Edith Wharthon ve İzmir

Çağdaş Amerikan Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen Edith Wharthon’u (1862-1937) Türk okuyucusu – ve sinema seyircisi – herhalde, daha çok Ages of Innocence (Masumiyet Çağı) ile...
Edith Wharthon ve İzmir

Çağdaş Amerikan Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen Edith Wharthon’u (1862-1937) Türk okuyucusu – ve sinema seyircisi – herhalde, daha çok Ages of Innocence (Masumiyet Çağı) ile hatırlamaktadır. Yayınlanmasını izleyen 1921 yılında Pulitzer ödülü kazanan ve Martin Scorsese tarafından – üçüncü kez – 1993’de sinemaya uyarlanan Daniel Day-Lewis, Michalle Pfeiffer ve Winona Ryder’li Masumiyet Çağı, ülkemizde de büyük ilgi görmüştü. Belki meraklı izleyiciler 1905’de yayınlanan The House of Mirth (Keyif Evi) adlı romandan aynı adla 2000 yılında uyarlanan filmi de hatırlayabilir. Her iki kitap da Türkçeye çevrildiği gibi, yazarınbunun dışında kalan öykü ve romanlarını da kitapçı raflarında bulabilirsiniz.

Henry James’ten etkilenen, yapıtlarında onun gibi biçimsel ve ahlaki kaygılara ağırlık veren Wharthon, özellikle eserlerine de yansıyan gözlem yeteneğiyle dikkati çekiyor. Edith Wharthon’un ABD’den Fransa’ya uzanan çalkantılı hayatı bu satırlara sığdırılamayacak kadar zengin. Biz burada yazımızın başlığından da anlaşılacağı gibi Wharthon’un İzmir ile ilgili gözlemlerinden söz edeceğiz. Ama önce yazarın İzmir gözlemlerini de içeren gezisinden ve bu geziyle ilgili el yazması metinlerden söz etmek gerekiyor.

Wharthon’un İzmir’i de içine alan ve dört ay sürecek Akdeniz gezisi, Kocası Edward Wharton, ve arkadaşı James Van Alen ile birlikte kiraladıkları Vanadis adlı yatla, 1888 Şubat’ında başlıyor. Önce, Kuzey Afrika (Cezayir ve Tunus) geziliyor, oradan Malta, İtalya sahilleri, Ege Adaları derken İzmir’e geliniyor. Daha sonra Athos, Atina İonya Adaları, Dalmaçya sahillerine devam eden yolculuk Ancona’da sona eriyor. Wharthon sağlığında, daha sonra da ziyaret ettiği yerlerle, 1904’te İtalya, 1908’de Fransa ve 1920’de Tunus’la ilgili yayınlar yapmış. Ancak 1888 yılı gezisinin notları uzun süre elyazması olarak kalmış. 1991’de Fransız araştırmacı Claudine Lesage, Wharthon’un son zamanlarını yaşadığı Fransa / Hyeres Halk Kütüphanesi’nde elyazmalarını buluyor ve düzenleyerek ertesi yıl sınırlı sayıda yapılan bir baskıyla (400 adet) ve The Cruise of the Vanadis adıyla yayınlıyor. Edebiyat çevrelerinin ilgisini çeken kitap daha sonra birkaç baskı daha yapıyor. Umarım Wharthon’un ilginç gözlemlerini içeren bu kitabı yakında Türkçeye çevrilir.

İzmir rıhtımına 10 Nisan 1888’de inen Wharthon gezisine, Frenk Caddesi’yle başlıyor: “İzmir’in en önemli caddesi olan Frenk Caddesi’ne doğru yola koyulduk. Rıhtıma paralel ve uygar gönüllerin arzulayabileceği her şeyi bulabileceğiniz Avrupalı dükkânlarla dolu olan Frenk Caddesi, Frenk Mahallesi boyunca uzanıyor. Cadde, uzun, dar, her iki ucunda kapıları olan ve Frenk Pasajı denilen geçitlerle rıhtım ve diğer paralel sokaklarla bağlantılı. Buraları, bir kargaşa sırasında kendilerini kapamak niyetiyle gerekli buldukları, Türkler’in eziyet ettiği Avrupalılar tarafından zamanında ev olarak inşa edilmiş. Bu geçitler, şimdi başlıca dükkân, restoran ve toptancı depolarını barındırıyor, ancak yüksek duvarların üzerinde, eski bahçelerin çiçekli çardakları da kendini gösteriyor”.

İzmir’e gelen seyyahlar, gözleriyle Doğu’nun egzotik dünyasını arar ve Türk Pazarı’nı gördüklerinde gizemin kaynağını bulduklarını düşünür. Hiç kuşkusuz Edith Wharthon da Doğu egzotizmini daha önce pek çok yazardan okumuş ve gezisinde onu aramıştı; ama İzmir, diğer yazarların aksine Wharthon’u tatmin etmemişti: “Frenk Caddesi, Tunus’a göre daha az doğulu olan, parlak, göz alıcı ve her fırsatta güzel resimler sunan Pazar’da sona erer. Dükkânlar, gerçekten çok küçük ve arka pencereleri Tunus’takiler gibi nişli değil ve dükkân sahipleri Avrupalı elbiseler giymiş. Buna rağmen ikram ettikleri limonata ve kahveden birini kabul etmek muhtemelen onlar için şaşırtıcı olacaktır. Şehirdeki hanlar, camiler, kafeler, meydanlar ve çeşmeler, Pazar’da heybeleri Halep ipekleriyle yüklü deve katarları, nazardan korumak için büyük mavi boncuk kolyeleriyle eşekler, açık alanlarda dikili çiçek açmış akasyalar, avluları ve minareleriyle camilerin varlığı bu hayal kırıklıklarını telafi ediyor.

Ayrıca pek çok göz alıcı insan var; siyah peçeleri yüzlerinde, sarı ayakkabı ve domino taşları gibi parlak çizgili giysiler içinde Türk kadınları; uzun, bol ipek elbiseleri ve örgülü saçlarının üzerinde altın işlemeli kepleriyle Yahudi kadınları, işlemeli elbiseleri, kuşaklarında mücevherli tabanca ve yatağanlarıyla yabancı konsoloslukların muhteşem kavasları, dökümlü elbiseleri ve beyaz türbanlarıyla yaşlı Türkler, parlak sarı ceketli limonata satıcıları, şatafatlı renklerde zenciler, çingeneler, Yunan papazlar. Tümü, benzerini bir yerde görmediğim farklı tiplerin karışım oluşturuyor.”

Wharthon’un farklı bakışını oluşturan en önemli etken satırlarında kendini açığa vuruyor. O, yolculuklarına İzmir veya İstanbul’dan başlayan pek çok seyyahın tersine önce başta Tunus olmak üzere Kuzey Afrika’yı gezmiş ve İzmir buralarla karşılaştırır. İzmir Doğu’lu olmaktan ziyade kozmopolittir: “Hiçbir şey, aslında, İzmir’in her köşesinde tanık olduğunuz, Doğu ve Avrupa medeniyetinin karışımını sunan manzara kadar ilginç olamaz. Deve kervanlarının önünü kestiği tramvayları, örtünerek saklanan Türk kadınlarının, vahşi bakışlı, kuşakları silahlı Türk ve Arnavutların, son moda elbiseler içinde Avrupalı ve Levantenlerin yan yana doldurduğu meydanları görmeye bir türlü alışamadım. Frenk Caddesi’nde Zola’nın son romanını, hazır elbise veya batterie de cuisine (mutfak eşyası) satın alınabilir. Hemen yakındaki pazarda, nargileler, Bağdat işi terlikler, lokum ve diğer Doğu ürünleri satılmaktadır.”

Vanadis yolcuları İzmir çevresini, özellikle methini duydukları Bornova ve Buca’yı da gezmek istemişler, ancak “asayiş” durumu buna izin vermemişti. Bay ve Bayan Emmett (Amerikan Konsolosu ve eşi) bize akşam yemeğine geldiler. Rıhtımdan çok uzak olmayan bir yerde oturmalarına rağmen, onlara bir kavas ordusu eşlik ediyordu. Arabaya binmenin veya yürünenin güvenli olmadığını düşündükleri için evlerinden tekne ile gelmişlerdi. Bize İzmir’deki durumla ilgili çok korkunç şeyler anlattılar. Anlattıklarına göre, bazı Avrupalıların yazlıklarını barındıran Bornova ve Buca köylerine arabayla gitmek güvenli değildi. Bir ay içinde İzmir sokaklarında yirmi bir cinayet işlenmişti. Birkaç zengin tüccar, eğer birkaç bin frank ödemeyi reddederlerse kendilerini ölümle tehdit eden “Yediler” adıyla imzalı mektuplar almıştı. Böyle bir mektup alan ve umursamayan ilk kişi, ertesi gün kendi kapısının önünde öldürüldü. Dolayısıyla diğer kurbanlar, şikâyet etmeden istenen haracı ödemeyi seçtiler. Bu durumun, geçmişte polis maaşlarını bazen cebine atan İzmir Valisi’nin bir sahtekârlığı olduğu söylendi. Haydutluğa ve cinayetlere göz yumarak ganimetten alacağı payla ödeme yapacaktı. Katillere gelince; Türkler, hepsinin Yunanlı olduğunu söylüyor. Ancak İzmir gibi kozmopolit bir yerde, bunu farkı milletlerden bir ayak takımın yapması daha mümkün görünüyor.”

Wharthon’un banliyölere yolculuğunu engelleyen asayişsizlik gerçekten de 1880’lerin sonlarına damgasını vuran olaylar zinciri olarak kayıtlara geçmiştir. İzmir basınının “Tezkereciler” olarak adlandırdığı çete, İzmir’in zenginlerine gönderdikleri kama resimi, “Yediler” adıyla mühürlü mektuplarla para talep ediyor ve alamadıkları takdirde tehdit ettikleri kişileri öldürüyorlardı. Hizmet gazetesine göre “dağdaki eşkıyadan daha tehlikeli” olan tezkereciler İzmir’de tam bir terör havası yaratmış, hava karardıktan sonra şehrin ıssızlaşmasına yol açmışlardı. “Yediler” yok edildikten sonra bile efsanesi uzun süre yüreklere korku salmaya devam etti, hatta 1890’larda taklitleri türedi.

İzmir çevresini gezemeyen Edith Wharthon’un gemisi Vanadis birkaç gün sonra Midilli’ye ve oradan da Dünya’nın kadınsız tek mekânına, Athos’a (Aynoroz) doğru yola çıktı.

Kategoriler
Tarih

Benzer Konular

  • Seyyahların Kaleminden İzmir

    Seyyahların Kaleminden İzmir; Lamartin

    İzmir’den Geçerken Alphonse de Lamartin İlk seyahatimde anlattım bunları. Bu tabloda değişik bir şey görmüyorum. Gene kat kat kayaları vahşi ve uçsuz bucaksız gökyüzünde beliren aynı dağlar, tepelerde alçalan...
  • Şarap, Zeytin ve Huzurun Adresi Şirince

    Şarap, Zeytin ve Huzurun Adresi Şirince

    İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı Şirince köyü, gerçekten şirin olmasına rağmen adını bu özelliğinden almıyor. Efsaneye göre köyün adı, kendini dağlara vuran 40 kişiden dolayı “Kırkınca”yken zaman içinde Kirkice, Kirkince,...