HS ya da SYLVIA PLATH

“Benim için şimdi sonsuzdur, sonsuz da sürekli olarak değişir, akar, erir. Yaşam bu andır. Geçip gittiğinde, ölüdür artık. Ama her yeni anla birlikte yeniden başlayamazsınız, ölü olana göre yargılamak...

“Benim için şimdi sonsuzdur, sonsuz da sürekli olarak değişir, akar, erir. Yaşam bu andır. Geçip gittiğinde, ölüdür artık. Ama her yeni anla birlikte yeniden başlayamazsınız, ölü olana göre yargılamak zorundasınız. Bataklık kumu gibi tıpkı… daha başından umutsuz. Bir öykü, bir resim, heyecanı biraz yenileyebilir, ama yeterince değil, yeterince değil. Şimdinin dışında hiçbir şey gerçek değildir, daha şimdiden yüzyılların ağırlığının beni boğduğunu duyumsuyorum. Bir zamanlar, yüz yıl önce bir kız yaşamıştı, şimdi benim yaşadığım gibi. Sonra öldü. Ben şimdiyim, göçüp gideceğimi de biliyorum ama. Doruktaki o an, o parıltı gelip geçiyor, sürekli bir bataklık kumu. Ama ben ölmek istemiyorum” (1)

Sylvia Plath

Sylvia Plath

Plath,Temmuz 1950, Massachussets, ABD

SYLVIA PLATHŞubat 1963. Londra’nın o dönemde yaşadığı en soğuk kış günlerinden biri. Sabah çok erken kalktı Sylvia, çocuklarına bir tabak dolusu kurabiye ve iki bardak süt hazırladı. Hazırladıklarını bir tepsiye koyarak çocuklarının odasına getirdi. Yataklarının yanına bir masa hazırladığında onlar hala uyuyordu. Yavaşça çocukların odasının kapısını kapattı, kapının altındaki boşluğu birkaç havlu ile sıkı sık doldurdu. Mutfağa geri döndü, fırının kapağını açtı ve düğmeyi çevirdi. Fırının kapağına bir havlu sermişti, dizlerinin üzerine çökerek başını havlunun içine aldı, başı fırının açık kapağına dayalıydı. Eve temizliğe gelen kadın kapıyı kilitli buldu, gaz kokusunu hissetti ve polisi aradı. Polis kapıyı açtığında Sylvia mutfaktaydı, bu defa intihar girişimini başarıyla tamamlamıştı.

Kay Redfield Jamison “Ateşli Çılgınlar/Ateşe Dokunanlar; Manik-Depresif Hastalığı ve Sanatsal Mizaç/Yaradılış, adlı kitabında, “depresyonel ve bipolar hastalıkları olan bazı sanatçıları” listeliyor. Listede Plath adının yanında iki harf var: HS. H “düşkünlerevi veya akıl hastanesi”ni simgeliyor, S ise “intihar”ı.

Çılgın Sylvia ateşe ilk 5 yaşında yaklaştı. Arı koruma, saklama biliminde bir dahi olan babasının etkisinde şiirler yazıyordu. Onun arılarla olan çalışmaları Sylvia’yı etkilemişti ve babası şiirlerinde hep önemli bir figür oldu. Sekiz yaşında babasını kaybettiğinde büyük bir sarsıntı yaşadı.

Başarılı bir öğrenci olan Sylvia, Smith Üniversitesi’nden burs kazandı. Üniversite yıllarında akademik başarıları devam ederken bir yandan da şiir yazıyordu. New Yok’ta girdiği yarışmayı kazandıktan sonra bir dergide çalışmaya başladı. Bu dönemde depresyondaydı ve bir avuç dolusu hap alarak evinde merdiven altına saklandı. Anne Aurelia Plath onu saklandığı yerde bulduğunda Sylvia yarı baygın halde yatmaktaydı, ilk intihar girişimi böylelikle başarısızlıkla sonuçlandı.

Bu intihar denemesinden sonra Plath elektro-şok uygulamalı terapi tedavisi gördü. Tedavi sonrası tekrar Smith Üniversitesi’ne geri döndü ve okulunu bitirdi. Cambridge Üniversitesi’nden burs kazandı.

Cambridge’de okurken daha sonra İngiliz Kraliyet Şairleri arasına girecek olan Ted Hughes ile tanıştı. İlk görüşte birbirlerine aşık oldular. 1956 yılında evlendiler.

“Nasıl bir rol oynamayı tasarladığım sorulduğunda, şöyle diyorum, “Rol”le ne anlatmak istiyorsunuz? Evlenince bir role bürünmeyi düşünmüyorum –zeki, olgun bir insan olarak yaşamayı sürdürmek, büyümek, gelişmek, öğrenmek istiyorum, her zaman yaptığım gibi. Yaşam alışkanlıklarında hiçbir sapma, hiçbir köklü değişiklik yapmaksızın. “Hiçbir zaman beni ve benim işlemlerimi belirten, yalnızca ev, başka kadınlar, sosyal etkinliklerle sınırlanmış bir çemberim olmayacak; dünyayla temas çevresinden, eve, benim için yalnızca dolaylı olan, yaşantı masalları getiren eşimin daha geniş dünya çemberlerine kapatılmış. Hayır, güçlü, perçinlenmiş bir ortak merkezleri olan iç içe geçmiş iki çember olacak daha çok, ama her ikisinin de dünyanın içine doğru çıkıntılı ayrı ayrı kirişleri olacak. İçinde bir çekim, gerilim esnekliği, ama sağlam bir birlik olan, koşullara uyarlanabilir dengeli bir gerilim. Kutuplaşmış iki yıldız. Hemen hemen tam bir iletişim anında, neredeyse birbiriyle kaynaşmış. Ama kaynaşma, istenmeyen bir olanaksızlıktır –üstelik çok da kısa sürer. Bu nedenle, böyle bir kuruntu olmayacak.” (2)

Sylvia Plath, Mayıs 1952, Boston Massachussets, ABD

Birkaç yıl Boston’da yaşadıktan sonra Sylvia’nın ilk şiir kitabını yayınlayacağı Londra’ya döndüler. Biri kız, biri erkek iki çocukları oldu. O yıllarda, Plath’in takma isim kullandığı “The Bell Jar” isimli otobiyografik romanı yayınlandı.

Sylvia ve Ted, bir dönem W. B. Yeats’in yaşadığı, Plath’in çok sevdiği, ona ilham veren Londra’daki evine taşındılar. Bu yıllarda aralarında çok sıcak tartışmalar olmaya başlamıştı ve Hughes evi terketti.

Çocuklarına tek başına bakmaya çalışan Sylvia tekrar depresyona girdi. Bu dönemde çok fazla şiir yazıyordu, günde iki-üç şiir yazmaya başlamıştı. 1962 ile 1963 yılları arasında neredeyse çocukları ile ilgilendiği zamanlar dışında, mümkün olan her anda yazıyordu.

Büyük bunalımlar yaşayan ve çocuklarına tek başına bakmaya çalışan Plath intiharı denedi ve bu defa kurtulamadı.

Plath’in ölümü edebiyat dünyasında tartışmalara yol açtı. Hughes taraftarlarına göre, Plath bu intiharı Hughes’un ona geri dönmesini sağlamak için planlamıştı. Temizlikçi kadın, Plath’in öldüğü gün her zamankinden geç gelmişti, Plath onun geliş saatini hesaplamış ve bu intihara “kurtulmak üzere” girişmişti.

Ölümüne Hughes’in neden olduğunu düşünen Plath hayranları ise, mezar taşından Hughes soyadını kazıdılar. Hughes birkaç kez mezar taşını değiştirmek zorunda kaldı.1988 yılında bir hayranı, özel olarak hazırlattığı isimliği Sylvia’nın mezarına armağan etti. İsimlikte “Sylvia Plath” yazılıydı.

“Plath’in ölüm nedeni hala tartışılıyor. Geçtiğimiz yıllarda ölen Hughes’in ölmeden kısa bir süre önce yayınlanan kitabı bu tartışmayı yeniden canlanırdı. Hughes yıllarca Plath ve ölümü ile ilgili konuşmaktan kaçındı ancak son kitabında Plath ile ilgili anılarını yazdı. Hughes’in en çok satan kitabı oldu bu son kitap.

Hughes hayranları, Sylvia’nın daha önce de intihara kalkıştığını, geçmişte psikolojik tedavi gördüğünü ve ölümünden eski kocasının sorumlu tutulmaması gerektiğini savunuyor. Ancak ilginçtir ki Hughes’in uğruna Plath’i terkettiği kadın da, Sylvia’dan birkaç yıl sonra aynı yöntemle (başını bir fırının kapağına dayayarak) intihar etti. Bu intihar üzerine Huhges’in üzerindeki şüpheler arttı. Buna karşılık Hughes hayranları, aile dostu olan bu kadının da şiirler yazdığını, Sylvia’ya öykündüğü ve bu nedenle böyle bir intihara giriştiğini söylüyor.

Plath’in ölümünden önce yazdığı son şiirler “Ariel” isimli kitapta toplanarak 3 yıl sonra yayınlandı. Yazdığı son şiirler en iyi şiirleri olarak kabul ediliyor.

Az sayıdaki kadın şairlerden biri olan Plath, yazdığı şiirlerin yanı sıra ölüme gidişi ile bir sembol oldu: İki ünlü şair aşık olur, evlenir, çocuk yaparlar, erkek kadını aldatır, terkeder. Terkeden adam kendi “özgür” ve de “bağımsız” yaşamını sürdürmektedir ve “üretebilme” ortamının keyfini yaşamaktır !… Oysa çocuklarına “bağımlı” olan “ana” yani “kadın”ın üretim alanı ikiye hatta üçe ayrılmıştır. İki çocuğun büyümesi, yetişmesi. Ve yazmak. 5 yaşından beri Sylvia’yı anlatan ve yaşatan “şiir”.

Sylvia annesinin hayalindeki Sylvia olsaydı? İyi bir kadın öğretmen? Varlıklı, eğitimli, iyi bir aile çocuğunun eğitimli eşi? O zaman ne H olacaktı, ne de S… Ama o ateşe uzanmayı tercih etti.

İşte HS Sylvia’nın öyküsü. Ya da geride bıraktığımız yüzyılda yaşamış bir “kadın” şairin…


Lady Lazarus (3)

Gene yaptım, gene yaptım işte.
On yılda bir kere
Beceririm bunu ben –

Bir çeşit ayaklı mucize, tenim
Bir Nazi abajuru kadar parlak,
Sağ ayağım

Kağıt üstüne ağırlık,
Yüzüm hiçbir özelliği olmayan, halis
Yahudi keteni, en incesinden.

Kaldır o örtüyü
Sevgili düşmanım.
Korkuttum mu yoksa?

Göz ve burun oyuklarımla, otuz iki dişimle?
Sasımış soluğum
Yok olur gider bir günde.

Pek yakında, evet pek yakında
Mezar inimin yediği etim
Gene üstümde olacak eve gittiğimde.

Bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme.
Otuzundayım daha.
Kedi gibi dokuz canım var hem de.

Bununla üç etti.
Ne pis iş bu
Silip, yok etmek her on yılı böyle.

Milyonlarca lif, milyonlarca.
Ağızlarında fındık fıstık çatur çutur, itişip
Kakışıyor kalabalık, görmek için ellerimin, ayaklarımın

Açığa çıkarılışını.
Baylar, bayanlar !
Böyle striptiz görmediniz.

Bunlar ellerim.
Bunlar da dizlerim.
Bir deri bir kemiğim belki,

Ama, aynı kadınım işte, tıpatıp aynı.
İlk kez olduğunda on yaşındaydım ben.
Kazaydı.

İkincisinde, işi bitirmeye
Ve bir daha dönmemeye öyle kararlıydım ki.
Kapatmıştım kendimi,

Sallanıyordum deniz kabuğu gibi.
Seslenmek, durmadan seslenmek, bir de ayıklamak
Zorunda kaldılar üstüme inciler gibi yapışmış kurtları.

