ESKİ YILDAN GERİYE KALANLAR…

Hay Allah! Ne de çabuk “Geçen yıl” oluverdi 2003… Oysa 365 gün önce yeniydi… Yepyeniydi… Her günü, her ayı bir sürprizdi hepimiz için. Bilmiyorduk hiç birimiz, henüz taptaze olan...
Füsun Önal resim

Hay Allah! Ne de çabuk “Geçen yıl” oluverdi 2003…
Oysa 365 gün önce yeniydi… Yepyeniydi…
Her günü, her ayı bir sürprizdi hepimiz için.
Bilmiyorduk hiç birimiz,
henüz taptaze olan yeni asrın
üçüncü yılının bizlere neler getireceğini…
“Hoş geldin Yeni Yıl” diye karşılamıştık onu da…
Her yeni yıla yaptığımız gibi…

Benim için güzeldi 2003…
Aşktı… Özlemdi… Heyecandı…
Okullarda ki gençlerdi…
Onlara yaptığım Müzikti… Söyleşilerdi…

“Çukur Çeneli” sevgiliden
bir günde gelen 164 maildi…
Ona kavuşmaktı… kucaklaşmaktı…
Birbirimize yağmaktı… birlikte uçmaktı…

Birbiri ardı sıra devrilip giden 2003 yılının günleri,
tüm duygularımı Ay’ın gümüş ışığında yıkadığım günlerdi…
Duygularımı parlatan gecelerdi…

İçimde duyumsadığım his,
gidermeye çalıştığım
özlemlerimin verdiği güçtü…
Yıllardır süregelen sevgimin gücüyle
yetinmeyi bilmekti…
cep mesajlarının, kilometreleri
bir o yöne-bir bu yöne
saniyeler içinde kat edip ulaşmasıydı…

2003… sevginin gücüyle
satırların, sayfaların arasında kaybolmaktı…
2003… Geceler güne, günler gecelere dönerken,
yaz güneşinin kızgın sıcağına
baş kaldırarak yaratılan bir romandı…
Ay Işığı’nın iz düşümüydü…

2003 demek…
Kendimi bilgisayarın başına hapsetmekti…
2003… Ay ışığının aydınlattığı
kendi yarattığım dünyamda yazarak yaşamaktı…
yazarken sevgilimin hasretiyle yanmaktı…
“Onun” isteğiyle kavrulmaktı…
telefon ucundaki sesle kalbimi doyurmaktı…
gelen maillerle gözlerimin bayramlar yaşamasıydı…

2003… Beklemekti…
yıllardır taşıdığım sabır taşını kırmadan saklayabilmekti…
Yeniden kavuşmaların gizli akan sevinç göz yaşlarıydı…
İki bedenin nehirler gibi birbirine akıp gitmesiydi…
Dudakların ateş ateş yanmasıydı…
Birbirini yıllardır tanıyan o aşina bakışların,
hala kalbimi hoplatmasıydı…
Çalan telefonun, kalp kapakçıklarımı birbirine vurması,
çalan kapı zilinin, dizlerimin bağını çözmesiydi…
Değmekti… dokunmaktı… okşamak, okşanmaktı…
Çekilen fotoğraflardı…
2003 güzeldi…

Ama 2003, aynı zamanda acımasızdı…
Savaşları getirmişti insanlara…
Gencecik aslanlar, silahların gölgesine yollanmışlardı…
2003, silahların gölgesine hapis olmaktı…
2003, henüz dünyaya gelmiş bebelerin,
anasız-babasız kalmaları demekti…
anaların-babaların canparelerini
ateşin ortasına yolcu etmesiydi…
2003 gözyaşıydı… kalp acısıydı…

2003, doğanın kendine kötü davranan
insanoğluna baş kaldırmasıydı…
Sellerdi… depremlerdi… doğa felaketleriydi…
2003, Bush adlı Misterin kararıyla,
Saddam efendi uğruna bir çok canın
bedenleri terk edip gitmesiydi…
Canlar ucup ucup giderken,
Saddam efendinin nihayet kapana sıkıştırılmasıydı…

2003… hayat pahalılığına insanların
artık dayanamayacak hale gelmesiydi…
akşam saatlerinde Pazar artıklarının,
mahcup başlar öne eğilmiş olarak toplanmasıydı…
2003 TEFE ve TÜFE’ye göre toz pembe ufuklar,
halka göre ise kaynayamayan tencereler demekti…

2003… üstelik yalancıydı…
enflasyon düşüyor diyordu ama
asıl düşen hayat standartlarıydı…
2003… birilerinin banka hesaplarını ellerinden kaçırması,
elden gidenlerin ise, birilerinin gizli kasalarına girmesi demekti…
Öfff!!! Ne biçim bir YENİ yıldı bu?!?!

2003… Annan planıydı…
AB’nin peşinden koşmaktı…
İMF’ye hoş görünmekti…
2003… maaşlara çay kaşığıyla yapılan zamdıi…
doların gözden düşmesi, tahtını Euro’ya bırakması demekti…
trafiğe çıkan arabaların
çılgınca ve bilinçsizce çoğalması,
yolların kilitlenmesiydi…
2003 hem bizde, hem dünyada
hektarlarca ormanın yanıp kül olmasıydı…

2003’ün sonuna doğru,
bir başka YENİ YIL’ın kollarına koşarken
hep birlikte Ulusca,
beş gün arayla patlayan bombalar demekti 2003…
Kopan eller, kollar… parçalanan vücutlar demekti…
Yok olup bir anda bitiveren masum hayatlar demekti…
Sabah “güle güle” dedikleri “canlarını”
bir daha göremeyecek olanların göz yaşlarıydı…
Arkada kalanların, geri gelmeyecek olanların ardından
çaresiz çırpınışlarıydı…

2003 demek… YENİ YIL’a günler kala,
yer kürenin şaha kalkmasıyla
50 bine yakın insanın ölmesi,
binlercesinin soğuk gecelerde aç-açık kalmasıydı…

Zaman hani derler ya, “Su gibi akıp gidiyor” diye…
Doğru valla… 2003 artık “eski” oldu bile!
2003, 2004 ile yer değiştirecek
bu gece yarısında…
“Yılbaşı Gecesi”, tüm dünya şehirlerinde
kutlanacak bu yıl da…
Saat farkına göre kimi ülke
bizden erken girecek 2004’e,
kimi bizden uzun saatler sonra
merhaba diyecek yeni seneye…

Benim için bu “Yılbaşı”,
ya da “Yeni Yıl Gecesi,
sevgiliden ayrı geçirilen
bir “Yılbaşı Gecesi” demek…
“Uzun Boylumun” orada,
“Benim” burada olduğum
bir hasret gecesi…
Ama nankörlük etmemeliyim,
“Çukur Çenem” yaşıyor ya…
Nefes alıp veriyor ya…
Nankör olmamalıyım daha fazla…

İşte… bir ay gecti bile.
Göksi artık hiç göremeyecek Kerem’ini…
Sevdiklerini kaybetmiş olanlar
bir daha hiçbir yılbaşı gecesi
birlikte olamayacaklar sevdikleriyle…
Nankörlük etmemeliyim…
Hatta “Onun” yaşıyor olmasına şükretmeliyim…
Nasıl olsa başka yeni yıllar da gelecek…
Onlara “Hoş Geldin” deriz bizde…

Ama….
Ama işte…
Bilemiyoruz ki hiç birimiz,
YENİ YILLAR gelirken,
bizlere neler getirecek beraberinde…
Kaç YILBAŞI daha olacak hayatlarımızda…
Kaç kez daha “Hoş Geldin” diyebileceğiz
Yeni Yeni Yıllara…

Bilemediğimize, bilemeyeceğimize göre,
Birbirimizi kırmadan karşılayalım 2004’ü…
Üzüntülerimizi, kırgınlıklarımızı, kızgınlıklarımızı,
savaşları, acıları 2003’e bırakarak…….

***FÜSUN ÖNAL***

Kategoriler
Kızlar Klübü
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular