“Daha Filmin Yarısını Bile Görmedik”

İki genç isim, iki başarılı gazeteci. İkisi de yazıları nedeniyle ‘Ergenekon terör örgütüne üye olma’ suçlamasıyla yaklaşık bir yıl cezaevinde tutuldu. Salıverildiklerinde Cemaat’i ve AKP’yi işaret eden açıklamalarda bulundular....
İki genç isim, iki başarılı gazeteci. İkisi de yazıları nedeniyle ‘Ergenekon terör örgütüne üye olma’ suçlamasıyla yaklaşık bir yıl cezaevinde tutuldu. Salıverildiklerinde Cemaat’i ve AKP’yi işaret eden açıklamalarda bulundular. Şimdi, Zaman gazetesine yapılan baskın, gözaltı ve tutuklamalar hakkında ne düşünüyorlar? 17-25 Aralık darbe girişimi miydi? Cemaat bitti mi? Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’e göre bu filmde izleyeceğimiz daha çok aksiyon sahnesi var.
e0578be2

NEDİM ŞENER

Hapse girmek sizin için bir travma mıydı?
Evet. Hukuki kaosla birlikte yaşanan her olayla tekrar eden bir travma.

Psikolojik yardım aldınız mı?
Tabii. Hâlâ devam ediyor. İnsanlara, haksızlığa uğrama duygusu kolay geliyor. Burada hukuki haklarınız açısından bir saldırıya uğruyorsunuz.

“Üç kişilik örgütün üyesiyim”
Sizi bir siyasi figür olarak mı gördüler?
Zaten ona şaşırıyorum. Beni siyasi figür olarak bir yere oturtmaya çalışanlar yanılıyorlar. “Örgüt üyesi misin?” diye sorduklarında, “Ben üç kişilik bir örgütün üyesiyim. Karım, kızım, ben” diyorum.

14 Aralık’ta Twitter hesabınızdan Türkan Saylan, Yarbay Ali Tatar ve Kuddusi Okkır’ın fotoğraflarını paylaştınız. “Oh olsun” mu dediniz?
Bu üç ismi koymamın nedeni, hayatta olmamaları ve bugün onları hatırlamamız gerektiği… O insanların ölüm sürecinde rol oynayanları bununla yüzleştirmek istedim. Ama zaman içinde utanacak yüzleri olmadığını gördüm. Buradan “Oh olsun” çıkmaz. Ama geçen süre içinde onların hâlâ o noktada olduklarını üzülerek izliyorum.

O isimlerin yargı süreçlerinde Ekrem Dumanlı’nın payı var mı?
Olmaz olur mu? Onun, Cemaat’in ve Taraf gazetesinin yaptıklarını biliyoruz. Ali Tatar öldükten bir hafta sonra Zaman gazetesinde çıkan haberleri ve Türkan Saylan için yapılan yakıştırmaları unutmuyorum. Birinin bunları hatırlatması gerekiyordu.

Bir gazeteci gözaltına alındığında, basın özgürlüğü açısından ne olursa olsun yanında durmalı mıyız?
Savunduğumuz ilke gazetecilik olmalı. İsimler üzerinden giderseniz, Oda TV iddianamesinin benimle ilgili kısmının büyük bölümü Mehmet Baransu’nun iki yazısından oluşur. Şimdi Baransu’nun ne yaptığı biliniyor. Balyoz’da savcıya verdiği CD’lerde sahtecilik tespit ediliyor. Gazeteciler tutuklanırken, bir gün olsun onlara destek olmadığı gibi, tam tersine bizlerin terörist olduğunu anlatmaya çalışan yazılar yazdı. Her geçen gün onu gazeteci olarak görmek zorlaşıyor.


“Dumanlı’nın yanında nasıl yer alabilirim?”

Peki, Ekrem Dumanlı’nın?
Ben Ekrem Dumanlı’nın yanında nasıl yer alabilirim? Dumanlı imkânı olduğu halde yaptığı gazetecilik rezaletleriyle ilgili en ufak bir özeleştiri yapmadı. Şimdi çıkmış “Ahmet’le (Şık) görüşürüm” diyor, lütfediyor. Ama geçenlerde çıktığı bir televizyon programında, “Siz terörist değilsiniz. Eyvallah da… Nedim Şener, Soner Yalçın, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan terörist miydi?” sorusuna, “Ergenekon’u hafife almamak lazım” cevabını verdi. Şu da var, Cemaat özeleştiri yapamaz, yaparsa suçunu itiraf etmiş olur.



“Cemaat yargıda çeteleşti”

Cemaat’in terör örgütü olarak nitelenmesini doğru buluyor musunuz?
Cemaat bir örgüttür, ama silahlı terör örgütü olarak değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü terör, şiddet ve cebirle toplumu yıldırma faaliyetidir. Cemaat ise polisin, bürokrasinin içinde teşkilatlandı, yargı içinde çeteleşti, hukuku çıkarları için kullandı.

Tutuklanma sürecinizde Etyen Mahçupyan, hakkınızda ‘Çorbadaki Kıl’ başlıklı bir yazı yazdı. Kendisiyle görüştünüz mü? Malum, şimdi başbakan danışmanlığı görevini yürütüyor.
Hükümetin ilginç danışmanları var. Bu nedenle Etyen Mahçupyan beni şaşırtmıyor. Siyasetçi gibi davranıyor ve bunu entelektüel bir temele dayandırıyor. AKP’yi ayakta tutmaya çalışan bir tavrı var. Zaman zaman ‘Çorbadaki Kıl’ gibi yazılarını ona hatırlatıyorum. Bu konuda yazdıklarıyla ilgili özeleştiri beklemediğim gibi görüşmek için de bir neden yok.

Sadece Cemaat’i eleştirdiğiniz, hükümetle ilgili pek konuşmadığınız yönünde eleştiriler var.
Bunu ancak beni iyi okumayanlar söyleyebilir. Yazılarıma bakın, kaç hükümet, kaç Cemaat eleştirisi var. Hatta hükümeti daha çok eleştirmişimdir. Cemaat’le ilgili programa çıktığımda bana ne sorarlarsa onu cevaplıyorum. Kimse ‘moderatör’ün sorusunda eksik yönü aramıyor. Benim cemaatim, grubum, baskısını hissedeceğim mahallem yok. Ben kendimi sokaktaki yalnız adam olarak görüyorum.

“Ergenekon’da biri operatör, biri göz yuman”
Ergenekon ve Balyoz’da Cemaat’in payı ne kadarsa hükümetin payı da o kadar mı?
Tabii ki. Ben bunu TV programında söyledim. Birisi operatördür, biri de göz yumandır. Asla biri diğerinden daha masum değil. Yolsuzluğu 17 Aralık’tan sonra ilk defa duymuş gibi davranan birçok insan var. Sadece 2002’den bu yana yazdığım kitaplarda, yazılarda Tayyip Erdoğan’ın ilk kez şirket kurmasından, başka şirketlere ortak olmasına dek bunları herkesten önce ben anlattım.

17 ve 25 Aralık darbe girişimi miydi? Yoksa yolsuzluk muydu?
Her ikisi de; iktidara geldiğinden bu yana bu tür yolsuzlukların içinde. İktidarı trafikte kural ihlali yapan bir şoför gibi düşünün. 17 Aralık geldiği zaman o hırsızlığa, yolsuzluğa yıllarca göz yuman Cemaat, burada bunu siyasi operasyon olarak kullandı. Hedefi sadece yolsuzluğu yok etmek, hukuki bir bağlama oturtmak değildi.

14 Aralık, Tahşiyeciler… Böyle mi olmalıydı?
Değil. Bence bu çaresizliğin getirdiği bir olay. “Ne istedilerse verdik” diyen insanlar; hukuk, yargı, polis yoluyla teslim alınmışlardı. Düşünün, Başbakan Erdoğan’ın telefon dinlemesi meselesinde dibine kadar gelmişlerdi. MİT krizinde dahi Cemaat’e hiçbir şey yapılmadı. 17 Aralık, hükümete mücadele için şans verdi. Dershaneler bence derindeki savaşın su üstüne çıkışıydı. Hükümet mutlaka tedbir alacaktı. Cemaat de mutlaka başka bir vesileyle Erdoğan’a bir şey yapmak isteyecekti. Hükümete yakın gazeteciler televizyonda, bu polis şeflerinin “Başbakana kelepçeyi ben takacağım” dediklerini söyledi.

Cemaat, gücünü yanlış mı hesapladı?
O güne kadar yaptıkları her operasyondan sonuç almışlardı. Güçlerinin zirvesindeydiler. Poliste, ilk derece yargıda, Yargıtay’da tam hâkimiyet sağladılar. Cemaat, iktidarını ekonomik ve siyasal alana da taşımak istedi. Bunun için Tayyip Erdoğan gibi bir siyasi figürden kurtulmaları gerekiyordu. Hükümetin yumuşak karnının yolsuzluk olduğunu herkes gibi Cemaat de biliyordu. Oradan sonuç almayı planladılar. Ama hesapları tutmadı.

“Cemaat hâlâ etkili”
O kadar güçlüler mi?
Fuat Avni’nin varlığı… Birçok kanaldan o hesaba akan bilgilerden derlemeler yayınlanıyor. Yargıda, idari bürokraside, poliste… Bunlar birtakım bilgiler… Kendi hakkındaki operasyonu isim isim öğrenebilen bir örgüt var mı Türkiye’de? Yok. Ama Cemaatçiler bunu başarıyor. Hâlâ nasıl etkili olduğunu görüyoruz. Yargıda mesela, hâlâ en az 14-15 bin yargıcın yüzde 40’ı Cemaat’çidir. Ve hâlâ en önemli operasyonlara imza atanlara dokunulmadı.

Cemaat bitti mi?
Bence çok ağır bir darbe aldı. Bakın Cemaat’in milyonları bulan saf, inançlı destekçileri ayaklanmıyor. Sadece network üzerinden temas edebildikleriyle Çağlayan’daki adliyenin önünü doldurabiliyor. Cemaat bu anlamda tabanında itibar kaybına uğruyor. Maddi ve kadro olarak büyük kayba uğruyor. Ve daha da uğrayacak. Bence daha filmin yarısını bile görmedik.

AHMET ŞIK

Hapse girmek sizin için bir travma mıydı?
Hayır. Benim için sorun olmadı. Daha önce cezaevine girmemiştim ama bu ülkede temel meseleleri sorun olarak görüyorsanız zaten neyle karşılaşacağınızı da biliyorsunuzdur. Ama iddia edilen suçlama sürprizdi.

Öfkeli misiniz?
Elbette çok öfkeliyim. Bir gün bize o komployu kuranlar tutuklanacak. Ama kendilerinin yaptığı gibi bir hukuksuzluk zinciriyle değil, gerçek suçlarından, adil şekilde, evrensel hukuk kriterleri ile yargılanmalarını istiyorum.

Böyle bir şeyin olabileceğine inanıyor musunuz?
Tarih bunun örnekleriyle dolu. Cemaatçi polislerin içeri gireceğini hiç tahmin eder miydiniz?

“Dokunan yanar” demiştiniz.
Orada benim kastettiğim asli olarak Cemaat, büyük resim olarak da AKP ve Cemaat’in iktidar ortaklığıydı.

Bugün kime dokunan yanıyor?
Bugün de AKP’ye dokunan yanar. Şimdi gücü daha fazla olan diğerini sindirmeye çalışıyor. Bu, Cemaat’e dokunanın yanmayacağı anlamına gelmiyor.

“İki çetenin iktidar savaşı”
14 Aralık size göre neydi?
Geçmişte suç ortaklığı yapmış iki çetenin birbiriyle iktidar savaşının bir yansıması. Soruşturmanın bütününe baktığınızda bir hukuksuzluk soruşturuluyor. Benim itirazım, gazetecilerin yazdıklarıyla, bunun içine dâhil edilmesi. Aynısı benim başıma geldi. Türkiye’de muhalif basın olmanın handikabı her zaman devletin hedefinde olmak. Ayrıca dizi senaryosu üzerinden terörist yaratmaya kalkarsanız olmaz.

Cemaati terör örgütü olarak niteleyebilir miyiz?
Devletin çizdiği terör tanımına karşıyım. Cemaat’i ben terör örgütü olarak tanımlamam. Ancak Cemaat’in içerisinde; özellikle polis, ordu, yargı ve MİT’te birtakım suç faaliyetleri içerisinde olan ve örgütlenmeyi şiar edinmiş bir yapı var.

Polis koleji ve polis akademisinin kaldırılması bu yapıyı engellemeyi hedeflemiyor mu?
Tabii, onu hedefliyorlar. Polis alımını durdurdular. Birtakım yasalarla bazı insanları emekli edecekler ama alttaki kadrolar tamamen Cemaatçi. Emniyetten Cemaat’i temizlemek istiyorsanız, yapacağınız tek şey var: Kapısını kilitleyip yeni bir polis teşkilatı kurmanız.

“Özeleştiri yapmayan karşıma çıkmasın”
Bir gazeteci -kim olursa olsun- gözaltına alındığında basın özgürlüğü açısından yanında durmalı mıyız?
Hüseyin Üzmez diye bir basın mensubu vardı. Çocuk tecavüzünden yargılanırken onu nasıl savunayım. Benim itirazım gazetecinin gazetecilik faaliyetlerinin soruşturma konusu yapılmasına. Ekrem Dumanlı üzerinden gideceksek, yaptığı gazeteciliği ve yönettiği gazetede yapılan gazetecilik anlayışını kesinlikle savunamam. Bir kere etik değil. Kötüye kullanılan bir gazetecilikten söz ediyoruz. Ama bunun cezasını terör mahkemesi vermemeli. Meslek örgütü kesmeli. Okurun, izleyicinin aklında ve vicdanında yargılanmalı. Herkesin her görüşü yazma hakkı, benim de onu beğenmeme hakkım var.

Kendisiyle görüşecek misiniz?
Hayır. Bu, Ahmet Şık meselesi olmadığı için görüşmeyeceğim. Bakın hâlâ KCK soruşturmalarından içeride olan binlerce kişi var. Açın dosyalarını en az Oda TV’deki, Ergenekon’daki, Balyoz’daki kadar hukuksuzluk ve haksızlık yaşanıyor. Şu an Cemaat medyasından özeleştiri yok, bence özür de yok. Kimse özeleştirisini yapmadan karşıma çıkmasın.

17 ve 25 Aralık darbe girişimi miydi? Yolsuzluk muydu?
Yolsuzluk araştırmalarının arkasındaki güç Cemaat’ti. Darbe girişimi değildi. Yolsuzluk fezlekelerindeki iddiaların doğru olduğunu düşünüyorum. Ama o fezlekelere hukuki metin muamelesi yapamam. Çünkü usulsüzlük barındırıyor. Tıpkı Ergenekon sürecinin hukuksuzluğunu barındırıyor. Fezlekenin beşinci sayfasında şu yazıyor: “Zanlıların kamu nüfuzları nedeniyle delil elde edilememiştir, o yüzden sadece fiziki takip ve teknik dinleme yapılmıştır.” Delili olmayan bir fezlekeyle insanların hırsızlıktan, yolsuzluktan cezalandırılmasını doğru bulmuyorum.

Türkiye’yi nasıl bir gelecek bekliyor?
İktidar kimse için kalıcı olmaz. Kemalizm 90 yıl iktidarda kaldı. Alaşağı olduğu anda kendini rejimin bekçisi sananların ne hale düştüğünü gördük. Onu alaşağı edenlerden biri Cemaat’ti. Şimdi en güçlü oldukları dönemin 20 yıl gerisine düştüler. Aynısı AKP için de geçerli olacak. Onu bildiği için bu kadar yasayı değiştiriyor. Çünkü kaybettiği anda yaşayacağı şey çok net.

“Erdoğan cinayete azmettirmekten yargılanacak”
Ne gibi?
Recep Tayyip Erdoğan hırsızlıktan yargılanmazsa bir kere cinayete azmettirmekten yargılanacak. Çünkü delili var. Gezi olaylarında “Emri ben verdim” demişti. Erdoğan, 14 yaşındaki Berkin’i öldürttüğü, Ali İsmail’i linç ettirdiği, Ethem Sarısülük’ü vurdurduğu için yargılanacak. Umarım bizlerin yaşadığı gibi hukuksuzluk cenderesinde yargılanmaz. Gerçekten hukukun evrensel değerlerini rehber edinmiş bir yargı sisteminde yargılanır.

Cemaat bitti mi?
Cemaat bitmez. Uzun vadede kalıcı olanın Cemaat olacağını düşünüyorum.

Röportaj: Burak Tatari
Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu
Kategoriler
Politik
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • erdogan

    Yanlış politika değil, okuma bozukluğu

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, uçağında Kobani ile ilgili “PYD’ye, PKK’ya yardım yapmayız” diyor. Uçaktan inince ABD Başkanı Obama ile görüşüyor; Kobani’ye havadan yardım malzemesi indiriliyor. Bu gibi olaylar, AKP’nin özellikle Ortadoğu...
  • Suç ortaklığı

    Suç Ortaklığı

    Başbakan Erdoğan, hukuk kıyımı yapıyor ve özgürlükleri buduyor. AKP milletvekilleri ve seçmeni ise ilkelere değil, lidere bağlı, olan bitene tepkisiz… Bu edilgenliğiyle AKP, siyasi tasarımının klasik bir padişahlık -ya...
  • Fiil tanıdık, fail başka

    Fiil Tanıdık, ‘Fail’ Başka

    “Böylesini hiç görmemiştik.” Son günlerin popüler söylemi. Peki, gerçekten öyle mi? Aslında fiil bildik, ‘fail’ farklı. ‘Fail’in tepkileri ise aşırı. ‘Böylesi hiç görülmeyen’ başka bir durum ise Başbakan Erdoğan’ın...
  • AKP’den sürgün rekoru

    AKP’den sürgün rekoru

    AKP hükümeti döneminde, kararname ile ‘kadro boşaltma” uygulamalarında patlama yaşlandı. Milli Eğitim müdürlüklerinde görevli müdürlerden 1041’i görevinden alındı. AKP hükümeti, kamuda sürgün ve kadrolaşma konusunda rekor kırdı. Sağlık ve eğitim...