Ölmek,
Herşey gibi, bir sanattır,
Bu konuda yoktur üstüme.

Öyle ustaca yaparım ki cehennem gibi gelir.
Öyle ustaca yaparım ki gerçekmiş gibi gelir.
Bir talebim olduğunu bile söyleyebilirsiniz.

Öyle kolay ki bir hücrede bile yapabilirsiniz.
Öyle kolay ki yaparsınız ve kımıldamazsınız.
Benim canıma okuyan

Aynı yere, aynı surata,
Aynı şaşkın, hayvansı
“Bu bir mucize ! Mucize!”

Haykırışlarına güpegündüz
Görkemli bir dönüş yapmak.
Bir bedeli var

Yaralarıma bakmanın, kalp atışlarımı
Dinlemenin bir bedeli var –
Tıkır tıkır çalışıyor işte.

Bedeli var, hem de ne bedeli var,
Bir sözcüğümün ya da bir dokunuşumun
Ya da kanımdan bir damlanın

Ya da saçımın bir telinin ya da bir parçasının elbisemin.
Ya, işte böyle, Herr Doktor.
İşte böyle, Herr Düşman.

Beni siz yarattınız.
Ben sizin kıymetli eşyanız.
Eriyip bir çığlığa dönüşen

Som altından bebeğiniz.
Dönüyor, yanıyorum.
Yüksek alakalarınızı küçümsüyorum sanmayın.

Karıştırıp durduğunuz
Küller, küller –
Et, kemik, yok orada başka bir şey –

Bir kalıp sabun,
Bir alyans,
Bir de altından diş dolgusu.

Herr Tanrı, Herr Şeytan
Aman dikkat
Aman dikkat

Ben diriliyorum, kalkıyorum işte
Küllerin arasından kızıl saçlarımla
Ve insan yiyorum, hava solurcasına.

Sylvia Plath,
23-29 Ekim 1962
Çeviren: Yusuf Eradam

(1) SylviaPlath, Sylvia Plath’ın Günceleri, Oğlak Yayınclık ve Reklamcılık, Çev: Şadan Karadeniz, 1998 sf: 20-21
(2) SylviaPlath, Sylvia Plath’ın Günceleri, Oğlak Yayınclık ve Reklamcılık, Çev: Şadan Karadeniz, 1998 sf: 64
(3) Sylvia Plath, Ariel, İmge Kitabevi, 1996, 16, 17, 18.

 

Kategoriler
EdebiyatKültür&Sanat
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Knut Hamsun’un Açlığı

    Knut Hamsun’un Açlığı

    Aşktan söz açılmayagörsün, sıkça, erkeğin kalbine giden yolun midesinden geçtiği söylenir. Eğer 20. yüzyıl düşüncesine göre ev ödevinizi iyi yapmışsanız, onun beynine de ulaşabilirsiniz. Yüksek varoluşçuluğun ana simgesi sayılan...
  • Murathan Mungan

    Şiir mi, Öykü mü, Lirik Bir Metin mi?

    “Yanlız Bir Opera” (YBO), Murathan Mungan’ın (MM) yaygın olarak okunan şiirlerinden bir tanesidir. Ancak bir şiirin yaygın olarak okunması, beğeniliyor olması, YBO’nın MM’nin iyi şiirlerinden biri olduğu anlamına gelmiyor....
  • Balığın Trajedisi Kılçık Olmaktır

    Balığın Trajedisi Kılçık Olmaktır: Oley, Ey Şair

    Malraux’un rahibi şöyle demişti: “Hangi politik inanç yok edebilir (ki) ölümü!” Ben de diyorum ki, hangi politik inaç yok edebilir şiiri? Bu, son derece müşfik, iç karartıcı, kahredici ya...
  • Romain Gary Polonya’da Bir Kuş Var

    Memlekete kuş kondurmak

    Romain Gary Polonya’da Bir Kuş Var (Avrupa Eğitimi) 2. Baskı–1992 Çeviri: Sevgi Tamgüç Can Yayınları     Kitabın arka kapak yazısından öğreniyoruz; Sartre, “Avrupa Eğitimi”nden (Éducation Européenne) “en iyi...