Ebeveyn stresinin çocuk üzerindeki etkisi

Aile içi iletişimin ve paylaşımın niteliği ne kadar doyurucu ise, çocukta özgüven o derece olumlu şekillenir. Bu durumda çocuk kendisini seven, güvenen, girişimci bir birey olma yolunda ilerler. Çocuk...
Ebeveyn stresinin çocuk üzerindeki etkisi

Aile içi iletişimin ve paylaşımın niteliği ne kadar doyurucu ise, çocukta özgüven o derece olumlu şekillenir. Bu durumda çocuk kendisini seven, güvenen, girişimci bir birey olma yolunda ilerler. Çocuk ve ergen psikiyatristi uzman doktor Neslem G. Doksat, bu yazısında anne ve babanın arasında yaşadıkları gerginliğin çocuk üzerindeki etkilerini anlatıyor.

Stresin tam anlamı “zorlanma” demektir. Hal değişikliğine yol açan her türlü dış ve iç etkilere zorlayıcı (stresör), bunun organizmada yarattığı halı ise, zorlanma (stres) olarak adlandırıyoruz.

Aile, çocuğun barınma, sağlık, eğitim, korunma kollanma ve duygusal ihtiyaçlarının karşılandığı en küçük sosyal oluşumdur. Ebeveynlerin bu ihtiyaçları kararlı ve tutarlı bir şekilde karşılamaları sayesinde, çocukta güven duygusu yerleşmeye başlar. Kız çocuk 4 ila 5 yaşından itibaren annesiyle, erkek çocuk ise babasıyla özdeşim-benimseme kurmaya başlar. Bu modelde kız çocuk, ileride annesi gibi iyi, başarılı ve güzel bir kadın olmanın, erkek çocuk ise. ileride babası gibi güçlü, başarılı, iyi bir erkek olmanın yollarını araştırır.

Aile içi iletişimin ve paylaşımın niteliği ne kadar doyurucu ise, çocukta özgüven o derece olumlu şekillenir. Bu durumda çocuk kendisini seven, güvenen, girişimci bir birey olma yolunda ilerler. Bu ortamın sağlanamadığı ailelerde, çocuklar ciddi şekilde ruhsal sorun yaşarlar. Aile içi hayatta, ebeveynlerde birden fazla nedene bağlı olarak stres yaşanabilir, işyeri stresi, hayat şartlarının yarattığı stres (sosyal, ekonomik, sağlık sebeplerine bağlı olabilir), evlilik ilişkisine bağlı stres bunların en önde gelenleridir. Stres durumunda bireyler evrimsel açıdan korkma, donakalma, kaçıp uzaklaşma veya kavga etme tepkilerini verirler. Tüm bunların doğal sonucu olarak da, özellikle uzun süreli strese maruz kalan bir aile kurumunda, anne baba arasında belirgin gerginlik yaşanır. Böyle bir durumda, evin içinde sözel bir tartışma yaşanmasa dahi, çocuklar sıkıntıyı hissederler. İlk 6-7 yaşta huzursuz bir aile ortamına maruz kalan çocuklarda genel olarak, karanlık ve yalnız kalma korkusu, yalnız yatamama, iştah sorunları gibi durumlar ortaya çıkar. Uyku terörü, kabus bozukluğu, diş gıcırdatma gibi klinik tablolar görülebilir.

Kazanılmış olan tuvalet terbiyesi kaybedilebilir. Kreş veya anaokulunda uyum sorunu yaşayabilirler.

7-8 yaşından itibaren, çocuklarda soyut düşünce gelişmeye başlar. Anne ve babaları arasında gerginlik yaşandığını idrak ederler. Bu durumda çocukların bir kısmı, olanları sorgulamaktan kaçınır, adeta yok sayar. İçine kapanır, en ufak şeylere dahi ağlar, okulda huzursuzluk, kolay sinirlenme, derslerde başarısızlık ortaya çıkar. Bazı çocuklar ise, duruma hemen tepki vererek anne ve/veya babalarına boşanıp boşanmayacaklarını sorarlar. Bu durumu içlerine kapanıp kimseyle paylaşmayarak yaşayan çocuklar olduğu gibi, en yakın arkadaşlarıyla ve öğretmeniyle paylaşarak destek ve ilgi arayan çocuklar da vardır. Her durumda, çok üzgündürler. Tik bozuklukları, iştahsızlık veya aşırı yemek yeme, akranlarıyla sosyal uyumda sorun, dikkat dağınıklığı ve akademik başarısızlıklar ortaya çıkabilir. Eğer evde süregelmekte olan stresörler hakkında yaşlarına uygun şekilde bilgilendirilmezlerse, özdeşim-benimseme yapmakta olduğu ebeveynlerine ve kutsal aile mekanına olan güvenleri yara alır.

Burada en önemli olan iki unsur, gerçekçi olarak ve anlayabilecekleri şekilde çocuklara açıklama yapılmasıdır. Yaşanmakta olan sorunun kabaca ne olduğu, ne şekilde çözülebileceğine dair dürüstçe yapılacak bir bilgilendirme, onların kendilerini daha rahat hissetmelerine yol açar. Çocuklarda ortaya çıkan ruhsal belirtilere zamanında müdahale edilmemesi ve yukarıda bahsedilen klinik belirtilerin uzun süreli devam etmesi durumunda, çocukluk dönemi depresyonları ortaya çıkabilir. Çocukluk dönemi depresyonu, ciddi bir ruhsal hastalıktır. Tedavi edilmesi, ciddi bir emek ve zaman alır. Şayet tedavi edilmezse, çocuklarda mutsuzluk, özgüven sorunu, sosyal ve akademik başarısızlıkla sonuçlanır. Bu da genel işlevsellikte kayba yol açar.

Sonuç olarak, aile içinde şiddetli ve uzun süreli stres yaşanması durumunda, öncelikle bu durumun çözülmesi için çareler aranmalıdır. Anne ve baba kendi çabalarıyla bu işin içinden çıkamazlarsa, yetişkin psikiyatrlarından alınacak profesyonel destekten çok fayda görürler. Ek olarak, yaşanmakta olan süreç hakkında çocukların kaygılarının dinlenmesi ve bu konuda açıklayıcı bilgi verilmesi gereklidir. Bu açıklamaların dürüstçe yapılan, kısa ve net açıklamalar olması çocukların kafasındaki soru işaretlerini silecektir. Anne ve babalarıyla genel olarak kaliteli bir paylaşım içinde olan çocuklar, aile kurumuna olan güvenlerini kaybetmeyeceklerinden dolayı, yapılacak mantıklı ve dürüstçe açıklamalara hızla adaptasyon gösterirler. Bu hususta sorun yaşandığı takdirde, çocuk psikiyatrlarından profesyonel destek alınması çok önemlidir.

Özetle, yaşanan stres her ne olursa olsun, çocuklarla olan kaliteli iletişimimizi korumaya daima özen göstermeliyiz.

Kategoriler
Anne-Çocuk

Benzer Konular