İnsanı tanımanın kolaylığı…

Birçok kişi, “ben hayat üniversitesinden mezun oldum” ya da, “benim altıncı hissim çok kuvvetli, insanları iyi tanırım” kimileri ise, “ben adam sarrafıyım” diye bu konudaki yeteneklerini bir biçimde dile...
İnsanı tanımanın kolaylığı

Dr. Haydar DümenBirçok kişi, “ben hayat üniversitesinden mezun oldum” ya da, “benim altıncı hissim çok kuvvetli, insanları iyi tanırım” kimileri ise, “ben adam sarrafıyım” diye bu konudaki yeteneklerini bir biçimde dile getirirler. Bunun temelinde bir doğruluk payı vardır. Çünkü önce kendimiz insanız ve dolayısıyla kendimizden biri olan ötekini, tanımada çözüm birimlerinin anahtarına sahibiz. Buraya kadar söylediklerimiz işin doğru ve kolay yanı.

İşin zor yanına gelince: Her bir birey ne kendinden önce, ne de bundan sonra bir benzeri olmayan, çok özel bir varlıktır. Aynı anne babadan iki milyarın üzerinde çocuk doğarsa, iki kardeşin aynı olma olasılığı var. Demek oluyor ki, bir insan dünyaya geldiğinde bir evrene bedeldir. Yukarıda dediğim gibi, çok özel bir varlıktır. Böyle olunca, ne kadar adam sarrafı olursanız olun, psikoloji biliminin temel özelliklerini bilmeden vardığınız kararlarda yanılabilirsiniz. Kaldı ki bu konunun uzmanları bile sık sık yanılırlar.

Bugün ben sizlere bu yazımda bir kaç çözüm ve tanı ipucu vereceğim. Karşınızdaki kişi sevgiliniz, iş arkadaşınız, eşiniz, herhangi biri olabilir. Her insanın çok belirgin kendi kuralları vardır. Bunu açık açık ortaya koyar. Ama çoğunun kendisinin bile farkında olmadığı zaafları özellikleri ve tercihleri olur. İlişkilerimizde kişilerinin, bilinen ilkelerinden çok yukarıda değindiğimiz gibi özelliklerinin ve psikolojisinin ayrıntılarını öğrendiğimizde, onu etkilemede avantaj üstünlüğü bize geçer.

Bunun için önce, bırakın karşınızdaki konuşabildiğince konuşsun. İyi bir dinleyici olun. Sıradan ve boş bir sözcük ya da cümleyi de önemseyin. Daha sonraki buluşmalarınızda benzer kavram ve sözcüklerin birbirleri ile bağlantılarını kurun. Edineceğiniz izlenime göre de, onun düşüncelerini paylaşıyormuş gibi, kendiniz de düşünceler üretin. Bu size bir tuzak ya da sahtekarlık gibi gelmesin. Çünkü ilişkilerinizin yerine oturması için, iki kişi de bir oran içinde değişmek zorundadır. Bu değişim, gene iki kişi için olumlu yönde olursa, kurulacak ilişki hem sağlamlaşır, hem de kendi içinde evrim sürecini tamamlar. Böylece karşınızdakinin tutkularındaki yanlışları ve tehlikeli olanları törpüler ama, az olanları da motive edebilirsiniz.

Karmaşık gibi olan anlatımımı örneklerle sunayım: Örneğin karşınızdaki kişi doğaya tutkunsa, siz ona bol bol çiçekten, ağaçtan, nehirlerden, dağlardan söz ederek, bunları çok sevdiğinizi söyleyebilirsiniz. Eğer çiçeklere çok düşkünse, doğanın yanında şiirden, renkten, güzelliklerden, resimden konuştuğunuzda ilişki düzeyiniz daha bir başarıyla gelişecektir. Böylece aranızda yaşamı yorumlama anlaşması doğar. Kuşkusuz bu tek çiçek, doğa ile olmaz. Örneğin adam durmadan annesinden, babasından söz ediyorsa, sizin de aile kavramından, yaşlı insanlardan, anne, babadan saygıyla konuşmanız doğru olur. Bütün bunlar karşınızdaki kişinin kuklası olma anlamına gelmez. Bir süre sonra doğanın güzelliği yanında, insanların güzelliğinden, bir kitap okumanın, müzik dinlemenin de insan ruhunu, akan nehirlerin dinlendirdiği kadar dinlendirebileceğindan söz ederek, karşılıklı bir etkileşimle ortak paydalarınız oluşur.

Şimdi özete gelelim: Ben insan sarrafıyım insanları tanıyorum ya da, altıncı hissim çok kuvvetlidir gibi, doğru bile olsa özellikler ve yetenekler, biraz da ön yargı grubuna girer. Böylece daha işin başında kurulacak ilişki bağları kopar, etkileşim ve değişim ortadan kalkar. Örneğin: “Ben altını görür görmez tanırım” ya da “ben yazarın kitabını okumadım ama, kendisini iyi bilirim” gibi tanıyıp bilmeler hüner değil. Hüner, altını, o kitabı okuyarak edindiğin bilgileri, yerinde ve doğru kullanmaktır. Bunun için de bir profesyonelden yardım almak gerekiyorsa, psikiyatri uzmanları ne güne duruyor?…

İşte en büyük handikapımız burada başlıyor. Büyücüler, falcılar, imamlar, muskacılar, ruhcular, tarotcular varken, insanlarımız bilim adamlarına niye gitsin ki?… Kafanızı şöyle kaldırın, bizi idare edenlere bir bakın, yüzde kaçı fanatik? Yüzde kaçı hayalci? Yüzde kaçı çıkarcı? Ve de yüzde kaçı işinin uzmanı, yani politikada pişmiş bilim adamı?

Boşverin, sokaklar sizin. Altınızda araba yol da sizin. Trafik kurallarına ne gerek var ki? Sokaklara, yollara bakalım toplumun ve kendi resmimizi görelim. Sokak neyse hastane, eğitim, aile içi ve de meclis odur. Yok birbirimizden farkımız, biz OSMANLI torunlarıyız…

Kategoriler
Köşe Yazıları
Dr. Haydar Dümen

Dr. Haydar Dümen sizlere her zamanki gibi en yeni ve en doğru bilgileri veriyor.
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular