Doğu Çok Moda

Dekorasyonda, modada, yemekte, sporda, müzikte Doğu çok moda… Kumaşlarda çintemani desenleri, şaşaalı ve zengin dekorlar. Renkli, kocaman taşlarla bezenmiş iri ve canlı takılar. Hem ruhu hem bedeni rahatlatan sporlar,...
Doğu Çok Moda

Dekorasyonda, modada, yemekte, sporda, müzikte Doğu çok moda…

Kumaşlarda çintemani desenleri, şaşaalı ve zengin dekorlar. Renkli, kocaman taşlarla bezenmiş iri ve canlı takılar. Hem ruhu hem bedeni rahatlatan sporlar, egzotik masajlar. Arap ve Hint ezgilerinin ağırlıklı olduğu müzikler. Yaşamın her alanında moda, şimdi Doğu’dan yükseliyor…

Yıllar önce yakışıklı oyuncu Richard Gere‘in Budizm‘e olan ilgisi; sonra Madonna‘nın Doğu sporları ve yogaya olan merakı, Hint makyajı; Ricky Martin‘le röportaj yaparken bileğinde gördüğüm tespihler ve evlere giren feng shui, aslında belki de Doğu’nun ayak sesleriydi. Evet, kültürümüzün temelini oluşturan Doğu trendi, Batı’dan geldi ama değeri kesinlikle çok daha iyi anlaşıldı. Artık Türkiye’de hâkim olan `Doğu Rüzgârı’ndan bahsedebiliriz. Doğu’nun iç huzuruna dayalı felsefesini benimsemiş hayatlar yaşamaya başladık. Eee, ne de olsa güneş Doğu’dan yükselir!

Zeynep Fadıllıoğlu: Dekorasyonda Osmanlı zevki

Interior Design, Elle Deco gibi dünyanın en iyi dekorasyon dergilerine röportaj veriyor. İngiltere’nin en bilinen dekorasyon kitabı House&Garden;’ın adres kitabına referans oluyorlar. Bu yıl, İngiltere’de dünyanın en başarılı tasarımcısı seçilen Zeynep Fadıllıoğlu, yarattığı ve dekorasyona hâkim olan Osmanlı trendini anlattı:

“Doğu-Batı sentezini, kendi kültürümüzü hep kullandığımı söyleyebilirim. Doğu akımı, 1997’de, kontrast kumaşlar ve Buda heykeli gibi minimal aksesuarlarla bir vurgu vermeye başladı. Bunun pazarlaması `East meets West’ (Batı’nın Doğu’yla buluşması) şeklinde yapıldı. Ancak bu, Doğu’nun Batı içine yerleştirilmesiydi. Bizi, House&Garden fark etti. Evimde hakiki bir Doğu-Batı karışımı var. Ben, İstanbul’u temsil ediyorum. Doğu’yla Batı’nın kesiştiği doğal bir nokta burası. Bir de cumhuriyetten sonraki 3. jenerasyonuz biz. İlk jenerasyonların Doğu’dan adeta ürküntüsü, sadece Batılı olma kaygıları vardı. Dedem, annem ve babam tamamen o yönde antika toplayıcıları. Bense onların içinde büyüyüp tekke parçaları, cami şamdanları topladım! O zamanlar benim dışımda bir tek Ayşegül Nadir toplardı bunları, o da İngiltere’de oturuyordu. Çay bardağı kullanılmayıp, fincanla çay içilen dönemlerdi. Metin de kulüplerinde Türk isimlerinde ısrar etti. `Neden başkası gibi olalım?’ diyordu.

Biz, ısrarla Andrew Martin’in tasarım yarışmasına başvurduk. `Ne yenilik getirdiniz’ diye soruluyor orada. Osmanlı yatak odası, Çintemani ve İstanbul’daki bir ev tasarımıyla ödül aldık. Tamamen tek ve yenilik açıcı tasarımlar oldu. Bir öncü, trendsetter olduğumuz için ödülü bize verdiler.

Bu adam, bütün etnik kültürleri dükkânında yaşatıyor. Şu anda Osmanlı’yı trend olarak sunmak istiyor ama tek sorun, eski ustalarımız yok. Herkes para kazanmak istiyor! Dolayısıyla adam, `Türkiye’de ne yaptırmak istediysem 3 misli fiyat istiyorlar; Güney Afrika’dan alabildiğim malzeme çok daha fazla’ diyor. O bakımdan Osmanlı dönemi kısa sürebilir.

The Times gazetesi bizim için `Turkish Delight’ diye bir yazı yazdı. Bu yıl minimalizmin sona erdiğini, yalınlıktan bıkkınlık olduğunu, devrin şu anda şaşa, zenginlik ve biraz oryantalizm olduğunu söylüyor. Bütün bunlara bakıldığında bu yılki yarışmada benim seçilmemin çok ters düşmediğini vurguluyor.

Dünyada Doğu trendi var, çok kuvvetli ama bu sene ayrıca Osmanlı trendi var! Kumaşlarda çintemani desenleri var çoklukla, ama süresi, ne kadar malzemeyle besleneceğine bağlı. Beslenmezse kısa bir akım olur, ama mutlaka bir şeyler kalır. Doğu’nun zenginliği, kumaş ve renkte. `Sizin desing’iniz nedir?’ dediklerinde, `Biz, 5 duyuya hitap ediyoruz; bir çizgi değil. Bir yaşam tarzı veriyoruz’ diyoruz. Biz de Osmanlı’nın çok kültürlü oluşunu; ABD’nin bir zamanlardaki farklı versiyonu olduğunu vurguluyoruz. Ermeni, Rum, Yahudi, Müslüman, Boşnak, Kürt… çok zengin bir karışımımız var. Artık kompleksten çıkmak lazım. Yeter ki kendimizdeki zenginlikleri görelim. Bence gençlerde o bilinç başladı. Nargileler içiliyor. Rahatladı insanlar. Bundan sonra da üretim başlar. Avrupa kopyası insanlar olmayalım artık; ne yapsın Avrupa kendinin kötü bir kopyasını!”

Yaşamın her alanında moda, şimdi Doğu’dan

Cemil İpekçi: Doğu esintili tasarımlar her yerde!

Doğu, kültürün beşiği. Her şeyin Doğu’dan başladığına inanıyorum. Dünya’da Doğu trendi, 68 kuşağıyla başladı. `Savaşmayın sevişin, sevin’ sloganı tüm dünyayı sardı. Benim kuşağım için en önemli yer Katmandu ve Tibet’ti. Maddenin değersizliğini, maneviyatın nasıl değerli olduğunu öğrendiler ki, ben hâlâ o duygular içindeyim. 2.5-3 yıl Belçika’da komün yaşadım. Doğu müziğinin o mistisizmini, tedavi edici olduğunu hissettik. Modada da o dönemden itibaren her koleksiyonda Doğu’yu ya takılarda ya makyajda ya desende işlediler. Ama bu çok fazlalaşmaya başladı. Yoga yapan insanların sağlığına kavuştuğunu, gençleştiğini, meditasyon yapanların ruh sağlığına kavuştuklarını, dengeli beslenen insanların sağlıklı oldukları görüldü ve böylece bu yaşam tarzına talep arttı. Artık dünya artık Doğu’yla idare oluyor. Amerika’nın yüzde 60’ı Doğu felsefesiyle yaşıyor. Bana çok değişik gelmiyor Doğu merakı, çünkü ben hep böyle yaşıyordum. Ben hep etnik bir tasarımcıydım. Doğu’nun gizemi ve güzellikleriyle büyülenmiştim. 33 yıldır hala etnik, Doğu esintili bir tasarımcıyım; hala kullandığım desenler Doğu’dan. Yemeğime, meditasyonlarıma, düşünce şeklime, ilişkilerime çok tesir etmiştir Doğu. Dergilerdeki elbiselere bakınca 25 sene önce yaptığım tasarımlarımı görüyorum! Pareo gibi anvelop eteği, 30 sene evvel yaptım; tek omuzlu uçan şile bezlerini yaptım; bu sene ödül aldığım pazeni ilk olarak 1971’de yapmıştım. Takılara bakıyorum, benim 30 yıldır taktığım bilezikler, küpeler moda olmuş! Tütsüyü 65’ten beri yakarım, ama büyücü bile diyorlar! 10 yıl sonra bir eve girdiğin zaman biri meditasyon yapıyorsa, tütsüleri yakmışsa, saçları uzun bir erkekse, sürme çekmişse, inanışından dolayı bir şey giyiyorsa o insanı görünüşünden dolayı yargılamak hiç aklına gelmeyecek. Çünkü insan olmanın, inanmanın, haklarımız olduğunun bilincinde olacağız. Yeni nesilde bunu görüyorum ve bayılıyorum; gelecek onlar!

Türklerin ilk geldiği yer olan Orta Asya müziği yeniden dinleniyor; Şamanizm felsefesi, o zamanki tedaviler çoğalıyor. Keşke 20 yaşında olup gelen güzel günler yaşasaydım…

Ela Cindoruk: Takılar daha canlı

Ela Cindoruk

Ela Cindoruk

Minimal ve sade bakış çok uzun sürdü ve insanlar da sıkıldı. Çok daha kişiliksiz bir dönemi temsil ediyor minimalistlik. “Katabiliyorsan sen katacaksın, yoksa modaya uyacaksın” gibi bir zorunluluğu var. Oysa Doğu, daha canlı, daha insancıl. Eski ve köklü bir kültürün sonucu çıkan tasarımlar hepsi. Minimalistlik, havada kaldı. O yüzden Doğu akımına çok çabuk geçilebildi! Daha güvenli olduğu için de Doğu’yu tercih ediyor olabilir insanlar. Yeni bir akımı nasıl uygulayacağını bilemiyor insanlar; onaylanması gerekiyor!

Nazan Pak: New York’ta Barney’s’e gittiğimde vitrinlerinde dikkatimi çeken şu oldu: Tasarımların yarısından çoğu Hint, Doğu tarzıydı. Çok basitlerinden koca koca elmas taşlar, zümrütlüler, köstek gibi zincirlerden oluşmuş altın takılar vardı. Demek ki insanlar şimdi bunları talep ediyor, para harcıyor. Her tarafı sarmış durumda. Nişantaşı’nı biraz dolaşınca Doğu trendinin ne durumda olduğunu anlayabiliyorsunuz. Renkli taşlar beni çekiyor açıkçası! Aslında kendi halinde bir Hint modası hep vardı; bol gömlekleri, tütsüleriyle ama şimdi olmazsa olmaz gibi!

Uzakdoğu sporları ve terapileri

Yoga ve Power Yoga: Motus Wellness Club yoga hocası Hilal Koray, yogayı anlattı: “Tüm modalar Amerika’dan çıkıyor; oraya, kolektiviteyi temsil eden dünyanın enerji merkezi deniyor. 1989’da aerobik çok modaydı. Shirley Maclane’in de spritüellik kitapları çıkıyordu. Yoganın başlangıç tarihi de aynı dönemdir. Oradan da dünyaya yayıldı. 10 yıl içinde de bir yaşam şeklini aldı. Yogada ve bütün öğretilerde denge çok önemli. Evren, denge üzerine kurulu. Yoganın anlamı, bütünleşmek. Amaç, evrenle bütünleşebilmek. Yoga, kendini tanımanı sağlıyor. İnsanlar arasında ayrım yapmana engel oluyor. Yargılamama ve hoşgörüyü öğreniyorsun. Son zamanlarda İstanbul’da yoga üzerine kurulu yerler açılıyor, bu konuda kilometrelerce yol alınmış. İnsanlar kendi içlerine, özlerine döndüler. Tasavvufta da Mevlana’da da aynı öz var.” Hilal Hoca, Motus’ta Power Yoga dersleri de veriyor. Power Yoga, Hint kökenli bir öğreti ve yaşam felsefesi olan yoganın özellikle Amerika’da uygulanan versiyonu. Yoganın pek çok türünde olduğu gibi meditatif yönüyle birlikte doğru nefes alıp verme, kalp atışını düzenleme, zihni berraklaştırma gibi çalışmaları içeren bir tür. Klasik yogaya göre daha dinamik olan Power Yoga’nın, güç ve esneklik çalışmalarının uzun süreli uygulamalarında stresten arınmış, huzurlu bir hayata kavuşmanın ötesinde formda bir vücut vaat ediliyor.”

Tai Chi: Tezel Sermet, Motus Wellnes Club’da, Tai Chi dersi veriyor. Kendisi 1990’dan beri Tai Chi yapıyor. “Tai Chi, evrensel enerjinin vücutta doğru akmasının sağlanması ve istendiği zaman kullanılması. Oldukça sofistike bir spor ve hayat tarzı. Kişiye, rahatlama, sağlık ve savunma dövüş sanatını öğretiyor. Bunlar da Uzakdoğu sanatlarının temelini teşkil ediyor. Çünkü Tai Chi, şu anın, şimdinin algılanmasını, farkındalığı en üst noktaya taşıyor. Beden ve zihin bir bütün. Eğer bir yeriniz ağrıyorsa ve hep orayı düşünüyorsanız zihin kendini bloke ediyor. Ya da zihninizde yarattığınız bir problemden dolayı bedeninizin bir yeri ağrıyabiliyor. İnsanların rekabeti, gürültü, trafik olumsuzluğu arttırıyor. İnsan, zihnini ve bedenini dingin hale getirmeyi öğrenmeli. Bunu meditasyonla, yogayla, tai chi ile yapabilirsiniz, ama en önemlisi beden-zihin ve ruhun bir armoni oluşturabilmesi. O zaman vücut en dingin ve sakin hale geliyor ve insan, potansiyelini en üst seviyeye çıkarabiliyor. Mesela ben, aşırı spor yapınca kaybettiğim enerjiyi Tai Chi ile geri kazanıyorum. Son 2 senedir Doğu’ya, yoga ve meditasyona olan ilginin artmasına sebep, dünyanın içinde bulunduğu kriz. Ayrıca insanlar kendilerine soru sormaya başlayıp ‘Ben kimim? Hep böyle mi kalacağım?’ dedikçe aktüalitenin de etkisiyle Doğu felsefesine yöneldiler. Bu, kesinlikle bir trend.

İnsanlar, sıkıntılarından kurtulmanın yollarını Doğu’da arıyorlar.

Shiatsu: Shiatsu, Japonca’da ‘ki’ olarak adlandırılan yaşam enerjisinin düzgün akışını sağlamak için yapılan çağdaş bir terapi. Shiatsu felsefesine göre ‘ki’, vücudumuzdaki enerji hatları içinde akıyor. Bu akışın herhangi bir nedenle tıkanması, baş ağrısı, stres veya hazımsızlık gibi sorunlara yol açabiliyor. Shiatsu terapisinde önce vücudunuzdaki sorun ortaya çıkarılıyor, shiatsu hocası vücudun belli noktalarına bastırarak eklem hareketleri ya da hafif stretching hareketleri yaptırarak ‘ki’ akışının düzelmesini sağlıyor. Anny Foder, Motus’taki shiatsu uzmanı; en büyük şikayeti, shiatsu’nun bir ‘ders’ olduğunun düşünülmesi: “Oysa bu bir ders değil. Shiatsu prensibi, ellerin, sorunlu bölgeye baskı yapılarak kullanılmasına dayanıyor. Günlük hayatımızda çok sınırlı hareket ediyoruz: Ayakta duruyor, oturuyor ve eğiliyoruz. Benim yapmaya çalıştığım, çok fazla hareket ettirmediğimiz bölgeleri çalıştırmak ve enerji akışını sağlamak. Bedenle zihni ayıramazsınız. Bedeninizdeki sorun, zihninizi yorar. İnsanlar o yüzden pozitif düşünceyle, doğru ve sağlıklı beslenmeyle kanseri bile yenebiliyorlar! Benim için Türkiye’de Doğu trendinin olması çok ilginçti, çünkü diğer ülkelerde bu trend yaşandı. Burada çok yeni ve insanlar çok ilgili. En çok stres dolayısıyla bana geliyorlar.”

Bali Masajı: Bali’den gelen bir uzman tarafından yapılan bu masajda, parmakla bastırılarak tüm vücut esnetiliyor. Masaj sırasında aromaterapi yağları kullanılıyor ve vücudun dengesi yerine geliyor. Planet Health Club’da yapılıyor. Ayrıca burada aromaterapi, refleksoloji, çiçek banyosu da yaptırabilirsiniz.

Oryantal Dans: Motus’taki oryantal dersine katılan bir öğrenci, nasıl dans ettiklerini anlatıyor; oryantal dans yapmayı bir de böyle deneyin!: “Hafif bir müzik eşliğinde meditasyonla başlıyoruz. Kollarımızı açıyoruz. Biz, bir kuşuz, güneşe doğru yükseliyoruz; yüzümüzde hafif bir tebessüm. Güneşin ışıkları bizi ısıtıyor, gök, masmavi. Aşağıda çok güzel bir saray var ve ona doğru uçuyoruz. O, bizim sarayımız, biz, o sarayın kraliçesiyiz. Kendi sahip olduğun güzelliklerin farkına varıyorsun, neşeli ve sağlıklısın. Bu şekilde bütün sarayı dolaşıp kanatlarını çırparak dışarı çıkıyorsun ve uçmaya başlıyorsun! Her şey bir kraliçe edasıyla yapılıyor. Bir mermer masa olduğunu düşünerek, kollarını oraya yatırıyorsun.Yumuşak bir hamuru kolların açıkken iki elinle yoğuruyorsun. Ondan sonra öp beni diye elini uzatıyor ve kalçanı oynatıyorsun!”

Reiki: Brigitte Müller ve Horst H. Günther tarafından yazılan Reiki adlı kitaptaki tanım şu: “Hıristiyan bir rahip olan Dr. Mikao Usui tarafından 19. yüzyılda Japonya’da yeniden keşfedilen çok eski bir tedavi yöntemi. Reiki, Japonca bir sözcük ve ‘evrensel yaşam enerjisi’ anlamına geliyor. Bizi çevreleyen evren, sonsuz ve tükenmeyen bir enerjiyle doludur. Bizi hayatta tutan da bu evrensel, asli ve yaratıcı güç ve enerji kaynağıdır. Reiki, bu doğal şifa enerjisidir ve uygulayıcının ellerinden güç dolu ve konsantre bir biçimde akmaktadır. Gerekli olan tek şey yetkili bir Reiki üstadının güç aktarımı ve inisiyasyonudur. Herkes tarafından, çocuklar dahil, öğrenilmesi kolaydır, özel bir bilgi gerektirmemektedir… Aslında hepimiz bu evrensel yaşam enerjisiyle doğmaktayız, yalnız hayatımızda geçen zamanla ‘kanal’ kirlenip tıkanmaktadır.” Reikiyi ya mastırlarından özel ders alarak ya da gruplara katılarak öğrenebilirsiniz.

Ayrıca çeşitli spor salonlarında savunma sporlarından Aikido, Tae Boo, kick boxing ve Hillside City Club’da fitness amacıyla Yoga Fit ve Yoga Butt yapabilirsiniz.

Yemek: Egzotik ve sağlıklı

Yemek deyince ilk akla gelen isim Tuğrul Şavkay’la Doğu mutfağını konuştuk: “Bütün dünyada moda olduğu için Türkiye’de de moda oldu Doğu mutfakları. Bu merak, 1980’li yıllarda Amerika’da başladı. Japonya’nın sanayi gücü haline dönüşüp dünya ticaretine eklenmesi, Avrupa-Amerika’ya ticaret hacminin genişlemesinin yan unsuru olarak Japon kültürüne merak oluştu. Bu kültürün bir parçası da yemek tabii ki. Ayrıca Bali gibi Güneydoğu Asya ülkelerinin turizme açılması ve buralara Batı’dan gelen turistler, bu kültürü kendi ülkelerine taşıdılar. Japon ve Uzakdoğu mutfağının Batı ağız tadına göre egzotik ve sağlıklı olması ilgiyi kamçıladı. Kırmızı et ve ekmek yemeyen bir mutfak Japon mutfağı; bu, özellikle hızla şişmanlayan ve kolesterol problemi yaşayan Amerikalılar için çok çekici. Yine 1980’lerde dünyayı sarsan Fransızların Nouvelle Cuisine (Yeni Mutfak) akımının temelinde de Japon aşçılardan etkilenmeleri yatıyor.”

Müzik: Doğu-Batı Yakasının Hikâyesi

Arap ve Hint ritimlerinin, Batı enstrüman ve teknikleriyle buluştuğu albümler ortalığı sarmış durumda. Bir yandan yok edilmeye çalışılan Araplar, öte yanda müziklerine hayran olunan Araplar… Bir yanda `pis’ Hintler, öte tarafta yüce Hint müziği… Müzik dünyasında bu gerçeklik şimdilik yok olmuş gibi görünüyor. Sonunu hep beraber göreceğiz.

Nesrin Topkapı (Dansöz)

Batı’nın, Doğu kültürüne her zaman ilgisi oldu. Son durumda Doğu ritimlerinin dans müziğine uygun oluşunun önemi büyük. Shakira’nın kalça hareketleri gibi pek çok yeni dans formu ortaya çıktı. Bunlar birbirleriyle karışınca; flamenko-oryantal, afro-oryantal, tekno-oryantal, Latin-oryantal gibi pek çok yeni tür çıktı. Aynı bizim kebap gibi. Özü bir ama patlıcan koyarsanız patlıcanlı, şişe dizersiniz şiş kebap olur. Bence oryantal, kadınları birbirlerine daha çok yaklaştıracak. Dans burada çok önemli. Sanırım tüm bu gelinen yer, bir zamanlar aşağılanıp hor görülen oryantali sevmemin bir kanıtı.

Naim Dilmener (Müzik Yazarı)

Arapça müziğin, dünya çapında yaygınlaşması, büyük çapta, bu tür müziğin `gençleşmesi’ ile ilgili. Son beş yıl içinde, tıpkı bizde (mesela Tarkan ve Serdar Ortaç) olduğu gibi (başta Lübnan ve Mısır olmak üzere) Arap dünyasının genç starları, yaptıkları müziğin altyapısında büyük bir değişikliğe gittiler. (Kimilerinin `tekno-arabesk’ olarak adlandırdığı) bu yeni form; başta Türkiye, Yunanistan, İspanya, Fransa, Belçika ve Kanada gibi oryantal olanı hiçbir zaman dışlamamış ülkeler olmak üzere, dünyanın her yerinde büyük ilgi gördü. Asıl neden bu: Yabancı sözlü şarkıların, tanıdık ritimler nedeniyle artık kimseye `yabancı’ gelmemesi. Bir başka neden artık dünya nüfusunun, ülkeler arasında serbest bir şekilde (eskisinden daha kolay olarak) dolaşmaya başlaması. Dünyanın her yerinde kayda değer sayıda Lübnanlı, Mısırlı, Suriyeli bulunuyor artık. Haklı olarak, herkes, gittiği yeni yerde de `kendi müziğini’ arıyor. Bu da bir süre sonra, bu tür müziğin dinlenebildiği alanların sınırı aşmasına ve yaygınlaşmasına neden oluyor. Artık Amr Diab, Samira Saaed, Elissa, Ragheb Alameh, Nawal Zoughbi ve benzeri starların şarkılarına, diyelim ki New York’un çok lüks bir alışveriş merkezinde denk gelinmesi kimseyi şaşırtmıyor. Yani iş, `oryantal seven ülkeler’i de geçti artık. Bu arada, Arap ülkelerinin hemen hemen hepsi, hem bizim hem de Yunanistan’ın pop piyasasını çok sıkı bir şekilde takip ediyor. Bu üç kültürün, giderek, `ortak bir müzik türü’nde buluştukları bile söylenebilir.

Burhan Bayar (Aranjör)

Endülüsler’in İspanya’yı ele geçirmeleriyle çok eskiden başlayan bir süreç bu. Fas, Tunus ve Cezayir asıllı Fransızlar, Hint asıllı İngilizlerin bu türün örneklerini icra etmeleriyle de yayıldı. Alışılmış düzen artık yıkılıyor. İnsan kulağının başka ritimler ve sesler istemesiyle alakalı bir olay. Son 10 yıldır bilgisayar teknolojisiyle yapılan müzik çok otomatikleşti. Şu anda bunun tam tersi bir durum söz konusu ve gittikçe de artacak.

Orhan Gencebay (Müzisyen)

`Çağdaşlaşmak mı, Batılılaşmak mı?’ Batı’nın yeni arayışlar için bu keşifleri yapması oldukça normal. Ortadoğu ve Orta Asya, çok eski ve zengin bir uygarlık. Fransa, İngiltere ve Almanya ise tarihini çok daha erken bir zamanda oluşturmuştur. Bizim insanlarımızın birçoğunun bu ritimleri Batı’dan sonra, yeni yeni kullanıp değer vermesidir ayıp olan. Burada da “Çağdaşlaşmak mı, batılılaşmak mı” sorusunu tekrar sormak gerekir.

 

Kategoriler
Moda
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Şarap Severler için İstanbul Şarap Mekânları

    Şarap Severler için İstanbul Şarap Mekânları

    Şarap Severler için İstanbul Şarap Mekânları Türkiye’nin en romantik, rüya gibi şehri İstanbul. Birçok romanda adı geçen, adına birçok şiir yazılan şehir, İstanbul. Bu büyülü atmosferi şarapla taçlandırmak istediğinizde,...
  • c1ab7571

    Yüksek modanın adı: Paris Haute Couture Haftası

    Uçsuz bucaksız hayal dünyaları ile, ileri derecede ustalık ve yüksek kalite yine bir araya geldi. Yerinde izlediğimiz Paris Haute Couture Moda Haftası’nda koleksiyonların defile konseptleri yaratıcı ve fantastik öğeler...
  • Gisele Bündchen

    Son Süper Model

    Bugüne kadar podyumda yürümüş en etkileyici model, onu zirveye taşıyan kulvarı bırakacağını açıkladı. Sao Paulo Moda Haftası’nda son kez podyumda yürüyen Gisele Bündchen, bir kez daha zamanın ruhunu iyi...
  • b810b1e1

    Coachella’ya ilan-ı aşk

    Yazı: Özlem Numanoğlu H&M, altı yıldır sponsor olduğu Coachella Valley Müzik ve Sanat Festivali için bu yıl ayrıca özel koleksiyon hazırladı. Kadın koleksiyonuna bohem ve feminen bir görünüm hâkim;...