II. Frederick’in Korkunç Bebek Deneyi

Avrupalı çağdaşları ona  “ stupor mundi “ yani Türkçesiyle “ şaşkın dünyalı “ olarak sesleniyordu. Müslüman tarihçi Sibt ibn al-Jawzi  ( Sibt ibn el-Ceviz) onun hakkında şöyle diyor :...

Avrupalı çağdaşları ona  “ stupor mundi “ yani Türkçesiyle “ şaşkın dünyalı “ olarak sesleniyordu. Müslüman tarihçi Sibt ibn al-Jawzi  ( Sibt ibn el-Ceviz) onun hakkında şöyle diyor :

“ Kızıl saçlı, kel ve miyop. Eğer köle olsaydı, köle pazarında 200 dirhem etmezdi. “

Dante onu, İnferno’nun altıncı seviyesine ( katına )  yerleştirmişti. Bu arada Inferno Dante’nin İlahi Komedyası’nda ismi geçen cehennemin adıdır. Toplam dokuz kattan oluşur. Limbo denilen birinci katta Dürüst dinsizler yer alırken öldüğünde insanlar günahlarının seviyesine göre bu katlara yerleştirilir. Dokuzuncu katta yani en altta Şeytan yaşar. Peki Dante bu ismi neye göre altıncı katta layık görmüştü. Düzene ve inançlara karşı gelenlerin ve sapkınların bulunduğu altıncı kat.

Dante’nin altıncı kata layık gördüğü bu isim…13.Yüzyılda yaşayan Kutsal Roma İmparatoru,  II. Frederick!  II.Frederick dünyada ilk defa çılgınca bir deneye imza attı.

Her ne kadar bu deneyin adı “ Dil yoksunluğu “ olarak bilinse de çılgın kralın diğer bir amacının da Tanrı tarafından Adem ve Havva’ya hangi dilin verildiğini keşfetmek olduğu söyleniyor…

1.BÖLÜM

Dindar bir heterodoks olan Kral Frederick Papa ile pek geçinemiyor ancak Müslümanlarla yakın ilişkiler kurarak dini çevrelerin tepkisini alıyordu.

Dönelim  konumuza; Dünyada bu güne kadar sayısız deney yapıldı. Bunlardan bazıları oldukça korkunçtu. İşte bunlardan birine imza atan Kral Frederick’di. Kralın aklında delice bir soru vardı. Tüm dillerden mahrum kaldığında bebeklere ne olur ?  Keşiş Salimbene’ye göre Frederick belki de kayıtlı bir tarihte “ dil yoksunluğu  “  deneyi yapan ilk kişiydi.

Peki insan bu konuşma yeteneğini nasıl elde etmiştir? Diğer varlıkların aksine, insan nasıl bu şekilde konuşabilmiştir? İnsanın ilk kez konuşmayı nasıl öğrendiği ve nasıl konuşmaya başladığı sorusu,  dil bilimcileri en çok meşgul eden sorulardan biri olmuştur. Dilin nasıl ortaya çıktığı konusunda pek çok farklı çalışmada değişik teoriler ortaya atılmıştır. Ancak bu videoda bu teorilere girmeyeceğiz, bunu ayrıca başka bir videomuzda ele alacağız. Şimdi bu araştırmamızda konuyu teoloji açısından değerlendireceğiz.

 

2.BÖLÜM:

Hidayet AYDAR ve  İsmail ULUTAŞ ınDİLİN KÖKENİ: KUR’AN-I KERİM VE DİĞER KUTSAL KİTAPLARA GÖRE DİL OLGUSU “ adlı çalışmalarını incelediğimizde;

Bazı Müslüman usul âlimlerinin de konu üzerinde uzun uzadıya durdukları görülmektedir. Bunlar, varlıkların isimlerinin kim tarafından konulduğu konusu üzerinde fikir ayrılıkları yaşamaktadırlar. Başta Ebü’l-Hasan el-Eş’arî (v. 330/941), Ebû Ali el-Cübâî, Ebu’l-Kasım Abdullah el-Ka’bî (v. 317/929), Muhammad b. el-Hasan ibn Fûrek (v. 406/1015) olmak üzere bazı âlimler, varlıkların isimlerinin Allah tarafından bizzat konulduğunu, bu nedenle  bütün dillerin Allah tarafından vaz’edildiğini söylemektedirler. Bunlar, başta “Allah Adem’e bütün isimleri öğretti” ayeti olmak üzere bazı Kur’an ayetlerini delil olarak göstermektedirler. Buna göre diller tevkîfîdir; yani Allah tarafından vaz’edilmişlerdir.

Tevrat, dilin ortaya çıkışı konusunda en geniş bilgi veren kutsal kitaptır. Eşyalara isim konulması hususunda Tevrat bizlere şu bilgileri veriyor: “Ve Rab Allah dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım. Ve Rab Allah, her kır hayvanını ve göklerin her kuşunu topraktan yaptı; ve onlara ne ad koyacağını görmek için adama getirdi; ve adam her birinin adını ne koydu ise, canlı mahlukun adı o oldu. Ve adam bütün sığırlara ve göklerin kuşlarına ve kır hayvanına ad koydu...”

Kadına da ilk defa o “ischa” (ibranîce) adını vermiş ve bu isim bugüne kadar kullanıla gelmiştir. Tevrat’a göre, Allah adamı yarattıktan bir süre sonra üzerine derin bir uyku verdi ve onun kaburga kemiğinden eşini yarattı, arkasından onu adamın yanına getirdi. Adam uyanıp yanındaki kadını görünce şöyle dedi: “şimdi bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir; buna “ischa” denilecek, çünkü o “isch”ten (insan) alındı.

Tevrat’a göre tüm varlıkların adlarını ilk insan koymuş ve bu isimler onun koyduğu gibi kalmıştır. Onun bu koyduğu isimlerle de ilk dil ortaya çıkmıştır.

Ancak Tevrat, ilk insanın konuşmayı nasıl öğrendiği, varlıklara isim koyma

özelliği ve yeteneğini nasıl kazandığı konusunda bilgi vermiyor.

İncil’de de ağırlıklı olarak kelama vurgu yapılır. Yuhanna İncili’nin ilk ayetlerinde şöyle seslenir: “Başlangıçta Kelam vardı; Kelam Allah‟ta idi ve Kelam Allah idi. Başlangıçta o Allah‟ta idi. Her şey onun vasıtasıyla var oldu ve var olan hiçbir şey onsuz olmadı”  Yuhanna’nın başka bir yerinde de İsa’nın söylediği sözlerin (kelam) “ruh” olduğundan bahsedilir. Bu yüzden Hıristiyanlıkta, kelama büyük bir önem verilmektedir (Elllul 1998: 73). Buralarda geçen “kelam” farklı şekillerde yorumlansa da, “söz”le, yani dil ile de ilişkisi kurulabilir.

Tekrar konumuza geri dönelim. Tarihte insan dilinin kökenini merak eden başkaları da oldu. Örneğin , Mısır firavunu I.Psamtik , Babür imparator Akbar gibi ancak böylesine korkunç bir deneye bir tek II. Frederick cesaret edebildi. Bu düpe düz bir cinayetti.

II frederick bu sorunun cevabı için Chronicles’daki keşiş Salimbene di Adam’ı görevlendirdi. Acaba bebekler ilk olarak hangi dili konuşacaklardı? İbranice mi, Yunanca ya da Latinceyi mi veya Arapçayı mı? Hepsinden de önemlisi bu deneyde insan kullanılacaktı,  olayı daha da korkunç hale getirecek şey ise bu deney için yeni doğan bebeklerin kullanılacak olmasıydı. Din adamları bu çalışmaya şiddetle karşı çıktılar ancak tüm baskılarına rağmen bu deney başladı.

3.BÖLÜM

Deney için iki ayrı oda kuruldu ve bebekler bu odalara yerleştirildi. Bebek bakıcılarına sıkı talimatlar verildi. Bu talimatlara göre ilk odadaki bebeklerle hiçbir şekilde iletişim kurulmayacak sadece karınları doyurulup temizlikleri yapıldıktan sonra oda hemen terkedilecek. Diğer odaya girdiklerinde ise bebeklerle konuşulacak, başları okşanacak karınları doyurulacak, kısacası onlara bir insanın ihtiyaç duyabileceği her türlü iletişim yolları serbest olacaktı.

Zaman ilerlemeye başladı. Keşiş Salimbene dikkatle süreci takip etmekteydi. 1 hafta 1 ay derken kısa bir süre sonra bir sabah bakıcılar 1.odaya girdiklerinde akıl almaz bir şeyle karşılaştılar. Gördükleri bakıcıları dehşete düşürmüştü. Bu korkunç deneyin sonu de korkunç oldu. Odadaki bebekler ölmüştü. Herkes şaşkın. Peki diğer odadaki bebeklere ne oldu dersiniz? İkinci odada her şey yolundaydı. Hiç beklenilmeyen bu sonuç insan için önemli bir sırrı açıklayabilir miydi?

Bebekler niçin ölmüştü,  bebekleri ve elbette biz insanları hayata bağlayan şey neydi? İnsan neyden yoksun kalınca ölüyordu. Bu korkunç deneyin üzerinden asırlar geçti ve cevaplar netleşmeye başlamıştı. İnsanlık ile ilgili bir bilinmezlik aydınlatılmak üzereydi.

İnsan, iki şeyden mahrum kalınca ölüyordu. 

  1. Sevgisizlik
  2. Yalnızlık
Kategoriler
EnteresanTarihVideo
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular