‘Grinin 50 Tonu’ ile Sönen Seks Hayatımız

Kitabı dünya çapında milyonlarca sattı. Filmini de milyonlar izleyecek. Son yılların en büyük erotik patlaması sinemaya uyarlanırken uysallaştı. 14 Şubat’ta sado-mazo sevişmeler yerine ‘vanilya romans’ izleyeceksiniz. ‘Grinin 50 Tonu’nu...

Kitabı dünya çapında milyonlarca sattı. Filmini de milyonlar izleyecek.

Son yılların en büyük erotik patlaması sinemaya uyarlanırken uysallaştı. 14 Şubat’ta sado-mazo sevişmeler yerine ‘vanilya romans’ izleyeceksiniz. ‘Grinin 50 Tonu’nu ‘annelerin pornosu’ yapan ucuz kışkırtıcılık, şimdi dev bir ‘Sevgililer Günü’ paketi olarak karşınızda.

d80dd912

Ölümüne ‘Twilight’ hayranı olan E.L. James’in ilk kitabı web dünyasından matbaaya terfi eder etmez fenomen oldu. Bir anda New York Times’ın çok satanlar listesinin tepesinde oturdu. Tüm hamlığıyla, edebiyat ilkokul defterlerinde asılı kalmış gibi sakil akışıyla. “İçimdeki tanrıça samba yapmaya başladı” (tanrıça vajina oluyor) gibi cümlelerle erotika diyarında savrulan kadınların hayatında nasıl bir boşluk dolmuş olabilirdi? Newsweek 2011’de konuyu kapak yaptı. Ünlü yazar Katie Roiphe, “Bunu okumak dışında akıllı olan kadınlar neden böyle bir düşüklüğe tahammül etmeye razı oldular?” diye soruyordu.

Yayıncılık dünyasında dengeler değişmişti. Yayınevleri, büyük eleştirmenler, menajerler değil, forum yazarlarının, isimsiz okurların, bloggerların borusu ötüyordu.

Peki öyleyse, en taş kafa haliyle harcıalem soft porno senaryolarından aşırma gibi duran bu romans nasıl böyle prim yaptı? New York Times belki 10 kere ‘40’lı yaşlarındaki üç çocuk sahibi Manhattan kadını’na sordu. The Guardian, Londra’nın havalı kariyer kadınlarını anlamaya çalıştı. Psikologlar, feministler, edebiyatçılar, evde çocuklarına mama yedirirken gizli gizli Christian Grey’in, Ana’nın poposuna şaplatmasını okuyan kadınları çözmek için mesai harcadı.

Bir teori, istemek ve istenmek üzerine. Uzmanlar diyor ki, “21’inci yüzyılda kadınlar hâlâ birini isterken değil, istenirken rahat ediyor.” Arzularının sorumluluğunu almak onlarda suçluluk duygusu yaratıyor. Böylece Christian ve Anastasia arasındaki hâkimiyet/itaat ilişkisinin okurda bulduğu karşılık bir nebze açıklanıyor.

Kadın neden teslim olmak ister?

Bir başka teori, ‘iyi eğitimli’, ‘hali vakti yerinde’, ‘akıllı’ kadınların 21 yaşındaki bakire Ana’yla aralarında böylesine güçlü bir bağ kurabilmelerini (çağın hastalığı) ‘güç yorgunluğu’yla açıklıyor. Artık iş hayatında, evinde ekonomik ya da sosyal olarak daha baskın olmaya başlayan kadınlar, zaman zaman kendilerini akıntıya bırakıp gitmek istiyor. ‘Girls’ dizisinde Lena Dunham’ın karakterinin, hiçbir şeyle uğraşmak istemediği için AIDS olmayı hayal etmesi gibi ‘yok olup gidebilme özgürlüğü’nün özlendiği konuşuluyor. Sadist bir milyarderin elinde kırbaçlanmak da böylesi bir yok oluş fantezisi.

Bu durumda edebi olarak bambaşka noktalarda olsalar da akla ilk Anne Desclos’un ‘O’nun Hikâyesi’ geliyor. O’nun yüzünde bir baykuş maskesiyle zincirlere bağlı çırılçıplak girdiği partide insan olduğunun bile fark edilmemesi böyle bir görünmezlik hissi. Tüm BDSM hikâyelerinin alt tonlarında yatan tatlı tükeniş, boyun eğiş duygusu. Tabii ki Christian Grey ve Ana Steele’in çok acıklı birer stereotip olmaları bu derinliğe ulaşmaktan bizi alıkoyuyor.

Gizemli, kederli, klasik müzik dinleyen, şarap servisini ‘Bollinger Grande Année Rosé 1999’ diye yapan, dominant milyoner nasıl da acayip bir fikir! Güzel olduğunun asla farkında olmayan, İngiliz edebiyatı hastası, vosvoslu, Converse’li genç kız keza öyle çığır açıcı!

Süpermarket ürünü gibi film

Jamie Dornan ve Dakota Johnson’ın başrollerde olacağı film versiyonu da sinema tarihine çok acayip şeyler katmayacak. Hatta sinemayı sadece bir sanat dalı olarak değerlendirmeyi idealistçe savunmaya devam eden varsa, teslim bayrağını şimdiden çekmeli.

Perdede izleyeceğiniz şey bir cips paketinin tasarımından daha sanatsal değil. Süpermarket koridorlarında gördüğünüz herhangi bir ürünle bu filmin arasında pek bir fark yok. Sadece tüketilmek üzere tasarlanmış bir pazarlama zımbırtısı. Üstelik kamera arkasından gelen haberlere bakılırsa, kitaba büyük başarı getiren sıcak seks sahneleri Hollywood standartlarında uysallaşacak. Amerika’da muhafazakârlar filmin gösterime girmesini engellemek için kampanyalar düzenliyor. Fakat onların bile fazla endişelenmesine gerek yok. Kitabın çok tartışılan ‘tampon çıkarma’ sahnesi senaryoya alınmadığı gibi, 12 sado-mazo seks sahnesi ‘tutkulu ve romantik’ sevişmelere dönüştürüldü. Her yatak macerası sonrası sevgilisinin gömleğiyle üzgün üzgün ortada dolanan Dakota Johnson ve Jamie Dornan’ın kendinden fazla rol yapan karın kaslarına 17 yaş sınırı bile koyulmadı.

İlk oyuncunun kaçışı neye işaret?

Senarist Mike Bomback’in Live Free or Die Hard gibi son zamanlarda yazılmış en kötü metinlerde imzası olduğunu düşünürsek, çok derin diyaloglar beklemekten vazgeçebiliriz. Jamie Dornan yerine Christian Grey rolünde oynaması için anlaşılan Charlie Hunnam’ın son dakikada saçmasapan bahanelerle ardına bakmadan kaçışı da projenin seviyesi konusunda fikir veriyor.

Fakat ne kadar kötü olursa olsun, 100 milyon satan bu üçlemenin şehvetli hayranları var. Tahminlere göre film ilk hafta sonunda 46 milyon hasılat yapabilir. Şimdiden ön satışlardan 1 milyon doları garantilemiş durumda. Tam da 14 Şubat’ta vizyona girmesi bağıra bağıra gösteriyor ki, ünlü ‘anne pornosu’ bir seks draması değil vanilya romans biçiminde perdeye uyarlanacak. Orta yaşlı kadınların, yalnız genç kızların ve zorla sinemaya sürüklenen erkek arkadaşların yüreklerinin fazla hoplamayacağı kesin.

Filmi beklentilerin altında kalsa da, ‘Grinin 50 Tonu’ bundan önce cinselliğiyle özgürce bağ kuramayan kadınları forum köşelerinde, mail gruplarında, Twitter âleminde ve blogosferde birleştirdi. Seksüel arzuların konuşulabilir olması harika. Ama keşke bunu tüm fantezileri öldürecek bir yavanlık içinde yapmış olmasaydık. Fetişi ana akıma taşıyarak, klişe karakterlerin ‘oyun odası’na sıkıştırarak öldürmeseydik. Yıllardır beklenen seks devrimini 457 ‘ah’, ‘oh’a indirgemeseydik. Vajinadan ‘tanrıça’ diye bahsetmenin feminist jargona cuk oturduğuna kanmasaydık.

Kitabı okuduğu ve filme gideceği iddia edilen tüm o akıllı kadınlar daha iyisini hak ediyor. Cinselliği konuşamamaktan daha kötüsü, seksin karikatüre dönüştüğü bu aldatmacayı gerçeğinin yerine koymaktır.

Film beklentileri karşılar mı?  
‘Grinin 50 Tonu’nu okuyanlar, kitabın karşılığını acaba filmde bulabilecek mi? İşte cevapları…

“Kitaptaki ayrıntılar filmde yok ediliyor”

Zeynep Ersavaş (39), Bilgisayar işletmeni
“Kitabı çok sürükleyici bulmuştum. Fakat diğer çok satan serilerin filmlerine baktığımda görüyorum ki, ayrıntılar yok ediliyor ve kitapta okuyucunun hayal gücüne bırakılan boşluklar dolduruluyor. Hayalimdeki karakterler biraz daha farklı olsa da oyuncu seçimi genel itibarıyla benziyor.”“Malum sahneleri atarsan filme ne kalır?”
Melis Erdemli (25) Öğrenci
“Film bire bir hikâyedeki gibi olacak bence, çünkü kitaptaki ‘malum’ sahneleri atarsan filme bir şey kalmaz zaten. Tabii muhafazakâr ülkelerde film yasaklanabilir. Edebi değeri yüksek bir kitap olduğunu düşünmüyorum, bu yüzden sinemada da izlemeyeceğim.”“Christian Grey başka bir isim olmalıydı”
Pınar Özdemir (45) / Jeoloji mühendisi
“Fragmandan gördüğüm kadarıyla Anastasia karakteri için seçilen oyuncu beklentileri karşılıyor, fakat Christian çok daha farklı olmalıydı. Kitaptan uyarlamada bence büyük ölçüde kesintiler olacaktır. Bu yüzden sinemada izlemeye gitmeyeceğim.”

“Cinsellikten öte bağlılığı görmek isterim”
Cansu Altay (26 ), Satın almacı
“Seriyi tek solukta okumuştum. Beni en çok etkileyen, karakterler arasındaki tutkulu aşk olmuştu. Filmde de bu yoğun duygu izleyiciye hissettirilmeli. Bence oyunculuk seçimi çok başarılı, tam kitabı okurken hayal ettiğim yüzlerle karşılaştım. Kitaptan uyarlanan filmler bence her zaman kitabın bir adım gerisinde kalıyor. Bu uyarlamada, kitaptaki heyecanı filmde de görmek isterim. Benim sansür kaygım da yok, çünkü cinsellikten öte aralarındaki bağlılık bana seriyi okutan sebepti. Sinemada izleyeceğim.”

“Türkiye’de vizyona girmesi bile şaşırtıcı”
Hasan Gülabi (22), Öğrenci
“Kitapların film uyarlamaları genelde fiyaskoyla sonuçlandığı için beklentim çok yüksek değil. Kitapta sonsuz bir hayal gücü kullanılıyor ve bununla hiçbir yönetmen ya da bütçe yarışamaz. Film sansüre uğrayabilir, hatta Türkiye’de vizyona girecek olması bile şaşırtıcı. Gerçi kitaptakilerin ne kadarının filme yansıtıldığını da henüz bilmiyoruz. Oyuncu seçimi hayalimdeki isimlerin kıyısından bile geçmiyor. Tabii bu bir önyargı. Belki izleyince, ‘Aa bu kız bu role ne kadar uymuş’ da diyebilirim.”

“Oyuncular çok Hollywood tarzı”
Nur Boğatur (22), Öğrenci
“Senaryolarda bir sayfa bir dakikaya denk gelir. Koca bir kitabın tahmini 120 dakikalık bir filme uyarlanması zor bir iş. Dolayısıyla çok iyi bir film beklemiyorum. Oyuncu seçimini de pek başarılı bulmadım. Çok Hollywood tarzı bir güzellik anlayışı. Kitabın cinsel içerikli olduğunu göz önüne alırsak, filmde kitaptaki olayların yüzde kaçını görürüz tartışılır. Hele de Türkiye şartlarında… Sonuç olarak bu filmi sinemada izlenecek kadar değerli bir yapıt olarak görmüyorum.”

“Bay Grey çok iyi seçim”
Sıla Köstereli (26), Bankacı
Film oyuncularından Dakota Johnson için bir yorum yapmam doğru olmaz zira daha önce takip ettiğim bir oyuncu değil kendisi, fakat Jamie Dornan’ın kesinlikle beklentileri karşıladığını söyleyebiliriz. Kendisi ‘The Fall’ sayesinde tanıdığım bir isim. Calvin Klein reklamlarından bahsetmiyorum bile! Hikâye göz önüne alındığında oyuncuların kim olduğundan ziyade, ana karakterler arasındaki kimya çok önemli. Eğer o tutkuyu seyirciler olarak bizler de hissedersek filmden keyif alabileceğimi düşünüyorum. Kitabı, filme bire bir yansıtacaklar gibi görünüyor ama bunu yaparken Hollywood klişelerini çok fazla gözümüze sokmamaya çalışacaklar bence.”

Yazı: Ceren Şehirlioğlu
Kategoriler
KadınSinema
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular