Engel tanımayan bir aşık Nurgül Yeşilçay

Duru bir yüz, büyülü gözler, anlamlı bir ifade ve bu sakin görüntünün ardında çılgın, zaman zaman psikopat ve tutkulu bir kadın. Aşık olduğunda onu kimse durduramıyor, kendi bile… Onu...

Duru bir yüz, büyülü gözler, anlamlı bir ifade ve bu sakin görüntünün ardında çılgın, zaman zaman psikopat ve tutkulu bir kadın.

Aşık olduğunda onu kimse durduramıyor, kendi bile…

Engel tanımayan bir aşık Nurgül Yeşilçay

Onu filmlerde, dizilerde seyrederken hep sessiz, sakin, kendi halinde bir kızcağız olarak hayal etmiştik. Ama o görüntünün altında tutkulu, çılgın bir Nurgül yatıyor. Öylesine derin gözleri ve bakışları var ki, sizi alıp bir yerlere sürükleyiveriyor. İçine saf ve küçük bir çocuk kaçmış bir kadın o. Etrafında çok hayranı olsa da, o bunların farkında değil. Uzun bir süre de etrafında pır dönen erkek sinekleri hayatına sokmaya niyeti yok.

Biz seni ‘İkinci Bahar’la tanıdık, ondan önce nerelerdeydin?

Eskişehir’de tiyatro okuyordum. Oradan geldim ve ‘İkinci Bahar’ın kast çekimlerine gittim ve bu dizide rol aldım.

İlk rolünle olayı patlattın yani.

Hayır, ilk rolüm ‘Her Şey çok Güzel Olacak’ filmindeki rolümdü. “Tolga Bey taburcu oldu” diye bir cümlem vardı. Kendimi orada görmek acayip, tuhaf bir duyguydu. Koca ekranda bir tek ben. Ardından ‘Şellale’ ve ‘Mumya Firarda’ geldi.

Şu anda sana bakıyorum da, sanki karşımda ‘Asmalı Konağın Bahar’ı var, kafam karıştı. Çok benziyorsunuz.

Çok garip, Bahar’la çok ama çok benziyoruz. Verdiğimiz tepkiler, aşka bakış açımız, her şeyimiz aynı. Bazen oyunculuk yapmadığımı düşünüyorum, sadece kendim gibi davranıyorum. Diğer rollerimde oyunculuk yapıyordum ama ‘Asmalı Konak’ta kendimim sanki.

Sen bir aşk uğruna koca peşinden köylere taşınır mıydın?

Taşınırdım tabii. Çok aşık olsam yapardım. Seymen’le Bahar’ın aşkı çok tutkulu bir aşk. Aralarındaki aşk değil tutku. Böyle bir tutku kötü, insanın hayatını berbat edebilir.

Sen böyle bir tutku yaşadın mı hiç?

Yaşadım. Yaşadım ve o günleri düşünerek oynuyorum rolümü. Ben de aşklarımı çok tutkulu yaşarım. Aşık olduğum zaman, gerçek dünyayla bağlantı kuramıyorum. Uçuyorum sanki ve ayaklarım yere basmıyor. Yere basmayınca da diğer tüm işlerim aksamaya başlıyor. Okulumu, işimi, her şeyimi unutuyorum. Sadece sevgilime yoğunlaşıyorum. Ben ressam olmak isterken, aşk yüzünden tiyatro okudum mesela.

Aşk uğruna oyunculuktan vazgeçer miydin?

Bilemiyorum, belki. Ama yok, yok oyunculuğu çok seviyorum. Galiba oyunculuğu bırakmazdım. Sonuçta bu da bir tutku benim için.

Oldukça çılgın bir kız olduğunu biliyorum; oradan buradan çalıp, sonra satıp, otostoplarla tatile gitmeler, bornozlarla konser dinlemeler falan. Bunları hala yapabiliyor musun?

Evet, öyle şeyler yapmıştık. Zamanında yaptığım şeylerin, şimdi farklı biçimlerini yaşıyorum. Şimdi bornozla konsere gitmem belki ama artık başka şeyler yaşıyorum. Bir kere yaptığımı niye bir kere daha yapayım ki? Zaten günlük hayatta yaşadığım her şey çılgınlık; mesela bakkala gider gibi Mısır’a gidiyorum, bu bir çılgınlık. Ben açıkçası artık daha dingin, normal ve sakin bir hayat yaşamak istiyorum. Dinlenmek, koşuşturmamak istiyorum. Bana sıra dışı gelen bu.

Şimdi özgürlüğünü nasıl yaşıyorsun?

Evde oturarak, resim yaparak. Kendimi geliştirmeye çalışıyorum. İngilizce derslerine başladım, spor yapıyorum ve bir de senaryo yazıyorum.

Ne senaryosu yazıyorsun?

Murathan Mungan’ın ‘Aynalı Pastanesi’ni senaryolaştırıyorum. Son iki senedir üzerinde çalıştığım bir proje. O kitap beni çok etkiledi, benim kutsal kitabım diyebilirim. Abartmıyorum, belki yirmi beş kere okumuşumdur. Oradaki Aliye karakterine bayılıyorum, onu oynamayı çok istiyorum. Bu hikayeye çok güveniyorum, uluslararası bir başarı olacağına çok eminim. Resmen son iki senedir kendimi buna adadım.

Murathan Mungan’ın bundan haberi var mı acaba?

Haberi yok ama ben her yerde bunu söylüyorum. Sonunda kızacak ve vermeyecek hikayeyi, zaten çok zor veren bir insan. Ama iyi bir projeyi ret etmez gibi geliyor bana. Eğer vermezse de, ‘Aynalı Pastane’yi yapamayışımın öyküsünü yazacağım.

Özcan Deniz konusunu açmıyorum ama ayrıldığın sevgilinden konuşsak.

Bundan da bahsetmesek. Sonra okuyacak, “Yine benden bahsetmiş” diyecek, bunu istemiyorum.

Peki sorumu geri çektim. Zaten anladığım kadarıyla aşka ayıracak vaktin pek olamıyor.

Ya hatırlatma. Gerçekten hiç vaktim yok. Böyle bir durumda kim benle beraber olmak ister ki? Sevgilim olsa onu göremem, birlikte vakit geçiremeyiz. Baktım da üç aydır eve uğramamışım. Eve bir geldim her yer pis, toz içinde. Temizleyemedim ve evden çıkmak zorunda kaldım. Dolapta yemek unutmuşum, onlar kokmuş. Bütün eşyaları bıraktım ve kaçtım. Bir de sevgilim olsa ne olacaktı?

Sevgilin olsaydı, evi temizlerdi belki?

Ah aaah! Bundan sonra öyle yapayım bari.

Bak Özcan Deniz temizlerdi belki ama söz verdim bu soruyu sormayacağım.

Ya evet, bu sorunun sorulmasından çok rahatsız oluyorum. Bir de, “Şöhret seni değiştirdi mi?” sorusunu hiç sevmiyorum.

Şöhret seni değiştirdi mi peki?

Yaaa! Buna verecek cevap bulamıyorum, çok zor. Ne bileyim değiştirdi mi acaba? Hayat bir yandan kolaylaştı ama bir yandan da zorlaştı. Parasal açıdan rahatladım. Beğendiğim bir kül tablasını, bir tabloyu alabilir duruma geldim. İki kere düşünmeme gerek yok. Ama bir yandan da her yere rahatça gidememeye başladım. Bir arkadaşımla bir yere gitsem hemen sevgilim diye yazıp çiziyorlar ve “Bir onla, bir bunla” diye konuşuyorlar. Sevgilim olsa içim yanmaz ama yok ki bir numara.

Fotoğraf çekimlerini yaparken “Bu çekimden sonra bir koca bulurum belki” diye espriler yaptığını duydum. Var mı öyle bir niyetin?

Evet, bu röportaja güveniyorum. Yok, şaka bir yana, bir ilişkinin yükünü kaldıracak durumda değilim. İlişkilerde mutluluk ve mutsuzluk bir arada. Devamlı inişler çıkışlar. Ayrıca devamlı da ilgilenmek zorundasınız. Aşk için emek harcayamazsanız da hiçbir şey yürümez. Ben de bu emeği harcamak istemiyorum. Yeniden yeni şeyler yapılandırmak istemiyorum. Zor geliyor, ağır geliyor, ıııy geliyor.

Bir erkeğin senin yanında barınabilmesi için ne gibi özelliklere sahip olması gerekiyor peki?

Zeki olsun, pratik zekalı yani. Anında çözüm üretsin. Aynı zamanda beni anlasın, bir şey anlattığımda boş boş bakmasın. Lafları da uzatmamayı bilsin. Onun dışında komik olsun ama komik olmak için çaba harcamasın. Doğal komik olsun. Ben ona zaten gülüyor olayım. Duruşu, gülüşü, kolunu atışı komik olsun. Diğerlerine benzemesin. Güçlü olmasını da isterim.

Sen kendine zeki, güçlü, anlayışlı bir Şaban arıyorsun, bulmak zor olacak sanırım

Zaten bu yüzden bu durumdayım. Ben hep böyle mi kalacağım acaba? Neyse, elbet çıkar birisi. Şu anda bir ilişkimin olmamasını eksik olarak hissetmiyorum.

Sevgili yoksa, seks de yok. Sekse önem vermez misin?

A aaaa, vermez olur muyum? Seks hayvansı bir dürtü, buna önem verilmez mi? Herkes sekse önem verir.

Tek gecelik ilişkilerin oluyor mu?

Buna cevap vermeyeceğim, sonra konuşuruz bunları.

Erkek bedenini estetik buluyor musun?

Kadın çok daha estetik. Zaten o yüzden kola şişeleri, parfüm şişeleri hep kadın bedeninin kıvrımlarına sahip oluyor. Resim yaparken de hep kadın vücudu çizmek geliyor içimden, erkek vücudu çizmek çekmiyor beni.

Senin oldukça büyük bir hayran kitlen var, bilmem farkında mısın? Telefon sapıkları gibi hadiselerin oluyor mu?

Oluyor tabi. O yüzden sürekli telefon değiştiriyorum. Bütün gün arıyor mesela, açıyorum kapatıyor. Tanıyorum herhalde, yoksa konuşurdu. Mesaj gönderiyor, cevap yazmaya çalışıyorum, gitmiyor. Korku filmi gibi. Adamla iletişim kuramıyorum, sadece o bana ulaşabiliyor.

Telefon sapığıyla iletişim kurup da ne yapacaksın ki?

Ne bileyim, konuşmak istiyorum sadece. Ne istiyor, ne yapmaya çalışıyor, merak ediyorum. Neyse telefonu değiştirdim yine, beni bir süre bulamaz.

Senin psikopatlaştığın anlar var mı?

Kıskançlık krizi geçirdiğimde psikopatlaşırım. Lafı uzatırım ve karşımdakini dinlemem. Erkek açıklamaya çalışır ben sürekli “Hayır ama sen böyle yaptın” diye koparım. Aslında bütün kadınlar ve erkekler böyle. ‘Asmalı Konak’taki Seymen de böyle psikopatça bir tutku yaşıyor.

Kategoriler
MagazinRöportaj
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular