İşini İyi Yapmayan Ahlaksızdır

Dünyada insanlar ikiye ayrılır: Yapanlar edenler, bir de şikâyet edenler. Yapan edenlere yaratıcı, şikâyet edenlere parazit denir. Bir iş yapınca adam gibi yapacaksın. Film yapıyorsun, 1-2 milyon kişi gitmiyorsa...
sinancetin-
Dünyada insanlar ikiye ayrılır: Yapanlar edenler, bir de şikâyet edenler. Yapan edenlere yaratıcı, şikâyet edenlere parazit denir. Bir iş yapınca adam gibi yapacaksın. Film yapıyorsun, 1-2 milyon kişi gitmiyorsa yapmayacaksın, ahlaki olarak ayıptır. İşini iyi yaptığın zaman para kazanırsın. Para o kadar adil bir şeydir ki, asla hak etmeyenin yanına gitmez. Türkiye’nin meselesi, kafaların özgür olmaması. Türkiye’nin nasyonal sosyalistlerden kurtulması lazım.Bazı röportajlar vardır, çerçevesi bellidir. Ne soracağınızı, hangi lafları karşınızdakinden nasıl alacağınızı bilirsiniz. Memleketin en popüler sinema yönetmeni Sinan Çetin konusundaysa böyle olmadı. Belki de Çetin’e bugüne kadar sorulmadık sorunun kalmamasıydı bizi zorlayan.Sinan Çetin de işin farkında, “Benimle şimdi ne konuşacaksınız kardeşim” diye başladı söze. Ama laf lafı açtı, sohbet saatler sürdü. Ben çok güldüm, çok da faydalandım. Bilmiyorum siz ne diyeceksiniz? Televizyonlardaki en konuşulan, en sevilen, film izler gibi müptelası olunan reklamların yönetmeninin, hiç görülmeyen karelere yorumlar yazması, fotoğraf altlarını kendisi doldurması herhalde ilginizi çeker.

Sizi tanımayan birine kendinizi tanıtmak gerektiğinde ne dersiniz?
Sapık mıyım ben?! Hiç tanımadığım bir adama, “Ya bir dakika, kendimi size tanıtabilir miyim?” diyeceğim. Adam da, “Kardeşim manyak mısın? Başka işin gücün yok mu?” diyor. Ben, “Kendimi anlatacağım abi” diyorum. “İki dakika izin ver, bir kendimi anlatayım.” (Kahkaha tufanı kopuyor burada)
İyisiniz, hoşsunuz, ünlüsünüz, yaratıcısınız ama nefret edenleriniz de çok fazla.
Nefret de ediliyorum yani değil mi?
Aykırı olduğunuzdan mı acaba? “Aykırı yönetmen” de deniyor ya size. Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Gazeteciler ne âlemde?
Herkes şimdi geçim derdinde.
Okumaya bile vakit yok yani
Para da yok çünkü.
Sana ben bir şey söyleyeyim mi, her türlü melanetin nedeni fakirliktir. Bu ülkenin de, bu ülke aydınının da en büyük sorunu fakirlik. İşin kötüsü ülkenin kendisi de zenginlikten hoşlanmıyor. Zenginliğe de düşman bir aydın kesimi var.
Siz sol bir ekolden geliyorsunuz. Daha iyi gözlemleyebiliyorsunuz değil mi?
Tabii. Devletçi, otoriter, denetimci, kontrolcü, nereden bulduncu bir kafa yapısı hâkim durumda. Bir ülke ne zaman batar biliyor musun? O ülkenin işadamı battığı zaman. Bu basit gerçeği, dünyanın yuvarlak olduğunu söyler gibi devamlı söylemek lazım. Çünkü bu basit gerçeğin hiç kimse farkında değil. Herkes sanıyor ki bu ülkeyi işadamları batırıyor.
Yaratıcılığın ve mutluluğun en önemli parametresi para mıdır bu durumda?
Para değil. Mesela ben parayla hiç ilgilenmediğim halde, tamamen kendimi işe verdiğim için, işimi iyi yaptığım için para kazanıyorum. İşini iyi yaptığın zaman para kazanırsın. Yoksa para kazanacağım diye yola çıkıp para kazanamazsın. Para o kadar adil bir şeydir ki, asla hak etmeyenin yanına gitmez. (Bu esnada içeri asistan giriyor. Talimatlar yağıyor. Montaj masasındaki bir iş için ne yapılması gerekenleri söylüyor. “Market sesi kalsın, devam etsin bakayım…”) Ne diyorduk… (Araya yine biri giriyor. “Yolu yapalım mı?” “Hangi yolu? Boşver ya”) Bak konuları dallandırıp budaklandırmayalım. Akşama kadar konuşur, kafayı yeriz.
Ama tek konsept de olmasın. Sinan Çetin’i bulmuşuz, sadece bunu mu konuşacağız?
Ben özgürlük savaşının Türkiye’nin en önemli savaşı olduğuna inanıyorum.
(DİREKT KONUYA BU CÜMLEYLE GİRİYOR)
Türkiye’nin meselesi, kafaların özgür olmaması. Bir ülkede sabah kahvaltısında zeytin yemeyi yasaklarsan, ilk zeytin yiyeni haber yapmak zorunda kalırsın. Bunun gibi saçma sapan bir şey. Mesela adam Kürtçe klip çekiyor Türkiye’de ilk defa. Bunun nesi haber olsun? Ama bir dili yasaklarsan, haber de olur, manşet de. Gereksiz kanunlarla ülkeler batar. Bir adama nereden buldun de, ülkeyi nasıl batırıyorsun bak.
Özgürlük diyorsunuz. Bunun sizinle ilgisini konuşalım. Sinan Çetin iyi işler çıkarırken, onun özgür kafalı olması mı etkili oluyor? Kafanızın içindekiler ne? İdeoloji, inanç… Kafanızın içini konuşalım…
Aslında sen de pek hevesli değilsin galiba konuşmaya?
Olur mu? Şu fotoğraf altlarını yazma fikriniz işi bitirdi işte. Aslında şu reklamları bir konuşalım.
Ekrandaki birçok reklam filminin yönetmenliğini ben yapıyorum ve bundan da gurur duyuyorum.
Size mi geliyor bütün bu adamlar?
Hazır Kart’ın özgür çocukları, Raga Oktay’ı, Havuç’u, Arçelik’in Çelik’i, Bekçi Sırrı’sı, son Bonus Card, Mürtüz, Sunny gazozlarının çok sevilen gevezesi, unuttum valla diğerlerini şimdi.
Bu işten çok para kazanıyor musunuz? Hep reklam filmleri çeken bir adam durumundasınız. Niye reklam hep?
Bir kere seviyorum. Çabuk ve kısa zamanda yapıyoruz. 700’ün üzerinde falan reklam yapmışım. Bu kadar reklamı New York’ta yapsaydım, New York’un yarısını satın alırdım. Türkiye’deki para elimizde durmuyor. İnsanlara dağılıyor. Bu kadar reklam filminin karşılığı servettir ama ben senin kastettiğin zengin sınıfın içine girecek derecede zengin değilim. İsterdim yani.
Çok para kazanamadınız yani.
Çok paranın tanımı ne? Geçim sıkıntısı çekmem ama Sabancı değilim. Gidip de Hawai’de 6 ay tatil yapamam, batarız yani.
Bir de bu aralar sinema işine pek inanmıyorsunuz ki, pek o işe girmiyorsunuz. Olacağına inansanız bitirirdiniz herhalde? Orada bir sorun mu var?
Samimiyetle söylüyorum, vakit bulamıyorum.
Şu an projelerin durumu ne?
‘Romantik’ ile ‘Banka’ var. Önümde duruyor. ‘Romantik’ bu sene, ‘Banka’ da önümüzdeki sene girecek vizyona. Zaten öyle planlamıştık.
Sinemada ‘Vizontele’ ile zirvedeki yeriniz sarsıldı aslında. Yılmaz Erdoğan’ı nasıl buluyorsunuz?
Çok beğendiğim bir insandır. Arkadaşım olarak çok özlediğim insandır, severim, ara sıra buluşup konuşuruz. Bir aktör olarak muhteşem buluyorum. Yazar olarak çok beğeniyorum. Sonuçta Yılmaz Erdoğan gibi parlayan birkaç yıldızımız olsa, ortalık biraz daha aydınlık olacak. Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Yavuz Tuğrul, bunlar gökyüzünde parlayan yıldızlar. Bunlardan fazla olması lazım. Fazla da çıkmıyor yalnız. Hava kapalı bu aralar. Eskiden daha çoktu.
1960, 1970 yıllarının filmlerini çok sevdiğinizi söylüyorsunuz her fırsatta. Niye öyle?
Geçen bir baktım mesela, bir filmde Cüneyt Arkın’ın güzelliği dünya standartlarının üzerinde. Uzaydan gelmiş kadar güzel bir adam. Fikret Hakan, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Ekrem Bora, Kuzey Vargın… Tiplerin güzelliğine bak. Ediz Hun mesela. Tiplere bak. Var mı böyle tipler?
Reklam filmlerinizdeki karakterleri nasıl çıkarıyorsunuz? Bir ekip işi mi? Ne kadarı Sinan Çetin’e ait?
Biz bir ekibiz abi. Reklam filmlerinin başarısı bir kere reklam ajanslarına aittir. Bunu bir kere belirleyelim. Ben daha çok Serdar Erener’le çalışıyorum. Biz onunla çok iyi bir ‘team’ olduk. O fikri buluyor, ben de filmini yapıyorum. Bu, bizim aramızda nefis bir işbirliğine dönüştü. Fikir sette de çok gelişiyor. Sonuç olarak benim patronum reklam ajansıdır. Burada çok güzel bir adalet var. Çalışan sistem şu: Herkes kendisi için çalışırsa, bir problem yok dünyada. Zaten kendisine saygısından herkes kaliteli iş yapar.
(YİNE ARA VERİYORUZ. ‘SON YAPTIĞIMIZ FİLMLERDEN BİRER TANE KARE SEÇECEKSİN. BU KARELERİ BULAMIYORSAN, BETACAM’A ALACAKSIN, EN KALİTELİ MONİTÖR KARŞISINDA BİZİ ÇAĞIRACAKIN, FOTOĞRAFINI ÇEKECEĞİZ. BEN ONLARIN ALTINA YAZACAĞIM. SEYİRCİNİN GÖRMEDİĞİ AÇIDAN SET ARKALARI OLSUN’ talimatlarını veriyor…)
Kendinizi başarısız bulduğunuz, bu işi beceremedik dediğiniz, tatmin olmadığınız proje var mı?
Ben hiçbir zaman kendimi ‘şahaneyim’, ‘başarılıyım’, ‘mutluyum’ diye hissetmedim ki.
Aslında böyle hissetmemeniz mi başarının sırrı?
Bilmiyorum ki. Ne başarısı anlamadım ki. Biz reklam filmi çekiyoruz. Ben başardım, şahaneyim diyecek vakit de bulamadım ki. “Bir sigara yakayım şöyle, ohh” dediğim zaman olmadı ki. Siz ne yapıyorsunuz akşama kadar? Benden çıkıp nereye gideceksiniz?
İşe gideceğiz.
Dünyada insanlar ikiye ayrılır. Çalışıp yapanlar, bir de çalışamıyoruz diye şikâyet edenler. Bunların adına parazit denir, öbürlerinin adına yaratıcı. Mızmızlar ve yapanlar edenlerdir. Dünya hep ikidir, mızmızlar genelde kaybedenler edebiyatını sever. Onlar için dünyada çok yaygın bir edebiyat vardır. Onlar için yapılmış sanat eserleri, filmler, şarkılar da vardır. Mızmızların haksız gururunu okşamak için onlara sanat yoluyla tatmin edici ilaçlar, tereyağları sürerler yaralarına. Hatta bütün bütün kültür sanat neredeyse mızmızlar içindir. Yaratıcılar için şarkı ve ağıt da yapılmadığı için yaratıcılar kendi ayakları üzerinde dururlar, onlar için filmler, romanlar, eserler de yazılmaz. Neredeyse yaratıcılar dünyada ezilen sınıftır. Bill Gates gibi öldürmeye çalışıyorlar şimdi. Yani dünyada ne çekmişse yaratıcılar çekmiş. Mızmızlara bir şey olmamış.
Yaratıcı adamlar çalışınca bunun karşılığını alıyor mu?
İyi ki para diye masum bir özendirici var. İyi ki serbest piyasa diye bir şey var. Yaratıcı, hayattan intikamını ancak bu şekilde alabiliyor. Çünkü o kadar çok çalışıyor ki adam, karşılığını hiç olmazsa para olarak alıyor. Çünkü takdir karşılığı çok az. Sen yaratıcıların takdir edildiğini mi sanıyorsun? Etrafına bir dön bak, kim kimi takdir ediyor? Zavallı Fatih Terim, iki maç kaybetti diye itin şeyine soktular. Sabancı’ya hırsız dememek için zor duruyorlar. Sana anahtarı veriyorum. Birileri tarafından takdir edilme beklentisini sıfırladın mı, bitti. Dünyadaki her şeyi çözmüşsün demektir. Ben insanlar tarafından takdir edilmeyi bekleme duygusundan yıllar evvel vazgeçtim.
Kategoriler
Röportaj
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular