Hayat “devalüe” edilemez

Kriz geçmek bilmiyor. Bu arada, biz üstümüzü başımızı şöyle bir silkeleyip, sağlam neremiz kaldığına bakmayı tamamlamak üzereyiz. Nasıl dayanabiliyoruz? Krizin ruh durumumuz üzerindeki etkilerinin kendini göstermesini bekleyeduralım, şimdiye kadar...
ekonomi kriz
Yankı Yazgan

Prof. Dr. Yankı Yazgan

Kriz geçmek bilmiyor. Bu arada, biz üstümüzü başımızı şöyle bir silkeleyip, sağlam neremiz kaldığına bakmayı tamamlamak üzereyiz. Nasıl dayanabiliyoruz? Krizin ruh durumumuz üzerindeki etkilerinin kendini göstermesini bekleyeduralım, şimdiye kadar olanlara nasıl dayandık, hatırlayabilen var mı? Kriz hiç bitmiyor yıllardır. Hep var, arada bir şahlanıyor, ama sürekli bir kriz havasında yaşayıp duruyoruz. Son otuz yılda, şöyle bir oh çekebildik mi? Krizin bu seferki şiddeti, biraz da neredeyse son bir yıldır, “tamam, geçti” diye düşünmemize, krizsiz bir hayata gireceğimizi sanmamıza bağlı. Tam geçti derken…

Oysa, krizden ve krizlerden, çoğu alışakanlıklarımızla ilgili değişimleri gerçekleştirmeden çıkamayacağımızı hepimiz biliyorduk. Ama, belki bir şekilde sıyrılırız diye düşünenler çokluktu. Sokaktaki BMW sayısının artışına veya “herkesin” cep telefonu kullanıyor olmasına bakıp, yılların krizinden çıkmışız sanıverdik.

Gerekeni ertelemek. Sınava çalışmadan not almak, antreman yapmadan rekor kırmak, piyangodan para kazanmak üzerine kurulu bir düşünüş tarzımız var. Gerekeni yapmamak, kendi gerçek çıkarlarımız için yapılması gerekeni de, birileri istiyor veya âdet yerini bulsun diye yapıvermek… “Biz böyleyiz” genellemelerine dalmak istemiyorum. Ama beklentilerimiz yeterince temelli olmadığında, hayal kırıklıkları ve yıkımların etkisi katlanabiliyor. Tek tek bireylerin beklentilerinin gerçekçi olmaması pek önemli sayılmayabilir, ama toplumu yönetenlerin gerçekçi olmayan beklentileri yıkıldığındaki durumu daha bir felaket sebebi. Kafası karışık, bir sonra atacağı adımı hesaplamak yerine, günü kurtarmaktan öte bir perspektifi olmayan iktidar ve muhalefet “lider”leri, emniyet telkin etmiyorlar. Kurtarıcılarla avunuyor, kurtarıcıları baştacı edip, sonra da yerin dibine batırıyoruz.

Toplumumuzdaki bir çok kişi, yaşamadan-denemeden (bir başka deyişle, başına gelmeden) öğrenemiyor. Biraz çocuksu bir öğrenme tarzı, illâ tadına bakacağız, dokunacağız; şöyle bir canımız yanacak. Alışkanlıklarının bize çok benzediğini düşündüğümüz bu liderler, aynı ben ya da siz gibi, yapa boza öğreniyorlar. Kendimizi iyice güvensiz hissettiren bu durum, reçeteleri çocuğuna kendi kafasına göre uygulayan anne-babaları çağrıştırıyor bana.

Nasıl dayanıyoruz hakikaten? Krizi uzun süredir yaşadığınızda, bütün mekanizmalarınızı hayatta kalmak ve mevcut kaynaklarınızı korumak üzere kullanırsınız. Kış soğukları bastırdığında, hayatta kalabilmek için kaynaklarını en az seviyede kullanacağı kış uykusuna yatan canlıları hatırlayın… Hayatta kalabilmek için her türlü “harcamayı” minimuma indiren, bu günü canlı bitirebilmekten başka bir hedefi olmayan canlılardan birisi olmak, krize dayanmanın bir yolu.

Hayatta kalmak mı, yaşamak mı? “Toplumumuza özgü zihniyet” diye tanımlanan, görüş alanını içinde olduğu anla sınırlamak, bir sonraki adımlarını ve kendi dışında olan bitenleri hesaba katmamak… Hayatta kalmaya yönelik bu “stratejileri” kendi davranışlarımızda yakalamak, en “böyle olmayan”ımızda bile mümkün. Amacınız hayatta kalmak ve kriz atlatmak olduğunda, yaşamaya fırsat kalmıyor, o başka…

Kurt dumanlı havayı sever. Hayatı dolu dolu, geçmişi ve geleceği ile hatıraları ve gelecek hayalleri ile yaşayamamak, yaşayabilme umudunun azalmasına, yaşamaya değer olduğumuzdan kuşkuya düşmemize sebp oluyor. Bunu istemiyor, ama karşı da koyamıyoruz. Bir kısmımız umutsuzluğa doğrudan teslim olabilir. Bir kısmımız ise, hayatlarının devalüe edilmesini sahte değer artışları ile gidermeye çalışır. Saldırgan, ürkütücü, ayrımcı, daha zayıf bulduklarını ezmeye yönelik siyasi hareketlere yakınlaşarak kendini güçlü hissetmeye çalışanlar artabilir.

“Devalüe” olmayan edilemeyen şeylere sahip olanlarımız, hayatının ve canının kıymetini biçmeyi başkalarının keyfine bırakmayanlarımız, en dayanıklılarımız olacak.

Kategoriler
EkonomiPsikiyatrist
Prof. Dr. Yankı Yazgan (Psikiyatrist)

Prof. Dr. Yankı Yazgan, içinde kendinizi de bulacağınız yazılarıyla sizlerle...
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Mazhar Osman

    Türkiye’de Psikolojinin Tarihi Üzerine Notlar, 1: Mazhar Osman

    Türkiye’nin akademik yaşamında bir eksikliği doldurmak yönünde yapıalacak -büyük ölçekte bir Çevresel Ülkelerde Psikolojinin Tarihi ve küçük ölçekte- bir Türkiye’de PsikolojininTarihi (ders kitabı) yazma girişiminde, ele alınabilecek dört tarihsel...
  • Nuts (1987)

    Sinemadaki psikiyatri: Belleğinizi sınayın

    15-20 yıl öncesinin filmlerinden psikiyatri ile ilişkilendirilebilecek olanlarından bir “test” hazırladım. Biraz eğlencelik sayılabilir, meraklıları için. 1- Sinemadaki psikiyatri, bazı filmlerde kısıtlayıcı ve “mevcut düzenin” bir aygıtı olarak işgörür....
  • Kuzuların Sessizliği’nin yamyam doktoru

    Kuzular sustuğunda…

    Sevgili okurlar, şu ara sinemalarda oynayan Hanibal filmini göremedim henüz, ama onun bir önceki filimi olan Kuzuların Sessizliği hakkında on yıl önce yazdığım bir yazıyı ilginize getirmek anlamlı olacak...