Gri renkte takılmanın manası yok

“Herkes Irak’ta son durumun ne olduğunu, ABD ile birlikte hareket edip edemeyeceğimizi ve tezkerenin Meclis’te nasıl bir seyir izleyeceğini merak edip, sorularına yanıt arayadursun, atı alan Üsküdar’ı geçti bile.”...

“Herkes Irak’ta son durumun ne olduğunu, ABD ile birlikte hareket edip edemeyeceğimizi ve tezkerenin Meclis’te nasıl bir seyir izleyeceğini merak edip, sorularına yanıt arayadursun, atı alan Üsküdar’ı geçti bile.” İşte, bana bu sözleri söyleyen askeri yetkili, çok daha ilginç açıklamaları da peşi peşine sıralıyordu.

Erdal İpekeşen

Erdal İpekeşen

“Herkes Irak’ta son durumun ne olduğunu, ABD ile birlikte hareket edip edemeyeceğimizi ve tezkerenin Meclis’te nasıl bir seyir izleyeceğini merak edip, sorularına yanıt arayadursun, atı alan Üsküdar’ı geçti bile. ABD ordusu, Güneydoğu’da askeri kamplarını kurduğu gibi, seri bir şekilde araç ve insan yığınağını yapmaya başladı. Sonuçta, Irak’a güney sınırından olduğu gibi, kuzeyinden de saldırıya geçecek ve Bağdat’a doğru ilerleyecek.”
İşte, bana bu sözleri söyleyen askeri yetkili, çok daha ilginç açıklamaları da peşi peşine sıralıyordu. Türkiye için ekonominin ikinci planda kaldığını, oldu bittiye getirilmek istenen Kürt Devleti’nin daha öncelikli sorun olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Sadece Irak’ın güney sınırından yapılacak bir operasyonun, özellikle Musul ve Kerkük’te önemli gelişmelere sebep vereceğini vurgulayarak da, “ABD, sırf güney cephesi açarsa, kendine menzil olarak Bağdat’ı seçer ve Musul, Kerkük gibi yerlere önemsiz sayıda asker yollar. Buraların denetimini de Kürt gruplarıyla beraber sağlamaya çalışır. Saddam, Musul’daki tek tümeni Bağdat’a, Kerkük’teki iki tümeninden birini de Tikrit kentine çekti. Dolayısıyla, buralarda kalan Irak güçlerini, az sayıdaki Amerikan askeri, Kürtlerle birlikte yok edebilir. Ancak, kuzey cephesini açarsa, Musul ve Kerkük de Bağdat güzergâhı kadar rahat ve önemli olur. O zaman Türk birlikleri de operasyonun bir parçası kabul edilir.”
Bu bakış açısından yola çıkan askeri yetkili, Kürt grupların, aslında kuzey cephesinin açılmasını istemediğini, güneyden yapılacak müdahaleyi desteklediklerini belirtiyor. Türk Genelkurmayı’nın bunları gördüğünü ve siyasileri beklemeden harekete geçtiklerini ilave ediyor. Güneydoğu’da kurulan ABD üstlerinin ve askeri yığınağın, Genelkurmay’ın bilgisi dahilinde olduğunu vurgularken de, “Siyasilerin attığı adımlarla gidersek çok şey kaybederiz. O nedenle de biz yolu açalım. Nasılsa siyasiler arkamızdan gelirler düşüncesiyle hareket ediyoruz. Çünkü, kara göründü ve sayılı gün kaldı. Siyah ya da beyaz rengi tercih etmek zorundasınız, gride takılıp kalmanın manası yok” diyor.
Amerikalılar, nasıl olur da Musul ve Kerkük’ü, Bağdat kadar önemsemezler diye soruyorum. Yanıt kısa ve net oluyor.
“Ben önemsemediklerini söylemiyorum. Bakın, Saddam tüm birliklerinin konuşlanmasını Bağdat ve Tikrit’e yapılacak taarruza göre ayarladı. ABD’nin saldırı planı da bu güçlere yönelik olacak. Tabii ki, Musul ve Kerkük’e de yönelecek, ama Saddam rejimini devirmek için, tüm gücünü Bağdat’a yönelik kullanacak. Önemsiz miktardaki kuvvetleri de, kuzeydeki Musul ve Kerkük’e gönderecek. Kürtlerle iş birliğine girdiği için de, onlarla ortak hareket edecek.”

İngilizceleri dedikleri gibi mi?

TBMM yönetimince yollanan bir form sayesinde, milletvekilimizin yüzü güldü. Özellikle yabancı dil bilmeyen parlamenterlerimizin sevinci bir kat daha arttı. Zira bu formlarda, İngilizce dil kursları verileceği ve seviye tespit sınavı yapılacağı duyuruluyordu.
Meclis İdare Amirliği tarafından cevaplanması istenen formlardaki boşlukları dolduracak milletvekillerinin, kurslara katılıp katılmayacakları öğrenildiği gibi, İngilizce bilgisi seviyeleri de kontrol edilecek. 2003 yılı eğitim programı kapsamında, TBMM Başkanlığı’nca verilecek İngilizce kurslara yeterli talep oluşması durumunda hemen başlanacak. TBMM’nin Refik Belendir Sokağı’ndaki eğitim ve sosyal tesislerinde düzenlenecek kurslar için, arzu edenler öncelikle ‘seviye tespit’ sınavına girecek. İngilizce bilgi seviyesi belli olan milletvekili, kurs parasının yüzde 40 kadar miktarını ödeyerek öğrenime başlayacak. Tabii, geri kalan yüzde 60’lık kısmını TBMM yönetimi karşılayacak.
İngilizce sevdalısı parlamenterlerimiz için son karar verme tarihi 21 Mart 2003. Bakalım bu tarihe kadar kaç kişi müracaat edecek. Benim en merak ettiğim konu ise milletvekillerimizin İngilizce bilgisi Meclis albümüne yansıttıkları gibi mi? Yani “İyi derecede İngilizce biliyorum” veya “Az İngilizce biliyorum” diye yazdıranlar, hakikaten de dedikleri düzeyde mi?

Gecelerin kaptan pilotları

Gece hayatı dediğimiz şey bir uçak olsa, kaptan diye kime sesleneceğiz, onu düşündüm. Bir süre öncesine kadar rock’n roll yapan, uzun saçlı, biracı gençlerin borusu ötüyordu. Ancak kazın ayağı öyle değil. Sıra, plak setini doldurduğu korunaklı çantasından başka bir sırrı olmadığı halde, gecenin 04:00’üne kadar eğlence terörü estiren DJ’lerde.
Son zamanlarda kendileri epeyi revaçtalar. Bir süre öncesine kadar, adı sanı duyulmamış, mekanik bir nesne gibi algılanmış olsalar da, şimdilerde kanlı canlı ve de hayli revaçta bir yıldıza dönüşmeye yüz tuttular. Onlar çalıyor, müşteriler mekâna doluyor, gecenin ritmi onların ruh haline göre şekilleniyor.
Evet, artık canlı müzikle müşteri çeken yerler tarih olmaya başladı. İyi bir DJ ile volümü yüksek müzik sunan yerler ise ‘in’. Hal böyle olunca da, elinde bir bardak içkisi, (şu sıralar şişesinden içilen yabancı marka biralar pek moda) salonun değişik kesimlerinde bloke olup, müziğin ritmine kendini kaptıranlar oldukça fazlalaştı.
İşte böyle atmosferdeki gecelerden birinde, Ankara’nın kalburüstü mekânlarını geziyorum. Sıkışık nizam yürünen kaldırımlardan bile şikâyetçi olanlar, belediye otobüsünün istiap haddini aşmış yolculu halinden beter salonlarda yaşadıkları anlardan oldukça mutlu görünüyorlar. Gözüm tanıdık simalar aramaya başlıyor. Gerçi aramama da gerek yok ya! Tanımadıklarımı saymak daha kolay.
Milletvekilleri, yüksek derecedeki bürokratlar, işadamları, spor kulübü başkanları… Kısacası her çeşit insan var. Eskiden, birçoğuna diskotek desen “Aman ne işim var. Benden uzak dursun” derdi. Şimdi, hepsi gençlerle beraber eğlenip, hayatın tadını çıkarmaya çalışıyor. İşte, gerçek değişim de burada yaşanıyor. Medyadan, bize heykel duruşu ve somurtkan simasıyla yansıyan kişileri, karşınızda soft halleriyle görüyorsunuz. Üstelik kiminin, haddinden fazla soft haliyle, genç kızların peşinden koşan tavırlarına bakarak şaşırıyorsunuz.

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular