Gemisini Kurtaran Paşa: İsmet İnönü

İnönü’nün İkinci Dünya Savaşı’nda izlediği politika hayranlık uyandırıcıdır. Ancak günümüz koşulları çok farklı. Bugünün dünyasında tek süper güç var. Şimdi İsmet Paşa modası var. Paşa, Habertürk’ün `in’ler ve `out’lar...
Zeynep Göğüş
Zeynep Göğüş

İnönü’nün İkinci Dünya Savaşı’nda izlediği politika hayranlık uyandırıcıdır. Ancak günümüz koşulları çok farklı. Bugünün dünyasında tek süper güç var.

Şimdi İsmet Paşa modası var. Paşa, Habertürk’ün `in’ler ve `out’lar listesine hâlâ girmemişse şaşmak gerek. Paşa’nın 1943’te Kahire Konferansı’nda `Düvel-i Muazzam’a -süper devletler anlamına gelir- nasıl kafa tuttuğu, milletinin burnunu kanatmadan İkinci Dünya Savaşı’ndan sıyrılışı hakkında e-postadan geçilmiyor. Hatta Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen’le Irak seferine çıkan bazı şirketlerin patronları İsmet Paşacı kesildi.
Körfez Savaşı’nın Özal’lı günlerini hatırlıyorum, o dönemde “Ama neden İkinci Dünya Savaşı’na girmedik? Girseydik ne güzel 12 adayı almış olurduk” diye hayıflananlar da aynı insanlardı.
Ve Ankara’da bir İsmet Paşa aranmaya başlandı. Çizmelerini kuşanmış, Birinci Dünya Savaşı’nın ateş çemberinden geçmiş bir lideri, bugünün Ankara’sında ara da bulasın. Bir santim önünü göremeyen, devletin bütün meselelerini uluorta sokakta konuşanlardan İsmet Paşa çıkar mı? Çıkmaz.

Her olay kendi koşulunda…

Her olayı kendi koşullarında değerlendirmek gerekir. İkinci Dünya Savaşı’na bizi İsmet Paşa sokmadı. O günlerde Türk devlet gemisinin dümeni sözün bütün anlamıyla `Reisicumhur’ İnönü’deydi. Gemiyi tüm fırtınalara rağmen savaş kayasına çarptırmadan kıyıya ulaştırması büyük bir deha işareti sayılır. İkinci Dünya Savaşı sırasında hiçbir devlet başkanı onunki kadar zor problemler karşısında kalmadı. İkinci Dünya Savaşı’nda öyle anlar olmuştur ki, sadece Türkiye’nin değil, savaşın kaderi İnönü’ye bağlı olmuştur.
İkinci Dünya Savaşı’ndaki Türkiye’yi gazeteci gözüyle en iyi Metin Toker yazmıştı. Milliyet Yayınları’ndan çıkan o kitabın tekrar yayımlanmasında büyük yarar var. Metin Bey’le 1998’de Mısır’a gidip Kahire Konferansı’nın 55’inci yıldönümüne katıldım. Hikâyeyi bir kez de onun ağzından dinlemiş şanslı gazetecilerden biriyim.

Bir petrol hikâyesi

Irak savaşı petrole bulanmış bir kavga. İkinci Dünya Savaşı’nda da petrol vardı, ama farklı biçimde. İngiltere Başbakanı Churchill 1941’de İnönü’ye yazdığı mektupta, Türk üslerinden kalkacak İngiliz uçaklarının Romanya’daki petrol tesislerini tahrip etmesini öneriyordu. Sovyetler bu harekete kızarsa, bu sefer de İngiliz uçakları yine Türkiye’den havalanıp Batum ve Bakû petrol tesislerini tahrip edecekti.
İnönü bunların hepsini reddetti. Şayet bu savaşa girseydik, Sovyetler Türkiye’yi aynı Doğu Avrupa gibi işgal edecek ve bizim de 45 yıl Sovyet çizmesi altında yaşadıktan sonra kurtuluş için Berlin Duvarı’nın yıkılmasını beklememiz gerekecekti.

Fakir fakat dik duruşlu

İkinci Dünya Savaşı yıllarında İnönü Milli Şef’ti. Siyasette dağınıklık yoktu, her kafadan bir ses çıkmıyordu. Fakat ülkenin iktisadi yapısı yokluk içindeydi. Millet açlık çekti. Ama İnönü popülizm yapıp halkı savaşa göndermedi. Ülkenin bütün fabrikalarında pamuklu kumaş üretimi 70 bin metreden ibaretti. Nüfus başına 4 metre pamuklu düşüyordu. Bu ürünleri ülkeye dağılmış 11 bin manifaturacıya dağıtmak gerekiyordu. Dükkân başına 80-100 metre bez düşüyordu. Şeker üretimi savaş sırasında ikiye katlanmasına rağmen yine de kişi başına 4 kilo şeker düşüyordu. Bu rakam Balkan ülkelerinde 14 kiloydu. Ve Varlık Vergisi faciası 1942’nin `harp ekonomisi’ günlerinde geldi. (Bkz. Şevket Süreyya Aydemir: İkinci Adam, II. Cilt)
12 Adalar’ın Türkiye’ye verilmesi teklifini savaşa girmemek için geri çeviren de İnönü’dür. Hatta bunun için eleştirilmiştir.

Tek süper güçlü dünya

Olayları doğru değerlendirmeliyiz. İnönü’nün İkinci Dünya Savaşı’nda izlediği politikaya kuşkusuz hayranlık duyulması gerekir. Ancak günümüz koşulları o günkünden çok farklı. Bugünün dünyasında tek süper güç var, o da Amerika. O zaman Almanya, İngiltere, SSCB dünya jandarması büyük devletler olarak benzer konumdaydılar.
21’inci yüzyıl Türkiye’si her adımını gücünü hesaplayarak atmak zorunda. Tehdit ve fırsat analizini doğru yapmalıyız. Örneğin savaşa girmezsin ve kurtuldum sanırsın, ama bir bakarsın sınırında denetimin dışında kalan bir Kürt devleti kuruluvermiş.
Her adımın bir zamanı vardır. Ticaretin de zamanı vardır. Şu andaki halimizle kararsızlık içinde yalpalayan bir ülke görümü veriyoruz ki, bundan fenası olamaz.

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular