Gençler, İlla Gençler ve Kimi Ustalar…

Yadırgamayın önceliği gençlere vermemi; zira onlardır bizlere yarınları başarılarla getirecek olanlar… O nedenle önce onlardan söz etmek ve ilk olarak da dergimizin artık gelenekselleşen ve kuşkusuz çok önemli bir...
Gençler, İlla Gençler ve Kimi Ustalar…

Yadırgamayın önceliği gençlere vermemi; zira onlardır bizlere yarınları başarılarla getirecek olanlar… O nedenle önce onlardan söz etmek ve ilk olarak da dergimizin artık gelenekselleşen ve kuşkusuz çok önemli bir özellik taşıyan yarışmasına yer vermek istiyorum. Sonra da sırada çoğunluğunu geçen yıllar içinde bu yarışmada ilk başarılarını kazanmış gençlerin oluşturduğu bir yeni kuşak sergisi söz konusu olacak.

Yarışmada bir hayli aday vardı, ikişer tuvalleriyle sınanıyorlardı ve inanın ki saf dışı edebileceğimiz az. pek az iş vardı. Hele üşenmeden MKM’ ye giderseniz, ki az sonra sözünü edeceğim o toplu sergiyi de izleme şansınız olacaktır, göreceksiniz ki finale kalan o on genç sanatçı adayı, geçen yıllardaki performaslardan çok daha iyi ve günümüzün resmine yönelen çalışmalar sunmuşlardı.

Beri yanda sayıları herhalde yüzü bulan genç isim bir aradaydı ve inanın Türk resminin geleceği açısından, türlü özellikleri, farklı farklı anlatım yöntemleriyle umutlarımızı elbet yarınlara, hem de az buz değil büyük bir inançla taşıyacak isimlerdi çoğunluk.

BALKAN NACİ İSLİMYELİ – Yirmi beş yılı geride bırakmış bir yazı sunuyorum, 1984 yılından kalma, ama tümüyle hem Balkan Naci konusunda, hem de genel olarak tazeliğini fazlasıyla koruduğuna inandığım.

“Urart Galerisi ne girdiğimde Balkan Naci islimyeli’nin sergisine gittiğimin bilinci içindeydim. Ne var ki iki yıl önce de İstanbul galerileri içinde her zaman saygın bir yeri bulunan Maçka Sanat Galerisi’ndeki sergisinden hâlâ pek canlı izlenimler taşıyordum. Bu nedenle Urart’da biran için de olsa, şaşkınlığa düştüm. Acaba bir yanılgı içinde miyim diye kendi kendime sordum ve bocaladım. Bu sergi ile Maçka’daki aynı kişinin. Balkan Naci islimyeli’nin sergisi miydi her ikisi de, yoksa ben mi karıştırıyordum, yanılıyor muyum diyerek… Öylesine büyük bir değişiklik söz konusuydu. Gerçi, özellikle formlardaki bazı ipuçları, kişilikli beraberlikler insanı uyarıyordu ama hele o eski sergisindeki renklerle şimdiki siyah beyazlar bu bağlantıyı tümüyle saklıyordu, işte bu bir soylu sanatçının, kendini her an yenilemeye açık sanatçının, arayan, araştıran, elde ettiğiyle yetinmeyen sanatçının simgesiydi. Sanatçı olma sorumluluğunu duyan gerçek bir sanatçının soylu, onurlu çabası… Oysa ne de az karşılaşır olduk böylesine araştırıcı, yenileyici çabalarla… Yıllar yıllı aynı surattan, aynı ağaçlan, çiçekleri, aynı denizleri, dağlan resmederek âdeta firma olanlarla, yalnızca adlarını satanlarla az mı yüz yüze geliyoruz… Bunları söyleyince de kötü kişi olmadık mı ?

Tabii ki herkesten, her sanatçıdan hep araştırmacı olmasını, hep kendini yenilemesini, kişiliğini geliştirmesini, güne, çağına, evrene açık olmasını isteyemezsiniz, bekleyemezsiniz. Gerek de yoktur buna. Ama öncelikle sanatçı olma sorumluluğunu duymasını istemek hakkınızdır. Yalnızca gazino şarkıcılarının bol sıfırlı rakamlara yönelik ücretlerini kazanmak olmamalıdır amaçlar… Çok daha sanatsal, en azından kendini aşmak gibi dürtüler taşımalıdır kuşkusuz.”

Ne dersiniz, o gün yazdıklarım, yirmi beş yıl sonrasında bugün de geçerliliklerini korumuyorlar mı?.. Geçen onca yıllar içinde de sanatçımız hep beni şaşırtmak amacını gütmedi kuşkusuz; hatta belki de kimi sergilerini yadırgadığım da olmuştur ama o sapasağlam kişiliğinden hiç ve hiçbir zaman kuşkuya düşmedim. .

Kibele’deki yeni sergisine gelecek olursak… İki bölümde toparlanmış diyebileceğim serginin ilk bölümüyle ilgili olarak “Resmimi yazıya bağladım” diyor sanatçı. “Zaten kaligrafi dediğiniz şey resmin şiirsel bir yalınlığa ulaşmış saf biçiminden başka nedir” diye de ilave ediyor, bir kısmına Contemporary fuarda rastladığımız hat sanatından esinlenme hu’lu, hiç’ li çalışmalarıyla ve “özetle resim benim için bir yazı meşki oldu” söylemiyle…

Ben sempatiyle, hatta beğeniyle karşılıyorum bu yeni hamlesini sanatçımızın; fakat beni bir beklentiye soktuğunu da belirtmeliyim, herhalde bu kadarla yetinmeyecek ve bir yerlere gidecektir düşüncesiyle. Öyle ya Mevlana’dan yaptığı alıntı da “gidebildiğin yere kadar hürsün” demiyor mu?

ikinci bölümde tuval üzerine sınırlı sayıda baskılarında ise aynen onun tanımladığı gibi “İstanbul’un gravürler aracılığıyla belgelenen tarihi içinde, çatışmalar, cinsellik ve iktidar üçgeninde oynanan hayat oyununa yukarıdan ve sevecen bir ironiyle yaklaşma deneyimi…”

Hatta biraz fazlaca ironi, yanı sıra daha da kuvvetlice bir mizah, hatta eleştiriyle yoğunlaşmış imparatorluk İstanbul’u kaynaklı gravür kolajlaması… 0 da yadsımıyor ve “sanatın tümü aslında bir kolajdır’diyor. Kuşkusuz zevk alacağınız bir sergi.

HENÜZ GÖRMEDİM SERGİSİNİ Zahit Büyükişleyen‘in, ama haberini aldım; üstelik elimin altında geçen Aralık ayında Hacettepe Üniversitesi Ahmet Göğüş Sanat Galerisi’nde açılmış “Dönemlerden Bir Seçki” nin kataloğu da var. Bilmiyorum tabii Mine’ deki yeni sergisinde de bu katalokdaki çalışmalan yer alacak mı? Ama neden olmasın, o 2008, hele 2009 tarihli çalışmaları en azından bir bölümü herhalde bu sergide de yer alacaktır diye düşünüyorum ki onlan İstanbul’da daha önce görmediğimi de hatırlıyorum.

Ve ne gördüğüme gelince o resimlerde, yani kimilerinin adlarını sıralayacak olursam “Cumalı Kızık Türküsü”, “Cumalı Kızık Günleri I. II, III ve IV”, “Aspat Türküsü”,

“Yol”, “Bozkır Türküsü”, “Bahar Senfonisi”, “Aspat”, “Aspat Günleri”, “San Senfoni” adlı resimlerde ?.. Evet ne görüyorum? Ayan beyan kimi görünümler.,. Hatta o adı geçen yöreleri de bildiğim için, daha bir kuvvetle.

Peki ya adları olmasaydı o resimlerin? O zaman da resimler görecektim kuşkusuz. Böylesine benim için neredeyse figür artığı sayılabilecek işler değil şüphe yok. ama soyut işler görecektim, tüm dengeleri yerli yerinde, çizgileriyle dengeli, renkleriyle uyumlu soyut çalışmalar… Zaten Zahit Büyükişleyen biraz da o değil midir, doğadan, yaşamdan aldıklarını içselleştirip özümseyen ve kendinin kılan ve bizlere yeniden sunan bir usta anlatım…

Bir hayli devam edecek bu sergi, lütfen atlamayın, ya Nişantaşı’nda, ya Caddebostan’da mutlaka yakalayın, bana teşekkür edersiniz.

ARGUN OKUMUSOĞLU– Deneyimli sanatçımız yeni bir deneyime girişmiş ve ağaç oyma satıhlar üzerinde kimi fotoğraf teknikleriyle, benim kanımca denemelerde bulunmuş. Üstelik
bir hayli sosyal konular üzerine eğilerek. Ne var ki o ağaç satıhlardaki çalışmalarını olumlu karşılamama karşın fotoğraflı çalışmalarda bir miktar mütereddit kaldığımı da içtenlikle ifade etme durumundayım.

SELİN MELEK AKTAN değişik bir sanatçı. Bu farklılığı da önce Cerrahpaşa Tıp’da okuduktan sonra kendini Londra’ya atıp sanata dair bir şeyler öğrenme çabasından anlaşılıyor. Sonrasında da büyük bir hırsla resim ve heykel alanlarındaki atılımından… Şiir ve müzik konularındaki ilgisinden ise söz etmiyorum bile… Ve ardı sıra Amerika’da değişik kentlerden İngiltere’ye, Fransa’ya, İtalya’dan Danimarka’ya, Polonya’ya, Mısır’dan Çin’e, farklı farklı ülkelerde sanatını sınama gayretleri… işte aynen böylesine bir fenomen…

Geçen yıl da bir sergisini gördüğüm genç sanatçı bu kez Tophane’deki Doruk Sanat Evi’ndeydi. Contemporary fuarındaki soyut çalışmalarının ve yurt dışında bu toprakların geleneklerinden esinlenmelerinin dışında işlerle ki onlar çoğunluk naif ruhunun algılamalarını çok çok renkli ve olabildiğince coşkulu anlatımlarla yansıtmasından kaynaklanıyor.

Daha fazla uzatmak istemiyorum; fırsatınız olursa ayın ortasına dek görebilirsiniz.

SERAMİK ZOR SANAT, zira yalnızca estetik kaygılar değildir aşmanız gereken, yanı sıra teknik zorlukların da üstesinden gelmek durumundasınızdır. Oluşumundan eserinizin, renklendirilmesine, sırlanmasına ve pişirilmesine dek nice zorluklar… Bir hayli zamandır izleyegeldiğim Gül Erali Hobideki bu yeni sergisinde, hem bu konudaki başarısını sergilemiş ve hem de her defasında nasıl bir kez daha aşama kaydettiğinin olumlu örneklerini vermiş. Ve sanatçı “Çılgın Tanrıçalar’1 adını verdiği bu sergisiyle bende doğrusu ummadığım denli çok olumlu bir izlenim bıraktı; dolayısıyla kutlamam şart oluyor.

DİLŞAN BALKANCI, bir başka müthiş sanatçı, Galeri Cef deydi. Belki de tanıyanınız pek azdır, ama fark etmez, o bana göre çok özel ve çok önemlidir. Nasıl olmasın ki Balıkesir’de yaşar Dilşan ve bu handikapına karşın asla uzak değildir sanat çevrelerine, Ankara’da, İzmir’de, İstanbul’da hep vardır ve çok büyük bir azimle, arayarak, deneyerek, hep bir yeniliğin peşinde koşarak oluşturur resmini… Düş gücü ve fantezisi onun sanatına yön veren en güçlü etkenler olurken bu yeni sergisinde de onu kadınları, atlan ve yaşama dair kimi zenginliklerini geniş anlatımlı bir fon içinde tabii yine o zengin fantezisi içinde sunarken izliyoruz.

Yadsınılamaz bir coşkulu yaratıcılıkla…

VE BİRKAÇ GENÇ İSİM DAHA. Gençlerle açtık bu defaki yazımızı ve yine onlarla devam etmek durumundayız. M.K.M. de de bir işini izlediğimiz Müge Ceyhan Ziraat Bankası Tünel’deydi ve o genç yaşında soyutla öylesine içli dışlı olması beni şaşırttı dersem yeridir.

Pek bir hakim çizgisine, lekesine, rengine ki dengeleri yerli yerinde bir hoş soyutla yüceliyor, kutluyorum doğal ki…

Leonardo’dan Picasso’ya, Matisse’den bilmem kimlere kimlere pek çok şöhretin Bahar Artan Oskay elinden çıkma ve onlan pop-artın havası ve çarpıcı renkleriyle, fakat Andy Warholl misali değil, eğip bükerek, deforme ederek bambaşka bir ivme kazandırılmış yeni bir kimlikle bizlere sunulması doğrusu ilginç bir deneyimdi.

Teksin’deki bu orijinal serginin sahibi Bahar da tıpkı Müge gibi Yeditepe’de master eğitimini de tamamlamış, yoluna aşkla devam ediyor.

Yine karşıda, Ares’re bu kez Çanakkale’de öğretim kadrosundan genç bir isim var Ezgi Yemenicioğlu… Bir hayli de deneyimli bu genç isim bu kez o yadsınılamaz fırça ustalığı ile belki bilindik konular ama yalın bir anlatımla ve renk seçkinliğiyle sunuyor izleyicilere. Resmi, yatırım aracı olarak görmeyenlerce bir hayli ilgi görmesini bekliyorum.

BARIŞ GÖKTÜRK‘ le bitirsek mi ? Dört yıl öncesinin bir genç yarışmacısı… Asıl eğitimini Amerika’da almış ve hâlâ oralarda var olma çabasındaki bu genç sanatçı rh+ art galler/deydi. Elbet yeni bir yolda, ama başkalarının yenilerini yinelemeden ve kendi yenisini kurgulayarak var ediyor. Yeni bir nefes olacağına inancımı umarım benimle aynı şekilde paylaşacaksınızdır.

Arada ister istemez gelecek aylara da sarkacak kimi sergiler var ki onlan da ancak gelecek ay değerlendirmek fırsatımız olur sanıyorum.

ABDÜLKADİR GÜNYAZ

Kategoriler
Kültür&Sanat

Benzer Konular