Dünyanın Turnusol Kağıdı Filistin

“Filistin’de yaşanan haksızlık başka bir şekle dönüşerek 11 Eylül’e giden yolda önemli yer edindi. Dünya aslında kendini ‘orada’ olanlarla test ediyor; olayları değerlendirmesiyle, taraf olmasıyla.” Filistin’in kitabını yazan ve...

“Filistin’de yaşanan haksızlık başka bir şekle dönüşerek 11 Eylül’e giden yolda önemli yer edindi. Dünya aslında kendini ‘orada’ olanlarla test ediyor; olayları değerlendirmesiyle, taraf olmasıyla.”

Filistin’in kitabını yazan ve buna ‘Bizim Filistin’ ismini veren gazeteci Mete Çubukçu’ya göre durum bu. Tanıklığını paylaşan Çubukçu, iyimser yine de; bu oyunda barışa da bir yer ayrıldığından emin çünkü.

Mete Çubukçu

15 yıllık gazeteci Mete Çubukçu, 8 yıldır Filistin’e gidip geliyor, Filistin’i yaşıyor, anlamaya çalışıyor. Son haftalarda yaşanan Filistin – İsrail çatışmaları sırasında da Filistin’deydi Çubukçu, Arafat ile görüştü, yine tanıklık etti olanlara. Dönüşünde de konuyla ilgili bütün birikimini ‘Bizim Filistin’ (Metis Yayınları) adlı kitapta topladı. ‘Bizim Filistin’de öncelikle duyarlı bir insanın izlenimleri var. Aynı zamanda bir gazetecinin titizlikle bir araya getirdiği istatistikler, haritalar, kronolojik bilgiler de. Özetle Mete Çubukçu kitabında 10 yıllık bir süreci sergiliyor, belki bir anlamda da haberlerini geçerken dile getiremediklerini anlatıyor.

Bizim Filistin Mete ÇubukçuFilistin’e ilk ne zaman gittiniz?

İlk kez 1994 yılında gittim. O günden beri de bazen heyetlerle birlikte, bazen de orada yaşanan olaylar üzerine gidiyorum. Ama 2000’in Eylül ayında başlayan 2. İntifada’dan sonraki gittiğim süreçler uzun oldu. Aralık ayında ve Mart ayının başında Arafat ile röportaj için Filistin’deydim.

Filistin Türkiye’deki birçok insan için farklı anlamlar ifade ediyor. Siz Filistin için genel olarak ve duygusal anlamda neler düşünüyor, hissediyorsunuz?

Filistin benim için dünyanın turnusol kağıdı. Mesela 11 Eylül’e giden süreçte Filistin ve Ortadoğu’da yaşananların da payı olduğunu düşünüyorum. Orada yaşanan haksızlığın başka bir şekle dönüşerek 11 Eylül’e kadar giden yolda önemli bir yer edindiğini düşünüyorum. Dünya aslında kendini orada olanlarla test ediyor. Oradaki olayları iyi ya da kötü değerlendirip değerlendirmediğiyle, kimden yana olduğuyla. Duygusal anlamda, diğer gittiğim yerlerde, Bosna’da, Kosova’da olduğu gibi hep güçsüzler daha yakın geldi bana. Bir sürü gazeteci benim gibi düşünüyor. Bu objektifliği kaybetmek değil. Haberinizi geçiyorsunuz ama sonradan oturup biraz düşünüyorsunuz, bu niye böyle acaba diye. Biraz araştırıyorsunuz, görüyorsunuz ve insanlarla konuşuyorsunuz. Ve duygusal olarak kendinizi biraz daha bir tarafa yakın hissediyorsunuz. Bu, Filistin’in ya da Filistinlilerin içindeki birtakım güçlerin İsrail’de gerçekleştirdiği sivil insanların ölümleri ile sonuçlanan intihar terör eylemlerini onaylamak anlamına gelmiyor. Ama bunun ötesinde barış süreci denen bir şey var. İnsanlarla konuşuyorsunuz , taahhütlerin yerine getirilmediğinden bahsediyorlar. Biraz da okuyup araştırınca her iki tarafta da gerçekten barışı istemeyenlerin olduğunu görüyorsunuz.

Filistin ve İsrail arasında yaşanan tüm bu olaylardan ve dökülen bunca kandan sonra barış gerçekten olabilir mi?

Tabii ki barış olur. Ama insanların barışa inanması gerekiyor. Son gelinen noktada barışa inananların sayısı çok azaldı. 10 yıl önce böyle değildi. Her iki tarafta da bu oran fazlaydı. Gelinen bu süreçte neredeyse 10-15 yıl heba edildi. İnsanların birbirlerine güvenmeleri lazım. Bir güven kaybı var.

İsrail ve Filistin yönetimlerini bir kenara bırakırsak, her iki halk barışı istiyor mu?

O kadar da değil. Çünkü insanlar arasında çok büyük düşmanlıklar, çok büyük kinler ve acılar var. Acılardan, kinlerden ve yapılan haksızlıklardan dolayı bu inanç törpülendi. Mesela Oslo sürecinde Yahudi yerleşim birimleri sorunu vardı. Sayıları Filistin topraklarında yavaş yavaş azaltılacak ve bir daha yapılmayacaktı. Ama şu anda baktığınızda değişen bir şey yok ve yapımları devam ediyor.

Aslında orada yaşananlar bir oyun gibi geliyor insana. Nasıl oynanacağı ve sonuçları belli olan bir oyun, böyle bir oyun içinde barış ne kadar gerçekçi?

Eğer öyle bir komple teorisi düşünülürse muhtemelen barışa da yer ayrılmıştır bu oyunda. Mesela 11 Eylül olmasaydı ve Clinton başta olsaydı yeniden işgal olmazdı. En azından Clinton barış sürecini başlatmıştı, her iki tarafa da sert çıkabiliyordu. Ama Bush yönetimi hemen hemen tamamen İsrail’in arkasında.11 Eylül olmasaydı İsrail bu kadar saldıramazdı. Bir de 11 Eylül’den sonra bir terör paranoyası başladı.

Filistin, İsrail’e karşı yalnız savaşıyor. Oysa ki Filistin’e komşu birçok Müslüman ülke var. Suriye, Ürdün, Mısır gibi. Neden bu ülkeler Filistin’in yanında veya arkasında değiller?

Arap ülkeleri uzun yıllar Filistin sorununu kullandı. İsrail’e karşı Filistin üzerinden politika yapmaya çalıştılar. Özellikle her iki savaşta da (1967/1973) yenildikten sonra İsrail’e Filistin üzerinden politika yaptılar. Cesurca ve yürekten değil üstelik. Konjonktür değişti ve Amerika’yla yeni bir süreç başladı. Artık çok da ABD’nin bölge üzerinde neler düşündüğünün dışına çıkamıyorlar. Ama Arabistan yıllar sonra bir planla çıktı ortaya. İsrail’in işgal öncesindeki yani 1967 sınırlarına dönmesini ve işgal ettiği topraklardan çıkmasını istedi ve bunun karşılığında da Arap ülkelerinin İsrail’i tanıyacağını söyledi. Bu uzun yıllardır atılan en büyük adımdı. Ama İsrail bunu çok da dikkate almadı. Belki konjonktür uygun değildi, belki de ABD buna çok da fazla yeşil ışık yakmadı. Çünkü ABD, İsrail’i çok da kızdırmak istemiyor. Yani Arap ülkeleri göründüğü gibi Filistin’in çok da arkasında değiller.

Filistin deyince ilk akla gelen isim Arafat. Filistin halkı için ne anlam ifade ediyor Arafat ve onun dışında Filistin’e lider olabilecek başka bir kişi yok mu?

Arafat dışında lider olabilecek hiç kimse yok. Arafat’ı toplumun gözünden düşürmek için 50 yıldır çok uğraştılar. Filistin toplumu Arafat’ı eleştiriyor, Arafat’ın ve çevresinin kirlendiğini, yolsuzluğa bulaştığını söylüyor. Ama son kertede, ‘o bizim liderimiz’ diyorlar. Çünkü bu mücadeleyi Arafat’tan başka kimse götüremez. Arafat’ın yerine gelecek lider Filistin toplumunu bir arada tutabilecek mi? Belki de tamamen olaylar kontrolden çıkacak. Bir de Arafat Filistin toplumu için bir simge. Bu süreç içinde Arafat eleştirilmeye başlandı. Hamas diye bir olgu büyüdü, gelişti ve taban buldu. Zaman zaman İsrail, Arafat’ı zayıflatmak için Hamas’a göz yumdu. Ama bu süreçte bile tüm toplum Arafat’ın arkasında birleşmiş durumda. Burada 2. İntifada sadece İsrail’e karşı değil, Filistin yönetimine karşı da başlatılmıştır. İntifada 2 cephede birden veriliyor.

2. İntifada’nın aynı zamanda Filistin yönetimine karşı da verildiğini söylüyorsunuz Bunun nedeni nedir?

Öncelikle Oslo’da verilen sözlerin yerine getirilmediği, bu konuda taviz verildiği ve tavır koyulmadığı düşünülüyor. İkinci olarak süreç içindeki birtakım yardımların gelirinin bazı insanlar tarafından paylaşılması ve bir elit sınıfın oluşması. Böyle bir süreçte Filistin yönetiminin unsurlarına karşı bir eleştiri süreci başladı ve sonra da özellikle Gazze’de Hamas olgusu gelişti. Hamas sadece silahlar ve intihar bombacıları demek değil, sosyal kurumları ile toplum içinde kirlenmemiş unsuru temsil ediyor. Ama asıl neden, sürece olan inancın yavaş yavaş kaybolması ve birtakım unsurların kirlenmesi, rantın paylaşılması.

Arafat’ın ‘küçük generallerim’ diye nitelendirdiği Filistinli çocukların günlük hayatları nasıl, ne istiyorlar ve nasıl bir ruh hali içindeler?

Çocuklar İntifada’nın başladığı ilk günden itibaren ön saflardaydılar. Karakollarda ve kontrol noktalarında hep çatışmaya giriyorlardı. İntifada’nın birinci senesinden sonra sonra iş farklılaştı ve olay karşılıklı bir savaşa dönüştü. Çocuklar Gazze ve diğer mülteci kamplarında yoksulluk içindeler. Onlar için bu oyun gibi bir şey. Evinden okuluna geliyor, önlüğünü çantasına koyarak kontrol noktasına taş atmaya gidiyorlar. Çocuklar nesilden nesle aktarılan kahramanlık hikayelerini dinliyorlar. Bir de şehitliğin kutsallaştırılması var. Beyinlerine yerleştiriyorlar. Bu olaylara karışanların çoğu yoksul çocuklardı. Mesela Ramallah zengin bir şehirdir. Çatışmaya girenler de Ramallah çevresindeki mülteci kampından geliyorlardı. Yani temelinde tabii ki Filistinli olmak var ama hemen hemen her ailenin bir şehidi var. Bunun yanında birtakım örgütlerin yönlendirdiği ve yetiştirdiği insanlar var. Hamas bunlardan biri.

Filistin uzun yıllardır İsrail’e karşı direniyor. Tüm işgallere, ölümlere rağmen Filistin her gün biraz daha güçleniyor, sizce bu gücü nereden alıyor, Filistin’i güçlü kılan ne?

Filistinliler artık çatışmasız, insan gibi bir yaşam, iyi ekonomik koşullar istiyorlar. Dünyanın -nereye gittiğini ve İsrail’in ne kadar gelişmiş bir ülke olduğunu görüyorlar. Kendilerinin de onlar gibi yaşamaya hakkı olduğunu düşünüyorlar. Ama işgal devam ediyor, yoksulluk da öyle, sürekli acı çekiliyor, acılar katmerleniyor, ‘ölüyoruz işte’ diyorlar. Bu noktada yaşamın da önemi kalmıyor zaten. Anlamın bittiğinde eylemler artıyor. ‘Kaybedecek bir şey yok’ mantığı onları güçlü kılıyor.

Filistin’in yürüttüğü bu direniş nereye kadar devam edecek, pes edecekler mi sizce?

Sonuna kadar direnecekler. Filistinli bir diplomat şöyle demişti: ‘Bu topraklarda kimse tek başına kazanamayacak Ya birlikte kazanılacak ya da birlikte kaybedilecek.’ Bence çok doğru. Bir İsrail gerçeği var ve bunu herkes kabul ediyor Filistin de kabul ediyor. Makul ve adil bir şekilde bu topraklarda Filistin devleti kurulacak. Bunun başka yolu yok. Ama bu çok uzun zaman alacak.

Uzun yıllardır Filistin’e gidiyorsunuz ve olaylara birebir tanık oluyorsunuz. Tüm tanıklıklar içinde bir gazeteci olarak en çok hangi olaydan etkilendiniz?

En çok Cenin Kampı’na girdiğimde etkilendim. İnanılmaz bir görüntü idi. Savaşın da bir mantığı olduğu varsayılabilir ama nasıl böyle şeyler yapılabilir? Savaşta evler yıkılır, bombalanır ama buldozerle üzerinden geçilir ve dümdüz yapılır mı? Deprem geçirmiş bir yer gibiydi. Orada çok etkilendim ve kötü oldum. Diğer taraftan da benim Arafat’la görüştüğüm saatlerde İsrail’de Moment Cafe’de bomba patladı ve 11 kişi öldü. İsrail’in barışa inanan, demokrat, entelektüel insanlarının ve gazetecilerin gittiği bir yerdi o kafe. Oradaki insanların çoğu bu sorunun çözümü için farklı şeyler düşünüyordu, savaş istemiyorlardı, ama sonuçta böyle bir eyleme kurban gittiler.

Karşımızda bir Cenin örneği var. Hepimizi derinden sarsan bir örnek! İsrail’ın yaptığı sizce katliam mı?

Cenin’de inanılmaz şeyler yapmışlar. Katliam mıydı, değil miydi, orada kaç kişi öldürüldü bilemiyorum. Ben sadece gördüğümü söylüyorum. Bir insan bunu nasıl yapar, çok da akıl erdirilemiyor. Ama eşit olmayan iki güç söz konusu; güçlü olan İsrail ve Filistin’e bomba yağdırıyor.
İsrail halkı canlı intihar bombalarının düzenlediği saldırılardan dolayı rahatsız olmalı. İnanılmaz bir paranoya içindeler. Evlerinden çıkamıyorlar. Restoranlar, kafeler bomboş. İsrail’in ciddi bir turizm potansiyeli var ama oteller kapanmış durumda ve turist yok. İnsanlar çanta gördüğü zaman kaçıyor. Ben bile kafeye gittiğim zaman kapıya en uzak yerde, yüzüm kapıya dönük şekilde oturuyorum. Çünkü gerçekten de kimin ne zaman, nerede bomba patlatacağı belli değil. Her kapıda bir koruma var. Kendilerini inanılmaz güvensiz hissediyorlar.

Kategoriler
KitapPolitikRöportaj
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Kürk Mantolu Madonna Sabahattin Ali

    Kürk Mantolu Madonna

    Yaşamın günlük akışı içinde gördüğümüz, karşılaştığımız insanların sıradan bir yaşamları olduğunu düşünürüz. Onları biraz yakından tanımaya başladığımızda ise yanıldığımızı anlarız. Öyle ki, her insanın yaşamı gerçekten bir romana ya...
  • Çocuklarımız nasıl kitap okur

    Okumak

    “Oğlum hiç kitap okumuyor“, “Çocuklarımın, ellerine, doğru dürüst kitap aldıklarını görmedim.”Danışmanlık yaşamım boyunca çok sık duydum bu sözleri anne babalardan, daha da duymaya devam edeceğim, eminim. Çocuklarımız neden okusun,...
  • Ömer Lütfi Akad Ustayla Son Röportaj

    Ömer Lütfi Akad Ustayla Son Röportaj

    “Özal, yaptığı anlaşmalarla yabancı film şirketlerine kapıları koşulsuz açarak ulusal sinemayı bitirdi. Şimdilerde de Türk filmi diye Fransız filmi, Amerikan filmi çekiyorlar. Yaptıkları işleri de anlamıyorum” Hayatta tesadüflerin elbette...
  • Kitaptan Uyarlanan En İyi 30 Aşk Filmi

    Kitaptan Uyarlanan En İyi 30 Aşk Filmi

    Kitaptan Uyarlanan En İyi 30 Aşk Filmi aşağıda kısaca açıklanmaktadır. 30-Sevgili John; Konusu Nicholas Sparks’ın kitabından alınan filmde, orduya yeni yazılan John adlı bir gençle, Savannah adlı bir üniversite...