İktidar Şov Yapıyor, Hedef SSK’yı Yok Etmek

Türkiye nüfusunun yarısına hizmet veren SSK’nın sorunlarının giderilmesine yönelik iktidarın attığı adımlar uzmanlar tarafından sert bir şekilde eleştiriliyor. SSK’daki sorunlar tüm çalışmalara ve vaatlere rağmen sona ermiyor. Oysa, 1...

Türkiye nüfusunun yarısına hizmet veren SSK’nın sorunlarının giderilmesine yönelik iktidarın attığı adımlar uzmanlar tarafından sert bir şekilde eleştiriliyor.

SSK’daki sorunlar tüm çalışmalara ve vaatlere rağmen sona ermiyor. Oysa, 1 Temmuz 2003’te yürürlüğe giren protokol ‘sağlıkta milat’ olarak görülüyordu; ‘Ortak Kullanım Protokolü’ne göre SSK ve Sağlık Bakanlığı tesisleri ortak kullanılacaktı. Ancak bu uygulamanın sonuçlarından ne hastalar memnun, ne de doktorlar. Çünkü uzmanlara göre, bu protokolün işe yaraması için yılda 4 katrilyon gerekliydi.
2002 yılı rakamlarına göre
  • Ülke nüfusunun % 47’si, İstanbul’un ise % 80’i SSK’lı.
  • SSK’nın toplam yataklı tesis sayısı 145, yani Türkiye’de toplam hastane sayısının % 12’si. Yatak sayısı ise 33 bin.
  • SSK’nın yataksız tesis sayısı 438. Yataksız tesislerde baktığı hasta sayısı 17 milyon.
  • SSK’nın yataklı tesislerde yatırdığı hasta sayısı bir yılda 1 buçuk milyon kişi.
  • Bu 145 yataklı tesiste ve 438 tane de yataksız tesiste 2002 yılında toplam 63 milyon hastaya bakıldı.
  • Toplam 567 bin ameliyat yapıldı.

“Yapılan her yenilik, SSK’yı iyiye götürmeye değil, yok etmeye yönelik. Genel sağlık sigortası, aile hekimliği, sağlık işletmeciliği gibi şeyler tamamen vahşi kapitalizmin, piyasanın sağlığa uyarlanması. Yani parası olmayana, sağlık hizmeti de verilmeyecek. Türkiye’nin sağlık durumu tek kelimeyle pespaye. Şu anki hükümet de tıpkı diğerleri gibi sadece şov yapıyor. Niyetleri sorun çözmek değil, şov bitince onlar da gidecek…” Bu sözler, Türk Tabipleri Birliği SSK Kurulu Genel Sekreteri Dr. Osman Öztürk’e ait. Onun gibi daha pek çok hekim ve hasta, hükümetin SSK hastaneleriyle ilgili yaptığı değişiklikleri yararlı görmüyor, hatta SSK’nın sistemli bir şekilde yok edilmeye çalışıldığı söyleniyor. Kimileri SSK’daki durumun her geçen gün daha beter olduğunu düşünürken, kimileri 1 Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren protokolü ‘Sağlıkta Milat’ olarak görüyor. Çünkü Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı arasında imzalanan ve ‘Sağlıkta Milat’ olarak ilan edilen bu protokole göre; artık SSK ve Sağlık Bakanlığı tesisleri hastalar tarafından ortak kullanılacak, kuyruklar azalacak, hem hastaneler hem hastalar rahatlayacak, ameliyat için randevu alma süresi kısalacak, herkes doktorunu seçme özgürlüğüne sahip olarak istediği doktora gidebilecek, pek çok iş sağlık ocakları gibi birinci basamak sağlık tesislerinde hallolacak, yani bir nezle artık koskoca eğitim hastanesinin koridorlarını işgal etmeyecek… Peki madem sağlıkta her şey değişecek, neden bu işe karşı çıkanlar var? Yetkililer ne diyor? Hastalar memnun mu? 1 Temmuz 2003’ten bu yana neler değişti, neler hâlâ “aynı tas aynı hamam” …

SSK, 3’te 1 ölçüde çöktü

Telefonla randevu sistemi, SSK ve Sağlık Bakanlığı hastanelerinin ortak kullanımı, sözleşmeli personel uygulaması, aile hekimliği gibi pek çok yenilikten söz ediliyor sağlık sisteminde. 1 Temmuz 2003 tarihinden itibaren hastanelerin ortak kullanımı sadece İstanbul, Ankara ve İzmir’de uygulanıyordu; ancak 1 Ocak 2004’ten itibaren artık bu uygulama tüm illerde geçerli. Elbette Türkiye’deki bütün hastanelerde bu sistemle aniden güller açmadı; çünkü bir türlü çözülemeyen, adeta arapsaçına dönüşmüş pek çok sıkıntı, pek çok altyapı sorunu var sağlık sisteminde. Peki nedir bu sorunlar? Neden bu ‘çile’ bir türlü bitmek bilmiyor? Hatta neden bazılarına göre yapılan bütün yeniliklerin yarardan çok zararı var? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, “SSK’da almış olduğunuz sağlık hizmetinin kalitesi çok iyi. SSK’nın kapısından girmek zor; girdikten sonra merak edilecek bir şey yok” diyor demesine, ancak sağlık çalışanları ve hastalar açısından durum hiç de böyle ‘tozpembe’ değil. 12 yıl SSK’da çalışmış, ancak iki yıl önce kurumdan ayrılmış olan İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve Türk Tabipleri Birliği SSK Kurulu Genel Sekreteri Dr. Osman Öztürk, yıllarca SSK’yı yakından izleyen bir hekim olarak, hükümetin yapmakta olduğu bu değişikliklerden çok da ümitli değil. SSK’nın temel olarak finansal, altyapı, personel, yönetim ve model sorunu olduğunu söyleyen Öztürk, bunların aslında çözülemeyecek sorunlar olmadığını belirtiyor.

Öztürk, “Hastaların daha iyi hizmet alabilmeleri için bu yapının geliştirilmesi lazım. Ancak son 15-20 yıldır diğer iktidarların izlediği yolu bu iktidar da izliyor ve sadece şov yapıyor. Hükümetin, sorunları çözmek gibi bir niyeti ne yazık ki gözükmüyor” diyor. Aslında 1980’lere kadar SSK’nın sağlık hizmetlerinde bir sorun olmadığını, hatta SSK’lıların o dönemde sağlık hizmeti almakta avantajlı olduklarını da sözlerine ekleyen Öztürk, özellikle 90’lı yıllardan sonra işlerin adeta ‘çığırından çıktığını’ belirtiyor. Öztürk, “1980’den itibaren Türkiye’de SSK’lı nüfus artmasına rağmen SSK’yı devlet, finansal açıdan yeterince desteklemedi ve sağlık kurumlarında yatırım yapılmadığı için sıkıntı baş göstermeye başladı. 1990’lı yıllardan itibaren de SSK artık tamamen bir krize girdi. O günden bugüne kadar da SSK’lı olmak Türkiye’de sağlık hizmeti almak açısından bir avantaj olmaktan çıkıp, bir dezavantaja dönüştü. Sekiz yıl içinde SSK nüfusu % 50 arttı. Sonuç olarak 1990-98 yıllarına bakıldığında SSK’nın aslında 3’te 1 ölçüde çökmüş durumda olduğunu görüyoruz. SSK gibi büyük bir kurumun sekiz yıl gibi bir sürede 3’te 1’inin yetmezliğe girmesi, bir anlamda yok olması, fevkalade kötü bir şey” diyor.

Türkiye’de SSK’lı nüfusun ne kadar olduğunu aslında gerçek anlamda kimse bilmiyor. Ancak resmi istatistiklere göre Türkiye’de yaklaşık 32 milyon SSK’lı var. Yani nüfusun % 50’si SSK’lı. Ancak Türkiye’de hekimlerin sadece % 10’u, toplam eczacıların sadece % 4’ü, toplam diş hekimlerinin sadece % 5’i SSK’da çalışıyor. Bu personel yetersizliği de doğal olarak SSK koridorlarında “Doktor yok!” haykırışlarının yükselmesine yol açıyor.

Birçok kurumda, Türkiye’de her iktidar değişikliğinde yöneticiler de değişiyor. Bu durum SSK için de geçerli. Öztürk bu konuya da dikkat çekiyor: “SSK yönetimleri siyaseten belirleniyor. Çalışanları, hükümetler atıyor. SSK’nın bir genel kurulu var, ama çok işlevsiz. Bu, bir yığın sıkıntıya yol açıyor. Bunu özellikle biz 57. hükümet döneminde, Yaşar Okuyan’ın Çalışma Bakanlığı döneminde yaşadık. SSK’yı ben yakından izleyen bir insanım ama ‘SSK’da kaç tane genel müdür değişti?’ diye sorsanız bunu ben bile bilmem, kimse de bilmez. 4 yıllık dönemde muhtemelen 8-9 tane genel müdür değişti. Böylesine büyük bir kurumda altı ayda bir yönetici değişmesi kendi başına tahrip edici bir şey. Her gelen yeni bir yönetim tarzıyla geliyor. Şimdi de aynı şeyi yaşıyoruz. İktidar değişti, dolayısıyla başhekimler, başhekim yardımcıları, başhemşireler, başhemşire yardımcıları da değişti. Sürekli olarak siyasilerin isteklerine bağlı olarak kadro değişiyor. Bu, çok büyük bir sorun. SSK’da işlerin kötüye gitmesinin en önemli nedenlerinden biri de bu.”

İlaç sorunu bitmiyor

SSK’lıların ilaç sorunu, adeta ‘yılan hikâyesi’ne dönüşmüş durumda. Devlet hastanelerinde SSK eczaneleri açıldı açılmasına, ancak sağlık ocaklarından hizmet alan SSK’lıların ilaçlarını temin etmek için sağlık ocağına yakın eczanelerle sözleşme hâlâ yapılamadı. Dolayısıyla sağlık ocağında ilaç yazdıran hastanın, ilacı almak için yine SSK’ya gitmesi gerekiyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, ilaç sektörüyle bu meselenin görüşmelerini yapıyor ve belli bir ortak noktaya gelinerek ayakta hasta reçetelerinin tamamen eczanelere yönlendirilmesi çalışmaları sürdürülüyor.

SSK’nın finansal sıkıntısı çözülmediği sürece, hiçbir şeyin düzelmeyeceği düşüncesinde hekimlerin çoğunluğu. Türkiye’de istatistiklere pek güven olmaz, ama SSK’nın kendi hesaplarına göre, Türkiye’de yılda kişi başına 75 dolar sağlık harcaması yapılıyor. Bu parayla da elbette nitelikli bir sağlık hizmeti vermek mümkün değil.

Bir doktorun normalde günde 20 hasta bakması gerekirken, SSK’da günde 100 hastaya bakılıyor, her hastaya 3-5 dakika ayırıyor. Her bir doktor veya hemşire ayda 8-10 nöbet tutuyor. Bir devlet memuru ayda 160 saat çalışırken, SSK’daki bir sağlık çalışanı ayda 320 saat çalışıyor. Dolayısıyla hekim ve hemşire hataları da oluyor. Pek çok sağlık çalışanı hayatından memnun değil. SSK çalışanları ortak kullanım uygulaması sayesinde yoğunluğun biraz hafiflemesinden memnun, ancak devlet hastanesi çalışanları iş yükünün daha da arttığından şikâyetçi.

Randevu işkencesi

Yaşar Okuyan ‘sayesinde’, telefonla randevu sistemi gibi çok çağdaş bir sisteme geçildi geçen hükümet döneminde. Hatta ilk ‘alo’yu Mesut Yılmaz yapmıştı. Elbette bu, çok çağdaş bir sistem, ancak böyle bir sistem, bütün şartlar çağdaşsa işe yarar. Pek çok hasta randevu alamamaktan, günlerce telefon başında vakit harcadıklarından şikâyetçi. Öztürk, “Bu sistemin hastalar için daha kötü olacağını tahmin etmiştik. Örneğin hasta bakma kapasitesi 1000 olan bir SSK hastanesine günde 3000 hasta başvuruyor. Geriye kalan 2000 kişi de nasılsa numara bulamayacağım diye müracaat etmiyor. 1000 kişinin müracaat ettiği kurumun hasta potansiyeli aslında 3000. Burada telefonla randevu verdiğinizde aslında hiçbir şeyi çözemezsiniz. Çünkü telefonla randevu sizin hizmet kapasitenizi artıran bir şey değil. Bugün, SSK’lı hastalara sorduğunuzda maalesef çoğu eski numaralı sistemi arıyor” diyor. Hekimlerin söylediklerine göre SSK’da ne kuyruklar azaldı, ne de iş yükü. 1 Temmuz 2003’ten önce de bir doktora 80-85 hasta randevusu veriyorlardı, şimdi de aynı şey yapılıyor. SSK’daki bir hemşire 1 Temmuz’dan önce de 8-10 nöbet tutuyordu, şimdi de aynısını yapıyor. Eskiden de randevu alınamıyordu, şimdi de alınamıyor…

Dr. Öztürk, hükümetin niyetinin sorun çözmek olmadığını belirterek, “Niyetleri SSK’yı tamamen kapatmak, yok etmek. Bu sıralar zaten bunun üzerinde çalışıyorlar. Amaç SSK’yı Sağlık Bakanlığı’na devretmek. Aslında bunun yanı sıra, Türkiye’de bütün sağlık sisteminin özelleştirilmesi için çalışıyorlar. Bunu da kamuoyuna çıkıp söyleyemedikleri için, hiçbir işe yaramaz birtakım şeyler yaparak bir şey yapacakmış gibi gözüküyorlar” diyor.

“Faturalar şişiriliyor”

SSK’nın sağlık harcamalarının 3’te 1’i dışarıya sevklere gidiyor. Bu sevklerin çoğu ise gereksiz. Öztürk’e göre diyaliz, kalp-damar cerrahisi ve görüntüleme gibi hizmetler, SSK’da da yapılabilmesine rağmen iddialara göre özel hastaneler beslensin diye hastalar sevk ediliyor. SSK ve Sağlık Bakanlığı hastaneleri arasında bir uyum sorunu yaşandığı da söyleniyor. Çünkü Dr. Öztürk’ün söylediklerine göre SSK bu protokol kapsamında aldığı hizmet karşısında borçlarını ödemiyormuş: “Sanırım 50 trilyon TL’ye yakın fatura edilmiş bir borcu var SSK’nın. Ancak SSK da, faturaların şişirildiğinden şikâyetçi. Devlet hastanelerine SSK eczaneleri kuruldu. İstanbul’daki 12 tane SSK hastanesinde eczaneleri yürütemiyorlardı, yeni personel alamadılar. Şimdi 30 devlet hastanesine daha eczane kurdular ve aynı eczacılar o eczanelerle de ilgilenmek zorunda kaldı. SSK eczaneleri hepten çöktü. Göstermelik eczaneler bunlar. Zaten yazılan 5 ilaçtan 3 tanesi bulunmuyor” diyor Öztürk.

Hekim seçme özgürlüğünden söz ediliyor, ancak Öztürk’e göre böyle bir şey söz konusu değil. Çünkü aile hekimliği sistemine kayıt olunduğunda en azından altı ay ya da bir sene o belirlenen hekime gitmek zorunda hasta. Öztürk, “Bu yeni protokolün hekim seçme özgürlüğüyle falan hiç ilgisi yok. İnsanlar, daha kaotik bir ortama itilmiş oldu. Eskiden SSK’ya gidiyordu insanlar, şimdi her yere gidiyorlar. Ancak başı dönmüş durumda insanların. Nereye gideceklerini aslında bilmiyorlar. Genel olarak bakıldığında bu sistemin de sorunları çözmesi mümkün görünmüyor, sadece bu, bakanlarımız için güzel bir şov imkânı sağlanmış oluyor” diyor.

Bıçak parası önlenebilir

Muayene ya da ameliyat için hastalardan açıkçası rüşvet almak, hem SSK’da hem de devlet hastanelerinde hâlâ büyük bir sorun. Etik dışı davranışlardan dolayı Tabip Odaları’na başvurularda artış olduğunu belirten İstanbul Tabip Odası Etik Kurulu Üyesi Op. Dr. Yıldırım Gülhan, bu artışın, toplumun giderek bilinçlenerek hakkını aramasına bağlıyor. Gülhan, “Hangi meslek grubu olursa olsun, mutlaka onun içinde meslek ahlakına uymayan davranışlarda bulunan vardır. Bizim mesleğimizdeki bu davranışların göze batmasının sebebi, sağlığın her zaman ön planda tutulması ve bu davranışların sansasyonel haber olması. Bunların zamanla düzeleceğine inanıyorum” diyor. Dr. Gülhan hekimlerin, hastaları bilgilendirmedikleri için de gereksiz yere şikâyetlerin ortaya çıktığını vurguluyor. Dr. Osman Öztürk de ‘bıçak parası’ gibi bir gerçeğin maalesef var olduğunu söylüyor. Ancak Öztürk’e göre asıl sorun, doktorların hem devlet hastanesinde hem de muayenehanede çalışıyor olmaları.

SSK’nın en temel sorunları
  • Kapasite yetersizliği
  • Personel yetersizliği
  • Tesis sayısının düşük olması
  • İlaç sorunu
  • Zor randevu alınması
  • Ameliyat sırası çok uzun
  • Birinci basamak sağlık tesisleri yetersiz
  • Çok sık yönetim değişiyor
  • SSK’da kişi başına 75 dolar harcanıyor, oysa bu rakam en az 100 dolar olmalı
  • Gereksiz sevkler yapılıyor

Prof. Dr. Erman Tuncer – İstanbul Sağlık Müdürü

“Bakanlık hastaneleri şikayet ediyor”

Bizim, yani Sağlık Bakanlığı’na bağlı birinci basamak tesislerimize başvuran hastaların % 36’sı SSK’lı hastadır. Biz de bunun % 55’ini sevk ettik. 1 Temmuz 2003’ten itibaren sağlık ocaklarına başvuran SSK’lı hasta sayısı toplam 1.010.000. Bunların % 55’ini ikinci basamağa sevk etmişiz. Buradaki hedefimiz, hastaneler önündeki yığılmaları önlemek. Yani 1 milyon hastadan 450 bin hastanın teşhis ve tedavisi sağlık ocağında yapılmış, 550 bin tanesi ikinci basamak sağlık hizmetleri dediğimiz hastanelere sevk edilmiştir. İkinci basamakta ise baktığımız her 100 hastadan 50 tanesi SSK’lı olmuştur. İstanbul’da günde ortalama 4000 SSK’lıya hizmet veriyor bizim devlet hastanelerimiz. Ayda da bu 80 bin-100 bin civarında bir hasta kapasitesi demek. 2500-3000 civarında hastayı da yatarak tedavi ediyoruz. Aslında ideal olanı bunların tek bir çatı altında toplanması, yani SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi. 1 Temmuz 2003’te bu işe başladığımızda aksamalar meydana gelmişti. Bunun için biz, yani Sağlık Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hastanelerde irtibat büroları açtık. Bu şekilde hizmeti götürüyoruz. Bu arada Bağ-Kur’lu hastalar sevk edildiği zaman sıkıntı oluyordu. Onlara da sevksiz devlet hastanelerine gitme imkânı verdik. Bu uygulamada görülen tek sıkıntı SSK’nın ayakta tedavi gören hastalara ilaç vermesinden kaynaklanıyor. SSK’nın belirlediği bir fiyat var, çeşitli ilaç firmalarıyla görüşüyor, bu konudaki görüşmeler tamamlanmadığı için ilaç konusunda ayakta tedavi gören hastalar için bir miktar sıkıntı söz konusu. Fakat sistem bütünüyle iyi yürüyor. Ayrıca Nisan 2004’ten itibaren Türkiye’nin bazı yörelerinde aile hekimliği uygulaması yapılacak, bu şekilde hastalar, sağlık kuruluşlarına başvurmadan tedavi olabilecekler. Ancak bu uygulamaya bazı sıkıntılar nedeniyle Sağlık Bakanlığı hastaneleri şikâyet ediyor. Bu şikâyetleri sağlık ocakları ve poliklinik oda sayısını artırarak gidermeyi amaçlıyoruz. Eleman konusunda güçlük çekilen yerlerde sözleşmeli personel alıyoruz. Bunlar çakılı kadrolar oluyor, yer değiştirme talebinde bulunamıyorlar. 11 bin tane Türkiye genelinde yardımcı sağlık personeli alınıyor, bunların bir kısmını İstanbul’da görevlendireceğiz. Hem sürücülük hem de sağlık memurluğu yapan, bir grup elemanın da tayini İstanbul’a çıkacak. Ve dolayısıyla sağlık hizmetlerindeki eleman açığını Türkiye’deki bütçe imkân verdiği ölçüde çözmeye çalışacağız. İlk defa açıktan atamayla hekim göreve alacağız. Bunların yerleri de sağlık bakanlığı tarafından acil olanlar belirlenerek görevlendirilecek.

 

Bade Gürleyen

Kategoriler
SağlıkSağlık Haberleri
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Şeker hastalığı kanseri de tetikleyebiliyor

    Şeker hastalığı kanseri de tetikleyebiliyor

    Japon Ulusal Kanser Merkezi tarafından yapılan araştırmaya göre, ‘çağın hastalığı’ olarak gösterilen şeker hastalığının pankreas ve böbrek kanserine neden olabileceği öne sürüldü. 98 bin kişiyle yapılan dev araştırmaya göre,...
  • Vişne suyu kas ağrılarına iyi geliyor

    Vişne suyu kas ağrılarına iyi geliyor

    Amerika’daki Vermont Üniversitesi’nin yürüttüğü bir araştırmaya göre spor öncesi ve sonrası içilecek bir bardak vişne suyunun kas zedelenmesi sonucu oluşan ağrıları azalttığı görüldü. Yapılan araştırmada 8 gün boyunca günde...
  • Yıldız Savaşları’ teknolojisinin meme kanserinin tedavisinde kullanıldığı açıklandı

    “Yıldız Savaşları” teknolojisi meme kanseri tedavisinde kullanılıyor!

    Bilim adamları 10 yıl önce yerdeki füzelerin yerini belirlemek için kullandıkları uydu teknolojisini, tıpın hizmetine sundu. ”Yıldız Savaşları” teknolojisinin, meme kanserinin tedavisinde kullanıldığı açıklandı. ABD’de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)...
  • Emeklilik sırasında SSK primi ödemeleri

    Emeklilik sırasında SSK primi ödemeleri

    Soru: Bir işyerinde halen çalışmaktayım. Emeklilik sürem doldu, işveren benim işten ayrılmamı istemiyor. Emeklilik sürecini başlatmak için SSK’ya müracaat edersem; a) Tekrar aynı işyerinde çalışabilir miyim? b) Emeklilik müracaatı...