Gümüşlük ile GTB arasında

Alışkanlıklarımız yakamızı bırakmayıp, bizi hep yaptığımız, kendimizi rahat hissetiğimiz şeylere sürüklediğinde, muhafazakâr yanımızla yüzyüze buluveririz kendimizi. Tatiller muhafazakâr yanlarımızla, devrimci yanlarımız arasındaki çatışmanın gizlenemez olduğu kriz anlarını temsil eder....
Göltürkbükü
Yankı Yazgan

Prof. Dr. Yankı Yazgan

Alışkanlıklarımız yakamızı bırakmayıp, bizi hep yaptığımız, kendimizi rahat hissetiğimiz şeylere sürüklediğinde, muhafazakâr yanımızla yüzyüze buluveririz kendimizi. Tatiller muhafazakâr yanlarımızla, devrimci yanlarımız arasındaki çatışmanın gizlenemez olduğu kriz anlarını temsil eder. Zevk almamızın neredeyse garanti olduğu, bunca yıldır yaptığımızı ve yapmaktan vazgeçmeyi de pek düşünmediğimiz her şey gibi, bizi kolayca teslim alan alışkanlıklarımız genellikle ağır basar. Dönüp dolaşıp, aynı yerlere gideriz. Bu bazen Gümüşlük veya Mazı’dır (örnekleri Bodrum köylerinden veriyorum ki, “in” olabilsin bu yazı); bazen de “Göltürkbükü” (“GTB”) veya benzerleridir.

Burada, GTB’nün ne anlamda bir alışkanlık olduğu sorusu akla gelebilir. İsmi bile en fazla bir-iki yıllık olan bu (bence hâlâ sevimli iki köyden türetilme) “yeni” belde, nasıl olup da varlığından bile haberdar olmayanların “alışkanlığı” hâline dönüşüverdi? Üstüste on-onbeş yıl gidilme şansını henüz elde edememiş olan GTB’ne bir tutkunluktan söz edeceksek, GTB’nün kendisinden ziyade, İstanbul’da edinilen alışkanlıklara olan bir tutkunluğu görebilmeliyiz. Yenilikten uzak durup bir yandan da yenilikçi (modern?) gözükebilmenin bir yolu da bu; alışkanlıklarınızı başka kıyafetlere sokup, yeni “mekân”larda karşınıza çıkartıvermek.

GTB’nün kendi dahli olmaksızın sahne olduğu bu alışkanlık transplantasyonu, safranlı risotto ya da Kaberne-Şiraz harmanı şarap gibi, kırık-dökük de olsa, “edinilmeye çalışılan” alışkanlıklardan öte, hayatileşmiş alışkanlıkları kapsıyor: “Başkaları olmadan yapamamak” diyelim. Kendi kendisiyle kalamamak, ancak bir başkası varsa, kendisini hissedebilmek. Görünmediğinde, izlenmediğinde kendini hissedememek, bir başka deyişle…

Yanlış anlamayın, hepimiz, ama hepimiz, başkalarına, başkalarının varlığına ihtiyaç duyuyoruz. Bu ihtiyacımızın doyma noktaları farklı olduğu ölçüde, kendimizi başkalarının gözlemine sunuyor, onlarsız yapıyor veya yapamıyoruz. Bazılarımız için ise bu ihtiyaç, bir ihtiyaç olmaktan öte, sürekli doyurulması gereken ve doyurulamayan bir alışkanlık, bir tür “iptilâ” hâlini alabiliyor. Başkalarının, “iptilâ”mızı doyurabileceği ve paylaşabileceği “mekân”lara böylece dadanıyoruz.

GTB bir protez. Bunun iyisi, kötüsü hangisi ayrı hikâye; ama değişiklik, yenilik, moda gibi gözüken GTB hâdisesinin, bazı İstanbul alışkanlıklarının bir uzantısından, Bodrum’a münasip bir şekilde protezlenmesinden ibaret olduğunu görmemek zor.

Gümüşlük ya da Mazı’da simgeleşen de, başka alışkanlıkların, hatta iptilâların (örneğin, “ağaç altına yatıp kitap okumak” ya da “yalnız kalıp, kafa dinlemek ve kafa toplamak”) devamı olabilir. Aylık bir dergide yazıldığı gibi yaklaşıp, “hâlâ Leonard Cohen dinleyip memleketi kurtarma planları yapan demode entellerin yeri” olarak da görebileceğiniz bu tip yerleri, GTB ile kıyasladığınızda aradaki farklar gerçekten pek çok.

Gümüşlük, moda-dışı bir yer olarak klasikleşmiş ve kimliğini çoktan oturtmuşken, GTBnün bu şekilde moda kalabilmesi için birkaç senede bir adını ve dekorasyonunu değiştirmesi gerekecek. “Klasik” ile “moda olan” arasındaki farkları tek tek saymama gerek var mı? Ama biz kafamıza uyanı yapabiliriz, yine de…

Kategoriler
Köşe Yazıları
Prof. Dr. Yankı Yazgan (Psikiyatrist)

Prof. Dr. Yankı Yazgan, içinde kendinizi de bulacağınız yazılarıyla sizlerle...
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Keşke hamile olsaydı

    Keşke hamile olsaydı

    17 Yaşında bir genç kız karnında beliren büyük bir ur nedeniyle ameliyata alınmıştı. Ameliyat sırasında yumurtalıklardan köken alarak karın içini dolduran iri bir karpuz büyüklüğünde yaklaşık 15 Kg ağırlığında...
  • Bazen isteseniz de unutmayı erteleyemiyorsunuz

    Bazen isteseniz de unutmayı erteleyemiyorsunuz…

    Hekimlere bazen sorarlar; Hastalıklar ve hastalar ile iç içe geçen hayat sıkıntılı olmuyor mu? Hastalarınızın sorunlarından etkilenmeden bu işi nasıl sürdürebiliyorsunuz? Duygularınızı nasıl törpülüyorsunuz? Gerçekten de hastalıklarla mücadele için...
  • Kadercilik

    Kaderime elleşme

    Acaba kantine şimdi mi insem, yoksa öbür teneffüste mi? Hangisinde inersem, beğendiğim kızın gözüne daha çok çarpabilirim? Şimdi inersem, ya o henüz gelmediyse, ya o öbür seferinde iner de...
  • Sessizliğin gürültüsü

    Sessizliğin gürültüsü

    Genç kuşaklar, tıpkı Rönesans insanı gibi sessizliğe gömüldü. Genç kuşaklar, tıpkı Rönesans insanı gibi sessizliğe gömüldü. Bu internet sessizliği, ekran başından ayrılır ayrılmaz bitiyor. Acısını her yerde, her durumda...