Dalış Tutkusu

İlk defa, kıyıdan balık avlamak için gittiğim Gerence Koyu’nda fark ettim o farklı dünyayı… Bir önceki gün görüşüp kararlaş-tırmıştık balığa çıkmayı, ne zamandır gitmeyi istediğimiz bu koyda balık çiftliklerinin...

İlk defa, kıyıdan balık avlamak için gittiğim Gerence Koyu’nda fark ettim o farklı dünyayı…

Dalış Tutkusu

Bir önceki gün görüşüp kararlaş-tırmıştık balığa çıkmayı, ne zamandır gitmeyi istediğimiz bu koyda balık çiftliklerinin olmasından dolayı daha fazla balık olduğunu düşünüyorduk. Birkaç hafta önceki keşif avlarımda 3-5 çipura birkaç karagöz ve çeşitli diğer tür balıklardan yakalamış olmam da burayı seçmemizde belir-leyici oldu aslında.

Saat 03.00 gibi arkadaşları da alıp çıktık yola. Balçova’dan yemlerimizi alıp sabaha karşı orada olacağımız için Güzelbahçe’ye varmadan yol üzerinde bir börekçi dükkânından kahvaltılık-larımızı da alıp, balıkçı tabiriyle avlağımıza ulaştık. Dolunay, takımlarımızı hazırlamamızda yardımcı oldu tabi. Gece rüzgâr kesilmiş, deniz çarşaf gibi, hafif esen bir meltem eşliğinde yemlerimizi kesip iğnelerimize taktık. Sörf tipi oltamız kurşunun ağırlığı ile yemleri daha uzağa atmamıza ve bu sayede derinlerdeki daha iri balıkları avlamamıza yardımcı oluyordu. Saat 04.30’da oltalarımız suyla buluştu, yaklaşık bir saat kadar balık alama-dık. Günün ağarmasıyla gece boyu acıkan balıklar yavaş yavaş dokun-maya başladı oltalarımıza. Tabi bizim hedefimiz büyük balıklar olduğundan iğnelerimiz de ona göreydi. Kayda değer birkaç balık aldıktan sonra güneşin kendini iyiden iyiye göstermesiyle avımızı sonlandırıp denize girmeye karar verdik. İşte bu sırada fark ettim arkadaşlarımdan birinin zıpkın, palet, maske ve şinorkel getirdiğini. O, bir süre avlanmak üzere diğer arkadaşımızla daldı serin sulara. Bu sırada ben oltamı toplamakla meşguldüm. Onlar sudan çıkarken ben malzemelerimi toplamış aracımıza yerleştirmiştim. Arkadaşımın dalış malzemelerini alarak ben de daldım bir merakla. Evet, o dalış benim için gerçekten bir dönüm noktası oldu. Maske ve şnorkeli ilk kez kullanıyor olmamdan olsa gerek başlangıçta 5-10 dakika zorlandım. Biraz zorlamayla da olsa artık yüzüyordum. Kuş bakışı bu dünyada suyun yüzeyinden aşağıya bakarken, kumulların, zaman zaman irili ufaklı kayalıkların, küçük balık sürülerinin üzerindeydim. Denizin içi o kadar farklı ve büyüleyici idi ki, birkaç defa şnorkel su aldığında su yutma tehlikesiyle karşı karşıya kaldım. Hemen kafamı suyun dışına çıkarıyor, nefes alıyor ayağımın yere değeceği bir yere kadar bu şekilde yüzüyor, sonra şnorkeldeki suyu tahliye edip tekrar daha dikkatli bir şekilde yüz-meye devam ediyordum. Beni en çok etkileyen su-yun içindeki o büyük yosun tarlalarıydı. İçersinde on-larca canlıyı barındırdığı belli olan bu alanlar derin-lerden ufka doğru koyu ma-vilikler boyunca uzanıyordu. Bu şekilde yaklaşık bir saat kadar yüzdükten sonra elim-deki zıpkını hatırladım. Ama bir kez olsun tetiği çekmek gelmemişti aklıma. Zira bu güzel dünyanın beni çağırdığını hissediyordum adeta.

Günümüz güzel bir şekilde bitmişti. Fakat yaşadıklarımın hala etkisindeydim. Zaman zaman kendimi o güzel dünyada tasavvur ediyor ve sakinlerini düşünüyordum; sonrasında ne vardı acaba? Kendimi ancak bir kaç gün frenleye-bilmiştim bu merak karşısında. Biraz araştırdıktan sonra aslında bu dünyaya ne kadar da yabancı olduğumu fark ettim. Ama azimliydim, su altının sırlarını öğrenmek ve en azından burada bulunan canlı cansız varlıklar hakkındaki müşahedemi derinleştirmek niyetindeydim. İlk iş olarak dalış için temel malzemelerden bel ağırlığı, şnorkel, maske ve zıpkın aldım. Ailemle birlikte piknik bahanesiyle gittiğimiz çadırlı bir gecelik kampta başladım dalmaya.

Bu dalışlarımda tecrübesizliğimi zıpkıncı tabi-riyle “kara kıyı avları” yaparak giderme yoluna git-tim. Bu sayede birçok eksikliğimi ve yanlışlarımı düzeltme imkânı buldum. Üç ay kadar bu şekilde dalışlarla tecrübemi arttırdım.

Lise yıllarında masa tenisi oynarken bir söz öğrenmiştim: “Bir oyunu iyi bir şekilde öğrenmek için o oyunu en iyi oynayan ile oynamak gerekir.” Ben de öyle yaptım, en iyilerden ders almaya başladım.

İlk dersi Aliağa yakınlarda bir köy yolundan aşağıya inerek ulaşılabilen bir kıyıda aldım. Zıpkıncılar bu yerlerin her birine mera adını veriyorlar. Karada 2-3 saat süren eğitimde; su içinde kullanılan tabirler, acil yardım işaretleri, bu durumlarda ne yapılabileceği, yüzme ve dal-mayla ilgili kuralları öğrendik. Hemen sonrasında dalış çalış-maları başladı. Bu dalışlar sırasında beni en çok zorlayan kısım nefes tutma ve kulak eşitleme çalışmalarıydı. Za-manla bunları nasıl geliş-tireceğimizi de öğretti hoca-mız. Ben bunlara ek olarak hafta içi koşularına, koşar-ken nefes tutma ve hiç nefessiz koşma gibi ek çalış-maları da yapmaya başla-dım. Zamanla dalış derinliği arttı. Üç aylık eğitim ve tecrübelerin sonunda dalışımız 18 metre derinliğe ulaştı.

Bu dalış, teknikleri ile ve bilenler eşliğinde yapıldığında sağlık problemi olmayan herkesin yapabileceği bir spor. Ama şunun da bilinmesi lazım ki dalış, sırf bir heves ve özenti ile yeterli kondisyona sahip olunmadan ve tekniklerini öğrenmeden yapılabilecek bir iş değil. Bu açıdan yavaş yavaş ilerlemek ve sabırlı olmak gerekiyor. Her şeye rağmen henüz işin başındayım. Tecrübem arttıkça paylaşacak daha çok şeyim olacak sizlerle.

Kategoriler
Çevre - Ekoloji
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular