hissiyat bu. Sosyal medya sayesinde herkes çok ortada, her şey çok çabuk tüketiliyor. Bir şirketin CEO’sunun ne yediğini tweet atması, ne giydiğini Facebook’ta paylaşması Dedikodu her zaman lazım.

Gelişen teknoloji seyahat sanatını nasıl etkileyecek?

Teknoloji en büyük etkiyi uçuşları daha ekonomik bir hale getirerek çoktan yaptı zaten. Uçak yolculuğu eskiden bir lükstü, şimdi herkes için bir uçuş var. Yüzlerce havayolunun binlerce uçuşu sayesinde bilet fiyatları artık daha cazip, insanlar daha sık seyahat ediyor. Önümüzdeki 25- 30 yıl boyunca da bunun değişeceğini zannetmiyorum. İnsanlar bir iş toplantısı için dünyanın bir ucundan diğerine uçmaya devam edecek. Video konferansların, Skype toplantıların sayısı daha artmayacak. İnsanoğlunun göz temasına ve dedikoduya ihityacı var!

Monocle’un her yıl yayımladığı ‘Dünyanın en yaşanılır şehirleri listesi’ bir prestij etiketine dönüştü. Listede önümüzde 5-10 senede hangi şehirlerin yükselişine tanıklık edeceğiz?

Listede köklü değişiklikler olacağını zannetmiyorum. Politik çehre, ekonomik gelişme gibi önemli kriter kolay kolay değişmiyor. Avusturalya ve İsveç şehirlerinin yükselişi devam edecek. Gelişmesini heyecanla takip etiğim şehirlerin başında İstanbul geliyor. 2023 Olimpiyatları için yapılanlar umut verici.

İstanbul, dünyanın en yaşanılır şehri olması için neler yapmalı?

Bu unvanı hak etmesi için büyük potansiyeli var. En önemlisi 7/24 yaşayan canlı bir şehri. Birçok Avrupa şehri günden güne daha ağır, daha monoton bir yaşam sürerken İstanbul’un enerjisi baş döndürücü. Fakat en büyük derdi trafik. Tam bir felaket!

Peki, diğer sorunlar neler?

Türkiye’de orta sınıfın müthiş bir yükselişi var. Daha ferah, daha zengin, daha kültürlü bir orta sınıf oluşuyor. Kullanılan arabalardan, teknoloji ürünlerinden belli. Fakat bir yandan toplumda hükümetin tutumu yüzünden bir huzursuzluk var. Politik bir tonda konuşmak istemem ama Türkiye’nin toleransı yüksek, her kesmi kucaklayan bir tavrı olması şart. Bunun yanı sıra kendi markalarını yaratması, lokal girişimciliği tevşik etmeli. Bütün o uluslararası lüks zincir mağazalara sahip olması güzel bir şey fakat İstanbul’u asıl kimlik kazandıracak olan lokal tatlar, kişilikli oluşumlar.

Kategoriler
Yaşam

Benzer Konular

  • Dijital âlemin yeni şövalyeleri

    Dijital Alemin Yeni Şövalyeleri

    Yeni dijital rota belli: İlişkiler Blendr’da başlayacak, ilham Pinterest’ten gelecek, haberler 6 saniyelik hap videolarla Vine’dan alınacak, sosyal düzene dair olup bitenler Mashable’den öğrenilecek. Birkaç yıl içinde en az...
  • Jonah Berger

    Viralleşmenin Gizli Formülü

    ‘İnternette paylaşıldığın kadar varsın’ sözünün gölgesinde, dijital devrimin pazarlama kurallarını, popülerlik formülünü nasıl da yıktığını anlatan yeni ‘marketing’ dehasıyla tanışın: Jonah Berger Twitter’da ‘retweet’, Facebook’ta ‘paylaş’ tuşuna neden bastığınızı...