Dünden Yarına Kültür/Sanat

65 yılın sanat, kültür, edebiyat alanında gelişim grafiğini çizmek gerçekten çok zor ve riskli. Düne dönüp baktığımızda, bugünkü tablonun açıklamasını yapmak mümkün ama yarına dönük tahminler bir kehanete dönüşebilir....
Genco Erkal’ın ‘Ben Brecht’ oyunu

65 yılın sanat, kültür, edebiyat alanında gelişim grafiğini çizmek gerçekten çok zor ve riskli. Düne dönüp baktığımızda, bugünkü tablonun açıklamasını yapmak mümkün ama yarına dönük tahminler bir kehanete dönüşebilir.

En yaygın tür edebiyattan başlayalım. Bilhassa son yıllardaki kitap satışlarına, çok satanlar listesindeki rakamlara baktığımız zaman yüz binin üzerine çıkan adetleri görmek hiç zor değil. Uluslararası dergilerin çok kazanan isimleri arasında Türk yazarları yer alıyor. Ekonomi dergilerinde yazarların oluşturduğu listeler dikkat çekiyor. Haliyle, okumayan bir toplumuz iddiası belki ‘nitelik’ olarak tartışılmaya devam edebiliyorsa da nicelik olarak tarihe karıştı diyebiliriz. Aradan geçen zamanda birbiri ardına yayınevleri faaliyete geçti. Yüzlerle adlandırılan yayınevleri, beraberinde tür zenginliğini de getirdi. Butik yayınevleri söz konusu zenginliğin en önemli unsurlarını oluşturuyor.

Bilhassa 2000’lerin başı itibariyle ‘çok satmak’ olgusu yazarları, yayıncıları ve elbette okurları iyiden iyiye sardı. Çok satan yazarlar, ünlü isimler bir yayınevinden diğerine yüksek transfer ücretleriyle geçiş yaparak kendi gündemlerini yarattılar. Yıllarca dile getirilen ‘yayıncılık endüstrisi’ kavramı öyle veya böyle sözünü ettiğim çok satmak ve transfer olgularıyla birlikte oluşmaya başladı. Bir zamanların ‘edebiyat dünyası’ artık ‘yayın sektörü/yayın endüstrisi’ olarak anılır oldu. Türk yazarlarının kitaplarının dışarıda da yayıncı bulduğunu, kitapların başka dillere çevrildiğini yabancı kitap fuarlarında gözlemleyebilirsiniz. Bakanlık tarafından oluşturulan TEDA Kurulu’nun buna yardımcı olduğunu unutmayalım. Tabii artık Nobelli bir yazarımız olduğu düşünüldüğünde, onun da azımsanmayacak bir etkisi olduğundan söz etmek mümkün…

Yıllarca göz ardı edilen, yok sayılan polisiyenin hakkı teslim edildi.

65 yıl içinde, dikkati çeken yayın değişikliklerini anımsamalı.polisiye

Bilimkurgu, fantastik edebiyat ve yeraltı edebiyatı adı verilen metinler nitelikli yabancı çevirileri ve yerli örnekleriyle daha sık karşımıza çıkar oldu. Yıllarca göz ardı edilen, aslında yüz yıl öncesinden örnekleri olsa da neredeyse yok sayılan türün, yani polisiyenin, hakkı teslim edildi. Bugün bir çırpıda sayılabilecek birçok özgün karakterle okurlarına ulaşan polisiye eserler, aynı şekilde yayınevlerinin politikasını da belirledi. Kimisi özel dizilerle alan içerisinde yayın yaparken, kimi yayınevleri sadece polisiye romanlar yayımlamak üzere yola çıkıp bu alanda kaleme alınmış eserleri ve incelemeleri okurlarıyla buluşturuyorlar! İlk kez çevrilen yabancı yazarlar olduğu kadar, Türkçede türün ilk örnekleri de eski yazıdan bugünkü alfabeye aktarılıp yayımlanıyor.

Diziler ve kitaplar birbirini besledi

Kıvanç Tatlıtuğ ve Beren Saat

Kıvanç Tatlıtuğ ve Beren Saat’in başrollerini paylaştığı Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu uyarlaması kitabın yeniden gündeme gelmesini sağladı.

Televizyon dizileri ‘magazin’ gündeminde yer aldıkları kadar, edebiyat dünyasının da gündemini oluşturdular. Son yıllarda ekrana gelen edebiyat uyarlaması diziler, kitap satışlarına da etki etti. Binbir Gece dizisi televizyonda oynarken, Binbir Gece Masalları best seller listelerine girdi, ayrıca dizinin müziği olan Rimski – Korsakov’un Şehrazat’ı da kitabın yanında raflarda yer aldı. Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu eserinin yakın zamandaki uyarlaması kitabın yeniden gündeme gelmesini sağladı. Son yıllarda ‘kan kaybettiği’ söylenen şiir için ise bir düzeltmeyi yaparak konuya değinmek gerekir kanısındayım. Şair sayısında, hele ki iyi şair sayısında asla bir azalma olduğunu söyleyemeyiz. Dahası, şiir kitaplarının birbirinden farklı yayınevleri tarafından gerek özel diziler altında gerek müstakil olarak yayımlanmaya devam ettiği de bir gerçek. Söz konusu durum içerisinde sadece okur sayısının veya satış sayısının azlığına dikkat çekmek gerekli. Kitap konusunda muhakkak değinilmesi gereken diğer bir husus ise e-kitaplar. Henüz belirleyici olmasa da şüphesiz gelecek yıllarda belirleyici bir etkinliği olacak.

İstanbul Bienali, uluslararası sanat takvimi

İstanbul Bienali, uluslararası sanat takviminde ağırlığı en çok hissedilen etkinliklerden biri.

Seyirci Türk filmlerini izliyor.

65 yıl içerisinde büyük dalgalanmalar yaşayan, bir dönem büyük irtifa kayıplarına tanık olan, ancak son yıllarda göz ardı edilemeyecek bir nitelik, gişe ve başarı seviyesi yakalayan sinemanın yarına dönük projelerde de yükselişi devam edecek. Şüphesiz bunda büyük ekonomik külfetleri hafifleten teknolojik gelişmelerin olumlu etkisini de saymak gerekir.

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Türkan Şoray

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Türkan Şoray’a, ‘Sanatta Sosyal Sorumluluk’ ödülü verildi.

Yapılan istatistiklerde bazı Türk filmlerinin seyirci sayısı, uluslararası ödül kazanmış yabancı filmlerden daha fazla seyirciye ulaştığını ortaya koyuyor. Seyirci Türk filmlerini seyrediyor, artık sinema endüstrisinin gücü, sermayesi artıyor. Yabancı kaynaklı, uluslararası ödüller evreninde de Türk sinemasının sesi daha sık duyulur oldu. Yine Avrupa ve Amerika sinemasının iyi örneklerinde Türk oyuncular, teknik ekipten isimler kendilerini ispatladılar. Büyük para harcanan filmler kadar, az bütçeli filmler de seyircisini buldu. Bilinçli bir sinema seyircisi oluştuğunu söylemek mümkün olduğu kadar, genç kuşağın bu misyonu ileriki yıllarda da sürdüreceğinden kuşkum yok. Sinema ödüllerinin gerek yerli gerek yabancı seyircinin salona gitmesinde etkisi olduğu bir gerçek. Antalya Altın Portakal, Adana Altın Koza önde gelen uluslararası ödüllerimiz olarak küresel anlamda varlığımızı daha fazla hissettirmemizi sağlıyor. Dijital teknolojinin sağladığı kolaylıklar, mübalağasız neredeyse bir cep telefonuyla bile çekilebilecek iyi görüntüler ve ekonomik imkânı olmayan ama yetenekli isimlerin cesur davranmasını sağlıyor. Önümüzdeki yıllarda bu teknolojik kolaylıklar daha büyük başarıların kapısını açacaktır inancındayım.

Dünyaca ünlü orkestralar geliyor. Zira nitelikli ihtiyacı karşılayan konser salonu yok.

Tiyatro salonları dolu.

Tiyatroya kimse gitmiyor, sözünün yanlışlığı bir kez daha anlaşıldı. Tiyatro salonları dolu. “İki kalas bir heves” diyerek yola çıkan, genç yazar, yönetmen ve oyunculardan oluşan bağımsız gruplar birbiri ardına iyi oyunları kalabalık seyirci kitleleri önünde temsil ediyorlar. Ödenekli tiyatroların yanı sıra çeşitlenen tiyatro dünyası bu türün de yükselişini simgeliyor. Büyük salonların dışında küçük ölçekli tiyatrolardaki oyunlar her kuşaktan seyirciyi çekiyor.

Genco Erkal’ın ‘Ben Brecht’ oyunu

Genco Erkal’ın ‘Ben Brecht’ oyununun 100 kez oynanmış olması, tiyatroya ilginin derecesini gösteriyor.

Genco Erkal’ın ‘Ben Brecht’ oyununun 100 kez oynanmış olması, ilginin derecesini yeterince gösteriyor sanırım. Alanın kanayan yarası olan, ‘tiyatro salonu eksikliği’ sorunu giderildiği zaman önümüzdeki yıllarda sahada da uluslararası anlamda ses getirecek başarılara tanık olacağımıza inanıyorum…

Bienaller izleyicinin seviyesini yükseltti

Plastik sanatlar alanında da Türkiye uluslararası ölçekte bir isme sahip. 65 yıllık süreçte en gözle görülür değişim şüphesiz bu plastik sanatlarda karşımıza çıkacaktır. Bu yıl 13’üncüsü gerçekleştirilecek olan İstanbul Bienali uluslararası sanat takviminde ağırlığı en çok hissedilen etkinliklerden biri. Gerek küratörleri gerekse katılan yerli yabancı sanatçıları ve sergilenen eserleriyle bienaller Türk plastik sanatlar izleyicisinin seviyesinde önemli bir yükselme sağladığı kadar, pek çok yabancı sanatçı ve galerinin dikkatini buraya çekmeyi başardı… Son yıllarda sayısı daha da artan galerilerdeki sergiler kadar, ulusal ve uluslararası sanat fuarlarıyla yerli ve yabancı sanatseverlerin, koleksiyonerlerin ilgisi canlı tutuluyor. Plastik sanatların etkili ve gözardı edilmemesi gereken unsurlarından biri hiç şüphesiz müzayedeler. Müzayedelerin resim piyasasını hareketlendirdiği, fiyatları yükselttiği gerçeğinin gelecekte orta halli bir resim alıcısını olumsuz etkileyeceğini tahmin etmek zor değil. Ancak bunun getirilerinden birisi hiç şüphesiz yabancı sanatçıların eserlerinin Türkiye müzayedelerinde kendine yer bulması kadar, Türk sanatçıların eserlerinin de uluslararası müzayedelerde kendine alıcı bulmasıdır. Müzayedelerdeki rakamları söylemek, geleceğe dönük tahminlerin gerçekliğini tespitimize yarıyor. Burhan Doğançay ile Erol Akyavaş’ın resimlerinin satıldığı fiyatı düşündüğünüzde, ilerleyen zamanda bu rakamların daha da yükseleceğini öngörmek çok kolay olacak…

Dünyaca ünlü orkestralar sahne alıyor

Dünyaca ünlü orkestralar sahne alıyor ancak hâlâ nitelikli, ihtiyacı karşılayan konser salonu yok.

Müzeler dünyayı öğretti

Plastik sanatların ayrıca değerlendirilmesi gereken bir diğer alanı da özel müzeler olacaktır. Yine 2000’li yıllarda hayata geçen özel müzeler Türk izleyicileri ve sanatçılar kadar, yabancı ziyaretçileri ve sanatçıları da etkiliyor. Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul Modern, Pera Müzesi ve başka şehirlerdeki özel müzeler, gerçekleştirdikleri büyük ve önemli sergilerle, herkesin göremeyeceği özel koleksiyon sergileriyle Türk izleyicisinin önemli ressamları bütüncül bir çerçeve içerisinde tanımasını, dünyayı öğrenmesini sağladı. Aynı şekilde bu müzelerde yerli sanatçıların eserleri, genç kuşak isimlerin eserleri sergilendikçe yabancı sanatseverler, galeriler, koleksiyonerler ajandalarına Türkiye’yi ve etkinlikleri dahil etmeye başladılar. Özel müzelerin etkisiyle, resmi müzeler de yeniden düzenlendi. Bu durum yeni sanatçıları ortaya çıkaracağı kadar bilinçli bir sanat izleyicisi oluşturacak.

Sabancı Müzesi, Picasso’yu Türkiye’ye getirdi

Sabancı Müzesi, Picasso’yu Türkiye’ye getirdi. Avignonlu Kızlar tablosu da gelen eserler arasındaydı.

Konser ve opera salonu yok

Müziğin her türlüsünün festivali yapılıyor. Klasik müzikten caza, rock festivallerinden bağımsız organizasyonlara kadar geniş bir yelpazede performanslar gerçekleştiriliyor. Dünyaca ünlü orkestralar, solistler sahne alıyorlar. Ancak müzik konusunda belirtilmesi gereken bir durum var ki, üzülmemek işten değil. Zira hâlâ nitelikli ihtiyacı karşılayan konser salonları, opera salonları yok. Dileğim önümüzdeki senelerde bu eksiğin giderilmesiyle çıtanın daha da yükseğe çıkarılması…

Mimarlığın sesi duyulmuyor

Mimarlarımızın bir bölümü yurtdışında ödüller kazanıyor. Uluslararası alanda başarılı isimlerin olduğu bir ülkede, özellikle İstanbul’da mimari özgünlükten yoksun projeler hayata geçiriliyor. Şehir gökdelenlerin, alışveriş merkezlerinin istilası altında. Ekonomik gücüne güvenen birçok firma, mimari estetiği göz ardı ederek işin sadece ‘inşaat’ kısmına odaklanıyor ne yazık ki. Şehrin özgün dokuya sahip birçok alanı yok edilirken yeni gerçekleştirilen projeler ortaya daha da korkutucu tablolar çıkarıyor… Bunca mimar, mimarlık dergisi olmasına rağmen ve konuya dair tepkiler dile getirilmesine rağmen ne yazık ki, başta İstanbul olmak üzere mimarlığın sesi duyulmuyor.

Yarın, her zaman umut dolu bir zaman dilimidir. Bunları düşündüğümüzde geleceğin daha da güzel olacağını söyleyebilirim.

Kategoriler
Kültür&Sanat

Benzer Konular