Gerçekten de her şeyi bilmeye hakkımız var mı?

Devlet sırlarının bile internete düştüğü bir çağda, halkın gizli saklıya tahammülü kalmadı. Devlet sırlarının bile internete düştüğü bir çağda, halkın gizli saklıya tahammülü kalmadı. ‘Etik’ kılıfının altında herkes, her...
Gerçekten de her şeyi bilmeye hakkımız var mı

Devlet sırlarının bile internete düştüğü bir çağda, halkın gizli saklıya tahammülü kalmadı.

umbertoeco

Umberto Eco
Yazar ve Eleştirmen

Devlet sırlarının bile internete düştüğü bir çağda, halkın gizli saklıya tahammülü kalmadı. ‘Etik’ kılıfının altında herkes, her şeyi, ne pahasına olursa olsun bilmek istiyor. Kirli çamaşırlar artık televizyonda, çamaşır makinesi reklamları esnasında yıkanıyor.

Bir  önceki yazımda, mahremiyetin yok olduğu ve herkesin ne yaptığımızı bilebileceği bir dünyada neler olacağını yorumlamıştım. Genel eğilim, var olduğunu hissetmek için ne pahasına olursa olsun görünmek ve duyulmak olduğunda, mahrem alanları koruma çabasının gereksiz kaldığı sonucunu çıkarmıştım. İnsanlar, istediklerini söyleseler de, mahremiyet aramıyorlar.

Yara olayında(*) farklı bir şey oldu. Birileri -soruşturmayı yürütenler olmasa da basın ya da diğer kaynaklar- suçlunun Bossetti olduğunu (ki kendisi bu satırları yazdığım sırada  sadece ‘zanlı’) ve suçluluğunun DNA testiyle ispatlandığını söylemekle kalmayıp, bu testle annesinin yıllar önce yaşadığı evlilik dışı bir ilişkinin meyvesi olduğunun, annesinin kocasının bunu asla bilmediğinin, Bossetti’yi kendi oğluymuş gibi büyüttüğünün ve şimdi çok öfkeli olduğunun vs. vs. ortaya çıktığının da ispatlandığını söyledi.

İlk heyecan geçtikten sonra itiraz sesleri yükselmeye başladı: Suçluyu yakalamak tamam da, ailede olan biteni megafonla ilan etmek, hem anneyi hem kocasını küçük düşürmek, bir evliliği yıkmak ve suçla ilgisi olmayan ve kirli çamaşırlarını afişe etmek istemeyen insanları rezil etmek şart mıydı? Kışkırtmaya sağladığı katkı nedeniyle özür dileyen basın dâhil, bir “Benim hatam” silsilesi ve ‘schadenfreude’ yani  bir başkasının şanssızlığına ya da zarar görmesine sevinme olayının zaferini kutlayan kamuoyunun ikiyüzlü onamaları.

YA ÖBÜR TÜRLÜ OLSAYDI?
Bir düşünelim şimdi: Soruşturmayı yürütenlerin suçluyu bulduklarını ve işlediği suçun DNA testiyle sabit olduğunu söylediklerini varsayalım. O kadar. Basın ve kamuoyu o zaman, çevrede yaşayan binlerce insan arasından Bossetti’ye nasıl ulaşıldığını sorardı. Ve soruşturmayı yürütenlerin, “Mahkeme olana kadar, olacaksa tabii, bunu size açıklayamayız” dediklerini varsayalım.
Ne olacağını hayal etmek kolay. Savcılık ve emniyet güçlerinin ne gizlediğini sorardık kendimize: Doğru yaptıklarını (ya da profesyonelce davrandıklarını) kim söylerdi? Kamuoyu, “Bilmeye hakkımız var!” diye bağırırdı.

Çünkü halk WikiLeaks ve (Edward) Snowden’ın ifşaatlarıyla, her şeyin ama her şeyin halka açık olmasına alıştı.

Ki bu bir yere kadar doğru: Kamu ya da özel bazı ‘yaramazlık’ların açıklanması ve ihbar edilmesi gerekir, ama ilkesel olarak devlet mekanizmasının işleyebilmesi için elçilik belgeleri ve hükümete ait çoğu dokümanın gizli tutulması şarttır. Polisin, “Katili arıyoruz, galiba bulduk da, yakalamak için peşindeyiz, adı ‘Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’ ve şu adreste ikâmet ediyor” dediğini bir düşünün. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa anında kaçar ve asla yakalanamazdı. Bazı projelerin sır kalması gerekir, en azından başarıya ulaşmaları için şart olana dek.

NEDEN YAKINIYORUZ?
Ama, WikiLeaks ve Snowden’dan sonra mahremiyetin yok oluşu etik ilkeye dönüştü ve herkes her şeyin, her zaman, ne pahasına olursa olsun söylenmesinden yana. Bu nedenle, Bossetti’nin akrabalarının hazin öyküsünü saklayanların vay haline, soruşturmayı yürütenler ‘pis bir komplo’ ile suçlanırdı.

O halde neden yakınıyoruz? Bossetti’nin annesi ve düne kadar babası sanılan kişi, kirli çamaşırların artık televizyonda, çamaşır makinesi reklamları esnasında yıkandığının farkına varmalı. Mahremiyetin yok oluşu DNA’nın derinliklerine kadar indiyse, her zaman ve her yerde zafer onun, demektir. Hoşumuza gitse de, gitmese de.

(*) Yara Gambirasio, 26 Kasım 2010 yılında öldürüldü. Massimo Giuseppe Bossetti, onu kaçırma ve öldürme suçlamasıyla tutuklandı.

Kategoriler
Analiz
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • iclal aydın yazıları

    Mahremiyet, masumiyet, saygı

    Kimin kiminle seviştiğini bilmek istemiyorum. Umarım benimle aynı fikirde olan insanlar çoğunluktadır. Sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın her yerinde ünlü insanların aşk hayatının bu kadar didik didik edilmesi, kim...