At Gözlüklü, Klasik Adam Kerem Görsev

Kerem Görsev demek, klasik caz demek. Ortalık clubber da dolsa, bu böyle sürecek. Kerem Görsev yine bildiği yolda, tam tersine gidecek. ‘Tahta cazı’ dediği cazını, tahta piyanosunda klasik klasik...
Kerem Görsev

Kerem Görsev demek, klasik caz demek. Ortalık clubber da dolsa, bu böyle sürecek.

Kerem Görsev yine bildiği yolda, tam tersine gidecek. ‘Tahta cazı’ dediği cazını, tahta piyanosunda klasik klasik çalacak. ‘At gözlüğü takmış tutucu bir adamım işte’ diyen Kerem Görsev’le caz halleri üzerine.

Kerem Görsev _0_0_0

Kerem Görsev

TV8’de yaptığınız programı çok sevmiş olmalısınız. Uzun zamandır devam ediyorsunuz.
Program üç buçuk yıldır devam ediyor ve Bilecik’ten Elazığ’a kadar Türkiye’nin her yanından mail’ler geliyor. Konserlerimi kat be kat katladı. Beni Türkiye’ye çok daha fazla tanıttı. Amaç, konseptin dışına çıkmadan insanlara cazı sevdirmek…

AFM Kerem Görsev Caz Bar Nişantaşı’ndaydı ve belli bir kesime sesleniyordu. Şimdi durum farklı o zaman.
Oraya gelemeyen insanlar da artık bizi dinleyebiliyor. Zaten kulüpteki fotoğrafları koyduk stüdyoya , bordo perdeler de var. O özlemi orada gideriyorum. Caz kulübü gibi çalıyoruz.

Kulüp neden kapandı peki?
AFM’den çıkan birtakım sorunlardan dolayı ben, oradan sadece ceketimi alıp çıkmak zorunda kaldım. Üç senem gitti ama çok keyifliydi. Evim gibiydi. Bitince de kendime vakit ayırmaya başladım. Müzik çalışıyorum. Kızıma yaptığım ‘Existence’ çok başarılı oldu mesela. 27 Şubat’ta İzmir’de, 13 Şubat’ta İstanbul İş Kuleleri’nde çalacağım. Bir sürü konserim oluyor.

New York’ta binlerce caz kulübü var mesela. Türkiye’de ise böyle bir kültür hâlâ oluşmadı.
Dönem dönem oluyor aslında. Taksim’de Kristal büfenin altında Taksim Caz Bar vardı. Sonra Gayrettepe’de Casino açıldı. Sonra Korukent Caz Bar açıldı. Arnavutköy’deki Naima geldi ardından. Sonradan dansözler çıkarıp konsept değiştiren Çırağan Sarayı Q Caz Bar vardı. Sonra ben kendi kulübümü açtım. Şimdi Önder ve Zuhal Focan’ın Nargis’i var. Yani dönem dönem olsa da İstanbul cazsız kalmıyor.

Bu, yeterli mi sizce?
15 milyonluk şehirde bir tane caz kulübü tabii ki yetmez. Ama bunlar artacak. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Siz hiç cazdan bahsetmeyin, ondan sonra caz kulübü açıp müşteri bekleyin. Bir şeyi itmek lazım ve bu da Türkiye’de başladı. Medya artık caza daha çok yer veriyor. Bir de festivaller var tabii. Tüm bunlarla caz kelimesi artık Türkiye’de yerleşti. Bu bile güzel bir şey.

Siz klasikten hiç vazgeçmeyecek misiniz?
Geçmem. Akustik, tahta cazını seviyorum ben. At gözlüğü takmış, tutucu bir adamım. İnandığım, sevdiğim şey o. Ama ben modernlik yapmıyor muyum? Yapıyorum. En son albümde oda müziği cazı yaptık. San Petersburg Filarmoni Orkestrası ile Rusya’da büyük yaylılarla çaldık mesela. 1940’ların cazıydı belki ama yeni bir besteydi. Sonra Allan Harris’le Broadway müziklerini yaptık. Tüm bunlar tahtanın üzerine kurulu renklerin değişikliği. Yani kendimi yeniliyorum. Gerici değilim. Sadece gençlik biraz fazla clubber.

O da geçip gidecektir. Hatta son zamanlarda akustik daha fazla önem kazandı gibi.
Caz out gibi oldu ama aslında olmadı. Her iki yılda bir elektronik aletler çöp oluyor. Bu durumda caz daha güçlendi. Şahsiyeti arttı. Bakıyor ki hepsi gelip geçiyor ama o 70’ten beri duruyor. Teknoloji, müzisyenleri tembelleştirdi. Yorumculuk kalmadı. Genç jenerasyonda piyanistlik kalmadı.

Siz gençlikte hiç rock vs. dinlemediniz mi?
Hayır, dinlemedim maalesef. Chill out, smooth caz, çok kaliteli acid caz’lar dinliyorum evimde ama bu tarz müziği çalmaya pek merakım yok. Müzisyen insan cambaz olmamalı. “Bu gün pop caz moda” deyip, arkadan klasik çalmamalı. Bana da çok soruyorlar: “Ud niye koymuyorsun, etnik enstrümanlar niye kullanmıyorsun. Türk cazı neden yapmıyorsun?”

Türk cazı ne olsa ki?
Kuzey cazı, Brezilya cazı nedir peki? Ben böyle şeye karşıyım. Caz evrensel bir müziktir. Bölgesel kokular vardır. Bunları Türkiye’de ilk çıkartan Okay Ağabey. Laço Tayfa, Türk oyun havalarını yorumluyor örneğin. Hüsnü Şenlendirici çok başarılı. Bu tarzı sevdi ve çok iyi yapıyor. Çünkü hissediyor. Ama ben hissetmiyorum. Ben klasik müzikle doğdum büyüdüm . Hissetmediğim bir şeyi moda için yaparsam samimiyetsiz olur.

Eski zamanları daha çok seviyor olmalısınız.
Anneme çok kızıyorum; “Beni niye 1950’lerde doğurmadın” diye. Siyah beyaz zamanlarda… Sinemada da, müzikte de siyah beyaz her şey çok güzeldi bence.

Teknolojiyle aranız hiç mi yok?
Benim eşim teknolojik bir kadındır. Türk Nokta Net’i kuran insandır. Bense e-mail yazmayı bile bilmem, telefonuma numara kaydedemem. Onları eşim hallediyor.

Kızınızın müzikle arası nasıl?
Kızım müzikle doğdu, müzikle büyüyor. Ona kişilikli müzik dinletiyorum. Nasıl başlarsa öyle gidiyor. İllaki müzisyen mi olacak, hayır. Ama adam gibi terbiyesi, kulağı olursa, iyi müzik dinlerse, çocuk daha yaratıcı olacak. Daha saygılı olacak. Girdiği ortamda kötü müzik çalıyorsa duymamasını öğrenecek.

Moda müzikler dinleyip size bir sürpriz yaparsa ne olacak?
Yapmaz. Nasıl yapacak? Bu konuda faşist gibi davranmıyorum tabii. Ama biliyor. Bazı up tempo cazlar ona kötü geliyor mesela ve “Baba bu müziği değiştirelim” diyor. 2.5 yaşındaki çocuk bunu söyleyen.Onun için keşke ilkokullarda müzik dinleme dersi koyulsa. Erkan Mumcu bir kararname çıkartsa. Haftada iki gün müzik dinleme dersi. Vivaldi dinlensin, Mozart dinlensin… Sonunda inanın en az 1500 virtüöz çıkar. Fazıl Say çok iyi yapıyor mesela. Köylerde klasik müziği sevdiriyor.

Siz köylere gitmeyi düşünmüyor musunuz?
Ben Doğu’ya gitmedim ama Antalya, Bursa, Eskişehir gibi şehirlere gidiyorum. Üniversite workshop’ları yapıyorum vs. Fazıl Say Türkiye’de klasik müziği çok başka bir yere getirdi. Ben de cazda böyle bir şey yaptığımı hissediyorum.

Yeni projeler var mı?
Amerika’daki müzisyenlerle birlikte “Meeting Point” diye bir albüm yapacağım. Ufak ufak yazmaya başladım. Daha dingin bir şey olmasını istiyorum.

Kategoriler
MüzikRöportaj
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Sex, Drugs & Rock’n’roll

    Sex, Drugs & Rock’n’roll

    Gündemdeki rock’n’roll kuşağı geçmiş kuşakların uyuşturucu ile olan deneyimlerinden yararlanarak ve aynı zamanda kendi bakış açısına sahip çıkarak tamamına erdiriyor bu işi. Trainspottingvari bir hayat yaşamaktan korkmuyorlar. Bu onlar...
  • Sinem Saniye

    “Günlük Tutmuyorum, Beste Yapıyorum”

    Amerika şarkı listelerini altüst eden başarılı Türk sanatçı Sinem Saniye soruları yanıtladı ve yeni albümü ‘‘Lets Play’i’’ anlattı. 1979 Münih Almanya doğumlusunuz. Babanızın kaybından sonra annenizle birlikte Amerika’ya geliyorsunuz. Amerika’yı tercih etmenizde bir sebep var mıydı, çünkü sanıyorum ki Almanya’da da düzenli bir hayatınız mevcuttu? Sinem Saniye: Ben doğmadan...
  • muzik-03

    Kaybolan kültürün temsilcisi: Gülcan Altan

    Hangi dilde ağıt dinlerseniz dinleyin, yüreğiniz sızlar ve o acıyı hissedersiniz. Çünkü ona göre, müziğin dili yok! Ama o en çok Çerkesçe şarkılarıyla tanınıyor. Gülcan Altan, yok olma tehlikesi...
  • Sasha Grey

    Müzik, Porno Endüstrisine Çok Benziyor

    Sasha Grey, 270 porno filmde rol aldı. Artık deneysel elektronik bir grup olan aTelecine’in yüzü. Ve şimdi bu iki dünyanın, birbirinden hiç de farklı olmadığını söylüyor. Porno yıldızları, genelde...