Hayal Satıp Para Kazanıyorlar

İzlenme rekorları kıran dizilerin yapımcıları Onların arasındaki, bir hayal satma savaşı. Kimin sunduğu hayal daha çok reyting yapacak? Çoğu için televizyon ticari bir meta. Sanat olansa sinema. Çektikleri dizilerin...
Hayal Satıp Para Kazanıyorlar

İzlenme rekorları kıran dizilerin yapımcıları

Onların arasındaki, bir hayal satma savaşı. Kimin sunduğu hayal daha çok reyting yapacak?

Çoğu için televizyon ticari bir meta. Sanat olansa sinema. Çektikleri dizilerin bir bölümü 45 ile 120 milyara mal oluyor. Genel bütçenin yüzde 50’si yönetmen, senarist ve oyunculara gidiyor. Oyuncuların ücretleri `şöhret’ derecelerine göre değişiyor.

imperiaflex_0_0_0-3Aslında, biz mi hayal kurmak istiyoruz, yoksa onlar mı hayallerini çok iyi pazarlayıp bizi yönlendiriyor belli değil. Fakat bir gerçek var ki, milyonlarca insan geceleri ekran karşısına geçip dizilerdeki ölümsüz aşkların, romantik sevgililerin, zengin yaşamların düşlerini kuruyor…

Aslına bakarsanız çoğumuz, ne Seymen Ağa ile Bahar’ın aşkları gibi aşklar yaşıyor, ne de Zerda gibi acıklı yaşam sürüyor. `Yılan Hikâyesi’nin polisi Memoli gibi de değiliz. Ama yapımcı firmaların allayıp pullayıp sattıkları düşlere kendimizi kaptırıp gidiyoruz. Biz bir hayali baştacı etmişken, onlar çoktan yenilerinin arayışına girmiş oluyor.

Türkiye’ye hayal satanlar listesinin neredeyse ilk sırasına yerleşmiş olan Abdullah Oğuz, Türkiye’ye düşler kurdurup hayaller satabilmek için çok büyük hayaller kurmaya gerek olduğu kadar, tüccar bir zihniyete de ihtiyaç olduğunun üzerini çiziyor ve şunları söylüyor:

“Ben aslında çok iyi bir tüccar yönetmenim. Müşteriyle çok iyi diyalog kurarım. Ne istediğini bilirim, kendi istediğimi satarken bile onların istekleriymiş gibi anlatabilirim. İkisi de çok önemli. Ancak bir işin iyi olması için sadece sizin iyi olmanız da yetmiyor. Şartlar çok önemli. Dizinin ekrana geldiği saatler, karşısındaki diziler, kanalın dizinin arkasında durup durmadığı gibi faktörler çok önemli.”

Yüksek reytingli dizilerin başarılı isimlerinden Osman Yağmurdereli de yaptıkları işin ne olduğunun çok farkında: “Zerda, `Asmalı Konak’ gibi düşsel diziler revaçta. Aslına bakarsanız `Yılan Hikâyesi’ gibi polis tipi de yok Türkiye’de. Bunların hepsi birer masal, hepsi hayal, çünkü güncel hayatta yaşadıklarımızın çok esprisi yok, insan erişemediklerini izlemek istiyor. Doğuda üç karısı olan bir ağa, ABD’de okumuş, memleketine yerleşmiş modern bir ağa, müdürüne `baba’ diyen bir polis, `Çocuklar Duymasın’daki aile hep bu masalın parçaları” diyor.

Televizyon ekranları aracığıyla düşler satanların, yaptıkları işlere ilişkin ortak düşünceleri var. Onlar, televizyonu ticari bir meta olarak görüyor. Yani televizyon ciddi bir sanat aracı değil. Sanat olan sinema. Sistem Amerika’da olduğu gibi, her yerde aynı işliyor. İnsanlar sabah 06.00′ da kalkıyor, işlerine gidiyor, akşam 20.00’de evlerine geliyor. Eve gelirken donmuş yemeklerini alıyor, TV karşısında sehpanın önüne geçiyor. Yemeklerini orada yiyor ve televizyon seyrederek uyuyorlar. Dünyanın birçok yerinde pembe diziler için `soap opera’ yani `sabun köpüğü’ deyimi kullanılıyor. Birileri gelip bunu yapacak ve gidecek, yerine yenileri gelecek. Üç yıl önce Memoli için yapılan tezahüratlar, şimdi Havuç için yapılıyor. Birilerinin yerini bir başkaları hemen alıyor.

