Duygu ve Bellek

İnsanlar farklı duygular yaşarken hatırlamaları farklı olabilir ya da hatırlamaları esnasındaki duyguları olumlu ya da olumsuz olabilir. Bu gözden geçirme yazısında yaş, mood (duygu durum), bazı patolojik durumlar göz...
Duygu ve Bellek

İnsanlar farklı duygular yaşarken hatırlamaları farklı olabilir ya da hatırlamaları esnasındaki duyguları olumlu ya da olumsuz olabilir.

Bu gözden geçirme yazısında yaş, mood (duygu durum), bazı patolojik durumlar göz önüne alınarak, duygu ve bellek arasındaki ilişki incelenmiştir.

Olumlu bir olay ele alındığında, çocuklar ne olduğunu betimlerken ayrıntılara odaklanırlar, halbuki olumsuz olayları anlatırken muhtemelen çocuklar ne hissettikleri ve olay sırasında ne düşündükleri hakkında konuşurlar. İlginç bir biçimde, çocukların olumsuz yaşantılarla ilgili anlatıları, olumlu yaşantılarla ilgili anlatılarından daha tutarlı ve daha örgütlü olmaktadır. Bu durum, olayın anlamı ve nasıl olduğunu anlamak için çocukların çok çaba gösterdiklerine işaret etmektedir. Hatta okul öncesi çocukların travmatik olaylarla ilgili hatırlamaları dikkat çekecek biçimde iyidir. Andrew kasırgasını (1992’de Florida’da yaşanan yıkıcı bir kasırga) yaşayan 3-4 yaşlarındaki çocuklar, yaşantılarını çok ayrıntılı bir şeklide hatırlayabilmişlerdir. Şimdi 9-10 yaşlarında olan bu çocuklardan 6 yıl sonra olayı tekrar hatırlamaları istendiğinde hala olayı ayrıntılı bir biçimde hatırladıkları görülmüştür (emory.edu). Belki de olumsuz olay, çarpıcılığı nedeniyle bellekte daha derin işlenmekte ve çocuk tarafından daha sık hatırlanmaktadır. Bu nedenle de çocuklar, olumsuz olayları daha ayrıntılı, daha tutarlı ve daha örgütlü bir biçimde ve daha uzun süre (yıllar sonra bile hatırlayabilmekteler) hatırlayabiliyor olabilirler.

Çocukluktaki duygu düzenlemesine yetişkinlikteki ve ileri yaşlardaki duygu düzenlemesinden daha çok dikkat çekilmiştir. Yaşla birlikte insanların yaşamdan duygusal anlam çıkarmak için motivasyonları artar ancak, ufuklarını genişletmek için motivasyonları azalır. Bu değişiklikler, sosyal ve çevresel seçimlerde, baş etmede, olumlu ve olumsuz bilgileri işlemede yaş farklarına rehberlik eder.

Yapılan iyilik hali ve yaşam doyumu çalışmalarında yaşlı insanların en az genç insanlar kadar doyumlu olduğu bulunmuştur. Yaşla birlikte yaşlı insanlar mali durum ve sosyal olaylara daha az üzüldüklerini, daha az öfkelendiklerini ve doğal felaketlerden sonra daha düşük düzeyde duygusal sıkıntı yaşadıklarını belirtmişlerdir.

Değişik grupları temsil eden yaşlı insanlar (Afrikalı ve Avrupalı Amerikalılar, Çinli Amerikalılar gibi), benzerleri olan daha genç insanlara göre olumsuz duygularını daha iyi kontrol ettiklerini bildirmişlerdir. Aşağı yukarı 60 yaşa kadar günlük yaşamdaki duygusal deneyimlerde olumsuz duyguların gittikçe azalmakta olduğu ama olumlu duyguların sıklık ve yoğunluğunun yaşla ilişkili olmadığı bulunmuştur. Yapılan bir çalışmada orta yetişkinlikten erken yaşlılığa kadar olumlu duyguların çoğaldığı bulunmuştur.

Duygusal hedefler öncelikliyken, duygusal materyale dikkat edilir, bilgi daha derin işlenir ve duygusal olmayan materyalden daha iyi hatırlanır.

Tesadüfü bir bellek paradigması kullanılarak, yaşları 20 ile 83 arasında olan insanlar popüler bir romandan bir bölüm okumuşlar daha sonra bu bölümden hatırladıkları sorulmuştur. Duygusal bilginin hatırlanma oranı, nötr bilgiye karşıt olarak, daha yaşlı gruplarda artmıştır. Müzik belleği incelendiğinde daha yaşlı yetişkinler, kendi gençliklerinden olan şarkıları daha duygusal olarak değerlendirmişler ve daha genç yetişkinlerden daha iyi hatırlamışlardır. Daha yaşlı insanlar duygusal sloganlı olan reklamları bilgi içerikli sloganlardan daha iyi hatırlarlar. Ayrıca yaşlı insanlar duygusal çerçeveli reklamları genç yetişkinlerden daha çok tercih ederler. Bunun sebebi bilişsel kontrolün azalması ve/veya ketlenmenin kalkması olabilir. Duygusal ketlenmenin kalkması, bilginin diğer tiplerinin geriye getirilmesiyle engellenebilir. Duygusal anıların açığa çıkması, öncelikliğinin yüksek olmasından değil, ketlenemiyor olmasından kaynaklanmaktadır. Olumlu anılar duygu durumuyla ilgili olabilir. Daha yaşlı insanların olumlu bilgileri daha kolay hatırlıyor olmalarının sebebi, duygu durumlarının daha iyi olmasından kaynaklanıyor olabilir. İleri yaşlarda, geçmişteki üzücü deneyimlerin yoğunluğuyla daha az ilişki kurma eğilimi vardır. Daha yaşlı yetişkinlerden ergenlik dönemlerinden ya da genç yetişkinlik dönemlerinden en önemli deneyimi anlatmaları istendiğinde, olumlu bir bölümden bahsederler. Uzunlamasına yapılan bir çalışmada insanlardan çocukluklarıyla ilgili bir anı anlatmaları istendiğinde, yaşın ilerlemesiyle beraber olumlu anıların anlatılmaya başlandığı bulunmuştur (Carstensen, Fung ve Charles, 2003).

Geçmişteki deneyimler hakkında konuşma, her yaştaki bireyler için iyilik halini (well-being) kolaylaştırma potansiyeli taşır ama daha yaşlı yetişkinler için özellikle önemli olabilir. Daha yaşlı bireylerin geçmiş olayları hatırlamaları, gençlerin hatırlamalarından daha olasıdır. Daha yaşlı yetişkinler, gençlerin tersine öykü anlatmada seçici olarak olumlu duygulara odaklanmaktadırlar. Yaşlı yetişkinler ayrıca hatırlama görevlerinde olumlu duygulara karşı yanlılıklar göstermektedirler, destekleyici bilgi seçmede daha güçlü bir bellek yanlılığı göstermektedirler ve geçmişteki olumsuz deneyimleri yeniden yaşamamak için daha az sıklıkla hatırladıklarını bildirmektedirler. Yaşlı yetişkinlerin resmi, seçici olarak duygusal olarak olumlu materyalin hatırlanması için veri sağlar. Uzun süreli bellek çalışmaları zaman geçtikçe, geçmiş için olan bellekteki olumlu olan şeylerin gittikçe arttığı, olumsuzların ise gittikçe azaldığına işaret etmektedirler. Daha genç yetişkinlerle karşılaştırıldığında, daha yaşlı yetişkinlerdeki çarpıtma miktarı daha büyüktür. Örneğin, bir seçimden çekilen bir siyasal adaya verilen duygusal yanıtlarla ilgili bir çalışmada, daha yaşlı yetişkinler, daha genç yetişkinlerle karşılaştırıldıklarında,olayın olduğu zamandaki bildirimlerinden daha az üzücü ve daha çok mutlu hatırlamaları olmuştur. Benzer olarak, daha yaşlı anneler, son günlerde yaşadıkları çatışmaları, kendi orta yaşlı kızlarından daha az olumsuz olarak hatırlamaktadırlar. Bu sonuçlar, son zamanlarda meydana gelen aynı olayların yaşlı ve genç yetişkinler tarafından farklı olarak hatırlandıklarına işaret etmektedir. Sonuç olarak, yaşlı insanların daha genç insanlarla karşılaştırıldığında, kendileri hakkında konuşurken daha çok olumlu ve daha az olumsuz deneyim hatırlamaları muhtemeldir, bu nedenle daha çok olumlu duygu daha az olumsuz duygu yaşamaktadırlar.

Gözden geçirilen bu bulgular, daha yaşlı yetişkinlerin , daha genç yetişkinlere göre sosyal deneyimlerini hatırlamalarının duygusal olarak daha fazla olumlu, daha az olumsuz olduğuna işaret etmektedir.

Yaşları 18 ile 91 arasında olan 129 katılımcıyla yapılan bir çalışmada, geçmiş deneyimlerle ilgili anları karşılıklı olarak anlatma esnasında ve diğer sosyal aktiviteler esnasındaki duygusal yaşantılardaki yaş farkları incelenmiştir. Katılımcılar, geçmişteki bir olayı anlatıyor olup olmadıklarını ve başka bir insandan dinliyor olur olmadıklarını bildirmişlerdir. Ek olarak, o andaki duygusal yaşantılarını da bildirmişlerdir. Örnekleme durumu, bireylerin anlatma ve dinleme ya da anlatmama ve dinlememe bildirimlerinin her ikisini birden içermiştir. Sonuç olarak, karşılıklı olarak geçmiş anıları anlatma durumu, katılımcıların geçmişle ilgili hikayeleri sosyal partnerleriyle karşılıklı olarak değiştirdikleri durum olarak tanımlanmıştır-bu nedenle karşılıklı olarak geçmiş anıları anlatma- ve diğer sosyal aktiviteler, geçmişle ilgili başkalarından dinleme ya da onlara anlatmayı kapsamayan herhangi bir sosyal etkileşim olarak tanımlanmıştır. Sonuç olarak, karşılıklı olarak geçmiş anıları anlatma boyunca olumlu duygular artmış ancak, diğer bütün sosyal durumlar esnasında böyle bir durum olmamıştır. Bu sonuç kadınlar ve erkekler için genellenebilirdir. İnsanların yaşları ilerledikçe, karşılıklı olarak birbirleriyle anılarını paylaşma esnasında yaşadıkları olumlu duygularda artma olmaktadır (Pasupathi ve Carstensen, 2003).

Çeşitli görüşlere sahip olan teorisyenler, depresif bireylerin duygu durumlarıyla uygun bellek yanlılıkları gösterdiklerini ve depresif duygu durumuyla tutarlı materyal için seçici bellekleri olduğunu ileri sürmüşlerdir. Klinik olarak pek çok çalışma, depresif bireylerin duygusal değerli sözel materyali hatırlamada olumsuz olarak yanlı olduğunu göstermiştir. Tipik bir çalışmada katılımcılara, duygu durumu ya da kişilik ile ilgili tanımlayıcı sözcükler gösterilmiştir (olumlu ve olumsuz özellik sıfatları) ve kendilerini ifade eden kelimeleri tamamlamaları yönergesi verilmiştir. Klinik olarak depresif olan yetişkinler, olumsuz sıfatları olumlu sıfatlardan daha çok hatırlamışlardır. Depresif bireylerdeki bellek yanlılıkları çalışmaları, şimdiye kadar sözel bilgiyle sınırlı olmuştur. Görsel olarak temsil edilen bilgiler ya da kişiler arası bilgilerle ilgili çalışmalar yapılmamıştır. Yüz ifadeleri bu amaç için oldukça uygundur. Çünkü yüz ifadeleri her yerde vardır ve biyolojik olarak anlamlıdır. Ayrıca, kişiler arası çevreyle ilgilidir ve güçlü bir sosyal uyarıcıdır.

Depresyon ve anksiyete ölçümleri arasında önemli derecede çakışma mevcuttur. Korelasyonları 0.61’dir. depresyonla çeşitli anksiyete bozukluklarının komorbidite oranı yaklaşık olarak %58’dir. Depresyonda, olumsuz bilgi için bellek yanlılıkları gerçek kabul edilir, ancak bu anksiyete için geçerli değildir. Depresyon ve anksiyetede duyuşsal bilginin işlenmesinde farklılıklar vardır: Özümlenmiş süreçlerin, kodlama ve geri getirme süreçlerinin depresyonda karışmış olduğu kabul edilir; birleştirme süreçleri, yorumlama ve dikkat süreçlerinin de anksiyetede karışmış olduğu kabul edilir. Duygusal ifadeler için bellekteki olumsuz yanlılıkların, depresyon için spesifik olduğu, ancak anksiyete için spesifik olmadığı kabul edilmektedir.

Yapılan bir deneyde katılımcılar ilk önce kişilerin nötr, mutlu, öfkeli ve üzgün ifadeleri gösterilmiş ve bu kişiler hakkında bilgi vermeye istekli (evet) ya da isteksiz (hayır) olup olmadıkları sorulmuştur. Daha sonra, aynı bireylerin (eski) eski imgeleri, farklı duygusal ifadelerle karıştırılarak (yeni) gösterilmiştir ve her bir imgenin eski mi yeni mi olduğu sorulmuştur. Bağımlı ölçümler tanımayla ilgili karar vermenin gecikmesi ve doğru tanımaların yanlışa göre yüzdesidir. Araştırmanın hipotezleri; a) Depresif bireylerin olumsuz olmayan ifadelere göre, olumlu ifadelere yönelik bir yanlılıkları vardır, kontrol grubunun ise böyle bir yanlılığı yoktur. Özgül olarak, depresif bireylerin olumsuz olmayan ifadelerin tersine olumsuz olan ifadeleri tanıyacaklarını ancak, kontrollerin böyle bir yanlılık göstermeyecekleri tahmin edilmiştir (olumsuzluk hipotezi) b) Kaygılı bireyler kontrollerle benzer olacaklar ve onların belleğinde depresif bireylerin yüz ifadeleri olmayacaktır (bozukluğa özgü hipotez).

Çalışmaya 16 tanesi kadın olan 23 tane depresif ve anksiyete bozuklukları komorbiditesi olan birey (komorbidite koşulu), 14 tanesi kadın olan 20 tane anksiyete bozukluğu olan birey (anksiyete koşulu) ve 16 tanesi kadın olan 23 tane de anksiyete ve depresyon ölçümleri normal sınırlarda olan birey alınmıştır (kontrol koşulu).

Sonuçta, komorbidite grubunun olumsuz olmayan yüz ifadeleriyle karşılaştırıldığında olumsuz olan ifadeleri tanımalarının arttığı bulunmuştur. Depresyon, mutlu yüz ifadelerinin tanınmasını azaltmış ve öfkeli yüz ifadelerinin tanınmasını arttırmıştır. Anksiyete grubunda ve kontrol grubunda ise böyle bir artma olmamıştır. Kaygılı bireyler, kontrol grubuyla benzer biçimde en iyi bellek performansına sahiptirler. Kaygılı bireyler olumlu (kontrol grubu gibi) ya da olumsuz (komorbidite grubu gibi) bir paterne sahip değildirler. Bu sonuçlar anksiyetenin direkt olarak olumsuz yüz ifadeleri için bellek yanlılığıyla birleştirilmediğini göstermektedir. Ayrıca erkeklerin anlamlı olarak öfkeli ve üzgün ifadeleri için daha iyi bellek performansları gösterdikleri bulunmuştur. Halbuki kadınlarda böyle bir farklılık yoktur (Schechtman, Weiss, Jeczemien, 2002). Anksiyete bozukluğu olan hastalarla depresyonlu hastalar arasındaki bu fark, her iki tipteki bozukluğun bilişsel süreçlere olan farklı etkilerinden kaynaklanıyor olmalıdır.

Yapılan başka bir çalışmada, duygusal ifadelerin aşina olunan yüzleri tanımayı etkileyebildiği gösterilmiştir. Yapılan bir çalışmada, ünlü insanların mutlu ifadelerle, nötr ifadelere göre daha hızlı tanındıkları, halbuki kişisel olarak tanınan, aşina olunan yüzlerin nötr ifadeleri olduklarında mutlu ya da öfkeli ifadeleri olduklarından daha hızlı tanındıkları bulunmuştur. Bu çalışmanın sonucunda yazarlar, ünlü insanların medyada daha çok mutlu ifadelerle görüldüğünü, halbuki kişisel olarak aşina oluna insanların daha çok nötr olan ifadelerinin görüldüğü sebebiyle böyle bir sonuç çıktığını tartışmışlardır. Başka bir çalışmada da bilinmeyen yüzlerin, gülümseyerek olan ifadelerinin nötr olan ifadelerinden daha iyi tanındığına dikkat çekmişlerdir. Yapılan başka bir çalışmada, yalnızca aşina olunan yüzlerin değil, aynı zamanda aşina olunmayan yüzlerin de gülümseyen bir ifadesi olduğunda, nötr ifadesi olan aynı yüzlerden, daha çok aşina olunanlar kadar iyi değerlendirildiği bildirilmiştir. Bu çalışmalardan farklı olarak öfkeli yüz ifadelerinin mutlu ve nötr olan ifadelerden daha hızlı ortaya çıkarıldığını bildiren çalışmalar da vardır.

Yapılan bir çalışmada, yüzler tarafından sağlanan iki çeşit bilgi için, duygusal ifadelerin bellek üzerindeki etkisi ile ilgilenilmiştir. Birincisi, duygusal ifadelerin, kişinin kimliğini tanımaya imkan sağlayan bilgi için belleği etkileyip etkileyemeyeceğini araştırmak istenmiştir. İkincisi, yüz ifadeleri için belleğin, sergilenen ifade tiplerine uygun olarak değişip değişemeyeceği incelenmiştir.

Çalışmaya 22 erkek, 42 kadın olmak üzere toplam 64 katılımcı alınmıştır. Katılımcıların yaşları 18-27 arasında olup yaş ortalamaları 22 dir. Bunların 32 si (11 erkek 21 kadın) iki öğrenme durumunun her biri için (tesadüfi öğrenme ve niyetli öğrenme koşulları) randomize olarak ayrılmıştır. Çalışmada 43 bireyin üç ayrı ifadesini içeren (nötr, mutlu ve öfkeli) 129 tane siyah-beyaz resim gösterilmiştir. Katılımcılar bireysel olarak test edilmişlerdir. Her bir yüz, katılımcılara bilgisayar ekranında 5 saniye gösterilmiştir. Tesadüfi öğrenme koşulundaki katılımcılara, fotoğrafta gösterilen her bir bireyin yaşı sözlü olarak verilmiştir. Bu koşuldaki katılımcılara bir bellek testini takip ettikleri bilgisi verilmemiştir. Niyetli öğrenme koşulundaki katılımcılardan daha sonra tanıyabilmeleri için yüzlere dikkatlice bakmaları istenmiştir. Yüzlerin duygusal ifadelerinin olduğundan bahsedilmemiştir.

Beş dakikalık bir akılda tutma aralığından sonra katılımcılara tanıma testi gösterilmiştir. Önceden gösterilmiş olan insanların yüzlerinden bir seri gösterildiği, buna karşın yüzlerin ifadelerinin değiştirildiği söylenmiştir. Gösterilen her bir yüzü daha önce görüp görmediklerine karar vermişlerdir. Ayrıca, bu tanımaları hatırladıkları (H) mı, bildikleri (B) mi ya da tahmin mi ettiklerini (T) bildirmişlerdir. Katılımcılar hatırlama, bilme ve tahmin etme yanıtları arasında ayrım yapmaları konusunda ayrıntılı bir yönerge almışlardır.

Katılımcılardan ayrıca, tanıdıklarını söyledikleri önceki yüzlerin duygusal ifadelerini hatırlamaları istenmiştir. Bir yüzü “eski” olarak sınıfladıklarında, çalışma sırasında gördükleri bu yüzün mutlu mu yoksa öfkeli mi olduğuna karar vermeleri istenmiştir ve ayrıca verdikleri yanıtlarla uyumlu olarak hatırlama/bilme/tahmin etme paradigmalarına göre sınıflandırmışlardır. Eğer katılımcı yüz ifadesini gördüğünü bilinçli olarak hatırladıysa, ifadenin neye benzediğini hatırlayabildiyse hatırlama(H) yanıtı vermesi istenmiştir. Eğer katılımcı yüzün ifadesi olduğuna inandıysa ama bilinçli olarak ifadenin neye benzediğini anımsayamadıysa bilme (B) yanıtı vermesi istenmiştir. Eğer katılımcının ifadeyle ilgili bir fikri yoksa ve tahmin ettiyse tahmin etme (T) yanıtı vermesi istenmiştir. Katılımcıların, yüzlerin duygusal ifadeleri ve kimlik için olan H/B/T sınıflaması hakkında olan   yönergeyi tekrarlamaları ve sınıflamayı doğru olarak anladıklarını kesinleştirmek için yanıtlarının bazıları için akılcı açıklamalar yapmaları istenmiştir.

Bu çalışmada, tesadüfi ya da niyetli olarak yeniden kodlanan yeni yüzler için kimlik ve ifade belleğindeki duygusal ifadeler incelenmiştir. Kimlik belleği için bakılacak olursa; niyetli öğrenme durumunda,önceden öfkeli bir ifadeden ziyade mutlu bir ifade gösterildiğinde nötr yüzlerin daha iyi tanındığı bulunmuştur. Diğer yandan, öğrenme tesadüfi olduğunda mutlu ifadenin üstünlüğü ortadan kalkmıştır. Bu sonuçlar açık bir biçimde duygusal ifadelerin, bazı koşullarda, yeni yüzler için kimlik belleğini etkileyebildiğinin göstergesidir. Bu sonuçlar, kimlik ve ifade için olan bilgi işleme süreçlerinin belirli görevlerde birbirini etkileyebildiğine daha fazla kanıt sağlar. İfade belleği için bakılacak olursa; her türlü yeniden kodlama durumunda (tesadüfi ve niyetli), mutlu ve öfkeli ifadeler için bellek performanslarının farklı olmadığı bulunmuştur. Ayrıca, yine ifade belleği için, kimlik tanıması için alınan bir (H) hatırlama yanıtı, yeniden kodlama niyetli olarak yapıldığında tesadüfi olarak yapıldığından daha iyidir ama mutlu ve öfkeli yüzler için farklılık yoktur. Bu sonuçlar, yeniden kodlama niyetli olduğunda mutlu yüzlerin daha iyi hatırlama eğilimde olduğuna işaret etmektedir (D’Argembeau, Linden, Comblain, Etienne, 2003).

Uzun süreli bellek, ifade edilebilir bellek (declarative memory) ve işlemsel bellek (procedural memory) içinde farklılaşmıştır. İfade edilebilir bellek açık ve bilinçlidir ve özgül olaylar üzerine kurulmuş bilgiden oluşur. İşlemsel belleğe, belirli becerilerin performansı vasıtasıyla değer biçilir ve genellikle amnezide yitirilmez. Bellek bozulması Alzheimer hastalığının en temel ve göze çarpan özelliğidir ve bu hastalığın bellekteki duygusal etkileri çalışılmamıştır. Önceden yapılan bir çalışmada (Kobe depreminden sonra), depremi yaşayan Alzheimer hastalarının deprem sırasında çevrede neler olduğunu daha iyi hatırladıkları ve daha az duygusal yaşantı hatırladıkları bulunmuştur. Bu çalışmayı tekrar değerlendirmek için Alzheimer hastalığında ifade edilebilir bellekle ilgili kontrollü bir çalışma yapılmıştır. Denek grubunu Alzheimer hastalığı olan 27 kadın ve 7 erkekten oluşan 34 Japon hasta ile 10 kişilik normal grup oluşturmuştur. Alzheimer hatalığı olan 34 kişilik grup ikiye ayrılmıştır. Bir gruba canlandırma bir hikaye (duygusal olarak yüklü) okunmuş, iki hafta sonra nötr bir hikaye okunmuştur. Diğer gruba, nötr bir hikaye okunmuş iki hafta sonra (duygusal olarak yüklü) canlandırma bir hikaye okunmuştur. 10 kişilik normal grup da benzer şekilde iki gruba ayrılmıştır. Deneklere, duygusal olarak yüklü ya da duygusal olarak yüklü olmayan öykülerle eş zamanlı olarak sırayla 11 tane renkli fotoğraf gösterilmiştir. Duygusal olarak yüklü olan öykü (canlandırma öykü) ve duygusal olarak yüklü olmayan öykü (nötr öykü) İngilizce orijinalinden Japonca’ya çevrilmiştir. Fotoğraflar ve öykü birlikte (bir cümle başına bir fotoğraf) bir hikaye anlatır. Deneklere, hikayeyi hatırlamak için dikkatlerini fotoğraflara ve öykü anlatılarına vermeleri söylenmiştir. Hemen sonra hikayenin duygusal yüklülük oranını 1 ile 4 arasında değişen bir oranda değerlendirmeleri istenmiştir. Bu işlemden 5 dakika sonra deneklere 11 maddelik bir hatırlama testi verilmiştir. Deneyin ikinci kısmı iki hafta sonra yapılmıştır. Bu durumda, iki hafta önce canlandırma hikaye okunan gruba nötr hikaye okunmuş, iki hafta önce nötr hikaye okunanlara canlandırma hikaye okunmuştur. Sonuç olarak, hem Alzheimer hastalığı olan grupta hem de normal grupta canlandırma hikaye daha duygusal olarak değerlendirilmiştir. Alzheimer hastaları hem canlandırma hikaye hem de nötr hikayeyle ilgili olarak normal deneklere göre daha az şey hatırlamışlardır. Bu sonuçlar ifade edilebilir bellekteki duygusal canlandırma etkilerinin Alzheimer hastalarında korunduğuna işaret etmektedir. Alzheimer hastalarına bakım veren insanların bildirdiklerine göre, Alzheimer hastaları duygusal yaşantıları daha az unutmaktadırlar, olumsuz duygusal yaşantılar için daha iyi bir bellekleri vardır (Kazui, Mori ve ark., 2000).

İnsan belleği için olan sistem yaklaşımları, zihnin/beynin özgülleşmiş alt sistemlerden oluşan birden fazla yönü olduğunu varsayar. İnsanın deneyimlerine katkıda bulunan pek çok alt sistem vardır. Bunlardan iki tanesi stres altındaki insan belleğini anlamamız açısından özellikle önemlidir. Birincisi, “soğuk” olarak düşünebileceğimiz bilişsel sistem; ikincisi “sıcak” olan duygusal korku sistemi. “Soğuk” un hipokampal bellek sistemi kayıtları, duygusal olmayan davranış, iyi ayrıntılandırılmış otobiyografik olaylar, zaman-mekan bağlamıyla ilgili olduğu düşünülebilir. Tersine “sıcak”, olayların bütünleşmemiş korku-öfkelenme yanlarına amigdala sistem yanıtlarını içerir. Sıcak sistem, direkt, hızlı, yüksek derecede duygusal, değişmez ve parça parçadır. Soğuk sistem, bilişsel ve karmaşık, bilgisel olarak nötr, kontrol bilgi işlemeye bağlı ve bütünleşmiştir. Artan strese sıcak sistem ve soğuk sistem yanıtları farklıdır. Düşük stres düzeyinde, korku-öfkelenme özellikleri(sıcak) ve bir durumun bağlamsal ve öyküsel özellikleri(soğuk) her ikisi birden artan stresle çoğalan kodlama gösterir. Bununla birlikte, stresin travmatik düzeylerinde, soğuk sistem işlevselliğini yitirir, sıcak sistem en üst düzeyde yanıt verir hale gelir (Metcalfe ve Jacobs, 1996).

Görgü tanığı literatürü çoğu kez, duygusal stresin bellek bozulmasına ve bundan dolayı da hoş olmayan duygusal olayların ayrıntılarının, nötr ya da günlük olayların ayrıntılarından daha az doğru olarak hatırlandığına neden olabileceğini iddia etmektedir. Bu görüşün arkasındaki ortak tahmin, yüksek duygusal uyarılma durumunda, uygun bilgi işleme kapasitesinde bir azalma meydana geldiği ve bu nedenle belleğin bilgi işlemesinin daha az hızlı ve verimli olmasıdır (Christianson, 1992).

 

Kategoriler
PsikolojiRuh Sağlığı
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Duygularından kaçınıyor musun

    Duygularından kaçınıyor musun?

    Birçoğumuz küçük yaşımızdan itibaren bazı duyguların “kötü” veya uygunsuz olduğunu öğrenmişizdir: belki hiç ağlamamamız söylenmiştir, belki de hiç sinirlenmememiz. Ama bu duyguları inkar ederek onlardan kurtulamayız. Duygular insan yaşamının...
  • Depremden sonra hayata geri dönüş

    Depremden sonra hayata geri dönüş

    Adapazarı, Düzce, İzmit ve bir sürü başka yerin adı artık sadece “deprem bölgesi”… Ülkenin geneline olduğu kadar, bölgenin kendi mâzisine de giderek uzak düşen bu yörede insanlar yıkık bir...