‘Hamas’ı Yanağından Öpen Başbakan Bana ‘PKK Terör Örgütüdür De’ Diyemez’

Bir dönem Abdullah Öcalan’ın da avukatlığını yapan Hasip Kaplan, 22 Temmuz seçimlerinde Şırnaktan milletvekili seçilerek Meclis’e geldi. Geçtiğimiz günlerde Radikal gazetesinde Neşe Düzel ile yapılamayan bir röportajı ile Türkiye...
hasip-kaplan

Bir dönem Abdullah Öcalan’ın da avukatlığını yapan Hasip Kaplan, 22 Temmuz seçimlerinde Şırnaktan milletvekili seçilerek Meclis’e geldi. Geçtiğimiz günlerde Radikal gazetesinde Neşe Düzel ile yapılamayan bir röportajı ile Türkiye gündemine oturdu. Çünkü gazeteci Neşe Düzel, röportajın yapılamama nedenini Kaplan’ın Öcalan’ın avukatı olmasına ilişkin sorulan sorulardan duyduğu rahatsızlık nedeniyle yapılamadığını kamuoyuna açıklamıştı.

Hem bu merak edilen röportaj macerası, hem de Hasip Kaplan ve Demokratik Toplum Partisi’nin hedefleri, ne yapmak istedikleriyle ilgili bir çok soru kafamı kurcalarken, Kaplan’ı aradım. İlginçtir, hemen röportaj talebimi kabul etti. Doğrusu gazetecilik iç güdüsüyle olacak ki, röportaj öncesinde özellikle Neşe Düzel’in sorduğu soruları sormayı kafama koymuştum. Öyle de yaptım. Hasip Kaplan da, her soruya cevap verdi.

 

Geçen günlerde Neşe Düzel’le bir röportaj maceranız oldu. Ve Neşe Hanım yapılamamış bu röportaja ilişkin elindeki bilgileri kamuoyu ile paylaştı. O soruları beğenmediniz mi? Ben de size gelirken o soruları sorarak başlamak niyetiyle geldim.

Hayır, 30 yıldır ceza avukatıyım. 30 yıldır meslek yaşamımda ve siyasette daima basınla çok iyi ilişkilerim oldu. Kendim de köşe yazarıyım. Ancak bir konuda benimle görüşme talepte bulunulur ve o talep çerçevesinde röportaj yapılır.

 

071005fotoYani röportaj öncesinde bir anlaşma mı vardı?

Bu ilk olay değil. Bu olaya benzer bilmem hatırlar mısınız Flash TV’de canlı yayında benzer bir olay yaşadım. Bana çok açık bir şekilde denildi ki, “Hasip Bey, Doğu ve Güneydoğu’nun Avrupa Birliği sürecinde ekonomik, sosyal, siyasal talep ve beklentileri nedir? Bu konuda bir röportaj yapmak istiyoruz. Canlı yayına katılır mısınız?” Ve ben katıldığımda, hiç alakası olmayan provokatif sorular. Neşe Hanım’la da en zor günlerde röportaj yapan birisiyim. Az çok bir hukukumuz da var. Neşe Hanım gibi tarafsız aydın olarak kamuoyunda bilinen bir insanın bana yapacağı röportajın çerçevesini çizmesi, arkasından benim ayağımın alçılı olarak uçaktan inerek o halimle röportaja gelmem. Röportaja girmek için gayret göstermem karşısında, karşıma iki sayfa, tamamen daha önceki girdiğim davayla ilgili ve provokatif sorular sorması yanlış.

 

“Abdullah Öcalan’ın avukatlığını ne kadar süre yaptınız” diye bir soru var. Ben bunda provokatif bir taraf göremedim. Bu mu o sözünü ettiğiniz soru?

Hayır. “Siz avukat olarak teyple mi görüşmelere giriyorsunuz?” Bakın birinci soru bu, tarz da hoş bir tarz değil. Teyp ile mümkün mü? İmralı’nın koşulları belli. Adalet Bakanlığı, sorumlu savcısı var. Ceza İşleri Genel Müdürlüğü var. Askeri bölge orası. Şu an hâlâ savaş hali uygulanan bir yasak bölge. Ve İmralı’da kişiye özel hukuk uygulanıyor. Ben Strasbourg’da Avrupa Mahkemesi dosyasından çıkardım, özel tek kişilik İmralı Cezaevi yönetmeliği ve bu yönetmeliğe göre bütün görüşmeler kurallara bağlanmış. Devriye gibi görev yapan gardiyanlar var. Normal görevli değil. Ve biz avukat olarak görüşmeye çok zor koşullarda gittik. Çok zor, onur kırıcı aramalardan geçiyorduk avukat olarak. Ve görüşmeye girdiğimiz zaman, kalemlerimiz, defterlerimiz, dosyalarımız dahi alınıyordu. Görüştüğümüz masada beyaz bir saman kâğıdı ve bir de kurşunkalem bulunurdu. Değil teyp, kalem dahi bulundurma şansımız yok. Sonraki dönemler de tabii onur kırıcı. Yani bunlardan bir tanesi var, utanç duyulacak kadar.

 

Mesela hangisi?

Savunma avukatlarının bir defasında çırılçıplak soyup üstlerini aramışlar. Bu avukatlar bunu İstanbul Barosu’na bildirdi.

 

Öcalan’ın avukatı olarak elbette bir savunma durumunu anlayabiliyorum ama Türkiye ve Türk halkı için Öcalan hâlâ 30 bin kişinin katili?

Çok ilginç bir şey söyleyeyim, ben bir ceza hukukçusuyum. Bana sorarsanız bir kişiyi bütün olayların sorumlusu olarak görmek ve “30 bin kişinin katili” sözüyle sık sık dile getirmek doğru değil.

 

Nasıl yani?

Bu kamuoyunda böyle söyleniyor ama ceza hukuku açısından suçun faili denen bir olay vardır. Gerçekten hangi olayın faili kimdir? Kim hangi olayı yapmıştır tespit ediyoruz, ceza yargılamasının ana kuralı budur. Oysa baktığımız zaman, Türkiye’de 4 bin tane köy yakılmış, 4 bin tane faili meçhul cinayet var. Bir dönem Hizbullah kullanılmış. İslamcı radikal örgütler çatışmalarda ve cinayetlerde kullanılmış. Musa Anter gibi Kürt aydınları, bilge insanlar öldürülmüş. Avrupa Mahkemesi süreçlerinde, birçok faili meçhul cinayetin nasıl işlendiği kanıtlandı. Yani çeteler, yaygın olarak örgütlenmeler, yasadışı organizasyonlar, JİTEM boyutu ve karmakarışık olaylar ve ilişkiler yumağı var. Son 20 yılın devlet içinde de karanlık örgütlenmeleri çok net olarak “Susurluk Raporu”nda yer aldı. Şimdi bütün bu gerçekleri görmezden gelip, bir dönemi, koskoca Türkiye’de bütün bu olayları, “bir kişi yaptı” demek resmen olaydan, sebep ve sonuçlarından kaçmaktır.

 

Bugüne geldiğimizde 2007’yi şahsi fırsat olarak görüyor musunuz? Meclis’teki sorumluluğunuzu nasıl algılıyorsunuz?

İnanın biz, -çok açık söylüyorum, samimi söylüyorum- çok farklı umutlarla buraya geldik. Meclis’i önemsedik. Kürt sorununu, artık sivil çözümünü, demokratik çözümü, Meclis’te konuşabiliriz.

 

Nedir o konuşmak istediğiniz ya da çözüm dediğiniz?

Ne yazık ki geldiğimiz andan bu yana sürekli olarak bize karşı sistemli bir saldırı var. Yıpratma durmadan, asker bize muhalefet ediyor durmadan. Komutanlar konuşuyor, bir taraftan da medya üzerimize olumsuz bir şekilde geliyor. Yargı peşimizden sürekli bizi izliyor. DEP döneminde milletvekilleri dokunulmazlığı mazbatayla kazandı hiç kimse yargılanmadı. Ağar yargılanmadı, Buçak yargılanmadı, arkadaşları ise ceza aldı yattılar.

 

Bir ayrım mı hissediyorsunuz?

Ben hukukçu olarak onu çok açık görüyorum. Her konuşmamıza çok rahatlıkla savcılar soruşturma açarken, diğer parti liderlerinin milletvekillerinin çok daha ağır söz ve davranışlarına soruşturma açmıyorlar.

 

Mesela bir örnek verebilir miyiz?

Bu çifte standart, bunun çok örnekleri var. Toplumu kışkırtmak için öyle laflar edildi ki bu Meclis’in çatısı altında, yani küfürler edildi. Televizyonlarda Kürtlerin temsilcileri için DTP veya başkaları için çok ağır kelimeler de kullanıldı. Burada 20 milyonu aşkın Kürt yurttaşımızın olduğunu hiç kimse dikkate almadı.

 

Şimdi Meclis çatısı altında, bu röportajı yapıyoruz. A Blok üst zemindeki bu koridorda, kendinizde bir farklılık hissediyor musunuz, yani zorluk hissediyor musunuz?

Hayır sorun o değil ki. Ben ne diyorum, yargı işini bırakmış bizimle uğraşıyor, medya işini bırakmış bizimle uğraşıyor. İki de bir Büyükanıt, Başbuğ, konuşuyor.

 

Nasıl yani?

Şimdi bunlar rahatsızlık değil, asker muhatabımız değil ki? Biz Meclis’teyiz, Meclis’te muhatabımız iktidar partisidir, hükümettir. Onlar hükümetin bakanlık ve Başbakanlık’a bağlı memurlarıdır.

 

Memurlarıysa o zaman sorun hükümette anlamına gelmez mi?

Zaten biz hükümeti sorumlu tutuyoruz, askeri muhatap almıyoruz. Cevap vermiyoruz dikkat ederseniz. Kamuoyunda hiçbir zaman polemik konusu yapmıyoruz.

 

Hükümet bu noktada size umut veriyor mu?

Hükümet şu an gerçekten şımarık. Yüzde 46,7 bu rakama ulaşmış ve cumhurbaşkanını da seçtirmiş, bir şımarma ruh hali içinde. Şimdiden yerel seçimlerin hesaplarının içine girdiler. Türkiye’nin gerçek sorunlarını çözme yerine, Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt sorununu, Kıbrıs sorunu ve benzeri olayları türban sorunu çözme yerine, muhafazakâr ve dar bir anlayışla ülkeyi germeye çalışıyor. Kutuplaşmanın gündemini oluşturuyor ve anayasada hemen türbanı patlatıyor. Laiklik konusunda sürekli gerilim yaşatıyor.

 

Kürt sorununu nasıl tanımlıyorsunuz. Çözümünüz nedir, yeni anayasadan beklentileriniz ne?

Biz bu konuda çok netiz. Bir kere AK Parti gibi ortamı geren, kutuplaşmaya yol açacak agresif bir duruşumuz olmayacak. Bunu çok açık söyleyeyim: Şu anki AK Parti’nin duruşu çok agresif. Biz elbette çoğunluk olarak Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’nden seçilip geldik, İstanbul’dan da seçilenlerimiz var ve Kürt sorununu, gerçekten demokratik yollardan çözümü için bu anayasa değişikliğini bir şans olarak görüyoruz. Ve şöyle bir dayatma içinde değiliz, “Mutlaka Kürt kimliği anayasada yer alsın” demiyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki, Osmanlı mirası üzerinde Anadolu topraklarında kurulan bu cumhuriyet, tarihinden gelen zenginlikle farklı kültürleri barındırıyor. Farklılıkların varlığı. Bunlara saygı ve korunması, bu 3 kelime anayasada yer alsın. Bu yetiyor. Biz de burada çok net olarak, ülke bütünlüğünün içinde, tartışma konusu yapmadan, bayrak konusunu asıl tartışma yapmadan, resmi dil Türkçeyi asıl tartışma konusu yapmadan ancak farklı dillerde eğitim ve yayın hakkının kanunla düzenleneceğini, anayasada yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Resmi dil Türkçedir.

 

Ama zaten buna imkân veriyor şu andaki mevcut durum.

Taslak mı, değil. Daha ilginçlikler var şimdi. Bir de anayasal vatandaşlık konusunda, gerçekten Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı vatandaşı olunması, bütün farklı kesimleri kucaklayacağı inancındayız. Taslağı gördüm, zayıf ve uzak.

 

Ama Sayın Başbakan da Kürt sorununu dile getirdi, bu konuda gayretleri oldu?

Zaten biz bu konuda çok netiz. Samimiyet testinde şu anda Başbakan. Yani nasıl samimiyet testinde, Başbakan da AK Parti de Cumhurbaşkanı da aynı şekilde açıkladı, “Farlılıklarımız zenginliğimizdir” dedi. Başbakan biliyorsunuz Türkiye’de alt kimlik üst kimlik tartışmasını ortaya attı. Arkasında durmasını isteyeceğiz.

 

Bundan kastınız nedir, biraz açabilir misiniz?

Şimdi çok açık çok net. Çıkıyor Başbakan daha ilk gün parlamentoda, grup oluşturan DTP’ye diyor ki, “PKK’ya terörist de.” Şimdi ilk günden bu şekilde bir yaklaşımda olaya girildiği zaman, birileri de döner der ki, “ABD ve AB’nin terörist örgütler listesinin en başında yer alan Hamas örgütünü Ankara’ya çağıracaksın, yanaklarından öpeceksin, arkasından gelip bana da bunları söyleyeceksin, orada dur.” Burada bir çifte standart olayını hatırlatmak lazım.

 

Birileri sizi zorladığı için mi demiyorsunuz, yoksa gerçekten PKK’nın terör örgütü olmadığına mı inanıyorsunuz?

Biz PKK’yı silahlı siyasi illegal bir örgüt olarak görüyoruz. Daha dünya yani Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi dahi terör tanımı konusunda net bir kavrama tanıma ulaşamadı. Yani karmaşık. Kimine göre işte terörist olan kimine göre değil. Kimine göre meşru olan, kimine göre gayri meşru. Yani bu tartışmaların, kavram karmaşalarının olduğu dönemde, bir yerde bizim böyle bir tanımlamaya zorlanmamız, dayatmadır. Bir ikincisi de gerçekten bir sorunun çözülebilmesi için bu konuda üstümüze düşeni yapmaya hazırız. Elimizi taşın altına koymaya hazırız. Her şeyi de medyanın önünde konuşmayalım, kendi aramızda komisyonlar kuralım, dünya örneklerini araştıralım.

 

Sizin bu konuda projeleriniz var mı?

Evet. Bu konuda bir kere her şeyin başında, bu sorunu çözme niyetinin ortaya konması lazım. Yani parlamentodaki bütün partilerin “Ben bu olayı çözmek istiyorum ve samimiyim” diyerek ortaya çıkması gerekiyor. Yani bunun yolu şuradan geçer, aşamalı da olur biz bunu söyledik. Önce bir çatışmasızlık ortamını sağlayalım, sonra yani ne bileyim silahlı unsurlar sınır ötesine geçer, iyi niyet adımları atıldığı zaman, çalışma olduğu zaman adım atıldığı zaman, stratejik olarak silahlar durur. Geçen avukat görüşmesinde vardı, Öcalan’ın bir sözü benim ilgimi çekiyor. Hâlâ örgütün üzerinde ve bir kesim üzerinde etkili, ister kabul edelim ister etmeyelim. Şimdi diyor ki: “Anayasada böyle bir cümle yer alırsa, farklı kültürlerin yaşatılıp korunacağı, ben iki ayda örgütü dağdan indirir, silahı bıraktırırım.”

 

DTP için bazıları, “İmralı, örgüt ve Meclis arasına sıkışmış” tespitinde bulunuyorlar?

Hayır biz netiz. Parlamentoda tavırlarımız da net düşüncelerimiz de net. Bakın anayasa konusunda net, bundan daha nasıl netlik olabilir. AK Partili 10 tane milletvekilini ayrı ayrı konuşturun. Bakarsınız, aşure partisi gibi çıkar. Ortaya biri sağdan, biri soldan, biri İslamiyet, biri o mezhepten her birisi bir taraftan konuşuyor çünkü. Toplama bir parti. Lider olgusuyla ayakta duran, iktidar olmanın çıkar bağlarıyla yürüyen bir yapı. Diğer partilerden en çok tartışılan parti biziz kamuoyunda.

 

Abdullah Öcalan’ın DTP üzerindeki etkisi nedir size göre?

Yani şüphesiz Kürt siyasetinde söyledikleri, sadece DTP üzerinde değil halkın üzerinde ve herkesin üzerinde de etkili. 53 tane siyasi parti lideri var. Ama 6 metrekarelik bir hücrede haftada bir yapılan görüşme kamuoyunda bu kadar çok konuşuluyorsa, demek ki etkilidir.

DTP Abdullah Öcalan’ı manevi lider olarak görüyor mu?

Yok, biz yasal bir partiyiz. Bizim illegal hiçbir partiyle organik bir bağımız yok. Ve üstelik farklı bir partiyiz, farklı bir kuruluş sürecimiz var. Diğer partilerinden bu çok önemli binlerce üye delegeler seçti. Binlerce delege içinden 500 kurucu üye seçildi. 500 kurucu üye basının önünde açık açık tüzüğü, programı tartışarak, açık aleni oylama yaparak kabul etti.

 

Konuşmalarınızdan Büyükanıt ve Başbuğ Paşa’yla ilgili cümleler geçerken, onları çok karşı taraf olarak gördüğünüzü hissettim. Karşı taraf olarak mı görüyorsunuz askeri?

Hayır asla. Asker ordu bir tanedir Türkiye’de.

 

Ya da onların sizi karşı taraf olarak algıladığını düşünüyor musunuz?

Zaten sorun burada. Karşı olarak görmeleri büyük yanılgı. Yani bizimle konuşabilmeliler onlar da.

 

Konuşma talebiniz oldu mu hiç?

Bir an yumuşamaya doğru bir gelişim olursa niye olmasın. Yani neden olmasın.

 

Yumuşamadan kastınız ne?

Şimdi son yapılan tabirlere baktığımız zaman, terörle mücadele adı altında yani Kürtlerin Irak’ta bir statüye sahip olmalarının kaygılandırdığını görüyoruz.

 

Artık bir partisiniz, parlamentodasınız. Siz de parlamentersiniz. Komutanlarla karşılaştığınızda ne yapacaksınız?

Sayın Cumhurbaşkanı Şırnak’a geldiği zaman beraberdik, gittim, karşıladık. Orada askeri yetkililer vardı beraberinde. Tabii merhabalaştık “Nasılsınız” dedik.

 

Siz Kürt kökenlisiniz bunun zorluğunu yaşıyor musunuz? Başbakanlarımız, cumhurbaşkanlarımız olmuş, dışişleri bakanı, Meclis başkanlarımız olmuş Kürt kökenli. Ben yanımda oturan Kürt kökenli bir vatandaşı kendimden ayırt etmiyorum, merak bile etmiyorum kökenini.

Zaten bir şey söyleyeyim mi, biz fazla bir şey istemiyoruz. Kürtler de Türk kardeşleri kadar eşit haklara sahip olmak istiyor, bizim sorunumuz bu.

Bu eşitsizliği nerede görüyorsunuz? Ben bunu da göremiyorum.

Şimdi bakın dil konusunda, dil eğitimi konusunda görüyoruz. Eğer bir talep varsa kamusal alanda, devlet zamanla koşullarını oluşturarak dil eğitimi konusunda birtakım adımlar atabilir.

Yani o bölgede Kürtçe mi konuşulsun istiyorsunuz.

Kürtçe de konuşuluyor zaten, yani türküsünü söylediği için.

Ya ama olur mu öyle şey, mesela benim en sevdiğim türküdür Sarı Gelin.

Şimdi Sarı gelin güzel ama ben de avukat olarak son zamanlarda 5-6 sanatçının davasına girdim. Türkü söyledikleri için haklarında ceza verildi ona ne diyorsunuz. Yani şimdi bir de bu gerçekliğimiz var. Anlatmak istediğim, bazı yasal engelleri kaldırmamız gerekiyor.

 

HASİP KAPLAN KİMDİR

Demokratik Toplum Partisi (DTP) Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan Barış Derneği, TÖBDER, DEP, Yeşilyurt gibi son yirmi yılın bütün önemli davalarında avukatlık yaptı. 1990’da SHP Genel Merkez Disiplin Kurulu’na seçildi. 1993’te CHP İstanbul İl Örgütü’nde çalıştı. Öcalan davasıyla tekrar gündeme gelen Hasip Kaplan, Avrupa Hukukçular Birliği üyesi.

 

nuraybasaranNuray Başaran / Söyleşi

Kategoriler
PolitikRöportaj
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Pablo Neruda

    “Düşmanlarım Başkalarıdır” – Pablo Neruda ile Röportaj

    Arjantinli gazeteci Rita Quibert, 1960’ların sonlarında yedi Latin Amerikalı yazarla The Seven Voices adlı bir kitapta bir röportaj derledi. Borges, Octavio Paz, Julio Cortasar, Gabriel Garcia Marquez, Cabrera Infante...
  • Ömer Lütfi Akad Ustayla Son Röportaj

    Ömer Lütfi Akad Ustayla Son Röportaj

    “Özal, yaptığı anlaşmalarla yabancı film şirketlerine kapıları koşulsuz açarak ulusal sinemayı bitirdi. Şimdilerde de Türk filmi diye Fransız filmi, Amerikan filmi çekiyorlar. Yaptıkları işleri de anlamıyorum” Hayatta tesadüflerin elbette...
  • Serra Yılmaz

    Yemek paylaştıkça güzel…

    Serra Yılmaz, çok küçük yaşlarda, dedesiyle evlenmeden önce sarayda cariye olan anneannesiyle birlikte mutfağa giriyor. İşin tadını ilk olarak orada alıyor. Yıllar içinde de yemeklerinin lezzeti, büyük ve geniş...
  • İÇLİ-DIŞLI-Baskın-Oran

    AYM kararının özü: Susmak suçtur

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) DTP’yi kapatma kararı hakkında bazıları şunu dedi: “Siyaseten yanlış, ama hukuken doğru”. Oysa kararın hukuken doğru olduğu da fevkalade tartışmalı. Anayasa md. 68/4, partilerin hangi sebeplerle...