Yağmurdereli bu konuda çok net bir belirleme yapıyor: “Siz sanıyor musunuz ki, bir sene sonra `Zerda’, `Asmalı Konak’, `Kınalı Kar’ olacak. Onların yerine başkaları gelecek. Çabuk öğütülmesi için zaten her şey yapılıyor. Bir kanal, bir diziyi üç kere yayımlıyor. Ardından, Televoleler yayımlıyor. Rakip kanallar, iş yapan dizilerin starlarının özel hayatlarını yayımlıyor ve sistem sabun köpüğü dizileri sürekli öğütüyor.”

Abdullah Oğuz (ANS)

Abdullah Oğuz43 yaşında ve bitmeyen hayallerinin peşinde sürüklenip duruyor. Tüccar zihniyeti, o büyük hayallerinin gerçeğe dönüşmesinde ona yardımcı oluyor. Tüm Türkiye’yi ekran başına bağlayan `Asmalı Konak’ dizisinin hem yapımcısı hem de ilk yönetmeni olan Abdullah Oğuz, 2003’ün mart ayında, `Asmalı Konak’ı sinema filmi olarak çekecek ve ekranlarla dizinin ilişkisi bitecek. New York’ta finali yapılacak dizi, böylece sinemalara merhaba demiş olacak. Şu anda senaryo üzerinde çalışılıyor. Türkiye’ye hayal satanlar listesinin en önünde yer alan Abdullah Oğuz’un en büyük hayallerinden biri de tabii ki sinema filmi işine girmek. 2003 yılı için dört tane projesi var. İlkini, `O Şimdi Asker’ adıyla Mustafa Altıoklar bitiriyor. Bir projede de Hülya Avşar yer alıyor.

Milyon dolarlık işlere giren asi çocuğa, biraz mutsuz göründüğünü söylediğimizde cevabı çok net değil gerçekten de. “Bulunduğum noktadan bakınca; mutlu muyum bilemiyorum. Sıkıntılı değil de karmaşık gibi bir halim var” diyor. Türkiye’de, yaptığı iş anlamında bir doygunluk, rahatlık hali yok. Senelerdir yönetmenlik yapıyor, reklam filmi çekiyor ve en büyük hayali sinema filmi çekmek; ama sürekli başka işlere girdiği için bu düşü gerçekleştirememiş. Sinemaya kesinlikle daha çok vakit ayırmak istiyor. En çok istediği, uluslararası bir film yapmak. Şu anda öyle bir çalışma içinde. Hürrem Sultan, Sultan Süleyman-İbrahim üçgenini çekmeyi planlıyor. Bu arada sıkı durun, Oğuz’un hep süren ve aklından çıkmayan bir hayali de modacı olmak. Bunu bir gün mutlaka gerçekleştireceğini düşünüyor.

Oğuz’un enteresan bir hayat hikâyesi var. O, aslında New York’a yönetmen olma ya da sanat yapma hayalleriyle gitmemiş. Ama sanatla ilişkisi bu kentte başlamış. Esnaf bir ailenin oğlu olarak İktisat Fakültesi’ni bitirdikten sonra, “Ne varmış bu New York’ta, bir de ben gidip bakayım” diyerek lisan öğrenmeye gitmiş. Gidiş o gidiş… Orada kalıp, Türkiye’deki sanat ve sanatçılara ilişkin bilgisi olmayan bu kent insanına biraz ülkesini ve sanatçılarını tanıtmaya karar vermiş. Türkiye’den ayrılmadan önce video kaset pazarlaması işine giren Oğuz, New York’ta da aynı işi denemekte bir sakınca görmemiş. İşi sürekli büyüdüğü için bir yılda 4 ofis değiştirmiş.

Oğuz, New York macerasını şöyle anlatıyor. “Çok çabuk gelişiyordu işim; çünkü çok çabuk Amerikan işine kaydım. Pazar genelde boştu ve ben işi başlatmış oluyordum. Yaptığım işler uluslararası olduğu için Amerikalılar genelde bu konuda beceriksiz kalıyordu. Montaj işlerine girdim, kurgu yapmayı öğrendim. İnce kurgu yapılması gerektiğini de sonradan öğrendim. 1985’te insanlar siyah-beyaz filmlerin videolarını almaya başladılar, o işe girdim. Bu işi benden alırlarsa ne yaparım diye düşünürken, video katalog işine girdim. İnsanların kâğıt katalogla yaptıkları işi ben video ile yaptım. Hoş modellerle okyanus kıyısında çekimler yaptık. İkinci kataloğu ise kendim yönettim ve çektim. Bilmeden prodüktör oldum, sonra yönetmen. Benim en büyük avantajım çok çabuk öğreniyor olmam. Revlon’la birlikte ilk kez ABD’de gazete satış bayilerinde video kaset satışı yaptık. Makyaj nasıl yapılır anlatılıyordu. Revlon alana, kasetin son beş dakikasında kendine nasıl makyaj yapılacağı da anlatılıyordu. Ben orada birçok işi başlattım ama kaymağını başkaları yedi. Sonra büyük medya grupları bu işe girdiler, çünkü buradaki işin önemini gördüler” diyor.
Televizyon dizilerini fabrikasyon bir iş olarak gördüğü için dizi yönetmenliğini düşünmeyen Oğuz, dizi furyasının başladığını görünce ANS’nin şansını kapatmanın doğru olmadığını düşünüyor. Yönetmen, yapımcı olarak bu işin içine girmeye karar veriyor ve projelerin ilk bölümlerini kendi çekmeye başlıyor. `Asmalı Konak’ ve `Karaoğlan’ın ilk bölümlerine yönetmen olarak da imzasını atan Oğuz, “Benden sonra bu işi yapacak insanın neye ihtiyacı olduğunu böylece çok iyi görüyorum” diyor.

Osman Yağmurdereli (Yağmur Ajans)

Yağmur Ajans’ın sahibi Osman Yağmurdereli, izleyicilere hayal sattıklarını çok net olarak ifade ediyor: “Biz insanlara hayal satan bir iş yapıyoruz. Hayal satan insanların çok normal olmaları beklenemez. Bence bizim işimizi yapanlar, çok akıllı oldukları için, hafif deli bir yanları var. Bir deli proje getiriyor, diğer bir deli, `Ben bu projeyi çok iyi canlandırırım’, diğeri `Çok iyi hazırlarım’ diyor.
Yapılan iş hayal de olsa, bir projenin tutacağına yapımcının inanması lazım. Ben inanmadığım hiçbir işi yapmadım şimdiye kadar. `Bu proje iş yapar’ dediklerimin hepsi iyi iş yaptı. Sadece bir kez yanıldım. O da `Zeybek Ateşi’ydi. Türkiye’de tutan dizilere imza atan bir ajansın sahibi olarak, bana bu konuda yönetmenlerim çok yardımcı oluyorlar. Bir proje gelince, önce yönetmenlerimle konuşuyorum, onlara danışıyorum. Başarıyı, yönetmenle yapımcı arasındaki gönül bağına bağlıyorum. Çünkü hikâyeyi beğenmek başka, uygulamak başka…

Hangi gruba diziyi sunacağımıza karar veriyoruz; ki bu, çok uzun bir süreç. Birçok toplantı yapıyoruz. Oyuncuları belirlerken çok titiz davranıyoruz. Yönetmen, yapımcı ve senarist ayrı ayrı, bir oyuncu listesi yapıp buluşuyoruz. Bir isim üzerinde, dörtte üç, dörtte dört buluşma varsa onu mutlaka alıyoruz.”

Osman Yağmurdereli’nin, en büyük hayali dizi film işiyle ilgili değil. Çünkü o, Türkiye’deki en izlenir diziyi yapmayı planlamış ve bunu gerçekleştirmiş. `Yılan Hikayesi’ ile 27.8 reyting aldıklarını ve bu oranı yakalayan bir dizinin daha yapılmadığını, `Asmalı Konak’ın bu rakamlara yaklaşmakla birlikte henüz yakalayamadığını belirtiyor. Yağmurdereli, “Benim, dizi dışında bir hayalim var. Günün birinde, iki Türk siyasi adamının sinema filmini çekmek istiyorum. Adnan Menderes’in ve Turgut Özal’ın siyasi ve özel hayatını film yapmak istiyorum. Özal’ın da siyasi hayatı çok renkliydi mesela. Bunun belgesel ağırlıklı filmini çekmek istiyorum, belki bundan sonra bu filmlerin dizi versiyonu yapılabilir” diyor.

Dizi film piyasasında artık kendini kabul ettirmiş bir isim olan Yağmur Ajans’ın, TV kanallarına dizi teklifi götürürken, diğerlerinden biraz farkı var. Yağmurdereli, “Kanalı ararım, `Bugün çay içmeye geliyoruz’ deyip hikâyeyi anlatır, oyuncularımı söylerim. Onlar da kabul eder ve yazın getirin der. O iş, o gün biter” diyor.

Birçok ajansa olduğu gibi Yağmur Ajans’a da hemen her gün, Türkiye’nin her yerinden, yüzlerce senaryo geliyor. Fakat bunlardan sadece sekiz tanesi bir ay içinde Yağmurdereli’ye ulaşabiliyor; çünkü önce denetimden geçiyorlar. Mesela şu anda piyasada iş yapıp, aslında ilk olarak Yağmur Ajans’a gelen dizi teklifleri var ama onlar kabul etmemişler. Mesela `Bana Abi De’, Zeki Alasya’nın yönettiği `Baba Annemle Evlensene’ adındaki diziler ilk olarak Yağmurdereli’ye teklif edilmiş. `Zerda’ da bunlardan biri ama o sıralar işleri yoğun olduğu için kabul edememiş bu teklifi. “Biz onu Türkân Şoray’la düşünmüştük” diyor Yağmurdereli.

Türk televizyonlarına birçok dizi kazandıran Yağmur Ajans’la birlikte ününe ün katan oyuncular da var. Bunlar arasında, Gülben Ergen, Mehmet Ali Alabora, Emre Kınay, Yeşim Büber gibi isimler var.

Muharrem Gülmez (Er Yapım)

Türkiye televizyonlarına hayal satmaya yeni başlayan yapım firmalarından biri de Er Yapım. Firmanın ortaklarından Muharrem Gülmez ve ekibinin birçok başarılı uzun metrajlı filmde imzaları var. Dizi film işine yeni başlamış ama pir başlamışlar. Reyting oranlarında `Asmalı Konak’tan sonra ikinci olan `Yarım Elma’da onların imzası var. Yine adından çok sık söz ettiren `Gülbeyaz’, `Aşk Meydan Savaşı’ gibi yerli diziler Er Yapım’ın imzasını taşıyor.

Senaryoları değerlendirmek için bir danışma kurulu oluşturan Er Yapım’da, bir senaryo için 10-15 toplantı yapılıyor, senaryo 6-7 versiyon yazılıyor. Mesela, `Gülbeyaz’ dizisinin ilk senaryosu 17 kere yazılmış. Tomris Giritlioğlu ile çalışan Er Yapım’da, en etkili insan Giritlioğlu. Onun ikna olmadığı senaryo yazılmıyor.

Gülmez, hayal satanlara ve hayallerine ilişkin olarak, “Bu dizilerin tutması biraz hayal kurmayla ilgili ama biraz da şans önemli. Çünkü yayımlanacağı saat, karşısındaki dizi bile çok belirleyici. O nedenle istediğimiz yayın saatlerini almaya çalışıyoruz. Hayallerime gelince; bir tane hayalim yok. Öncelikle genç, yetenekli insanlarla çalışmak istiyorduk, çalıştık. Bizim yönetmenlerimiz ve senaristlerimiz çok genç. İkinci hayalimiz, bu dizilerle beraber sinema filmi yapmak. Zaten kendi hayalim de bir sinema filmi çekmek.

Aslında bizim yaptığımız dizilerde çok fazla düş, hayal kurmak falan yok. Ne `Asmalı Konak’ ne `Berivan’ gibi filmlerimiz var. Bize de geldi öyle senaryolar ama ilgilenmedik. Bizim dizilerimizin ayakları yere basıyor” diyor.

Faruk Turgut (Gold Film)

“Yerli dizilerdeki düşleri toplumumuzun düşünce yansıması olarak görüyorum. Bizim gibi gelişmekte olan toplumların en kolay yaptığı şey sanırım hayal kurmak. Gündemin yoğun bir şekilde değiştiği ülkemizde halkımız doğal olarak televizyon dizilerine yaşamlarında ağırlık veriyorlar. Kendilerine yakın buldukları dizileri ve kahramanları idol haline getiriyorlar. Edebiyat ve sinema gibi unsurlarla bu düşleri değerlendirmek isteseler hem para hem de zaman ayırmaları gerekiyor. Oysa televizyonda elli dakikada bütün aileyle birlikte en ekonomik şekilde hayal kuruyorlar. Ayrıca insanlar hayal ettikçe yaşar. Biz de bunları kalitemizden ödün vermeden halkımıza yansıtmaya çalışıyoruz.

Düşlere her zaman ihtiyacımız var, düşler olmasa diziler olmaz. Ama çarpıcı ve özel düşler olmalı tabii ki. Yaptıklarım benim düşlerimden çok senaristin düşleri olduğunu düşünüyorum. Çünkü ben kendi düşlerimi seyircimle bir sinema filminde paylaşmayı isterim. Düşlerimin televizyon dizilerinde çok reyting yapacağıma inanmıyorum. Kendi düşlerim yerine şu anda halkımızın beklentilerine cevap verecek işler yapmayı tercih ediyorum.

Sektörün en temel problemi kurumsallaşmanın olmaması diye düşünüyorum. Bunların başında bütçe dengelerinin sağlıklı oluşmaması, yapımcılar arasındaki kıyasıya rekabet ve ülkemizdeki olumsuz koşullar da sektörün gelişmesini engelliyor.”

Kategoriler
TV
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Televizyonda tesadüfe yer yok
    TV

    “Televizyonda tesadüfe yer yok”

    Yarışma programları televizyonların vazgeçilmezi. İlginç yarışmacılar, sözünü sakınmayan jüri üyeleri, film gibi hayatlar… Canlı oynanan birer dizi gibi izlenen bu programlara katılanlar nasıl seçiliyor? Çıkan kavgalar danışıklı dövüş mü?...
  • TV’de çocuğunuzun izleyeceği programları seçin

    TV’de çocuğunuzun izleyeceği programları seçin

    Çocuğunuzun ne kadar televizyon izlediğini gözlemlemenin en iyi yolu onunla beraber televizyon izlemektir. Televizyonda her olup biteni izlemek yerine, çocuğunuzun izleyeceği programları dikkatlice seçmeli ve programın biteceği saati ayarlamalısınız....
  • Türk ailesi çocuğu ile oyun oynamıyor

    Türk, ailesi, çocuğu ile ne yapıyor?

    Türk ailesi çocuğu ile oyun oynamıyor, çocuğu ile kitap okumuyor. Türk ailesi hayatını televizyon karşısında geçiriyor. Geçen ay Kids Nook Çocuk Kitabevi ve Masal Atölyesi’nin düzenlediği bir seminere katıldım,...
  • Sahte arenalar
    TV

    Sahte arenalar

    Televizyondaki talk showları ilginç kılan, ne ünlü sunucuları, ne birbirinden popüler konukları, ne de tartışma konuları. Televizyondaki talk showları ilginç kılan, ne ünlü sunucuları, ne birbirinden popüler konukları, ne...