Gerçek Kadının Manifestosu

Jennifer Aniston, beyaz tişörtünün üzerine geçirdiği lavanta rengi kaşmir hırkasıyla sığındığı Malibu’daki evinin özel plajında Pasifik Okyanusu’nun dalgalarını dinliyor. Yaşlı teriyeri Norman homurdana homurdana uyurken, arada tek gözüyle sahibini...

Jennifer Aniston, beyaz tişörtünün üzerine geçirdiği lavanta rengi kaşmir hırkasıyla sığındığı Malibu’daki evinin özel plajında Pasifik Okyanusu’nun dalgalarını dinliyor.

Yaşlı teriyeri Norman homurdana homurdana uyurken, arada tek gözüyle sahibini kontrol ediyor. Sene 2005. O berbat ayrılığın üzerinden iki ay geçmiş. ‘‘En iyi tarafı, sonunda rahat bir kanepede oturabilmek’’ diyor Jen. ‘’Brad, modern ama çok rahatsız mobilyalara meraklıydı.’’

Jennifer Aniston

Her kadının bir ‘Ortalama Jen’e ihtiyacı var

Jennifer Aniston, hepimize liseden tanıdık gelecek ortalama kızın rüyasını yaşadı. Bir karikatüristin kalemine cuk oturacak uzunluktaki çenesi, Yunan babasından miras iri burnu, ergen tombikliğini ancak çok uğraşarak törpülediği vücuduyla okuldaki onlarca sıradan kızdan biriydi. Aynı sıraları paylaşmış olsanız, yıllar sonra okulun en yakışıklı oğlanıyla çıkmayı başarmış olması dışında hiçbir özelliğini hatırlamazdınız. Bir de güzel gür saçları vardı ama, eh işte.

1b58c96dd3

Rachel Green karakteri, Aniston’ın gerçek kızlara özgü şapşallığıyla, insani kusurlarıyla, saflığıyla, sıradanlığıyla süt ve kurabiye gibi birleşti. O kadar sıradan ve yüzeyseldi ki, içtenliğinde kendimizi görüyorduk. 1990’lı yılların ortasından itibaren Jennifer Aniston’ı izlemiş her kadın, kendine onun gözünden baktı. Kaldırımda vitrin camlarından kendini kese kese yürürken, yemek masasında bacak bacak üstüne atarken, dudağına hoş bir şekil vererek su içmeye çalışırken, zayıf gösteren pantolonların, parlaklık veren şampuanların yardımına muhtaç bütün kadınlar, mükemmel olmadığını her zaman farkında olmaya mahkum ‘Ortalama Jen’lerdi.

882a47e1c2

Hiçbir kadın, Jennifer Aniston gibi neşeli bir arkadaştan huzursuz olmaz. Kendi kulakları kepçeyse onun da burnu büyüktür. Oysa mesela Angelina Jolie gibi bir kızla takılmak zorunda kalsa, sevgilisini tanıştırırken içini tatsız bir huzursuzluk kaplar, kıskançlığından utanır, karşıdan yayılan erotik havanın ağırlığında ezilir.

Bu anlamda Jen’in Brad Pitt ile evliliği, o şaşaalı düğünü, aşk dolu yedi yılı kendini güçlü bir erkek figürüyle tanımlamaya programlanmış 30’lu yaşlarındaki kadınların zaferiydi. 2005 Nisan’ı ise o rüyanın sonu.

dccc4a438f

Jen’le birlikteyken çok sıkıldığını ve uyuşturucu kullandığını söyleyen Brad Pitt, memelerini kanser olmadan kestirip ölümsüzlüğe oynayan Toprak Ana’yı seçti. Yaban topraklardan şefkatli kollarına sarıp getirdiği çaresiz bebeklerin ana kraliçesi, keyif vericilerin, hedonizmin, cüretkâr, ateşli karnavalların Diyonisos’u Angelina Jolie’ye ışığa uçan pervane gibi kapıldı. Jolie, Jen’in olmadığı her şeyin üstümüze çöken mermer heykeliydi.

Biz ölümlüler anlık mutluluklarla yetinmeye mahkûmduk. Büyülü şeyler yaşamak bizim için talih kuşunun şanslı ziyaretinden ibaretti. Ne kadar çabalasak da, masal bir yerde bitecek, olamayacağımız şeylerin peşinde koşmaktan vazgeçmemizi söyleyecekti.

Yedi yılın sonunda

Jennifer Aniston, asla altı çocuk annesi olamayacağını, Akademi’nin yüzüne bile bakmayacağı romantik komedilerde vasat roller dışında bir başarı yakalayamayacağını, bir daha Brad Pitt gibi bir yarı tanrıyla sevişemeyeceğini, yaptığı hiçbir işten Jolie kadar para alamayacağını, kırmızı halının assolisti olmayacağını ve hep sempatik Rachel Green kalacağını bıçak gibi kesilen yedi yılın sonunda öğrendi.

“Yalnız mıyım? Evet. Üzgün müyüm? Evet”

Peki öğrendi de ne oldu? Kendini votkaya teslim edip, puf gözleriyle direksiyon başında yakalanmışlığı yok. “Jennifer, depresyon kilosunu atamadı” gibi bir haber okumadık. Yapımcılar kapıyı yüzüne kapatmak şöyle dursun, üzerine senaryo yağdırdılar. Ama ‘Üzgün Jen’ etiketi popüler kültürün ihtiyaç duyduğu acıma, özdeşleşme, bir olma duygusunu nefis karşıladı. Bu arada ‘Üzgün Jen’, Bradley Cooper, Vince Vaughn, John Mayer, Gerard Butler gibi süper yakışıklı, başarılı adamlarla birlikte oldu. Sadece 2010’da 24.5 milyon dolar kazandı. Bir düzineden fazla filmde oynadı. L’Oreal ve Neutrogena’nın yüzü oldu. Güzelleştikçe güzelleşti. Ama ‘Üzgün Jen’ miti tepesindeki gri bulut gibi her güneşli adımını gölgeledi.

2005’te Vanity Fair’in ağlama sahnesiyle açılan röportajındaki sözleri (“Yalnız mıyım? Evet. Üzgün müyüm? Evet. Kafam karışık mı? Evet…”) üzerine yılan derisi gibi yapıştı.

‘Üzgün Jen’ 35 yaşında terk edilmiş, annelik şansı bir anda yüzde 100’den 1’e düşmüş, aldatılmış, yenik düşmüş, berbat bir boşanmanın enkazında yaşlı köpeği Norman ile yapayalnız kalmış bir kadındı. Ve bu kadın, Hollywood ihtişamına ters düşecek kadar gerçekti. Pişman olduğumuz yanlışlarımız, çirkin, güçsüz, yetersiz hissetiğimiz her an, kimseye anlatamadığımız güvensizlikler Jennifer Aniston’ın trajedisiyle hafifliyordu.

Bir tarafta Brangelina klanı genişledikçe, Üzgün Jen iyice gözü yaşlı kız kurusuna dönüşüyordu. Ve Hollywood egzotik ‘femme fatale’ları sevdiği kadar, trajik karakterleri de başının üstünde tutar.
Ancak bu durumda Angelina’nın vamplığı yalnızca Jennifer’ı bağrımıza daha çok basmamıza yarıyor. ‘Team Aniston’ tişörtlerinin ‘Team Jolie’ satışlarını dörde katlamasına da şaşmamalı. Bu kedi dalaşında ‘Üzgün Jen’in köşesindeyiz. O bizim, ince gösteren aynamız. Başımıza gelen her sümüklü sıkıntıyı sırtlayan günah keçisi.

Aniston, zirvedeki doğurgan yıllarını, onu fantastik sevişmelere terk eden bir adama harcadıktan sonra zaman su gibi aktı ve şimdi de 40’lı yaşların, ihtiyarlığa köprü yapan saati tık tık adımlarını sayıyor. Son üç yıldır Aniston hakkında tek bir haber yok ki, yaşına vurgu yapmasın: ’41 ve yalnız’, ’42 yaşında sil baştan’, ’43 ve muhteşem’, ‘44 yaşındaki Aniston üç yaş küçük sevgilisiyle nişanlandı.’

“Jennifer Aniston 43 yaşında evlenecek” sözünde, nerdeyse “12 IQ ile Mensa’nın başına geçti” gibi bir ima var.

Nedense Brad Pitt hakkında bir haber okurken, başlıkta ‘49 yaşında ve evleniyor’ gibi bir ifadeye rastlamayız. Ama Jennifer her türlü derdimizi yıllarca sırtladığı gibi, şimdi de yaşlanmanın zarifçe olabileceğini kanıtlama misyonunu sırtlandı.

40 yaşın poster kadını

Bu elbette onun, yani gerçek Jennifer Aniston’ın bireysel tercihi değil. Onu saran piyasanın düzeni, bu etiketleme sistemini buyuruyor. 11 Şubat’ta 43’ü de geride bırakan Aniston, yogayla, pilatesle, vitaminli sularla, kolajenle, kil masajlarıyla değerli bir mücevher gibi parlatılan vücuduyla gelin olmaya hazırlanıyor.

Sevgilisi, oyuncu Justin Theroux ile yine magazinin uyduruk haberleriyle sıkılan ilişkisi, tarih belirlendi mi, düğün iptal mi, devam mı kargaşası bitince yeni bir düzlüğe çıkacak.
Kız kurusu ‘Üzgün Jen’ tacını, Kristen Stewart gibi genç mutsuzlara bırakacak.

Aniston, önümüzdeki yıllarda yaşlanmanın, menopozun, kariyer telaşının, sarkan kolların, derinleşen kaz ayaklarının, selülitin, ömrün yarısında aşk ihtimalinin güvencesi olacak. “Jennifer olsa ne yapardı?” dediğimiz gerçek kadın, belki de Girit’te Akdeniz güneşinin altın gibi yansıdığı omuzları açıkta gelinliğiyle ikinci büyük aşkının koluna girecek. Bütün dünyadaki boşanmış yalnız kadınlar, sevdiği adamı genç bir kadına kaptıran mutsuzlar, kardiyoya, botoksa rağmen toparlanmayan göbekliler her şeyin iyi olabileceğine dair sevimli bir umutla dolacak.

Jennifer Aniston, 40 yaşın poster kadınına dönüşürken, zamanın ruhuna cuk oturan KIRK7’nin yazarı Ertuğrul Özkök’ün dediği gibi “21‘inci yüzyılın ilk büyük keşfi 40 yaş kadını”. Aniston’ın ikinci rüya evliliği de yeni ‘haz ve şehvet’ döneminin habercisi.

Karşı takımda memelerini, yumurtalıklarını aldırıp kendini sterilize eden Jolie soğudukça, kara kıyafetlerle Ortadoğu kamplarında iri ağzına yapışık nezaketle bir rahibeyi andırdıkça, Aniston’ın uzun sarı saçları, neşeli gülümsemesi, sıkı poposu, kozmetik endüstrisinin bayıldığı ‘sağlıklı ışıltısı’, bizim sıradan Jen’in yükselişini müjdeliyor. Aniston, bu 10 yılı ne kadar iyi geçirirse, biz de belki zamanı biraz tutabileceğimize, hayal kırıklıklarının enkazından çıkabileceğimize inanacağız.

Yani, elveda ‘Üzgün Jen’, hoşgeldin gerçek kadın!

Kategoriler
RöportajÜnlüler
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Ömer Lütfi Akad Ustayla Son Röportaj

    Ömer Lütfi Akad Ustayla Son Röportaj

    “Özal, yaptığı anlaşmalarla yabancı film şirketlerine kapıları koşulsuz açarak ulusal sinemayı bitirdi. Şimdilerde de Türk filmi diye Fransız filmi, Amerikan filmi çekiyorlar. Yaptıkları işleri de anlamıyorum” Hayatta tesadüflerin elbette...
  • Serra Yılmaz

    Yemek paylaştıkça güzel…

    Serra Yılmaz, çok küçük yaşlarda, dedesiyle evlenmeden önce sarayda cariye olan anneannesiyle birlikte mutfağa giriyor. İşin tadını ilk olarak orada alıyor. Yıllar içinde de yemeklerinin lezzeti, büyük ve geniş...
  • Jennifer Lopez 06

    Jennifer Lopez: Özel Röportaj ve Fotoğraflarla

    Jennifer New York’un lüks tatil beldesi Hamptons’daki evinin bahçesinde efsanevi fotoğrafçı Patrick Demarchelier’ye poz veriyor. Bisikletler ve şapkalar onun kendisine ait gelecek planının birer parçası. “Her zaman, bir gün...
  • Zombilerin Kralı George A Romero

    Zombilerin Kralı George A Romero

    Yaşayan Ölülerin Destanını Filme Alan Efsane Yönetmen… “Öldükten sonra tekrar hayata dönüp son bir film daha çekmek isterdim” ‘ Neden zombileri bu kadar seviyorsunuz? Ne zaman ciddi bir film...