İslam Sola Daha Yakındır

Kanal-7 ‘anchorman’i ve Sabah yazarı Ahmet Hakan Coşkun yeni yaklaşımın öncü isimlerinden Sol aslında ahlaki bir çıkışı simgeliyor. Solun dine mesafeli olması tutarlı değil. İslam kapitalizme, vurguna karşıdır. Dindarlar,...
İslam Sola Daha Yakındır

Kanal-7 ‘anchorman’i ve Sabah yazarı Ahmet Hakan Coşkun yeni yaklaşımın öncü isimlerinden

Sol aslında ahlaki bir çıkışı simgeliyor. Solun dine mesafeli olması tutarlı değil. İslam kapitalizme, vurguna karşıdır. Dindarlar, sağ yerine solda durmalıdır. Sağcıların 6. Filo’yu taşlaması gerekirdi.

İslam sola daha yakındır _0_0_0Tıpkı dün olduğu gibi bugün de İslamcılık yeni bir tartışmayla kendine bir açılım arıyor. Özellikle Türkiye’de İslamcılar bugüne kadar ‘sol’ denildiğinde kâbus görüyor gibi olsalar da, devir değişiyor. İslam hem de İslamcıların içinden çıkan yeni bir ‘arayış’la tanışıyor: Solcu İslamcılar. İslam solu yeni keşfetti. Bu yakınlaşmanın odağında ise İslam dininin aslında sola daha yakın olduğunun analizi yatıyor. Aslında Türkiye için yeni olsa da İslam ve sol eski bir tartışma konusu. Suriye’deki Müslüman Kardeşler örgütünün liderlerinden Mustafa es-Sıbai’nin İslam sosyalizmi çalışması, Seyit Kutup’un eski bir solcu olarak duruşu, Mısır’daki İslami sol hareketler, İran’da Ali Şeriati gibi devrimi hazırlayan aydınlar, sol ve İslam sentezli bir hareketin Ortadoğu’da fitilini ateşlediler. Türkiye’de ise işin ilginç yanı, geçmişleri itibarıyla Ali Şeriati, Seyit Kutup gibi Arap aydınların bilimsel retorikleriyle İslamcılık yaratan Türk İslamcı aydını, solcu İslamcılık ekolünü daha fazla destekliyor. Bu arada solcu İslamcılık tartışmasını alevlendiren isimse Ahmet Hakan Coşkun. Sabah gazetesinde “İslamcılık eşittir sağcılık mı?” başlıklı üç seri yazı yazan Coşkun, aslında ciddi biçimde var olan hararetin, kamuoyunda tartışılmasına zemin hazırladı. Tempo İslami ve sol kesimin etkili isimlerine bu yeni tartışmayı, yeni İslamcı solcu hareketi sordu.

İslamcılık-sağcılık tartışması nereden çıktı?
Bu konuda uzun zamandan beri düşünüyor ve fikir geliştiriyordum. Bir gün Sabah gazetesinin birinci sayfasında, “Sağ basın olaya nasıl yaklaştı?” diye bir başlık gördüm. Aynı haber iç sayfada “İslami basın ne dedi?” şekline dönüşmüştü. Demek ki bu başlıkları atan arkadaşlar, “İslamcı eşittir sağcı” anlayışına sahipler. Bu, aslında sadece o arkadaşlara özgü bir durum değil. Türkiye’de ‘sağcı’ oldunuz mu, aynı zamanda ‘dindar’ olacaksınız. ‘Solcu’ iseniz ‘dine mesafeli’ bir tutum içinde olacaksınız. Böyle bir anlayış var. Ben bu anlayışın hiçbir tutarlı yanı olmadığı kanısındayım ve bunun Türkiye’ye özgü taraflarının ağır bastığını düşüneceksiniz. Sağ ve sol kavramlarına evrensel anlayışla yaklaşırsak, tam tersi bir sonuç çıkar. Tüm bunları okurlarla paylaşmak istedim.

Bu, biraz İslamcılık solculuktur anlamı da taşır mı?
Biraz değil. Tamamen öyle… Bence İslam dini, sağdan çok sola yakındır. Eğer ille de sağ ve sol kavramlarını kullanmamız gerekirse, İslam’ın ben sola daha yakın olduğunu düşünüyorum.

İslamcılık ve solculuk ilişkisini tartışabilir miyiz?
En genel anlamda sağ, yeryüzündeki verili düzenin değiştirilmesini değil, aynen muhafazasını savunur. Yeryüzündeki kurulu düzenleri ve yerleşik hiyerarşileri ‘veri’ kabul eder. Sol ise, böyle bir veriyi kabul etmez. Sol itiraz eder, verili düzenin altüst olabileceğini savunur. Bu anlamda Mekke’deki kurulu düzeni savunan müşrikler için, sağ ve sol gibi evrensel duruşlardan herhangi birini yakıştıracak olursak, kolaylıkla sağcı diyebiliriz. İslam ise, o düzeni veri kabul etmedi ve darmadağın etti. Bu açıdan İslam, sola yakındır. İslam, kapitalizme düşmandır. Her şeyin paraya endekslendiği, iyi olanın kazandığı vurgun düzenleri, en başta dinin karşı çıktığı düzenlerdir. Sol, aslında bir ahlaki çıkıştır. Ahlaki kaygılar ise, en başta dinde var.

Kişisel olarak zaman zaman solcu jargonu kullanmanız, solcu bir duruş içinde olmanız için ne diyeceksiniz?
Ben bu anlamda, zihinsel bir tutarlılık içinde olduğumu düşünüyorum. Yapay bir şekilde solcu jargonu kullandığım söylenemez. Kişisel olarak durduğum yerin neresi olduğunu ise, bu tartışmanın selameti için söylemek istemiyorum. Benim söylemek istediğim, kendisini ‘dindar’ olarak tanımlayan bir kişinin sağcı bir duruş sergilemektense, solcu bir duruş sergilemesinin daha tutarlı olacağını belirtmek. Bu konuyu daha önce de ifade etmiştim.

Bugüne kadar İslamcılık solculuğa, solculuk İslamcılığa karşı düşmanca bir tavır içindeydi. İki tarafın birbiriyle ilişkisini tartışabilir miyiz?
Benim üzerinde durduğum ‘evrensel anlayış’… Türkiye’de bu işin çivisi çıkmış. Yıllardır tartışılır, Türkiye’de sol sağdır, sağ soldur diye… Bu anlayış, zaman zaman gündeme gelmiş. İdris Küçükömer’in Demokrat Parti’yle ilgili yaptığı analizleri anımsayalım. Türkiye’de sol hep elitist olmuş, hep halkın değerlerine uzak, dine mesafeli olmuş. Evrensel anlamıyla solu temsil eden kaç kişi var ki Türkiye’de. Büyük şehirlerin varoşlarındaki yoksullar kime oy veriyor bir düşünelim. Zengin semtlerinden kime oy çıkıyor bunu da düşünelim. İslamcılara gelince… 60’lı yıllarda ne olduğuna bakalım: O dönemlerde dindar aydınlar, solcuların dine uzak tavırları nedeniyle sağa yanaşmışlar… 6. Filo’yu taşlayacaklarına, tutmuşlar 6. Filo’yu taşlayan solcuları taşlamışlar. Ezildikleri halde gitmişler sağcı partilerin oy deposu olmaya aday olmuşlar. Bir de şu var: Kuran-ı Kerim’de ‘sağcılar’dan söz ediliyor, olumlu olarak… Ama orada geçen sağın, bugün tartıştığımız sağ kavramıyla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok. Ama Türkiye’de dindar insanların sağa kucak açması için, işin bu yönü çok istismar edildi ve bu konuda epey mesafe de kat edildi…

Bir İslamcı aynı zamanda solcu da olabilir mi?
Bir İslamcı, belki kendisini tanımlarken sadece ‘Müslüman’ tabirinin yeterli olacağını düşünüyordur. Bu, anlayışla karşılanabilir. Benim üzerinde durmak istediğim şey şu: Bir Müslüman, kendini bugünün ideolojik kavram dünyasıyla açıklamaya kalkarsa, sol perspektif ve anlayışın kendisine daha yakın durduğunu belirtmek zorundadır. Aksi takdirde tutarsız olur.

Sen kendini solcu bir İslamcı olarak tanımlayabilir misin?
Ben kendimi bir tanımın içine sokmak niyetinde değilim. Ben sadece kavramsal bir tartışmaya önayak olmak istiyorum. Hem söylediklerim sadece Müslümanlık için geçerli değil. Hıristiyanlık için de geçerli. Bütün dinler, ahlaki bir çağrı yaparlar insanlığa… Sağcılık ise, ahlaki çağrılara kulak verme yerine bunu kullanmayı öngörür. Bir okurumun hatırlattığı bir söz var, Latin Amerikalı bir rahibe ait… Şöyle diyor: “Ben Marx okuyarak kapitalizmi öğrendim. İncil okuyarak kapitalizme neden karşı çıkmam gerektiğini öğrendim.” İncil’i çıkarın Kuran-ı Kerim yazın, bir şey değişmez…

Abdurrahman Dilipak: Sağcı İslamcı oluyorsa, solcu İslamcı da olur

İslam eşittir, ne sağcılık, ne de solculuk. İslam Allah’a ait bir dindir. Onun bir şeye yakınlığı ya da uzaklığı söz konusu olmaz. Birileri, bazı şeyler onun dinine yakın ya da uzak olabilir. O yaratılmışlıktan münezzehtir. İslam ise onun açıklanmış rızasını ifade eder… Doğu da Batı da Allah’ındır… İslam sağa ya da sola yakın değil. Ama bazı sağ ya da sol söylemlerde dini renkler ve motifler görebilirsiniz… Marx’ın sakalının olması onun sünnete bağlılığını ifade etmez. Şanar Yurdatapan yalan söylemediği için Müslüman değildir… İslam’ı sağcılaştırma gayreti, soğuk savaş yıllarında yeşil kuşak projesinin bir ürünü idi. İslam eşittir, anti sol gibi bir anlayış yerleştirilmeye çalışıldı. Ama artık o yanılgı dünde kaldı. Önce İslamcı-dinci gibi tanımları doğru bulmuyorum. Bunun doğru karşılığı Müslüman ya da dindar. Mütedeyyin… Eğer bir Müslüman sağcı olabiliyorsa, solcu da olabilir. Bu, sağcı ya da solculuğa nasıl bir anlam yüklediğinize bağlı. Ama sağcı İslam, solcu İslam gibi karikatür tanımlar saçma olur. Bir zamanlar Mustafa Sıbai’nin İslam sosyalizmi projesi vardı.. Ebu Zer’in hayat ve yaşamından örnekler vererek böyle bir yorum geliştirilebilir mi? Bunu deneyenler oldu. Ama sonuçta İslam bir tanedir. İslam başka ideolojilerin sıfatı ya da başka ideolojiler İslam’ın sıfatı olmamalı.. ABD çok Makyevalist ve pragmatist.. İslam’ı kendi içinde çeşitlendirerek bloke etmek isteyebilir. Amerikan kiliseleri gibi bir sürü İslam. Düşmanlık! Bu böyle örgütlendi. Sünniler sağ partilerin, Aleviler sol partilerin ucuz oy deposu olacaktı. Biri çocuğunu köy enstitüsüne gönderecek, ötekisi imam hatibe. Sonunda birileri bizim kanlarımız ve gözyaşlarımız üzerine kendilerine iktidar ve servet üretecekti. Ama artık bu oyun sökmüyor. Bizim Şanar’la örgütlemeye çalıştığımız ‘Yeşil-Kırmızı’ diyaloğu bu komploya karşı verilmiş bir cevaptır!

Avni Özgürel: İslam sola yakındır demek yanlıştır

İslam ideoloji değil bir din. Ahmet Hakan’ın söyledikleri, bir dönem parlak fikir olarak ortaya atıldı ve hayli çekiştirilip tartışıldı. Mısır lideri Cemal Abdül Nasır’ın ABD desteğindeki İsrail karşısında uğradığı askeri yenilgi sonrası SSCB’ye yaslandığı dönemde, onun bu keskin siyasi tavır değişikliğini, sosyalizme ‘dinsizlik’ diye baka gelmiş Müslümanlara mazur göstermek için ‘İslam Sosyalizmi’ diye bir kavram ortaya atılmıştı.. Benzer sebeplerle Suriye ve Irak yönetimlerinin de köpürttüğü, SSCB’nin uluslararası alanda entelektüel destek verdiği bir akım haline bile geldi İslam Sosyalizmi!.. İslam dininin, toplumcu, adaletçi, dolayısıyla eşitlemeye değilse bile denkleştirmeye, dengelemeye dayanan bir düzen önermesinden yola çıkarak “İslam sola yakındır” demek, dini bir ideolojiye göre tarif etmek yanlıştır. Çevresinde Müslüman-İslamcı olarak tanınmış insanların kişisel sebeplerle sola yakın olma arzularını, dini işe hiç karıştırmadan doğrudan ifade etmelerinin daha anlaşılır ve kabul edilebilir olduğunu düşünüyorum. Kelime ve kavram seçmeleri yapıp sol düşünceye zıt ideolojiler, hatta yadırganabilecek birey davranışları için de pekâlâ İslam’a yakınlık öne sürülebilir.

Aytunç Altındal: Siyonistlerin izolasyon çabasıdır

İslamiyet ile sol arasındaki ilk bağlantı SSCB’deki 17 Kasım devrimi diye bilinen olay sırasında çıktı.Lenin Mus Büro diye bir büro kurdu. O sırada Türkiye’de Yeşil Ordu faaliyetleri de çok yoğundu. İstiklal Savaşı sırasında bir de Yeşil Ordu vardı. Bu Yeşil Ordu’ya mensup olanlardan bir tanesi de Çerkes Ethem’in ağabeyi idi. Türkiye’de sosyalizmle İslam’ı bütünleştirme ve birleştirme meselesi bu tarihten itibaren hız kazanmıştır. İstiklal Savaşı sırasında da Yeşil Ordu diye bilinen gruplar Türkiye’de sosyalizmle İslam’ı bağdaştırabilirlik üzerinde çalışmışlardır. Sonra bu mesele 1924 yılından sonra unutuldu. 1973 yılına kadar bu olaylara değinilmedi. Bu konuyla ilgili yazıları da ilk ben yazdım. O sıralarda Fransa’daydım. Sosyalizm bir ideoloji, İslam din. Bir ideolojinin dinselleştirilmesi keyfiyeti olduğu takdirde İslam ile sosyalizm bağdaşır. Bir dini ideolojilerin kapsamına sokmaya kalkarsanız da El Kaide gibi radikalizmler başlar. Müslümanlarla sosyalizm arasında öyle çok büyük bir uçurum yok. Sosyalizmin kurucularının birçoğunun Yahudi olması bu tarafta bir propaganda mevzuudur. Uygarlıklar çatışması tezi Siyonistlerin tezidir. Bu Siyonist tez çerçevesinde Müslümanlarla diğerleri arasında izolasyon politikası izletiyorlar. İslam’ı izole edelim, sonra çaresine bakarız. Bu yakınlaşma da bu anlamda değerlendirilmeli.

Mehmet Metiner: İslamcı olarak sola daha yakınım

İslam dini bence sosyal adaletçi bir dindir. Eğer siz solu veya sosyalizmi din karşıtı olarak algılarsanız, tabii ki İslam diniyle solun bağdaşması mümkün değil. Ama emeğe saygıyı, sosyal adaleti veya doğrudan adaletin kendisini tesis etmeyi isteyen bir ideoloji olarak alırsanız solu, İslamcılık sola çok daha yakındır. Ama ne yazık ki ülkemizde sol veya sosyalist ideoloji doğrudan doğruya kendisini din karşıtı bir pozisyonda ürettiği için İslamcılık ile hep çatıştı. Sağcılık muhafazakârlık, tutuculuk, bir anlamda geriliktir. Sol, tanımı gereği değişimci, yenilikçi bir öze sahiptir. Ama Türkiye’de nedense sol, statükonun bekçiliğine soyundu. O yüzden solla İslamcılık arasında Türkiye’de bence gerekli olmayan hatta anlamsız bir çatışma iklimi yaratıldı. Ben 15 yaşından beri İslamcılık hareketinin içinde olan bir insanım ama kendimi her zaman sola daha yakın hissediyorum. İslamcı solcu tabii ki olabilir. Kendimi solun değerlerine çok daha yakın hissediyorum. Mesela Suriye’de Müslüman Kardeşler hareketinin lideri olan Mustafa Sıbai İslam Sosyalizmi diye bir kitap yazmıştır. Müslüman Kardeşler hareketi bile İslam sosyalizminden söz edebiliyor. Seyit Kutup sol orijinden gelen biriydi. Sosyal adaleti, emeği, toplumculuğu savunan bir İslami sol, İran’da devrimin çok önemli hazırlayıcılarından biri olan Ali Şeraiti, Marksizm’in solun paradigması içinde yeni bir İslami yorum üretmeye çalıştı. Yeni bir açılım olarak gündeme gelmeli. Kendini bu temelde yeniden tanımlamış ve konumlamış sola Türkiye’nin ihtiyacı var. Bu temelde yeniden demokratik temelde tanımlanmış bir İslamcılık anlayışına ihtiyaç var. Her iki anlayışın da çok rahat biçimde yan yana yürümesi gerektiğine ve Türkiye’yi bu çıkmazdan kurtarması gerektiğine inanıyorum.

Mehmet Şevket Eygi: Sola yakınlaşmadan rahatsızım

Bence fantezi bir yakınlaşma. İşin bir felsefi ve uygulama tarafı var. Belki uygulamada İslam’ın öngördüğü sosyal adalet bakımından solculukla bir paralellik görülebilir. İnanç ve teori bakımından materyalist, dini boyutları olmayan bir yapıya sahipler. Bu bakımdan bir kere solculuğu teori olarak İslam’a yakın görmek mümkün değil. Ama uygulamada Hıristiyanlık’ta da, başka doktrinlerde de var. Diyelim solculuğun büyük bir dilimini Marksistler teşkil ediyor. Bir Müslüman’ın Marksist olması mümkün ve muhtemel bir şey değildir. Ben şahsen bir Müslüman olarak Müslümanların sola daha yakınlaşmasından rahatsızım. Hoşgörüyle karşılıyoruz fakat Müslümanlığın bu şekilde bir solculukla bağdaşacak hiçbir tarafı yoktur. Müslümanlık Müslümanlıktır, solculuk solculuktur Efendim paralellik varmış bazı noktalarda, olabilir. Fakat bu yeni yetişenlere Müslüman demiyorum, bunların birtakım solcularla olan ilişkileri kendi din kardeşleriyle olan münasebetlerinden daha sıkıdır. Bunu da normal karşılamak mümkün değildir. Müslüman kesim bir kere kültür bakımından genellikle solcuların daha altındadır. Solcuların edebiyatı daha kuvvetli. Birtakım İslamcılarda solcuların bu edebiyatına karşı bir hayranlık uyanıyor. Birtakım söyleyişler, sloganlar var, onları da buluyorlar, İslami kesim kültür itibarıyla köylü yahut taşralı kaldığı için, aradıklarını bulamadıklarından bilhassa Marksistlerle arkadaşlık yapıyorlar.

İsmail Nacar: Solcu aydınlar bana daha yakın

Ben 70’lerin başından itibaren Yeni Atılım dergisini çıkarmıştım. Bütün gazetelerde televizyonlarda yoğun bir mücadeleye girdim. Solla işbirliği yapıyor diye daha çok bana dendi. Solcu İslamcı gibi. İslam’da Habil ve Kabil olayı insanlık tarihinin diyalektiğini bize hatırlatmak bakımından Allah tarafından anlatılıyor. Ezen ezilen, hak ve mağdur kavramları solda proletarya ve burjuva olarak yansıdı. Ben kendi kavramlarımın dışında bir kavramla çağrılmak istemem. Türkiye’de solcu aydınların çoğu hak hukuk konusunda sömürü düzeni konusunda sağ geçinenlerden daha yakın bana. Çıkış noktasında bir beraberlik olduğu için sol aydınlarla yıllarca yakınlığımız olmuştur. Dolaylı da olsa fikri bir akrabalığımız var gibi gözüküyor. Her iki tarafın da kavramları netleştirmesi lazım tabii.

Doğu Perinçek: ABD’ye karşı çıkan her Müslüman solcudur

İslam dini doğarken devrimciydi. Hz. Muhammed büyük bir devrimciydi. 1500 yıl önceki yeniliği ve devrimi bugün uygulamaya kalkarsanız; o, solculuk olmaz. 6. ve 7. yüzyılda devrimci olan İslam, bugün getirdiği sistemle artık ileriyi temsil etmez. Sosyalizm bir 500 yıl sonra sol ve ileri bir şey olmaz. Sosyalizm bugün için soldur ama 500 yıl sonra, 100 yıl sonra solu temsil etmez. İlericilik ve gericilik tarihseldir. İslam doğduğu zaman devrimciydi ama bugün değil. Sosyalizm de bir gün gelecek gerici ve sağ olacak. Çünkü insanlık bir yerde durmuyor. Siyasal düzlemde anti-emperyalist İslamcılar tabii sol. Bugün solculuğun ölçüsü ne, Amerikan askerinin Türkiye’ye girmesine karşı olan herkes solcu. Çok basit. ‘Amerikan askeri girsin’ diyen herkes sağı temsil ediyor. Tayyip Erdoğan’lar sağı temsil ederken, cami çıkışında gösteri yapan Müslümanlar solu temsil ediyor. Bugünkü İslamcılar Amerikan emperyalizmine tavır alıyorlarsa onlar solda konumlanmış oluyorlar. Buna karşılık ‘Ben sosyalistim’ diye ortalıkta dolaşan bir sürü adam var, Amerika’yla birlikte hareket ediyor bu da en sağ. İslamcıların içerisinde de vatanseverler var ve bu temelde bir yakınlaşma söz konusu.

Toktamış Ateş: Solcu İslamcı kavramı doğrudur

Bu süreç birtakım entelektüel diyebileceğimiz çevrelerle sol arasındaki bir yakınlaşmadan kaynaklanmaktadır. Bu iki grup birbirine yabancı iken birbirini farklı değerlendirirdi. Fakat birtakım tanımalar, tanışmalar, yakınlaşmalar olduğu zaman çok da farklılık olmadığını ya da en azından birçok ortak nokta olduğunu gördüler. Böyle bir yakınlaşma oldu ama netice itibarıyla solun din konusundaki yaklaşımının dinci çevreleri tatmin edeceğini zannetmek de pek mümkün olmasa gerek. Aslında İslamcı çevrelerin bu konuda uzun zamandır bir kompleksini gözlemekteyim. Kendilerini daha doğru anlatma gereksinimi içerisindeler. Türkiye’deki gelişme çizgisi içinde kendilerinin zannedilenden farklı olduğunu ortaya koymaya çabalıyorlar ki, bunu ülkemizin geleceği açısından olumlu karşılıyorum.
Aslında solcu İslamcı kavramı çok uygundur. Çünkü eğer İslamcı gerçekten İslamcıysa, Hz. Peygamber’in dinindense, tarih itibarıyla solcudur. Solun pek çok mesajıyla İslam’ın mesajı örtüşür.

Ali Bulaç: Türkiye’nin bu açılıma ihtiyacı var

Sol dediğimiz zaman ikiye ayırmak gerekir. Felsefi manada solun kökeninde Marksizm vardır. Bu anlamda sol ile İslam arasında bir yakınlık yok. Fakat bütün dinlerin tarih boyunca öne çıkardığı insani idealler açısından baktığımızda, İslam ile sol arasında büyük bir yakınlık hatta benzeşme de var. Neticede Karl Marx’ın söylediği tarihin finalinde ezenin ezilenin olmadığı sınıfsız bir toplum. Bunu dinlerin terimleriyle ifade etmek gerekirse, adil bir toplum. Dünyamız çelişkilerle dolu. Özellikle küreselleşmenin ortaya çıkmasıyla üç alanda büyük adaletsizlikler ortaya çıktı. Ülkeler, bölgeler ve sınıflar arası adaletsizlik. Bu anlamda Marksizm benim inancıma göre iddiasını kaybetmiş değil. Nihai idealleri açısından misyonunu tamamlamış değil. Bu adaletsizliklere karşı bir mücadeledir de. Bunu tarihi materyalizm şeklinde ele alırsak, o farklı bir felsefedir. Sadece Batı düşünce geleneğinde bir düşünme kategorisidir. Bundan hareketle Ortadoğu’da geçmişte İslam ile sosyalizm arasında bütün benzerlikler olduğunu savunan tezler ortaya çıktı. Suriye’de Müslüman Kardeşler’in önde gelen ilim adamlarından Mustafa Sıbai, ‘İslam Sosyalizmi’ diye kitap yazdı. Bunu formüle etti. Sosyalizm dediğimizde ister istemez materyalizm akla geliyor. Bir sınıf iktidarı arkasından dikta rejim akla geliyor. Bu ise bizim gibi toplumlarda halkın aslında yararına olmasına rağmen, politik harekete katılmasının önüne geçiyor. Ben bu yakınlaşmaya olumlu bakıyorum. Türkiye’de bu tartışma çok zayıf. Mısır’da bu yönde büyük bir tartışma var. İslami sol diye bir akım var. Taraftar kitlesi de var. Türkiye’de İslami sol akımının tutmaması için bir sebep yok. Sol aydın İslam’a karşı çok mesafeli, bilgi ve gözlemleri çok eksik, aydın olmanın şartı olarak dindışı düşünmeyi ilke olarak kabul ediyor. Türkiye için yeni bir açılım olacaktır bu yakınlaşma. Aydınlar üzerinde böyle bir tartışmanın olması herkesi yüzleşmeye, farklı bir dil bulmaya itebilir, faydalı olur. Solcu İslamcı kavramı olur.

Attilâ İlhan: Başından beri bu yakınlaşmayı savundum

Söylediğiniz anlamda bir yakınlaşma olduğunu pek sanmıyorum. Yakınlaşma var Türkiye’de, geniş ölçüde bir yakınlaşma var. Hatta bir Milli Cephe bile oluştuğunu söylemek mümkün. Bunun içinde yalnız İslamcılarla solcular yok, bunun içinde milli sanayici de var. Genel bir olay, işçi sınıfı da var. Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla, diğerlerinin ulusal çıkarları çatışmaya başladı çok net olarak. Dolayısıyla taraflar belirleniyor. 1920’deki durumdur yaşanan. Nasıl bir tarafta yabancılar ve onlarla birlik olanlar, öbür tarafta Türkler ve onlarla birlik olanlar vardı. İslamcılar birdenbire solcuların memleketin geçmişiyle, tarihle ilgili bir red keyfiyetlerinin olmadığını fark etmeye başladılar. Olay bu. Onlar sanıyorlardı ki solcular bütün geçmişi reddediyorlar. Ben bu yakınlaşmayı baştan beri ayaklandıranım. Başından beri bunu savundum ben. Türkiye’de şimdi kendi aramızdaki sorunlarla vakit kaybedecek durumda değiliz. Önce Türkiye’nin genel çıkarlarını korumak için sırt sırda, omuz omuza, yan yana olmak zorundayız.

Prof. Dr. Hüseyin Hatemi: Ahmet Hakan bilmiyor, ilk ben yazdım

Sağcılık ve solculuk terimleri kullananın verdiği anlama göre değişebilip ve üzerinde uzlaşma sağlanan terimlerden olmadığı için İslamcılık sola daha yakındır şeklindeki bir yargının da yine anlamı belirsiz olur. Bu sebeple muhtevası belirli terimlerle bir sonuca varmayı ve görüşümü belirtmeyi tercih ediyorum. Solculuktan amaç, sosyal devlet ve adalet taraftarı olmak ise hiç şüphesiz İslam bu anlamda bir solculuğu da ayrılmaz bir parça olarak içerir, sağcılıktan amaç sosyal devlet ve sosyal adalete karşı olmak ise sırf Ma’un suresinin okunmasından dahi İslam’ın bu anlamda bir sağcılığı reddettiği ve dışladığı anlaşılır. İslam’ın solculukla bağdaşmadığı görüşü son zamanlarda güçlü olarak ileri sürülüyorsa, bunun yeniden dizayn çabalarıyla bir ilgisi olabilir. Fakat bu kabil yeniden dizaynın modasının geçtiğini zannediyorum, çünkü Sovyetler rejimi çökmüştür. Bugünkü dizayn çalışmaları küreselleşme, yontulma, köleselleşme ve sonuçta emperyalist dünya diktatörlüğünün karşısında bağımsızlık ve onurunu tamamen yitirme yönünde cereyan etmektedir. Solculuk ve İslamcılık bugüne kadar birbirine düşman iki kavram olarak mütalaa edilmekte değil idiler. Ahmet Hakan belki bilmiyor fakat ben 1966 yılında ilk basısı yapılıp sonra üçüncü basısı yapılan ‘İslam Açısından Sosyalizm’ başlıklı kitabımda bu söylediklerimi esasen söylüyordum. İlk defa da ben söylüyor değildim, benden önce mesela Garaudy’nin kitabı Türkçe’ye çevrilmiş, tartışma doğurmuştu.

Nuray Mert: Ben hem solcuyum hem Müslüman

Bence İslamcılık değil ama İslam ve genelde semavi dinlerin bize ulaştırdığı mesajlar, siyasette solun temsil ettiği hassasiyetlere tabii ki daha yakındır. Nitekim, Avrupa yeni sağcıları arasında, “Eşitlik fikrini başımıza bela eden sosyalizmden önce Hıristiyanlıktır” diye şikâyet edenler var. Keza, 1980 öncesi İslamcılara, karpuz-dışı yeşil içi kırmızı ‘suçlaması’ yöneltiliyordu. Diğer taraftan sol, modern bir düşünce akımı olarak aydınlanma düşüncesinin türevlerinden biridir ve başından itibaren insanın özgürlüğü teması çerçevesinde, insan zihninin dini düşünceden kurtulmasını öngörür. Biliyorsunuz, Marx da “Din halkların afyonudur” diyordu. Bu nedenle, sol siyaset başından beri din düşmanlığında ısrar etmiştir. Etik bir itirazla yola çıkıp, itirazını pozitivist bir çerçevede temellendirmeye çalışmak Marksizm’in en büyük zaafıdır. İslamcılık daha ziyade sağ siyaset çerçevesinde ifade bulmuş bir akımdır. Soruyu “Bir Müslüman solcu olabilir” mi diye sorarsanız, bence gayet iyi olur ama o zaman da solu pozitivist çerçeve dışında tanımlamanız gerekir. Yani bugüne kadar gelen kategorileri değiştirmek zordur. Örneğin ben kendimi hem solcu hem Müslüman olarak tanımlayan biriyim ama birçok solcunun sadece Müslüman olduğum için beni solcu saymadığını biliyorum. Tüm siyasi kavramların yeniden tanımlanma ihtiyacı duyacağı bir döneme giriyoruz. Türkiye bu durumdan biraz uzak ama dünyada çok ciddi kırılmalar, dönüşümler yaşanmasını gerektirecek şeyler oluyor ve bu, siyasi düşünceyi kaçınılmaz olarak etkileyecek. Bu çerçevede, İslamcılar solcu olmaz da belki kendini Müslüman olarak tanımlayan insanlar, iktidarcı sağ siyasetler yerine, şimdiye kadar solun gündemde tuttuğu eşitlik, adalet, kardeşlik, dayanışma gibi kavramlara öncelik veren yeni siyasi açılımlara yönelir, dinlerinin kendilerine tebliğ ettiği hassasiyetleri doğru dürüst siyasete tercüme etme gayretinde olan politikalar, düşünceler üretirler.

Kategoriler
Politik
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Karikatür mü güçlü, terör mü

    Karikatür mü güçlü, terör mü?

    Charlie Hebdo, Express Tribune, al-Domari… Ülkelerin, yayınların adı değişiyor, hedef değişmiyor: Karikatüristler. Tek farkla; işler Doğu’da daha zor. Pakistan’ın en ünlü karikatüristlerinden Sabir Nazar’ın yaşadıkları bunun kanıtı. Taliban’ın hedefi...
  • Latino Muslims

    Juan Ramirez’in Ruhuna El Fatiha

    Gabriel Garcia Marquez’in büyülü gerçeklik romanlarından fırlamış gibiler. İspanyol aksanıyla ezan okuyup, taco’yla oruç açıyor, imam nikâhından sonra sambayla düğün yapıyorlar. Onlar, düne kadar Katolik iken, Müslümanlığı seçen Latin...
  • Derinleşen-CHP-e1513103587455

    Derinleşen CHP

    Bugünlerde elimizde “sol” adına üzerine muhakeme yapılacak çapta sadece CHP kalmış gibi görünüyor. İyiden iyiye erimiş bir solun en azından bir mevzi kelimenin gerçek anlamıyla bir mevzi, neden mi;...