Düşünce Savaşı

Entelektüeller diğerleri tarafından satın alınarak entelejensiya kılındı. Böylelikle kitleyi isyana taşıyacak toplumsal bir itici güç bırakılmadı. 20. yüzyılda iktidar seçkinleri şöyle tanımlanmıştı: İşadamları, ordu, siyasetçiler, medya ve entelektüeller. Entelektüeller diğerleri...

Entelektüeller diğerleri tarafından satın alınarak entelejensiya kılındı. Böylelikle kitleyi isyana taşıyacak toplumsal bir itici güç bırakılmadı.

20. yüzyılda iktidar seçkinleri şöyle tanımlanmıştı: İşadamları, ordu, siyasetçiler, medya ve entelektüeller. Entelektüeller diğerleri tarafından satın alınarak entelejensiya kılındı. Böylelikle kitleyi isyana taşıyacak toplumsal bir itici güç bırakılmadı. Bu işi en iyi medyatörler becerdi. Çoğu sol kuramcı liberalleştirildi. Direnenler oldu elbette ama onlar da bir kenara itildi. Bunun karşısavı olarak da yine entelektüeli edilginleştiren bir tutum davranış savunuldu: Entelektüel kendini topluma feda eder. İşkence yapılır, hapse sokulur, sürgüne gönderilir ama gıkını çıkarmaz ve katlanır.

Düşünce Savaşı

1980 öncesinde ilerici öğrencilerin gecekondularını inşa ettiği iç göçmenler, 1980 ertesinde zenginkonducu olurken, bugün 30.000 aydın 20 küsur yıldır yurtdışında sürgünde.

BİLGİ TOPLUMU ÇAĞI

Bütün bunlar Tanzimat’tan beridir peşine takıldığımız Batı’da da aynen yaşandı. 11 Eylül’den sonra ABD’ye kafa tutabilen aydın sayısı beşi onu geçmedi. Salman Rüşdi bir gecede Manhattan vatandaşı oluverdi.

Bu işin makro bir karşısavı da var: Uzakdoğu Asya. (İlla ki Çin değil.)

Çok bin yıldır bir gelenekleri var: Uzakdoğu Asya Metafiziği’nde savaş düşüncenin bir biçimidir. ‘Savaş Sanatı’nı yazan Sun Tzu’dan ve ‘Yol’u yazan Lao Tzu’dan beridir bu böyledir.

1750-2000 arasındaki Birinci Sanayileşme dönemi tamamlanmış sayılır. İpuçlarını son 50 yıldır bilgisayarlarla, robotlarla görmeye başladığımız İkinci Sanayileşme başladı ki adına ‘Bilgi Toplumu Çağı’ da deniyor.

Yazı 6.000 yıldır var olmasına karşın, dünya nüfusunun yarısı hâlâ etkin biçimde okuryazar değil. Oysa G8, yuva-anaokulu dönemi dahil, zorunlu eğitimi 15 yıl kıldı bile. Bugün Türkiye’de ortalama eğitim süresi 3,5 yıl. 80 küsur yılda ancak bunu becerebildik.

SEÇKİNCİLİK VE KİTLECİLİK

Bilgi toplumunda entelektüellerin önemini artık genelkurmay başkanları bile biliyor ve açıklıyor. O zaman ne yapmalı? Bunun bir yolu seçkincilik, diğer bir yolu kitlecilik.

Seçkinci yolda, nüfusun on binde birini sınavla seçer ve özel eğitime tabi tutarsınız. 1964’te uygulanmaya başlayan Ankara Fen Lisesi projesi bunun bir örneği idi. Kitleci yol 1940’larda köy enstitülerini kurdu. Binlerce köy çocuğu eğitildi ve öğretmen yapıldı. Bunlar köylerde öğretmenlik yaptı. İçlerinden onlarca yazar çıktı. İktidar seçkinleri her iki projenin de canına okudu. Fen liselerini 100 tane yapınca, eğitim düzeyi ilkokul düzeyine düştü. Köy enstitüleri kapatılarak mezunları siyasal takibe uğratıldı, hapse atıldı, sürüldü.

Hatalarımızdan ve yenilgilerimizden ders almamız ve rakibimizin en az bizim kadar akıllı olduğunu bilmemiz gerekli. Dolar milyarderlerimiz, en başarılı üniversite mezunlarını deneyimsiz olarak müdür yapıyor ve 5 senede suyunu çıkarıp çökertiyor. Onlar bu savaşı bizden daha iyi beceriyor:

Ödül cezadan daha acımasız yıkıcılıktadır.

Bizlerin yapabileceği ilk iş, zeki öğrencileri resmi sistemin dışına çıkartabilmektir.

Geleceğin toplumunda resmi eğitim sistemi işlevsiz olacak. Şimdiki sistem çocukları daha yaşken eğmek için kullanılıyor. 6 yaşındaki bir çocuk sabahın yedisinde bir saatlik trafik eziyetinden sonra alacakaranlıkta ne öğrenebilir?

KÜLTÜREL SAVAŞÇI

Zeki öğrencileri kendi öğrenim biçimlerini kendileri saptamaya bırakmalıyız. 10.000 kitaplık kütüphaneler 15 yıllık eğitimin verdiğini 1,5 yılda verebilir. Günde 2 saat da sokak pratiği gerekli. Şimdiki toplumsal mozaiğimiz, eğrisiyle doğrusuyla bir belgesel gibi genç insanlara gösterilmeli. Saflarını kendi seçecekler ki bu da içlerinden pekala faşistler çıkabilmesi demek. Olsun.

Savaş eğitimi böyle olur: Ancak en iyilerin en iyileri kültürel savaşçı olacak. Ancak en zekilerin en zekileri bilgi toplumunun kültürünü üretebilecek. Kitle kabul eder mi, ayrı konu.

Yeni bir binyıldayız ve yeni bir savaşın içindeyiz: Düşünce savaşı.

Bir an önce başlayalım.

Reha ÜLKÜ

Kategoriler
AnalizPolitik

Benzer Konular