Herkesten farklı, herkes gibi

Herkesin yaptığını yapmama eğilimi olan bir cumhurbaşkanının geçen haftalarda yaşadıklarını hep beraber seyrettik. Herkes gibi olmamak ilk bakışta çekici, “ekzantrik” gelse bile, en iyimser deyişle, riskli iş. Üstelik, herkes...
Herkes gibi olmamak
Yankı Yazgan

Prof. Dr. Yankı Yazgan

Herkesin yaptığını yapmama eğilimi olan bir cumhurbaşkanının geçen haftalarda yaşadıklarını hep beraber seyrettik. Herkes gibi olmamak ilk bakışta çekici, “ekzantrik” gelse bile, en iyimser deyişle, riskli iş. Üstelik, herkes gibi olmak için bizi yakıp tutuşturan bir dürtümüz, sürüden ayrılanın kurda yem olduğu bir kültürümüz ve eninde sonunda birbirimizden hiç farkımız olmadığını defalarca keşfetmişliğimiz varken…

Herkes gibi olmamak bir hak. Kullandırırlarsa, tabii ki.

Herkes gibi olmamak bir özgürlük. Sahip çıkarsanız, elbette.

Herkes gibi olmamak, bir ayrıcalık. Yaptıklarınız herkes tarafından yapıldığında ayrıcalık yanının kaybolacağını unutmadığınız sürece.

Herkes gibi olmamak, bir eylem. Sonuçlarına katlanırsanız, herhalde.

Herkes gibi olmamak her seferinde aynı zorlukta değil. Kahramanlık hâline geldiğinde ise daha da kolay. Örneğin, herkesin çarşaflı gezdiği bir yerde herkes gibi olmamak, o kadar kolay değil. Herkesin “serbest” kıyafetle gezdiği yerde çarşaflı olmak da zor, ama tersi durumla aynı riskleri taşımaz. Yerleşik alışkanlık ve değerlere, ilk bakışta, ters “gözükmediği” için.

Anadolu’daki muhafazakâr bir kasabada, bir gün kaza ile kısa kollu elbise giymiş ya da çorap giymemiş bir bayan öğretmen ya da doktorun yaşamış olduklarını bir dinleyin yeter…

Akıntıya karşı. İki durumda da, herkesin yaptığından farklı bir şeyi, kendi tarzınız doğrultusunda ve engellemelere karşı, özgürce yapmayı deniyorsunuz. Ama, birisinde, sadece bireylerin ya da yasaların tepkisi değil, toplumsal baskı, herkesin yaptığını yapmamayı neredeyse imkânsızlaştırıyor. İdeoloji, örf-âdet, gelenek…

İranlı dışişleri yetkilisi ile başını açarak görüşebilmiş kadın gazetecinin bu zaferini müjdeleyen haberine bakarken aklıma geldi bunlar. Gelen kişinin nasıl geldiğine karışmak, değişik bir ev sahipliği anlayışı. Ama yaygın, herkesin benimsediği cinsten. Misafirin umduğunu değil, bulduğunu yemesi gibi, diyebilirsiniz. Ya da, kapıdan girerken ayakkabılarınızı çıkarttırıp terlik giydirmesi gibi bir başkasının (Hemen hemen hepimizin).

Kimin sahasında olduğunuz belirli olduğunda, herkesin yaptığını yapmayıp, kendi eylemleriniz üzerindeki egemenliğinizi ilân etmiş olursunuz. Bu egemenliğin verdiği hazzı (sahtesini olsun) yaşamak, ama getireceği riskleri savuşturmak mı istiyorsunuz?

Gece yarısı, bomboş bir kavşaktaki kırmızı ışık… Gelen geçiyor. Siz de kavşağa yaklaşıyor, “şu kırmızı yeşile dönse de, dursam mı durmasam mı kararından kurtulsam” diye düşünüyorsunuz. Herkes kırmızıda geçerken duramayacağınızı, herkesin egemenliğini ilân etme hazzını o kuralı çiğneyerek elde etmeyi risksiz ve kolay olduğu için tercih ettiğini ister istemez görüyorsunuz. İtiraf ediyorsunuz, “evet, bu saatte de kırmızıda durulmaz ki.” Herkes geçiyor. Ben de geçtim. Herkes gibi olmama arzumu herkes için konmuş kuralı çiğneyerek tatmin ettim. Herkesle birlikte…

Kategoriler
Psikiyatrist
Prof. Dr. Yankı Yazgan (Psikiyatrist)

Prof. Dr. Yankı Yazgan, içinde kendinizi de bulacağınız yazılarıyla sizlerle...
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular