Evliliğiniz Kârda mı, Zararda mı?

Mutlu evliliğin anahtarı artık ‘Güzin Abla’ köşelerinde değil, ekonomi sayfalarında gizli. Yeni kavram spousonomics’e göre, yeni evlilik doktorunuz ekonomistler; evlilik kurtarıcı formüller ise ekonomi teorileri. Emre ile Deniz, 30’larında,...
evlilik

Mutlu evliliğin anahtarı artık ‘Güzin Abla’ köşelerinde değil, ekonomi sayfalarında gizli.

Yeni kavram spousonomics’e göre, yeni evlilik doktorunuz ekonomistler; evlilik kurtarıcı formüller ise ekonomi teorileri.

Emre ile Deniz, 30’larında, iki çocuk sahibi bir çift. Her şey bir gece Emre’nin eşiyle sevişmek istemesiyle başlıyor. Uluslarası bir şirkette marka müdürü olan Emre, şirkette zor bir hafta geçirmiş; yurt dışından gelen, bitmek bilmeyen raporların üstüne pazarlama direktörüyle yaşadığı tatsızlık eklenmiş, tek ihtiyacı tüm sorumluluklarından sıyrılıp eşiyle, tıpkı üniversite yıllarında olduğu gibi, işi gücü kafaya takmadan sevişmek.

Halkla ilişkiler uzmanı Deniz, televizyon karşısına yığılmış; sevişmeyi aklının ucundan bile geçirmiyor. Sabah toplantı, öğlen evin alışverişi, akşam çocukların okuldan alınması, akabinde doyurulup paklanması derken, bitap düşmüş; tek arzusu kucağında bir kâse dolusu çerez, en sevdiği yerli diziyi seyretmek. Kesintisiz ve başka bir şey düşünmeden.

Uzman sorusu geliyor: Deniz, eşiyle sevişmeli mi? Emre’ye göre yanıt basit: Tabii ki evet! Deniz, onun eşi ve insan eşiyle ikna süreci gerekmeden sevişebilmeli. Hele son sevişmeleri iki hafta öncesine denk düşmüşse; hele sevgili eşi, işinde stres dolu günler yaşıyorsa, derhal televizyonu kapatmalı, kanepeden doğrulmalı ve marş marş yatağa geçmeli. Deniz’in kız arkadaşlarına göre ise sorunun yanıtı farklı: Kesinlikle hayır! Emre, Deniz’i emrine amade harem cariyesi mi zannediyor? Deniz’in de ihtiyaçları olabildiğini ve zorlu/yorucu bir gün geçirdiğinin farkında değil mi? Emre’nin her libidosu yükseldiğinde, Deniz ‘hazır ol’ vaziyette olmak zorunda mı? Aynı soruyu bir de ekonomiste yöneltelim. Ekonomist, “Kim daha yorgun?” tartışmalarının ötesinde, soruya başka bir soruyla yanıt veriyor: Deniz için Emre’yle sevişmenin marjinal maliyeti nedir? Bir başka deyişle; Deniz, Emre ile sevişmemiş olsaydı neler ‘kazanacaktı’? Ekonomist, sevişme sonucu kazandığı ile sevişme yerine yapacağı işten kazanacağını aynı terazide tartıyor. Sağda orgazm olmuş bir eş, mutlu bir evlilik ve rahatlamış bedenler; solda ise televizyon karşısında, Hürrem ile Fatmagül peşinde geçen uzun saatler ve TV karşısında tüketilen abur cubur sonrası vücutta yükselen yağ oranı. Evlilik, ilişkiler ve çiftlerin seks hayatına yönelik çözüm odaklı ekonomik yaklaşımlar, yeni bir kavram doğurdu: Spousonomics (eş ekonomisi). Ekonomiyi kullanarak, hayatınızın en büyük yatırımı olan evlilikten minimum çatışma, maksimum çıkar sağlama sanatına hoş geldiniz.

Yeni trend: ulaşılabilir seks


Söz konusu sanatı, ‘Spousonomics: or how to maximize returns on the biggest investment of your life’ (Eş ekonomisi: Yaşamınızın en büyük yatırımında kazancı nasıl maksimuma çıkarabilirsiniz) kitabının yazarları Paula Szuchman ve Jenny Anderson’dan dinliyoruz. Kitabın hazırlık aşamasındaki anketten, ekonomi dünyasında yaşadıklarına, kendi evliliklerinden örnekler eşliğinde ‘Spousonomics’ dünyasını anlatıyorlar. The Wall Street Journal birinci sayfa editörü Paula Szuchman ve New York Times muhabiri Jenny Anderson. New York’un finans çevresinde tanışmadık kişi, yapılmadık haber bırakmayan iki gazetecinin hayatı, evlenmeleriyle beraber form ve dil değiştirmiş. “İşimiz gereği rakamlarla yatar; Wall Street’in ‘dong’ sesiyle uyanırdık. Hayatımızın ekseninde dalgalı kurlar, ekonomik krizler vardı. Ta ki evlenene kadar… Evlilik sonrası kafamızdaki sorular değişti. ‘Apple’ bonolarının yeni arz talep dengesini çözmek yerine, seks hayatımızda neyin yanlış gittiğini ya da iki şirketin finansal evliliğindeki yeni oluşum yerine, ev işleri konusunda eşlerimizin nasıl bize yardım etmelerini sağlayabileceğimizi tartışmaya başladık” diyor Jenny. İyi bir evliliği ise üç terimde özetliyor: “Tahammül, karşılıklı saygı ve keskin mizah anlayışı.”

“Evlilik” dediğin, fazla mesai

Kitabı okudukça, Jenny ve Paula’nın kusursuz evliliklere sahip olduğunu düşünüyorsunuz. Peki, yanılıyor muyuz? “Benimle aynı frekansı tutturabilmiş, mükemmel bir eşim var. Bu, harika bir evliliğimiz olduğu anlamına mı geliyor? Pek değil. Evlilik, fazla mesai gerektiren bir iş. Ne yazık ki kuru kuru sevgi, saygı, hatta aşk, evlilik için yeterli değil. Evlilikten zarar görmeden fayda sağlamak için tek yapmanız gereken ekonomiyle ilgili birtakım teorileri evliliğinize uyarlamak” diyor Jenny. İkili, mart ayında yayımlanan ‘Spousonomics’ kitabı sonrası, aynı addaki blog üzerinden basit önermelerde bulunmaya devam ediyor. Blog’a konmuş yazılardan birinde diyor ki: “Tek yapmanız gereken; eşinizle seks! Canınız çekmese de, cevaplamanız gereken 70 küsur mail sizi beklese de, televizyonda müptelası olduğunuz dizi başlamış olsa da, eşinizle sevişin.” Peki, ekonomideki grafiklerin seks hayatınıza nasıl bir katkısı olabilir? Spousonomics, yatakta sorun yaşayan çiftlerin arz-talep dengesi yardımıyla seks problemini çözebileceğini savunuyor. Kitaba göre, ucuz olan bir ürüne ya da hizmete olan talep, her zaman yüksektir. Seks için çok yorgunsanız, yatakta sekse talep yoksa, yapmanız gereken basit. Seksi ‘ucuz’ hale getirmek. Yani, daha kolay ulaşılabilir, yapımı pratik bir şeye dönüştürmek. Bu da, hiç plan program yapmadan, ön hazırlıksız, herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda sevişmek anlamına geliyor. Bırakın her şey spontan gelişsin.

“Tabağını kaldır” devrine son

İngiliz ekonomist David Ricardo’nun teorisi -‘comperative advantage’ (kıyaslamalı rekabet)-, iki kişinin ihtiyaç duydukları her işi kendi başlarına yapmaları yerine, kimin hangi işte daha iyiyse o işi üstlenmesini ve daha sonra birbirleriyle ticaret yaparak, üretimlerini paylaşmalarını söyler. Teorinin evliliğe uygulanması gayet pratik: Herkes uzman olduğu işi üstlenmeli; kadın “Tabağını kaldır.”, “Kendi gömleğini kendin ütüle” gibi laflardan kaçınırken, erkek, kadına yapamayacağı işler konusunda ısrarcı olmamalı. Özetle, “Kendi işini kendi halletsin” dürtüsü, her iki taraf için de, boşuna zaman kaybından başka bir şey değil. Kirli tabaklar ve kırışık gömlekler kadına, her türlü elektronik cihaz erkeğe verilsin; hızla işler bitirilip zamandan tasarruf edilsin.

İyi günde, kötü günde

Bir diğer evlilik kurtarıcı teori ise ‘moral hazard’, Türkçe adıyla manevi zarar. Söz konusu teoriyi, günlük hayattan örnekler vererek açıklamak gerekirse; yangına karşı evini sigorta eden birinin, yangını önlemede daha az dikkatli davranması ya da sağlık sigortası olan bir kimsenin, ilaç kullanımı konusunda savurganlık yapmasından bahsetmek yeterli. Evlilikten manzaralarda, böyle sayısız örneğe rastlamak mümkün: “İstediğim kadar bağırsam da beni terk etmez.” “Emre, evli değilken yanımda bu kadar küfretmez, gaz çıkarmazdı.” “Deniz, evlendik evleneli yemek pişirmeyi unutmuş gibi. Üç ay oldu, eline tava aldığını görmedim. Sanki yapışacak.” Çözüm basit: Tıpkı sigorta şirketlerinin imzalattığı, birtakım kısıtlamalar içeren maddelerden oluşan kontratlara benzer, sözlü bir kontrat hazırlayın. Evlilik öncesi iyi günde ve kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta birlikte olmaya dair edilen yeminlerin, günlük hayata, pratik kullanıma yönelik versiyonunu hazırlayın. Evde, “Bir daha kirli çoraplarımı ortada bırakmayacağım”, “Kendimi salıvermeyip, sağlıma dikkat edeceğim” gibi yeminler edip, imzayı basın!

Ekonomik bir ilişkide, taraflardan birinin, diğeri hakkında yeterli bilgiye sahip olamamasına ‘asimetrik enformasyon’ deniyor. Satılık bir malın iyi ve kötü özellikleri konusunda, alıcı ve satıcıların bilgilerinin veya bir hastalık konusunda doktor ve hastanın bilgilerinin aynı olmaması, bu duruma iki güzel örnek. Paula ve Jenny, evliliklerde asimetrik enformasyondan geçilmediğini belirtince, aklımda beliren çözümleri sıralıyorum: Bir taraf bilmiyormuş gibi yapsa, arada beyaz yalanlara başvursa! ‘Beyaz yalanlar’ lafını duyan Jenny araya giriyor: “Eşim bana Gisele Bündchen’den daha seksi olduğumu söylemeli mi? Evet! Bu bir yalan mı? Umurumda değil!” Mutlu bir evlilik için beyaz yalanlar şart değil. Asıl gerekli olan, yalan söylemeden, kıvırmadan, farklı bir yoldan cevap verebilme yeteneği. “Bu elbise beni şişman gösteriyor mu?” sorusuna “Evet” yerine, “Fena değil, ama mavi elbisen seni daha seksi gösteriyor bebeğim” cevabını vermek gibi. Yalan söylemiyorsunuz. Sadece doğrudan cevap vermekten kaçınıp, konuyu başka bir yöne çekiyorsunuz.” Akıllıca değil mi? Evlilikte asimetrik enformasyondan kurtulmanın ise tek bir yolu var. Bir şirketin performans analizi edasıyla eşinizin ne dediğini ve neticede ne yaptığını yan yana koyup, çıkan sonucu kendisinin değerlendirmesini istemek.

Kategoriler
Aşk-İlişkiler
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • eşimle kavga ediyoruz

    Fedakarlık! Ama nereye kadar?

    Gönül Derman sizlerden gelen soruları cevaplıyor. Merhaba Gönül Hanım, Maalesef yine çok kötüyüm. Dün çok kötü şeyler oldu, eşim ile ben ailesinin yanında çok büyük bir kavga ettik. Ama...
  • Evlilik nasıl olmalı

    Evlilik nasıl olmalı?

    Sorunlar karşısında ne yapacağınızı bilmiyor musunuz? Gönül Derman derdinize çare buluyor. Evlilik nasıl olmalı? Soru: Merhaba, eşimi çok seviyorum, eşim yaklaşık 12 yaş benden büyük ben 24 yaşındayım 2...
  • Nişanlımla mutlu olabilir miyim

    Nişanlımla mutlu olabilir miyim?

    İlişkileriniz arapsaçına mı döndü? İşin içinden çıkamıyor musunuz? Derdinizi kimseye anlatamıyor musunuz? Gönül Derman tüm sorularınızı cevaplıyor, sorunlarınıza çözüm buluyor. Soru: ben yaklaşık 1 yıldır nişanlıyım ağustosta düğünümüz olacak...
  • Cinsel arzuyu bitiren nedenler

    Cinsel arzuyu bitiren nedenler

    Ömür boyu birliktelik için söz verdiğiniz eşiniz size eskisi gibi çekici gelmiyorsa veya seksten beklentilerinize cevap alamıyorsanız ilişkide yaşadıklarınızı acilen gözden geçirmenizde fayda olacaktır. Cinsel arzuyu bitiren nedenler yaşam...