Düş Gören Otel Pera Palace

Bir asırdır İstanbullu. Kentin en özel köşelerinden birinde, akıp giden hayatlara tanıklık ediyor. Atatürk’ü de ağırladı Greta Garbo’yu da. Dünyanın en ünlü cinayet romanlarından biri yazıldı odalarında. Bir dönem...

Bir asırdır İstanbullu. Kentin en özel köşelerinden birinde, akıp giden hayatlara tanıklık ediyor. Atatürk’ü de ağırladı Greta Garbo’yu da. Dünyanın en ünlü cinayet romanlarından biri yazıldı odalarında. Bir dönem dünyanın en iyisiydi Pera Palace.

Geçen zaman, onun da yüzüne çizgiler kattı. 2008 Nisan ayında yenilenme sürecine girdi ve bu ay yeniden açıldı. Restorasyonuna 23 milyon euro harcandı. Şimdi, yeni düşler için yeni misafirlerini bekliyor.

Pera Palace oteli

İstanbul’a yolu düşüp de Pera Palace’ı duymayan var mıdır? Varsa da pek azdır herhalde. Dünyanın en özel şehirlerinden İstanbul’a dair, benzersiz hikâyeler saklar bu otel. Şimdi o öyküleri yeniden keşfetme zamanı. 2006’dan beri kapıları kapalıydı. Asırlık tozlarını üzerinden silkeledi. İki yıllık restorasyon sürecini tamamladı. Akademsiyenlerden ve profesyonellerden oluşan bir ekip, ‘müze otel’ sınıfında sayılan Pera Palace’ı büyük özenle yeniledi. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun onayladığı proje titizlikle hayata geçirildi. Çalışmalar iki boyutta yürütüldü. Bir yandan binanın mimari özellikleri vurgulanıp çağdaş öğeler eklenirken, diğer yandan da, otelin uluslararası standartlarda bir işletme olması için gereken teknik altyapı oluşturuldu. Yeniden kültürel ve sosyal hayatın yıldızı olmaya hazır. Peki spotların önüne ilk ne zaman çıktı?

Şark Ekspresi gibi

Aff_ciwl_orient_express4_jw

1880’lerin sonlarına doğru, Paris Garı’ndan kalkan trenin adı, Şark Ekspresi’ydi. 70 metre uzunluğundaki tren, Batılı zenginleri doğu ülkelerine taşıyan bir rüya âlemiydi. Zengin mutfağı, gösterişli vagonları ile varlıklı aileleri, Şark’ın büyülü dünyasıyla tanışmaya götürüyordu. Trenin duraklarından biri de Paris’e 90 saat uzaklıktaki İstanbul’du. Şark Ekspresi’ni işleten Wagon Lits’in ve ortağı ‘Büyük Avrupa Otelleri’nin yöneticileri İstanbul’da, vagonlarındaki lüksü aratmayacak bir otel aramaya başladı. Pera Caddesi’nin hemen arkasında, Ermeni kökenli Esayen biraderlerin inşa ettirmeye başladığı ihtişamlı otel binası dikkatlerini çekti. Oteli satın aldılar. Bu binanın çizimleri, dönemin ünlü mimarlarından Alexander Vallury’ye aitti. Art nouveau tarzında inşa edilen, iç dekorasyonu Doğu’nun zengin motifleriyle süslenen ve ileride kentin sembollerinden biri olacak otelin inşaatı tamamlandığında yıl 1895’ti.

Doğu’nun incisi İstanbul’un, artık yeni bir incisi vardı: Pera Palace Hotel.

Pera-Palas

Otel, bir eylül akşamı Meşrutiyet adlı caddede tüm endamıyla boy gösterdi. Açılış töreninde dönemin devlet erkânı, Şark Ekspresi’yle Avrupa’dan İstanbul’a gelen Batı aristokrasisiyle buluşuyordu. Otelde hiçbir lüksten kaçınılmamış; en kıymetli gümüş takımlarla, kristallerle, porselenlerle donatılmıştı. Pera Palace’ın namı Osmanlı saraylarında da duyulmuş, paşaların ilgisi otele odaklanmıştı. Şeker Ahmet Paşa, ilk resim sergisini burada açtı, İttihat ve Terakki Cemiyeti, toplantılarını Pera Palace’ta yapmaya başladı. Osmanlı topraklarındaki ilk asansör, Avrupa’nın ilk elektrikli asansörünün Eyfel Kulesi’nde hizmete girmesinden sadece üç yıl sonra Pera Palace’ın içinde inşa edildi. Otelin ünü yayıldıkça yayılıyordu, o da şöhretinin hakkını veriyordu. Otelin müşterilerini taşıyan Şark Ekspresi, yolcularını Sirkeci Garı’nda indiriyordu ama gardan otele ulaşmak bir problemdi. Pera Palace, müşterilerinin yorulmaması için hemen harekete geçti. Üç kişinin taşıdığı tahtırevanı hizmete soktu. Müşterilerini krallar gibi taşıdı odalarına. 1890’dan itibaren İstanbul’da sadece üç binaya elektrik veriliyordu. Bunlardan ikisi Yıldız Sarayı ile Amerikan Hastanesi’ydi. Üçüncüsü ise Pera Palace oldu.

Ve otelin meşhur Orient Bar’ı. Ünü kısa sürede önce Pera’ya, ardından İstanbul’a ve en sonunda da Avrupa’ya yayılmıştı. Zira dünyanın en değerli şarapları burada yudumlanıyor, en sevilen kokteyller Orient Bar’da yapılıyordu. Orient Bar’ın programında, Wagner, Strauss, Schubert gibi ünlü bestecilerin isimleri ve o gece çalınacak eserlerinin adları da yazılıydı.

Mersinli milyoner nasıl aldı?

Ancak Pera Palace, konuklarına ne kadar özel hizmetler sunsa da, hem Osmanlı coğrafyasında hem de dünyada zor günler yaşanıyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Pera Palace’ın da kaderinde önemli değişiklikler oldu. Savaş ortamında Şark Ekspresi seferleri aksamaya başlamış, otelin işletme sahibi Wagon Lits firması da iflasın eşiğine gelmişti. Şirket, her an Pera Palace’ı elden çıkarabilirdi. Tam da bu günlerde, Anastassiadis Bodossaki adında üstü başı hırpani bir adam, bir gece ansızın kapından içeri girdi. Bodossaki Mersinli bir milyonerdi. O gece otel görevlileri, kılığından ötürü ona oda vermek istemeyince, “Bana bu gece yer vermezseniz yarın bu oteli satın alırım” dedi. Ertesi gün Pera Palace’ın yeni sahibi Mersinli Bodossaki’den başkası değildi.
Birinci Dünya Savaşı tüm şiddetiyle sürerken, Rusya’daki tarihi bir gelişme Pera Palace’ı da bire bir etkileyecekti. 1917 yılındaki Kızıl Devrim’den kaçan 200 bin Beyaz Rus, Pera’ya sığındı. Bu göç, savaşın acısıyla eğlenceyi unutan Pera Palace’a yeni bir soluk getirdi.

Oteli mesken edinen Beyaz Ruslar, o dönemde Batı’da çok yaygın olan tangoyu da beraberinde getirdi. İlk melodiler yine otelin yüksek tavanlarında yankılanıyordu. Tangonun ezgileri Pera Palace’ın salonlarından kentin semalarına karışırken, İstanbul işgal altındaydı. İşgal kuvvetlerinin komutanları da burayı mesken edinmişti. Ancak otelde yalnız değillerdi. Yıl 1918’di. İşgal kuvvetleri komutanı General Harrington’la Mustafa Kemal, Pera Palace’ta aynı salonda oturmaktaydı. Mustafa Kemal’in düşünceli ve sessiz şekilde kahvesini yudumladığını gören Harrington, şef garsona “Bu kim” diye sordu. Aldığı yanıt “Çanakkale Zaferi’nin komutanı Mustafa Kemal Paşa” oldu. Harrington, garson aracılığıyla Mustafa Kemal Paşa’dan masalarını onurlandırmalarını istedi. Yanıt yine garson aracılığı ile geldi: “Kendilerine söyleyin, bizim geleneklerimizde daveti ev sahibi yapar. Onlar işgal kuvvetleri komutanı olsalar da, bir gün gideceklerinden misafirimizdirler. İstiyorlarsa benim masama gelsinler.”

Cumhuriyet’in Pera Palace’ı

İki yıl sonra işgal kuvvetleri Pera Palace’tan da, İstanbul’dan da ayrıldı. 1923 yılında Cumhuriyet’in kuruluşuyla ülkede ve Pera bölgesinde değişim başlamıştı. O yıllarda, Bodossaki’den sonra devletin himayesine giren ve İstanbul Defterdarı Reşat Bey tarafından işletilen Pera Palace’ın, yeni talibi çıktı: Misbah Muhayyeş.

Misbah Muhayyeş, Lübnan’ın en ünlü ve en zengin ailelerinden Muhayyeş’lerin bir ferdiydi. Suriye yıllarında Mustafa Kemal’le yakın dost olmuştu. Bu sayede Atatürk’ün isteğiyle, Pera Palace’ı Misbah Muhayyeş, 600 bin Osmanlı altını ödeyerek satın aldı. 1925 yılında isimlerin Türkçeleştirilmesi kararı, tabelalara da yansıdı. Pera Caddesi, İstiklal Caddesi oldu. Pera Palace’ın adını aldığı Pera da, Beyoğlu oldu.

Otel ise aynı ihtişam ve görkemiyle yeni konuklarını ağırlamaya hazırlanıyordu. Türk ve dünya siyasetine yön veren isimler de otelin seçkin konukları arasına isimlerini yazdıracaktı. İsmet İnönü, Celal Bayar, Libya Kralı Sunusi, Mısır Prensesi Emine Fuat Tugay, Arnavutluk Kralı Zogo, Romanya Kraliçesi Mary, İran Şahı Rıza Pehlevi, Fransa Başbakanı Léon Bourgeois, Alman devlet adamı ve diplomat Franz Von Papen ve ABD Başkanı John F. Kennedy’nin eşi Jacqueline Kennedy de Pera Palace’ın koridorlarında yürüdü.

Sadece cumhurbaşkanları, krallar ve kraliçeler mi? Greta Garbo, Ernest Hemingway, Alfred Hitchcock, Amerikalı oyuncu Zsa Zsa Gabor, Fransız yazar Pierre Loti, İtalyan şair Marinetti, Yunan müzisyen Mikis Theodorakis, aktrist Sarah Bernhardt, İngiliz romancı Ian Fleming, gün gelecek sanatlarını Pera Palace’ın tarihi atmosferinde icra edeceklerdi.

En gizemli misafir

Pera-Palace-Agatha-Christie

Pera-Palace-Agatha-Christie


Ama Pera Palace’ın bir misafiri vardı ki, gizemli kalemi ve sırlarıyla, otelin tarihine adını, çok özel harflerle yazdıracaktı. O isim Agahta Christie’ydi. Polisiye roman türünün büyük ustasının yolu ne zaman İstanbul’a düşse, soluğu Pera Palace’ta alıyordu. En önemli romanlarından ‘Şark Ekspresi’nde Cinayet’in bir bölümünü, Pera Palace’ın 411 numaralı odasında yazdı. Romanlarındaki gizemi aratmayacak olaylar zinciri ise 1926 yılının soğuk bir kış günü Londra’da başladı. Agatha Christie kaybolmuştu. Arabası bir göl kenarında ağaca çarpmış olarak bulundu, ancak kendisi ortalıkta yoktu. Ünlü yazarın öldüğü düşünülüyordu. 11 gün sonra Agatha Christie hiçbir şey olmamış gibi birden ortaya çıkıverdi. O 11 gün boyunca ne olmuştu? Sorunun cevabı yıllar sonra Hollywood’un gündemine oturdu. 1978 yılında, otelin patronu, dönemin ünlü işadamı Hasan Süzer’di. Süzer 1978’de Pera Palace’ın işletme haklarına ortak olur olmaz, 50 yıl önce yarım kalmış gizemli bir hikâyeyle de baş başa kaldı. Warner Bros film şirketi, Agatha Christie’nin hayatını filme çekmek istiyordu. Film için her şey hazırdı. Ama ünlü yazarın 50 yıl önce 11 günlüğüne, ortadan kayboluşu hakkında bilgiye ihtiyaç vardı.

fft81_mf1919664Acaba Agatha Christie o sürede nerede, ne yapmıştı? Bu sırrı ortaya çıkarmak için Kaliforniyalı ünlü medyum Tamara Rand’ın kapısı çalındı. Tamara Rand, ruhlarla iletişim kurabilmesiyle ün salmıştı. Agatha Christie’nin ruhuyla konuşup, “O 11 gün boyunca neredeydiniz” diye sorduğunda aldığı yanıt, onbinlerce kilometre uzaklıktaki bir oteli, Pera Palace’ı işaret ediyordu.

Medyum Rand, Christie’nin hayatındaki kayıp günlerin sırrının yazarın günlüğünde olduğunu söyledi. Günlüğün anahtarı ise Agatha Christie’nin Pera Palace’ta kaldığı 411 numaralı odada saklıydı. Warner Bros yetkilileri, hemen İstanbul’a geldi. Yapılan araştırmalar sonunda, anahtar, 411 numaralı odanın kapısının arkasındaki süpürgeliğe sıkışmış bulundu. Hasan Süzer’in anahtarı vermek için şartı ise netti: İki milyon dolar! Pera Palace, artık dünya medyasındaydı. Ancak 1979 yılının Haziran ayında otelin greve girmesiyle planlar suya düştü. Pera Palace, tarihinde ilk kez dokuz ay kapalı kalacak, 11 günlük sır da gizemini koruyacaktı. Yarım kalan bu esrarengiz hikâyeyle, Agahta Christie’nin Pera Palace günleri, beyaz perdeye taşınamadı.

İlk defile

1926’da Pera Palace bir ilke daha imza attı. Türkiye’de ilk moda defilesi için otelin görkemli salonları seçilmişti. Mustafa Kemal Atatürk ve manevi kızı Sabiha Gökçen’in unutulmayan fotoğrafı da 1927 yılında yine Pera Palace’ta çekildi. Yine o yıl, Mustafa Kemal Atatürk’e Hindistan’dan bir hediye geldi. Hediye siyah ipek üzerine altın sim işlemeli bir seccadeydi. Hediyeyi, Hint bir mihrace göndermişti. 1938 yılında Atatürk hayatını kaybettiğinde, seccadenin üzerine işlenmiş saat motifi dikkatleri çekti. Seccadenin üzerindeki saat 09.07’ydi. Bu, Atatürk’ün kalbinin durmasından iki dakika sonrası, yani beyin ölümünün gerçekleştiği andı. Ölümünden dokuz yıl önce hediye edilen bu seccade, bugün de tüm gizemiyle 101 numaralı müze odada duruyor.

Pera Palace İstanbul entelijansiyası için de bir çekim merkeziydi. O zamanlar, Beyoğlu’ndaki Baylan Pastanesi ve Çiçek Pasajı şairlerin, ressamların, yazarların buluşma noktalarıydı. Bunlara gizemli ve bohem atmosferiyle Pera Palace da eklenecekti. Yazar Falih Rıfkı Atay, şair-ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu ve yazar-ressam Abidin Dino, kimi zaman şaraplarını, kimi zaman kahvelerini Pera Palace’ta içeceklerdi. Dino, hem yazıp hem resmettiği ‘Pera Palace’ kitabını “Oteller düş görür mü?” diye sorarak bitiriyor, yanıtı da “Evet” diyerek veriyordu. Ona göre düşler oteli Pera Palace, düş de görüyordu.

1980’li ve 1990’lı yıllar Türkiye’nin değişim yıllarıydı. Türkiye’de uluslararası otelciliği başlatan, sektörün duayeni Pera Palace’ın çevresi, yeni komşularıyla, beş yıldızlı otellerle çevriliyordu. Değişim rekabeti de beraberinde getirmişti. Süzer’lerin 28 yıllık işletmeciliğinden sonra Pera Palace 2006 yılında el değiştirdi. Otelin üst kullanım hakları Kalkavan Ailesi’nin sahibi olduğu Beşiktaş Denizcilik Grubu’a geçti. Beşiktaş Denizcilik Grubu ve Kalkavan Ailesi, otelin İstanbul’a ve dünya turizmi hizmetine kusursuz şekilde devam etmesi için otelde restorasyon kararı aldı.
Ve bu ay, 115 yıldır binlerce misafirinin düşlerinde kalan İstanbul’un incisi Pera Palace, uzun tadilat döneminden sonra kapılarını tekrar açtı. Şimdi eskisinden daha cazibeli, daha davetkâr.

YENİ PERA Palace

Art nouveau, art deco ve oryantalist mimari tarzlarının bir arada kullanıldığı Pera Palace’ın restorasyon sürecinde bu özellikleri korundu.

Sadece restorasyon maliyeti 23 milyon euro (yaklaşık 46 milyon TL). 16 süit, 10 Grand Pera odası başta olmak üzere, 115 odasının tamamının altyapısı, havalandırmasından elektrik sistemine özenle planlandı.

Yenileme çalışmalarında tarihi asansör de tüm teknik altyapısıyla yenilendi.

Otelin orijinal mimarisinde olmayan ve sonradan eklenen boya gibi niteliksiz eklemeler temizlendi.

Kubbeli Salon’un üzerinde bulunan ve önceki yıllarda havalandırma amaçlı olarak kullanılan altı kubbenin üzerindeki tavan camla kaplandı. Bu yöntemle, orta boşluktan tüm lobi katı doğrudan güneş ışığı alıyor.

Binaya yeni eklenen SPA’da kapsamlı bakım hizmetleri verilirken, kapalı yüzme havuzu da hizmete giriyor.

Kategoriler
Kültür&Sanat
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular