Geçmeyen Mide Bulantısı

Ceylan içeri girdiğinde uzattığı eli bir tüy zerresi gibi değmişti avuçlarıma. O kadar zayıftı ki sanki kaybolmak üzere diye düşündüm. Oturmasını istediğimde yavaşça oturdu. Vücudu belli ki bitap düşmüştü....
Geçmeyen Miğde Bulantısı

Ceylan içeri girdiğinde uzattığı eli bir tüy zerresi gibi değmişti avuçlarıma. O kadar zayıftı ki sanki kaybolmak üzere diye düşündüm. Oturmasını istediğimde yavaşça oturdu. Vücudu belli ki bitap düşmüştü. Yorgun ve halsiz bir hali vardı. Buraya kadar nasıl gelebildiğine şaşırmıştım. Üstelik yalnız başınaydı. Konuşmaya başladığında kelimeler aynı zayıflıkta çıkıyordu boğazından. Güçlükle duyuluyordu. Gerçekten yardıma ihtiyacı var gibi duruyordu Ceylan’ın… “Doktor hanım sürekli midem bulanıyor, yediğim içtiğim, hiçbir şey midemde kalmıyor. İki aydır serumla yaşıyorum. Artık ne takatim ne canım kaldı” dediğinde bu halinin sebebini anlaşılmıştı. Bunları anlatırken sık sık yutkunuyor, sanki kusmaktan endişe ediyor gibiydi. Tüm araştırmalara rağmen bir şey bulunamamış, sorunun psikolojik olabileceği söylenmişti. Nişanlıydı ve yakında evleneceklerdi. Herkes nişanlısı ile ilgili bir problem olduğunu düşünüyordu ama aslında en büyük destekçisi oydu. Yanından hiç ayrılmamıştı. Şehir dışında olmasa yine yanında olurdu bugün de.

Kimsesizler yurdunda büyümüştü. Oradayken kimsesizliği yaşadığını sanırdı. Oysa yurttan ayrılıp gerçek dünyaya geçince görmüştü en büyük yalnızlığı… Yurttayken Ceylan olmak yetmişti onu anlatmaya. Yüzlerce kimsesizlerden biriydi. Oysa dışarıda herkes için zavallı Ceylan’dı. Yetim ve öksüz Ceylan… Bunu hissetmek daha çok hissettirmişti eksikliğini. Ceylan yılmamış hayata tutunmuştu. O güçlüydü… Güçlü olmak zorundaydı. Çünkü dayanacak tek omuz kendisininkiydi. Yurt çocukları, diğer tüm omuzların geçici olduğunu bilirdi… Herkes bir süreliğine omuz verirdi size kendi vicdanlarını susturmak için. Sonra o yük ağır gelir ve terk ederlerdi sizi. O yüzden ilk kuraldı yurt hayatında, ‘kimseye güvenmeyeceksin kendinden başka.’ O da öyle yapmıştı ve başarmıştı. Başarılı bir avukat olmuştu. İşini çok seviyordu. Nişanlısını da, aynı meslektendi. Her şey iyi giderken birden bu hastalık çıkmıştı.

Çok yorulmuştu anlatırken ara verdik ve dinlenmesi için onu yalnız bıraktım. Akşama kadar da sürse acele etmek istemiyordum. Sekreterimin yanına giderek bir kahve içtim. Ceylan’ın bulantılarını başlatacak ne yaşamış olabilir diye düşünüyordum. Mide en hassas organlarımızdandır. Normal şartlarda yediğimiz tüm besinleri mide asidi ile kimyasal olarak parçalar ve bağırsaktaki emilime hazırlar. Kuvvetli bir asiditesi olmasına rağmen mide koruyucu bariyerleri bedenin kendi dengesi içinde bunlardan etkilenmez ve hazım dediğimiz işlemi yerine getirirlerdi. Hayatımızda yaşadığımız ve üstesinden etkilenmeden geldiğimiz olaylar dengemizi bozmaz ama kabullenemediğimiz, hazmedemediğimiz, hayatımızdan çıkaramadığımız olayların yarattığı stresler dengemizi bozar ve midede sıkıntı gösterir. Zaten modern tıpta da mide rahatsızlıklarında mutlaka stres faktörleri rahatlatılması önerilir.

Ceylan’ın yanına döndüğümde bunları hatırlatıp 2 ay öncesinde hazmedemediği onu üzen bir şey yaşayıp yaşamadığını sorduğumda yaşamadığını söyledi. Sonra durdu ve aslında bir şey yaşamadım ama o aralar bir dava takip ediyordum ve çok yormuştu beni. Onu kaybetmek çok üzdü beni dedi. Ne olduğunu sorduğumda; “Çok zor bir davaydı. 13 yaşındaki kimsesiz bir kız çocuğuna yapılan toplu tecavüz davasıydı. Çoğu dedesi yaşında olan bu cani adamlar yüzsüzce suçsuz olduklarını iddia etmişler ve küçük kızın rızası ile her şeyin olduğunu savunmuşlardı. Canilerin savunmasında anası babası belli olmayan bu kızın zaten iffetini önceden kaybettiği, bakire olmadığı söylenmişti. Hakim aralarından birinin suçu üstlenmesi üzerine kamu davasını da kaldırmış beraatlarına karar vermişti. O an kulaklarına inanamamıştı. Her şeye olan inancı bitmişti. Çok sevdiği mesleğine, insanlara, erkeklere, toplumun ikiyüzlü değerlerine… O küçük çocuğun bir ailesi olsa bunları yaşamak zorunda kalmazdı, başına bunlar gelmezdi diye düşünmüştü. Kendini onun yerine koymuş ve çok ürkmüştü…

Evet, bu dava onu çok etkilemişti. Zaten bulantı ve kusmaları ondan sonra başlamıştı. Evet, Ceylan masum bir insanın başına gelen bu haksızlığı içselleştirmiş, hazmedememişti. Güvendiği değerler sarsılmış, kendini çaresiz hissetmişti. Kararın verildiği o an yaşadığı duygularla ilgili çalışarak tek tek temizledik. Sanıklarla tek tek yüzleştirip onlara olan öfkesini, kararı veren hakime olan öfkesini, hukuk sistemine olan öfkesini, çocuğu kurtaramadığı için kendine olan duygularını, orada olan toplumu temsil edenlere olan öfkesini, toplumun tamamına olan öfkesini ve nihayet küçük kızın anne ve babasına olan öfkesini (onu bırakıp gittikleri koruyamadıkları için) boşalttığımızda Ceylan kendini garip şekilde çok iyi hissettiğini söylüyordu. Çok yorulmasına rağmen gözleri pırıl pırıl parlıyordu. Artık bulantım kalmadı derken bir taraftan ağlıyordu. Vedalaşıp ayrıldık. Bedenim çok yorgun ama ruhum huzurla eve dönüyordum…

Kategoriler
Sağlık
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular