Irak yeniden “sosyalist” mi oldu ya da “Kürt” sosyalist olabilir mi?

Irak’ta geçtiğimiz Mart ayında yapılan seçimlerin üzerinden 8 ay geçtikten sonra nihayet hükümet kurulabildi. Celal Talabani’nin devlet başkanlığı Nuri El Maliki’nin de başbakanlık koltuğuna yeniden oturmasıyla yaşanan büyük değişiklik(!)...
Celal Talabani

Irak’ta geçtiğimiz Mart ayında yapılan seçimlerin üzerinden 8 ay geçtikten sonra nihayet hükümet kurulabildi.

Celal Talabani’nin devlet başkanlığı Nuri El Maliki’nin de başbakanlık koltuğuna yeniden oturmasıyla yaşanan büyük değişiklik(!) sekiz ayda yapılabilirdi zaten! talabani azizin idamını onaylamam

Mart ayında yapılan seçimlerde Sünnilerin ve eski Baas Partisi yöneticilerinin de yer aldığı ve liderliğini işgal döneminin başbakanlarından Iyad Allavi’nin yaptığı Irakiye bloğu birinci çıkmıştı, ancak Irakiye koalisyonu seçim sonucunda Usame El Nueyfi’nin Meclis Başkanlığıyla yetindi.

Yeniden Devlet Başkanı seçilen Talabani, Nuri El Maliki’ye hükümet kurma görevini verdi. Irak’taki hükümet probleminin çözülmesinin ardından Talabani ABD’nin dolayısıyla da Türkiye’nin kendisinin devlet başkanlığını desteklemediklerini ima eden açıklamalarda bulunmuştu, ama olaya ABD-Irak açısından baktığımız zaman durum emperyalizm – “Kürt” ilişkilerinin doğasına aykırı.

Talabani, geçtiğimiz haftalarda Paris’te yapılan Sosyalist Enternasyonal toplantısına da katılmış ve aynı toplantıya katılan Kılıçdaroğlu’yla da bir araya gelmişti.

Sosyalist Enternasyonal’de ne olduysa Talabani sosyalist olduğunu keşfetti.

Paris’teki bir televizyon kanalına verdiği röportajda Saddam Hüseyin’in Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz hakkında işgalden sonra Irak Yüksek Mahkemesi tarafından verilen idam cezasının infazını onaylamayacağını açıkladı.

Tarık Aziz, Saddam Hüseyin’in idam kararını da veren Irak Yüksek Mahkemesi tarafından, yeniden başbakan seçilen Şii Nuri El Maliki’nin de üyesi olduğu Şii Dava Partisi mensuplarının idam kararını vermekten idam cezasına çarptırılmıştı.

Talabani, Hıristiyan bir Arap olan Tarık Aziz’e sempati duyduğunu ayrıca onun 70’inin üzerinde yaşlı bir adam olmasından dolayı, idamını onaylamayacağını belirtti.

Ancak Talabani’nin en önemli gerekçesiyse, bir sosyalist olmasıymış!

“Tarık Aziz’in idam emrini imzalamayacağım, çünkü ben bir sosyalistim.” diyen Talabani, Sosyalist Enternasyonal toplantısında birdenbire sosyalist oluverdi.

Yüzbinlerce Iraklının kanını döken ABD’ye, Irak’ın işgali boyunca en büyük desteği veren Talabani ve Barzani liderliğindeki Kürtler, Saddam devrildiği gün ellerinde ABD-AB ve sözde Kürdistan bayraklarıyla halay çekerek, işgalin en unutulmayacak karelerini vermişlerdi.

ABD’nin Saddam’ı devirmesiyle ve Tarık Aziz’in deyimiyle “Irak’ı kurtlara teslim etmesiyle” (siz onu Kürt anlayın) Irak’ta milliyetçi-laik-devrimci Baas iktidarı sona ermişti.

Şimdi görülüyor ki “sosyalist”liğini keşfeden emperyalizm destekçisi Talabani’yle Irak yeniden “sosyalist” oldu.

Peki “Kürt” sosyalist olabilir mi?

Ya da şöyle soralım, bizzat emperyalizmin laboratuvarında üretilen bir kimlik, antiemperyalist olabilir mi?

Gökçe Fırat’ın “Kürt Irkçılığı ve Faşizmi” kitabında sosyo-ekonomik analizini yaptığı kimlik, sosyalizmle yan yana gelebilir mi?

Kuzey Kore Obama’yı zıplattı!

Sarı Deniz kaynıyor

Kuzey Kore, duyulduğunda Obama’yı uykusundan uyandırıp yatağından zıplatan son gerginlik için Güney’in ve ABD’nin tüm suçlamaları bir yana, ilk saldırının Güney’den geldiğini ve kendisini

Kuzey Kore Obama’yı zıplattı

Kuzey Kore, duyulduğunda Obama’yı uykusundan uyandırıp yatağından zıplatan son gerginlik için Güney’in ve ABD’nin tüm suçlamaları bir yana, ilk saldırının Güney’den geldiğini ve kendisini savunmak için karşılık verdiğini belirtti. Kuzey Kore deyince benim aklıma nedense hep 4 yıl önce başarıyla sonuçlanan ilk denemenin ardından bir Kuzey Kore askerinin başta ABD olmak üzere tüm emperyalistlere verdiği mesaj geliyor. Bilmem hatırlıyor musunuz?
Mesaj gayet net değil mi?

savunmak için karşılık verdiğini belirtti. Kuzey Kore deyince benim aklıma nedense hep 4 yıl önce başarıyla sonuçlanan ilk denemenin ardından bir Kuzey Kore askerinin başta ABD olmak üzere tüm emperyalistlere verdiği mesaj geliyor. Bilmem hatırlıyor musunuz?
Mesaj gayet net değil mi?

Sarı Deniz uzun zamandır olmadığı kadar sıcak. Nedeni de Kuzey Kore-Güney Kore arasında yaşanan son çatışma. İki tarafın da birbirini suçladığı olayda, yaşanan gerilimin Kore Savaşı’ndan bu yana yaşananların en ciddisi olduğu söyleniyor.

Geçtiğimiz hafta “Kuzey Kore Güney Kore’ye saldırdı” başlığıyla geçilen haberlerde, Kuzey Kore topçularının Güney Kore yönetiminde olan ve iki ülke arasındaki sınır bölgesinde yer alan Yeonpyeong adasını top ateşine tuttuğu belirtilmişti.

Kuzey-Güney arasındaki hava en son geçtiğimiz Mart ayında Güney Kore’ye ait bir savaş gemisinin batması sonrası iyice gerilmişti. Güney Kore, geminin Kuzey Kore’ye ait bir denizaltı tarafından batırıldığını ilan etmiş, ABD de olaya Güney’in yanında dahil olarak Kuzey Kore’yi tehdit etmişti. Hatta ABD konuyla ilgili bir rapor hazırlamış, onun da sahte olduğu ortaya çıkmıştı.

Kuzey Kore, nükleer faaliyetleri nedeniyle ABD’nin “şer ekseni”ne tabi olduğu için, ABD yaşanan son gerginlikte de vakit kaybetmeden Kuzey Kore’yi hedef gösterdi.

Kuzey-Güney çatışmasının tarihi

Kuzey-Güney arası gerginlik yeni değil. Kore Savaşı’ndan daha da geriye gittiğimizde, İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon emperyalizminin işgali altındaki Kore’nin geleceği, diğer emperyalist ülkeler arasında gerçekleşen birçok konferansa konu olmuştu. ABD, İngiltere, Çin ve Sovyetler, Kore’nin kendi aralarında kurulacak ortak bir yönetimle idare edilmesini istiyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Sovyetler’in Japonya’ya saldırısıyla Kore’nin kuzeyi Sovyetler’in nüfuzuna geçti. Kuzeyin Sovyetler’in kontrolüne geçmesinden rahatsız olan ABD ise ülkenin güneyini işgal etti.

ABD, Eylül 1945’te güneye asker çıkardığı zaman istemediği bir manzarayla karşılaştı. Savaşın bitmesinin hemen ardından, Kore’de yönetim Japon işbirlikçilerinden onlara karşı direnen Halk Cumhuriyeti temsilcilerine geçmişti. ABD ilk iş olarak bu temsilcileri tanımadığını ilan etti ve güneydeki etkisini daha da artırdı.

1946’da başında Kim İl-Sung’un olduğu Kuzey Kore Komünist Partisi kurulurken, güneyde ise başında ABD’de eğitim görmüş bir işbirlikçinin yönetiminde ABD yanlısı bir yönetim kuruldu. Kuzeyde 1948’de Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC) ilan edilirken, ABD de solculara yönelik baskı ve şiddetin giderek arttığı güneye adeta sahip olmuştu.

ABD-Güney Kore işbirliği yeni değil

Kuzey Kore’deki Kim İl-Sung liderliğindeki anti-Amerikancı yönetim, 25 Haziran 1950’de ülkelerinin güneyini işgal eden ABD’ye karşı harekete geçti. ABD ve BM korosu da aynı anda harekete geçti ve Kuzey Kore’yi, tıpkı bugünkü gibi, kınadı. Oysa Kuzey Koreliler ülkelerini işgal eden ABD’yi kovmak için harekete geçmişlerdi. İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkelerindeki Japon işgalcilere karşı savşan Koreli devrimciler, bu kez ABD işgaline karşı mücadele ediyorlardı. ABD ise bir ay içinde Kore’de yaşanan duruma müdahale etmeye karar verdi. BM’yi de Kore’de yaşanan duruma müdahale etmeye çağırdı.

“23 Centlik Asker”in Kore’de işi vardı?

ABD’nin Kore’ye doğrudan müdahalesi gündeme gelir gelmez, Menderes iktidarına da gün doğmuş oldu. Sınırsız Amerikan uşaklığıyla ve NATO’ya girme aşkıyla yanıp tutuşan Menderes, meclis kararına bile gerek duymadan Kore’ye Türk askerini gönderdi.

Peki, Türkiye ile Kuzey Kore arasında ne gibi bir sorun vardı?

Hiç!

Peki Türk askerinin Kore’de görevi neydi?

ABD askerine kalkan olmak.

Bugün İran’a karşı ABD ve İsrail’e kalkan olmak için yanıp tutuşan Tayyip ve Gül ikilisi, nasıl da Menderes’in izinde gidiyorlar değil mi?

Türk askeri gerçekten de savaşta ABD askerine siper olmak için ateşe en önde atılıyordu. Nâzım’ın “23 Centlik Askere Dair” şiirinde geçtiği gibi, savaşta ABD askeri yerine Mehmetçiği kullanmak ABD için daha kazançlıydı.

“Günışığı”ndan “Şer ekseni”ne

Kore Savaşı’nın anlaşma olmadan deyim yerindeyse sonuçsuz şekilde sonuçlansa da, Kuzey-Güney gerginliği ve ABD’nin Güney’e olan desteği hiç son bulmadı.

ABD ise Kuzey Kore sorununu çözmede farklı bir taktik geliştirdi. “Günışığı politikası.”

1998-2008 yılları arasında temelini Güney’in Kuzey Kore’ye yönelik yardım politikasının oluşturduğu “Günışığı politikası”nın da sonuç vermediği geçtiğimiz haftalarda Güney Kore tarafından açıklandı.

Güney Kore, 10 yıllık politikanın temelini oluşturan ve Kuzey Kore’ye nükleer faaliyetlerinden vazgeçmesi için yapılan yardımların sonuç getirmediğini duyurduğu raporunda şöyle diyor:

“Kuzey Kore’nin tutumunda, bizim destek ve işbirliğimize karşılık gelen olumlu bir değişiklik yok.”

Kuzey Kore ise nükleer faaliyetinin amacının ABD saldırganlığına karşı halkının korunması olduğunu belirterek nükleer programa devam etmişti.

11 Eylül’ün ardından başlatılan ve Bush tarafından yeni “Haçlı seferi” olarak adlandırılan sürecin önemli argümanlarından birisi de “şer ekseni” kavramı olmuştu. Güney’in ve dolayısıyla ABD’nin “günışığı”ndaki başarısızlığı sonrası Kuzey Kore ABD dış politikasına “şer ekseni” kontenjanından girdi.

Kuzey Kore Obama’yı zıplattı!

Kuzey Kore, duyulduğunda Obama’yı uykusundan uyandırıp yatağından zıplatan son gerginlik için de Güney’in ve ABD’nin tüm suçlamaları bir yana, ilk saldırının Güney’den geldiğini ve kendisini savunmak için karşılık verdiğini belirtti.

Kuzey Kore, nükleer faaliyetleri konusundaki her başarılı denemesiyle başta ABD olmak üzere emperyalist devletleri huzursuz ediyor.

Ama Kuzey Kore rahat. En son ABD’li bir bilim adamı Kore’nin son nükleer merkezini gezdi. Hem de rahatça. Gördüklerini de Batı basınının birçok gazetesi haber yaptı.

Üstelik ABD’li bilim adamı, Kuzey Kore’nin bu işte ne kadar ileriye gittiğini de kendi gözleriyle görmüş oldu.

Ama bu bilim adamı söyledikleriyle başka bir Kuzey Kore’nin olduğunu ortaya koymuş oldu.

Nasıl bir Kuzey Kore imajı anlatılır hep?

Küba için söylenenlerin bir benzeri sadece. Ucuz bir emperyalist dezenformasyon politikasının tekrarı. Hatta Fidel’i her yıl nasıl öldürüyorlarsa, Kuzey Kore lideri Kim Jong İl’in de uzun zamandır öldüğünü ve yerine bir benzerinin oturduğunu söylüyorlar.

Kim Jong İl adlı bir “diktatör” tarafından yıllardır baskıyla yönetilen, tüm kaynakların silahlanmaya ayrılması yüzünden açlıktan günde 1600 kişinin (2006’da söylenen rakamlar, bugün daha da artmıştır sanırım) öldüğü ve insanların yiyecek ot bulabilmek için dağlara çıktığı bir Kuzey Kore örneği, emperyalist propaganda makinesinin Kuzey Kore’nin ilk başarılı nükleer denemesinin yapıldığı 2006’da yazıp çizdiklerinden sadece bir parça sadece.

Kuzey Kore deyince benim aklıma nedense hep 4 yıl önce başarıyla sonuçlanan ilk nükleer denemenin ardından bir Kuzey Kore askerinin başta ABD olmak üzere tüm emperyalistlere verdiği mesaj geliyor.

Bilmem hatırlıyor musunuz?

Mesaj gayet net değil mi?

Taliban’ın oyunu…

Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran NATO zirvesinde tartışılan füze kalkanı projesinin yanında alınan bir diğer karar da ABD ve NATO müttefiklerinin Afganistan’daki geleceği hakkındaydı.Taliban’ın oyunu

28 ülkenin liderinin katıldığı zirvede ABD ve müttefiklerinin 2014 yılında Afganistan’dan çekilmeyi ve güvenliği tamamen Afganistan yönetimine bırakmayı planladıkları açıklandı.

ABD ve NATO’nun Afganistan’daki işgalin ilk gününden beri başının dertte olduğu ortada ve Afganistan yönetimi Taliban’a karşı on yıldır sürdürdüğü mücadelede son olarak Taliban’la müzakere noktasına geldi.

Afgan yönetiminin Batılı diplomatların da gözetimiyle Taliban yetkilileriyle görüşeceğine yönelik açıklamalar yapılmıştı. Hatta ortaya çıkan yeni bir haber, bazı görüşmelerin yapıldığını ortaya koydu.

Evet, bir görüşme yapılmıştı, görüşenlerden bir taraf Afgan yönetimiydi ancak muhatabı Taliban yetkilisi değil çakmasıydı.

Ortaya çıkan skandalda, çakma Taliban kedisini Taliban komutanlarından Molla Ahtar Muhammed Mansur olarak tanıtıp, Afgan ve ABD yetkileriyle görüşmüş. ABD’li yetkilerden görüşme karşılığı yüklü miktarda para da alan çakma Taliban komutanının ortadan kaybolmasıyla gerçek ortaya çıkmış.

Anlatılanlara göre çakma Taliban komutanı, çatışmanın durması için Taliban’la görüşme seçeneğini kabul eden Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai ile de görüşmüş. Hatta görüşmeye giderken kendisine NATO tarafından eskortluk yapılmış ve Karzai ile devlet başkanlığı sarayında bir araya gelmiş.

ABD ve NATO Afganistan’da darbe üstüne darbe alırken, Taliban’ın son oyunuyla iyice komik duruma düştü.

Venezüella’nın işi bu kez çok zor

Başlığa bakınca aklınıza işbirlikçi medyamızın Venezüella’daki son seçimlerle ilgili yaptığı haberler geliyor değil mi?Venezüella’nın işi bu kez çok zor

Seçim sonuçlarını ve rakamları başka yerleriyle okuyup Chavez’in seçim zaferini yaptıkları haberlerle adeta bir yenilgiye dönüştürmeye çalışan Amerikan hayranları, TÜRKSOLU sayfalarından gereken yanıtı almışlardı.

Peki Venezüella’nın işi neden bu sefer çok zor? Öyle ya, Latin Amerika’da, Amerika’nın burnunun dibinde gelişen ve zaman geçtikçe daha da güçlenen antiemperyalist kutbun liderliğini yürüten Venezüella, ABD’nin darbe de dahil her türlü saldırısının altından başarıyla çıktı. Mesala, bir emperyalist şirket mi kamulaştırılacak? Tüm emperyalist tehditlere rağmen Chavez’in işaretiyle işlem tamam.

Ancak bu kez mesele farklı. Venezüella hükümeti aldığı yeni bir kararla, ülkenin birçok yerinde bulunan Hugo Chavez yazılarına ve figürlerine denetleme getirmek istiyor. Yasaya göre bundan sonra Chavez’in onayından geçmeden Chavez figürleri gelişigüzel kullanılamayacak.

Venezüella hükümetinin aldığı bu kararın arkasında özellikle muhalefetin Chavez’in resimlerinin ülkenin her tarafında olmasına yönelik söylemleri olduğu belirtiliyor.

Ancak kesin bir şey var ki, o da mesele Chavez olunca, Venezüella’nın işinin bu kez oldukça zor olduğu. Çünkü Chavez yanlıları özellikle seçim zamanı tüm sokakları Simon Bolivar ve Chavez grafitileriyle donatmadan rahat duramıyorlar.

Duvarlardaki Bolivar ve Chavez çizimleri, milyonlarca Latin Amerikalının, “Bolivarcı Devrim”i ne kadar sahiplendiğinin bir göstergesi de aynı zamanda.

Bakalım Venezüella bu zor kararını uygulayabilecek mi? Çünkü yasa çıkmış olsa da Chavez yanlısı grafiti grupları sokakları “Commandante” dedikleri Chavez’in resimleriyle donatmaya devam edecek gibi görünüyor.

Tuğrul Çelik

Kategoriler
Analiz

Benzer Konular

  • Müslüm Yücel kürt yazar

    Kürtler ve Türk Romanı

    Müslüm Yücel, Osmanlı-Türk Romanında Kürt İmgesi başlıklı çalışmasında, yazılı ilk metinlerden Binbir Gece Masalları’na, Osmanlı döneminde kaleme alınmış şiirler ve nesirlerden Tanzimat’a, Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüz romanlarına kadar, yüzlerce...
  • Marianna Charountaki

    Devletleşmemiş Kürtler ve ABD

    Bugüne kadar, Kürtler üzerine, tarihsel, kültürel ve siyasi birçok inceleme yapıldı, birçok kitap yayımlandı. Ancak, bu geniş literatür içinde, uluslararası ilişkiler disiplininin yaklaşımıyla hazırlanmış çalışmaların sayısı çok azdır. Yunanistanlı...
  • Ahmet-Kardam’ın-Bedirhan-Bey’in-torunu-olan-babaannesi-dedesi-amcası-ve-babasi resim

    Osmanlı Kürdistanı’nda Direniş Yılları

    Ahmet Kardam, 19. yüzyıl Kürt tarihinde dönüm noktası oluşturan bir isyanı mercek altına alırken, günümüzdeki özerklik taleplerinin tarihsel köklerine de ışık tutuyor. Geçtiğimiz ay, 19. yüzyıl Kürt tarihine ilişkin,...
  • Quo Vadis ABD

    Quo Vadis ABD?

    Bir dizi askeri ve siyasi taktik değişikleri gündeme getirse de, bölgedeki çıkarlarını teminat altına almadan, ABD’nin Irak’taki askeri varlığına son vermesi, en azından kısa vadede, mümkün görünmemektedir. (New Left...