Düzyazı Dili VI

Berceo VI Berceo’nun güçlü sadeliği –ki bu, ikinci dereceden, Hıristiyan Avrupa tarafından üretilmiş bir sadeliktir- alaysı belirsizlikle uzlaştırılamaz bir durumdadır, ve Berceo ile İspanyol Ortaçağı’nın taçlanmış Hita Başpapazı Juan...

Berceo

VI

Berceo’nun güçlü sadeliği –ki bu, ikinci dereceden, Hıristiyan Avrupa tarafından üretilmiş bir sadeliktir- alaysı belirsizlikle uzlaştırılamaz bir durumdadır, ve Berceo ile İspanyol Ortaçağı’nın taçlanmış Hita Başpapazı Juan Ruiz arasında derin bir yarık vardır. Övgüye değer Başpapaz, Berceo’nun Meryem Ana’nın Tansıkları’nda yirminci olan, esrik keşişinki gibi bir öyküyü bin tane muzip imayla süslemiş olacaktı. Keşiş, biraz gittiğinde “artık ayakta duramaz”, Şeytan, O’na, toprağı eşeleyen ve O’nu boynuzuyla tehdit eden kızgın bir boğa biçiminde görünür. Tam da bu noktada Bakire (Meryem Ana-ç.n.) adanmış hayranına acır, “mantosunun eteğini” sallayarak, kendini, O’nunla, “şeytanlaşmış şey”in arasına koyar. Şeytan, yenilgiye gelemez ve kocaman açılmış ve kudurmuş gözlü bir köpek biçiminde yeniden görünür. Meryem Ana görünür görünmez, hayvan, güvenli bir yere kaçar. Düşman, bir aslan kılığına girip saldırdığında, keşiş henüz, kilisesinden son adımını atmaktadır. Meryem bir kez daha görünür ve canavara sopayla vurup, onu, öfke içinde, neredeyse hiddetli bir ses tonuyla azarlar: Don falso alevoso… Don falso traidor… “Bay Sahtekar Kalleş… Bay Sahtekar Hain…” Bakire, sadık hayranını bu tehlikeden de kurtarır, ve ek olarak, O’nu kucağına alır ve yatağa yatırır.

Jorge Guillén

Jorge Guillén

Battaniye ile ve örtü ile sardı O’nu,
Ve sonra O’nun başının altına yastık koydu.

Cubriolo con la manta e con el sobrelecho,
Pusol so la cabeza el cabezal derecho.

Öykü, tövbekar keşişin doğru yolu bulmasıyla son bulur. En ufak bir düşüncesizlik, en ufak bir tereddüt, en ufak bir kaçamak, doğru okunduğunda, Bakire’nin ve şair-inanırın yüceliği altında tüm uyuşmazlıkların –Şeytan, boğa, aslan, esrik, kötü, acıma, tövbe- üstesinden gelen bu öykünün şiirsel değerini yokedecekti.

Masum bir şekilde eski bir biçem üstüne çağdaş şakalar yapmak çok kolaydır, ve kuşkucu, daha doğrusu “ussalcı” bir karikatür, La Pucelle’i okuduklarında Arclı Joan’ın kendinden, Voltaire’e şükürler olsun, daha zeki olan birçok okur tarafından her zaman kabul görecektir:

Doğmadım ben ululamak için azizleri:
Zayıftır sesim benim ve biraz da küfürsü.

Je ne suis né pour célébrer les saints:
Ma voix est faible, et meme un peu profane.

Berceo’nun sezgisinde ve duygusunda yansıdığı şekliyle sıradan gerçeklik, şiirseldir; varlığının kutsal nedenini, yaratıcı edimin ‘je ne sais quoi’sını kaybettiğinde bayağılaşır. Şiirsel “inayet”i, gülünç bir nükteye, gülünç bir taklide dönüştürmek için, sadece küçük bir miktar kötü niyet gerekir. Berceo’yu yayına hazırlayan değerli Don Tomas Antonio Sanchez, saygıyla hatta şefkatle, küçük bir şiir, don Gonzalo de Berceo’ya Övgü’yü, bir onüçüncü yüzyıl yapıtı olarak, uzmanları aldatma düşüncesinde pek fazla olmaksızın tamamladığı zekice bir pastiche kaleme aldı. Bu şiirde, bize, Berceo’nun, O’na, keşişlerinin

Tavuk suyundan bile daha fazla yararlı,

Mucho mas provechosa que caldo de gallina,

Sağlam bir öğreti öğrettikleri San Millan Manastırı’nda Latince öğrendiği anlatılıyor. Bu tavuk suyu, hemen sahte niteliğini açığa vurur. Bu, sözcük eski olsa bile, bütünüyle çağdaş bir tavuk suyudur, kuşkusuz, Don Tomas Antonio Sanchez ve bugünün okurları tarafından da içlmiş bir tavuk suyu. Tavuk suyunun gerçek oluşunun bir önemi yoktur; önemli olan, onu imleyen sözcüklerdir. Onsekizinci yüzyılın yayıncısı, bunların bayağı olduğunun farkına varmıştır. Bunu, bir çıkmada (‘note’) kendisi de demektedir: “Şu an aşırı ölçüde aşağı görülen, bunun gibi böyle karşılaştırmalar, Don Gonzalo’nun zamanında çok yaygındı, ve hatta sonrasında.” Bizim değerli bilginimiz, bu fırsatta, tarihsel bilgisini yazınsal zeka ile bütünlemiş olsaydı, bu “aşırı ölçüde aşağı karşılaştırmalar”ı bayağı olarak görmeyecekti çünkü bunlar, onsekizinci yüzyıldakinden daha az ince bir tat tarafından hoşgörülüyordu. Bir karşılaştırmanın öğeleri, onları sezgisel olarak hisseden ve dönüştüren bir şair için şiirseldir. Berceo’suz, dünyanın en iyi ekmeği, şiirsellikten tat alamayacaktı; ve bu tavuk suyu ya şiirsel bir görüntünün parçası olabilir ya da sadece gülünç bir taklit görevi görebilirdi. Bunlardan ikincisi, Don Tomas Antonio Sanchez’in onu ne için kullandığıdır. Ve bir manastırda, sözkonusu sağlam genç tarafından öğrenilen sağlam öğreti, şiirsel olarak bayağı, garip, ve çirkin olan her tavuk suyundan daha yararlıydı.

Ne şair Berceo ne de inanır Berceo, güzellik ve çirkinlik arasındaki iletişimi inkar ettiğinden, şiirsellik, güzellik olarak tanımlanmamıştır, ne de düzyazısallığı dolayısıyla güzel-dışı olanı reddeder: bu, Garcilaso gibi insalcılcı şairlerce konulan sonraki bir ölçüttür. “Düzyazısal”ın olumsuz çağrışımları soyulmadıkça, ve “düzyazı”, kavramın asal birliğine karşılık gelen ifadenin asal birliğini kapsayacak bir hale getirilmedikçe, Berceo’nun dilini düzyazısal olarak adlandırmak, artsüremlicidir (‘anachronistic’). Bu durumda, sürekli ve böylece düz bir dil boyunca, sezgisel olarak sürekli, bütün gerçekliği algılarız: Herhangibiri’ne yöneltilen Herhangibiri’nin dili, La Rioja’nın köylerinde, aynı zamanda jongleur olan rahibin şiir okumasını dinlemek için duran o dinleyicilere konuşmak. Dindar rahip, bir inanır olarak görevini yerine getirir. Jongleur, yapıtını kusur bulunamaz bir tutarlıkla tamamlar. Bu Kastilya şiirselliği şafağında, dil, en sade düzeyde, avama ortak, ve şiirsel özüne sadık tutulur. Doğru isimle çağrılması gerekirse, aydınlanmış bir öz. Şeylere doğrudan doğruya değinme, egemendir; süsleme ve dönüştürme gerekmeden; çünkü bu şekilde hissedilen gerçeklik, kendinde hayret vericidir.

Dağıldılar sismişler gibi, hepsi tek vücut,

Derramaronse todos como una neblina,

diyor Berceo bir şeytan sürüsü için. Kaçış, kendinde yeterince hayalidir; niteleyici “sislermiş gibi” enderdir.

Sözcükler ki azdırlar ve fakat özlüdürler.

Las palabras son pocas, mas de seso cargadas.

Seso, “beyin,” burada açık bir şekilde “anlam” anlamındadır; beyinle, anlamla, pekin (‘exact’) biçimle doludur. Bunun gibi, böyle bir biçem, inişlere ve çıkışlara sahip olmaktan geri duramaz, ve onun en az uygun sezgi ve ifade “inişleri”nde, her yazarda olabileceği gibi, görece “düzyazısallık” ortaya çıkabilir. Örneğin:

Bir kadındır ki yerlisidir Palencia’nın.

Una mugier que era natural de Palençia.

Fakat bu dize, ayrı tutulmamalıdır. Açıkçası, diğer tüm şiirselliklerde, kabul olunmazdır. Palencialı bu kadının, tansığının havasıyla çevrildiği bu bağlamda bırakmalıyız. Bir diğer örnek:

Birisinin fırçası duruyordu önünde
Sinek öldürücü derler ona laik dilde.

Colgava delant ella un buen aventadero
En el seglar lenguage dizenli moscadero.

Aventadero (fırça), moscadero (sinek öldürücü), Solalinde’nin baskısındaki çıkmalarda işaret ettiği gibi, “ruhbanın dili olan Latince’ye karşıt olarak” laik bir dilin sözcükleridir. Berceo’nun şiirleri –doğal olarak- roman paladino’da yazılmıştır, “düz Romans”, “düz Romans ağzı,” en romanz que la pueda saber toda la gent, “herkesin anlayabileceği Romans dilinde.” Burada yapılan ayrım, gizli ve şiirsel olan bir dille rağbet edilen ve düzyazısal bir diğeri arasında değil, yazılı bir dil olan Latince ile komşular arasında iletişim aracı olarak sözlü bir biçimde kullanılan bir diğeri, Romans ağzı, İspanyolca arasındadır: hızla büyüyen, rağbet edilme niteliği azımsanmaması gereken Romans ağzı. Maria Rosa Lida de Malkiel, Berceo’yu “Kastilya dilinin bildiği en bereketli Latinleştirici” olarak adlandırır. Fakat “bizi bir Latinleştirici olarak etkilemez” çünkü “sözdizimini Latinleştirmez,” sadece “bol bol” sözcük dağarcığını Latinleştirir. Ama “düz Romans dili”nde yazmak, bayağı yazmak anlamına gelmez. Bu laik dil veya avam dili, yaşayan dildir, yani düzyazısal-şiirsel dil, şiirin dili. Bununla Berceo, gökten ayrıştırılamaz bir dünyayı kucaklar. Bu Hıristiyan kardeşliği, evrensel birlikte varoluş görüntüsü, kutsanmış şiirleştiricimiz için, çağdaş poete maudit’nin son anda gözüne ilişmekte olan kucaklamaya dönüşür: Moi! moi qui me suis dit mage ou ange… je suis rendu au sol, diye bağırıyor Rimbaud, son Adieu’sünde. “Ben, ben ki kendini bir büyücü ya da melek olarak çağıran… geri döndüm dünyaya.” Önünde la réalite rugueuse a étreindre, “pürüzlü gerçeklik”i bulur “kucaklamaya.” Pürüzlü gerçeklik, tam da düzyazısal olmayan “düzyazısal” dil: Bu, Berceo’nun şiirselliğidir.


Guillén, Jorge (1961). Language and Poetry: Some Poets of Spain (pp.20-4). Cambridge, Massachusets: Harvard University Press.

i la Pucelle: Fr. bakire. Burada Arclı Joan kastediliyor. –ç.n.
ii le je ne sais quoi: Fr. tanımlanamaz olan (şey). –ç.n.
iii pastiche: Fr. çeşitli eserleri taklit edip hicvederek yapılan müzik parçası veya resim. –ç.n.
iv jongleur: Fr. 1. Ortaçağ’da saz şairi, aşık. 2. hokkabaz. –ç.n.
v roman paladino: İsp. Açık (anlaşılır) dil. –ç.n.
vi Romans: İspanyolca-Latince karışımı halk dili. –ç.n.
vii en romanz que la pueda saber toda la gent: Türkçe karşılığı, cümlenin geriye kalan kısmında veriliyor. –ç.n.
viii poete maudit: Fr. kargışlı (lanetli) şair. –ç.n.
ix Çevirisi, bir sonraki cümlede veriliyor. –ç.n.

Jorge GUILLÉN (Çeviren: Ulaş Başar GEZGİN)

Kategoriler
EdebiyatKültür&Sanat
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Jorge GUILLÉN

    Jorge GUILLÉN: Düzyazı Dili V

    Berceo V Bu genel insansallaştırma -ya da, diğer bir deyişle, bu genel kutsallaştırma- şeylerin, üstünlükleri ve eksiklikleriyle ilişkili olarak sıradizinsel (‘hierarchical’) bir sıralamasını dışarıda bırakmaktan çok, içerir. Şifa bulmayı...
  • Jorge Guillén

    Düzyazı Dili

    I Berceo İspanyol şiiri tarihinde, ismen bilinen ilk şair olan Gonzalo de Berceo, düzyazısallığına rağmen, genellikle, mükemmel bir şair olarak değerlendirilir. Aslında, şiir ve düzyazı, burada, ayrıştırılamaz kavramlardır. Vezinli...