Gerçek’ten ”Öte”sine ”Beri”sine Notlar

Sürrealizm, ağababası André Breton’un “Sürrealizmin Manifestosu”yla “popüler” oldu. Elbette sürrealizm, nam-ı diğer “gerçeküstücülük” yahut da daha doğru bir ifadeyle “gerçekötecilik”, kökenlerini çok daha gerilerde buluyor: Mağara adamının ilk çizdikleri,...
sürrealizm

Sürrealizm, ağababası André Breton’un “Sürrealizmin Manifestosu”yla “popüler” oldu.

Elbette sürrealizm, nam-ı diğer “gerçeküstücülük” yahut da daha doğru bir ifadeyle “gerçekötecilik”, kökenlerini çok daha gerilerde buluyor: Mağara adamının ilk çizdikleri, Güney Amerika yerlilerinin ilkel ürünleri, Afrika yerlilerinin süsleri, maskları yahut da tanrısız, çoktanrılı ya da tektanrılı dinler…

Hepsi, karanlıkta ve birbirlerinden habersiz, gerçeköteciliğin bir ucundan tutmuyorlar mı? Elbette bu tutuş, bilinçli ve gönüllü bir tutuş sayılamaz. Bilinçli olmaması da gerekir zaten, gerçeköteciliğin ruhuna uygun olarak…

André Breton, Sürrealizmin Kurucusu

André Breton, Sürrealizmin Kurucusu

Yüzyılımızın başlarında Fransız şair Appolinaire’in de kıyısından dürttüğü bu hareket, dadacıların yoğun etkisinin hemen akabinde yolu ayrılarak Breton’da sözcülüğünü bulmuştur.

Nedir gerçekötecilik? Breton’un ünlü tanımına göre: “kendimizi yazılı, sözlü yahut da her türlü başka şekille ifade ettiğimiz saf psişik bir kendiliğindenlik (otomatizm); düşüncenin aklın her türlü denetiminden uzak, ve tüm estetik ya da ahlaki kaygıların dışında derhal ifadesi, düşüncenin gerçek manada işleyişidir.” Bir başka tanıma göre ise: “İmgelemin ve ifadenin psişik vasıtalarla (otomatizm, rüya, bilinçdışı haller ile) aklın denetiminden kurtarılması yöntemlerinin bütünüdür.”

Gerçekötecilik bizzat kendisiyle çelişik olarak, bilincin ötesine bilinçli bir yaklaşımdır. Bilinçötesinin payelendirilmesi, baştacı edilmesi, bir tür kutsanmasıdır… Gerçekötecilik bir icat değil, bir keşiftir. Keşiftir, çünkü hayatın azımsanamayacak bir bölümü gerçekötesine ilişkindir zaten. Gerçekötecilik, işte bu psişik varoluşun sözsel, görsel ve işitsel vasıtalarla okunmasıdır. Bir tür vahiy, kendinden menkul bir dökülüş…

Var olan: akıl hastalarının, çocukların, bunakların, doğuştan fiziközürlülerin (körlerin, sağırların, dilsizlerin, renk körlerinin vs.), uyuşturucu bağımlılarının, alkoliklerin, intiharın eşiğinde olanların, hipnoz altındakilerin, koma ya da agoni halindekilerin, rüyaların ve benzerlerinin evrenidir.

Düşünsenize bir paranoyak yahut da şizofren bizim de içinde bulunduğumuz mekanı nasıl görüyor? Aynı şekilde bir renk körünün renkler dünyası da… Bir an için, doğuştan renk körü bir ressamın yaptığı renkli tabloları ele alalım yahut da doğuştan sağır birisinin sessiz evrenini ve bu evrende ürettiği bir müzik parçasını…

im364320

Birincisinde aklın denetimi bir akli bozukluk(/tan) neticesinde (/ötürü) ortadan kalkmış yahut da en aza inmiş, diğerlerinde ise fiziki bir bozukluk aklın denetimini imkânsız kılmıştır. Aynı mantık çocukların oyuncaktan evrenleri için de geçerlidir. Aklın denetimini engelleyen, çocuğun fiziksel gelişiminin henüz tamamlanmamış oluşudur.

Akıl hastası olan birinin işlediği cinayet de, sanat sayılmamasına karşın gerçekötesidir. Nitekim akıl hastaları tarafından işlenen pek çok cinayetin, hemen ardından çekilmiş fotoğraflarında, katilin cinayeti işleyiş tarzı, olay mahallinde özellikle bıraktığı birtakım semboller yahut da maktulün kanıyla yaptığı bir takım desenler bu gerçeköteciliğin göstergeleridir.

Ruh hastalarının (burada “akıl hastaları”ndan ayırmak için kullanılmıştır) cinsel fantezilerinde de bunu görürüz. Üstüne üstlük fantaziler gerçekötesi olmalarına karşın gerçekleştirilmeleri çoğu kez imkânsız değildir. Elbette partnerin rızasının olmaması hareketi suç yaptığı gibi, rızasının olması da onu, fantazi sahibinin frekansına dahil eder. Partnerinin dışkısını yiyerek yahut da sadist/mazoşist tercihlerle cinsel tatmine ulaşan kişiler buna örnek olarak gösterilebilir.

Belirtmek gerekir ki yukarıda verilen örneklerin tüm özneleri aynı -geniş anlamda- gerçekötesi evrene ait olsalar bile her biri diğerinden farklı başka bir evrendedir. Gerçekötesi (evren), sübjektiftir. Herbiri, kendi gerçekötesi evrenini, gerçeğin “kendisindeki ötesi”ni yahut da “kendi gerçeğinin ötesi”ni yaşar. Tek ortak özellikleri, değişik oranlarda aklın denetimi dışına düşmeleridir.

Gerçekötecilik, son tahlilde anlaşılma kaygısı olan bir gösteridir.

Gösterdiği:

1) Hiçbir sanat ürünü, üzerinde aklın denetimi doğrultusunda üzerinde çalışılarak yahut da sonradan düzeltilerek üretilemez.

2) Gerçek sanat, tüm doğallıyla ortaya çıkan sanattır.

3) Sanatın bir kuralı olamaz ve olmamalıdır.

4) Gerçekötecilik otosansür de dahil her türlü iktidara ve toplumun ürettiği her türlü genel geçer değere muhaliftir, düşmandır. Saldırır, provoke eder, yıkmaya çalışır.

Gerçekötecilik sanata karşı bir çıkış, bir harekettir ve herhangi bir ideolojinin destekçisi değildir. En fazla, “gerçek” gerçekötecilerin “anarşist” oldukları söylenebilir. Gerçeköteciliğin, niteleyeni de olamaz. Ne “toplumsal” ne de “liberal” gerçekötecilikten bahsedilebilir. Gerçeköteci, tüm ideolojilerin ötesindedir. Bu nedenlerden ötürüdür ki, her gerçeköteci, kıyısından bucağından anarşisttir. Anarşizm de zaten bir ideoloji değil, bir ideolojisizliktir.

Ne var ki her anarşist gerçeköteci olmadığı gibi, her “sanata bulaşan anarşist” de gerçeköteci değildir. Gerçekötecilik, anarşizmin sanattaki izdüşümü, parmak izi, alın yazısıdır. Alın yazısıdır, çünkü anarşizmin “gerçeklik”te başına gelenler, gerçeköteciliğin de “sanat”ta başına gelmiştir. Önce yok sayılmış, daha sonra romantik bir felsefi/sanatsal hareket olarak tanımlanarak tasnif edilmiş, dosyalanarak rafa kaldırılmıştır. Anarşizmin ve gerçeköteciliğin komşu siperlerdeki taşaklı muhalifleri bu tür hareketleri “gerçek”çi hareketleri baltalayan, saptıran, kötü yola düşüren, zaafa uğratan ayrılıkçı mastürbatif tavırlar olarak damgalamışlardır. Bunların bir kısmına göre anarşistler ve gerçeköteciler zaman zaman işbirliği yaptıkları, “alem”in kendi burnunun dikine giden “deli”leri ya da en yumuşak ifadesiyle “çılgın”larıdır.

Gerçeköteciliğin “yıkmaya çalışma”sı, dadacılıktan farklıdır. Yıkmaya çalışmak (yıkmak için yıkmak), son amacı değildir. Amacı, yıkmak, yeniden harekete geçmek ve yeniden yaratmaktır. Breton’un, gerçeköteciliği Tristan Tzara’nın dadacılığının ötesine taşımasının ve gene dadacılıktan farklı olarak “anlaşılma kaygısının olması”nın da en önemli sebebi budur. Ki daha sonra gerçekötecilik marksizmle flört edecek ancak gerçeköteciliğin doğası, bu flörtü evliliğe götürmeye yetmeyecektir.

Bu “yeniden harekete geçirme ve yeniden yaratma”nın nasıl olacağı sorulabilir. Gerçeğe saldırı ve gerçeğin yıkılması gerçeköteci kimliği ile, yeniden harekete geçme ve yeniden yaratma ise anarşist kimliği ile olacaktır. Yeni bir değer, ancak ve ancak kendi içerisinde tutarlı ve kendisini anlatmaya çalışan bir pencereden sağlanabilir. Yeni bir değer, yeni bir önermedir. Dali bunu, “dakka başı bir fikir” şeklinde telaffuz eder.

Gerçekötecilik de dadacılık gibi tüm sanatların, tüm sanatlara endekslenmiş muhalif militanıdır. Gerçeköteciliğin niteleyeni olamaz, ama gerçekötecilik niteleyebilir. Gerçeköteci edebiyat sinema, müzik, tiyatro, fotoğraf, bale, heykel, resim vs.

Gerçeköteciliği dadacılıktan ayıran önemli bir nokta da yönteminde ortaya çıkar. Her ikisinde de hakim olan kendiliğindenlik (otomatizm) birbirinden farklıdır. Dadacılıkta bu kendiliğindenlik “tesadüfi” iken, gerçekötecilikte “psişik”tir. Meşhur dadacı Hans Arp’ın 1916 yılında, yaptığı ve kendisini tatmin etmeyen tablosunu yırtıp attıktan sonra, aynı düzende tekrar yapıştırması ve sonucun kendisini tatmin etmesi sanat tarihinin ilginç anekdotlarındandır. Aynı şekilde dadacı şairlerin bir çocuk oyununa çevirdikleri şiirlerde de bu görülür. Dadacılık, gerçeköteciliğin aksine nihilisttir.

Gerçeköteci; akıl hastalarının, çocukların, bunakların, doğuştan fiziközürlülerin (körlerin, sağırların, dilsizlerin, renk körlerinin vs.), uyuşturucu bağımlılarının, alkoliklerin, intiharın eşiğinde olanların, hipnoz altındakilerin, koma ya da agoni halindekilerin, rüyaların ve benzerlerinin evrenlerini taklit etmeye çalışır. Zaman zaman çok iyi başarır da. Ancak, bizzat bu hallerden birinde üretilmediği sürece samimi olamaz. Yapay kalır. Bilinç dünyasındaki bir gerçeköteci, ancak bir mastürbasyon halindeki heyecanla üretebilir ürününü. Bu ise gerçekötecilik değil, sıkıntının isiliğidir. Gerçeköteciliği gerçekötecilik yapan, bu yöntemi; dadacılıktan ayıran ise yıktığı değerin ardından “anarşist kimliğiyle” yaptığı öneridir. Sanata bulaşmış bir anarşistin gerçeköteci olması da, sözkonusu yöntemi kabulüne bağlıdır.

Gerçeköteci, anarşizmin kiralık katili, snaypırıdır. Dadacı ise yer yer “gerçekötesi” bir eşkiya, yer yer “gerçekötesi” bir Şener Şen.

Reha YÜNLÜEL

Kategoriler
Kültür&SanatPsikoloji
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular