Demokrasi Kaç Beden!?

Fatih GÖKSAN AKER / ANKARA Hemen her düşünce, yönelim ve eylemi ‘demokrasi’ adı altında, akıl almaz bir biçimde ‘pazar malı’ imişçesine ve ‘pazarlarcasına’ topluma sunanların; bu ister bir profesör,...
Demokrasi Kaç Beden

Fatih GÖKSAN AKER / ANKARA

Hemen her düşünce, yönelim ve eylemi ‘demokrasi’ adı altında, akıl almaz bir biçimde ‘pazar malı’ imişçesine ve ‘pazarlarcasına’ topluma sunanların; bu ister bir profesör, ister bir siyasi, ister toplumun kendi değişkenlerine bağımlı ‘birey’inden gelsin; ancak kendi değişmezlerinin gerçekleşmesi durumunda ‘demokrasinin güçlendiği(!)’ yaygın fikrine yaslanıp, abanmaları, Türkiye’de demokrasinin emelsiz, temelsiz, dikensiz ve kendine özgü şartlanmalarla ‘geliştiğini/ geliştirildiğini(!)’ gösteriyor. (Yaşadıkça ve gördükçe, Türkiye’de ‘toplumun bireysel inşası’nın aşama aşama gerçekleştiğini/ gerçekleştirildiğini, bu inşanın sihirli çubuğunun da yine ‘laf-ı güzaf demokrasi’ olduğunu düşünüyorum.)

Demokrasinin, maddenin bir nevi gaz hâli gibi ‘sözlük’ kavramıyla değil belki ama, ‘yaşamda eritilen’ katı haliyle varlığını ‘çok partili seçimlere’ dayaması; seçimin/ seçimlerin ‘derinleştirilmeye çalışılan’ demokrasiyi hepten gömebileceği niçin göz ardı edilir ki? (Heil Hitler!)

Toplumun bireylerden oluştuğunu kabul edeceksiniz, ancak bireylerin toplamı ‘sizin gibi’ ise; toplumsal elek ve bellek ancak sizin düşünce ve eylemlerinizi ‘onar’ ise… Moda seslenişle ‘var mı böyle bir şey!?’

Çok partili ‘parlamenter sistem’ besleyecek sizi, ancak siz ‘tek parti’ düşlerinin gerçeği ile uyandıkça anlamı olacak bunun!

Kusura bakılmaya, ‘halkçılık’ söylemi ve eyleminin (ki bu bana göre mümkün değil; halkçılık eylemi!) ‘her iki tarafı da’, demokrasinin derinleştirilmesi eylemi sürecinde ‘sahte kabullenmelerle’ zaman geçiriyor. Demokrasinin sözlükteki gaz hâli, yaşamdaki gerçeğin katı uygulamalarından öteye evrilemiyor.

Toplumsal bellek ve gerçek(!), kendine bağımlı değişmezlerle birbirine zincirlenen çoklukların, yine ‘yüceltilmiş tek birini’ ısıtıp meydanın ortasındaki kürsüye oturtuyor; kabullenmesi güç ama sadece ‘demokrasi!’ nidalarıyla…

İyi ki yazarak, sadece ‘mimari projeler’ üzerinde değil, düşünsel yolculuklarından ve yaşamından kesitler aktaran mimar Şevki Vanlı’nın “Mimarlık Sevgilim”inden(*) kimi satırlarıyla (okumanızı salık vererek) sonlandırayım bugünü. Bir ‘yerel seçimin’ ardından ‘farklı okumayı’ mümkün kılar belki diyerek ve ‘ilk okumada’ yukarıda belirttiğim görüşlerin ‘tersi gibi’ algılanabilse de… Kaldı ki Şevki Vanlı ile ‘hayli örtüşüyor’ fikirlerimiz.

“Bir toplumun başarısının, başarılı bireylerle gerçekleşeceğine inanıyorum. Bireysel bilincin yaygınlaşması çok önemli! Kalabalığa güvenmiyorum! Kalabalığı oluşturanların, onları insan yapan öz niteliklerini yitirdiklerini düşünüyorum. Hitler’in meydanları, Eisenstein’ın Potemkin Zırhlısı’ndaki Odesa merdivenleri, Almanya’daki Milli Gençlik Vakfı toplantısı, Kızılay’daki işçi veya memur yürüyüşü, güç gösterisi, toplu hareket, hatta seçimlerden bile ürküyorum! Demokrasi halkın, vasatın diktası, diyorum. Linç canavarlığı da kalabalıkların işi! Sonuçtan kimse sorumlu olmuyor. Bazen onların arasında olsam ne yaparım diyorum? Düşünmeyi bırakmak için üç kişi bile yeterli olabilir.

Kalabalıkta kaybolmak kolaylığı, düşünce ve karar verme sorumluluğundan kurtulmak, bazı toplumlarda daha yaygın!

Askerde, elbisenizi çıkarıyor, saçınızı bıyığınızı kesiyor, tek tip bir görüntüye giriyorsunuz, boy sırasına girip numaralanıyor, kimliğinizden arınıyorsunuz, hareket yeteneğinizi başkasına devrediyorsunuz.

Okullarda da öyle. Bütün dinlerde de. Günde beş kez sıraya dizilip anlamını bilmedikleri aynı duaları yineleyip, aynı hareketler yapılarak insanlar yönetilmesi kolay hale getiriliyor.

Kanunlar, yönetmelikler, gelenekler, polisler, savcılar, hakimler, cezalar. Hiçbirini bulamazsanız ‘kamuoyu’ denen bir zorbalıkla karşı karşıyasınız.(…)

En iyi çözüm olarak yüceltilen, çoğunluk düzeni ‘demokrasi’ bireyin tüm özelliklerini siliyor! Doğruyu/ yanlışı kalabalıklar seçiyor, ne kadar kalabalıksan o kadar haklısın! Böyle ‘erdem’ olur mu? Eşitliğin adaletine inanmıyorum. (…)

Kırk yıldan fazladır susmaktayım. Türk halkı ve ortam çok işkilli. Düşündüğünüz değil, yalan da olsa olumlu sözlerinizi duymak istiyor.” (age., sf. 14, 15, 16)

Ey içinde bir Calcium- Sandoz gibi eridiğim, üzerinde bir karınca gibi gezindiğim, çoğu altında kaldığım, gerekçeleriyle sevdiğim halkım; söyle bana senden güzel halk var mı!?

(*) Mimarlık Sevgilim, Şevki Vanlı, İletişim Yayınları, 2. Baskı

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Demokrasi ve İslam

    Demokrasi ve İslam: Birbirine Yabancı İki Fenomen

    Liberal demokrasi, dini inanç ve geleneklerden ilham alan bir toplumda işleyebilir mi? Başka bir deyişle, bir toplumda demokrasi ve siyasal İslam bir arada var olabilir mi? Bu soru bir...
  • DEMOKRASİ, BARIŞ, ADALET, ÖZGÜRLÜK_1

    Hem Çok Yakın, Hem Çok Uzak

    Renksiz dünyamızın rengidir umut. Yaşananları kabul edilebilir kılar. Umut edilene doğru yürümek ise yürek ister, yürekli insanlar ister. Bu nedenle umut, peşinden gitmekten yorulmadığımız, ama hiçbir zaman yakalayamayacağımızdan korktuğumuz...
  • Araplar Demokrasiyi Başaramadı

    Araplar Demokrasiyi Başaramadı: Dr. Soli Özel

    Sınırımızda yaşanacak olası Irak savaşı nedeniyle hem Türkiye hem de Ortadoğu gergin günler yaşıyor. Patlamaya hazır bir bombaya dönen bölgeye demokrasi gelemiyor. Dr. Soli Özel, Arap dünyasının demokratikleşememesinin nedenlerini...