Büyükada Dile Geldi

Deprem söylentileri yüzünden zor günler yaşayan ada eski günlerine dönüyor Büyükada ile ilgili kitaplar ard arda adayla yayımlanınca yolumuz adaya düştü Yüzölçümünden çok, zengin doğası, temiz havası ve renkli...
Büyükada Dile Geldi

Deprem söylentileri yüzünden zor günler yaşayan ada eski günlerine dönüyor

  • Büyükada ile ilgili kitaplar ard arda adayla yayımlanınca yolumuz adaya düştü
  • Yüzölçümünden çok, zengin doğası, temiz havası ve renkli insanları adayı ‘Büyük’ yapıyor
  • İstanbul’un şövalyesi Çelik Gülersoy da yaşamak için Büyükada’yı seçmişti
  • Onunla konuşmayı beklerken zamana yenik düştük ve komşularıyla Büyükada’yı konuştuk…
  • Romancı ve ressam kasabından tai chi hocasına, tarihi kitapçısından kafe sahibine her sakini ada kadar renkli

Her hafta sonu Büyükada’da tai chi dersi alıyorum. Dolayısıyla adaya karşı ilgim de arttı. Tam bu dönemde ard arda adayla ilgili kitaplar yayımlanmaya başladı: ‘Zaman Satan Dükkan’ıyla Fıstık Ahmet (Tanrıverdi); ‘Anılarım’ Prof.Dr. Teoman Onat ve Hakan Senbir ‘Kentlerin Kraliçesi’. Konserler yapıldı.

Bu, bir tesadüf olamazdı. Büyükada’daki renkli hayat, dile geliyordu! Buna ilgisiz kalmak mümkün değildi. Ben de Büyükada’yı, orada yaşayanlardan dinlemek, onların hayatlarını yazmak istedim. Listemde, adaların prensi denen Çelik Gülersoy ve efsane golcü Lefter de vardı. Ancak maalesef Çelik Gülersoy vefat etti. Lefter’le ise hastalığı dolayısıyla görüşemedim. Bu arada Lefter’li Büyükada hikayesi okumak isterseniz size Fıstık Ahmet’in kitabını öneririm.

Adasını çok seven biri, “Büyükadamız, diğer adaları manzara olarak kullanır” dedi. Yazmadan yapamadım; elçiye zeval olmaz, deyişine güveniyorum, kızmayınız!
Tai chi hocam Sermed Tezel’in deyişiyle, “Kiminle daha çok vakit geçirmemiz gerektiğini zaman tükenince görüyoruz.” Zamanı tüketmeden, ‘o’ her kimse yanına gidin ya da beraber Büyükada vapuruna binin; bana hak vereceksiniz!..

Hasan Zeybek- Kasap/ressam/yazar

Ressam ve yazarlığım Ada sayesinde Mutluluğun resmini ‘çizebilmiş’ ve de ‘yazabilmiş’ bir adam var karşımda! Özellikle üç güzel çocuğu ve karısı dükkana geldiklerinde emin oluyorum. Bütün adanın tanıdığı bir isim. Görüntüsü, ‘kasap’. Ancak konuştukça ‘yazar’ ve ‘ressam’ olduğunu anlayıp, görünüşe aldanmamak gerektiğini fark ediyorum! İnanılmaz ayrıntılar veriyor özellikle dünya savaşları tarihiyle ilgili. Yazdığı romandaki olaylar gerçek, insanlar hayali. Bir taraftan tavuk, et keserken diğer taraftan da resimlerini ve kitaplarını anlattı. 6 yaşından beri Büyükadalı. Babası da kasapmış. Bunun sebebini şöyle açıklıyor: “Babam, meşhur Ali Kaptan’ın en küçük oğlu; ama 4 kardeşini de denizde kaybetmiş. Zeybek soyadı yaşasın diye kaptanlık yapmıyor.” Çarşı içindeki kasap dükkanında, et kokuları arasında bir taraftan tarih konuşuyor diğer taraftan da Hasan Zeybek’in renkli hayal dünyasına giriyoruz…- Romanınızı özetle anlatabilir misiniz?

Olaf, baş karakter. Alman ve yeni evli. Birinci Dünya Savaşı’nda cephede yaralanıp geri geliyor. Oğlu Peter doğuyor. Kendisi savaşın kötülüklerini gördüğü için onu savaşa düşman yetiştiriyor ve edebiyat öğretmeni oluyor. Fakat 1941’de onu da Doğu cephesine sürüyorlar. O da teğmen oluyor. Kiev’deki olaylar sırasında Peter’in bulduğu yarı Alman yarı Rus bir dilenci çocuk var. Yakalanmamak için Türkiye’ye kaçıyor. Türkiye’de Kezban’la tanışıyor. Birinci Dünya Savaşı’yla başlatıyorum Belçika Cephesinde, 1943 Sirkeci Büyük Postane önünde noktayı koyuyorum.

Olaylar gerçek, insanlar hayali.

– Neden dünya savaşları ve Almanlar özellikle ilginizi çekiyor?Özellikle İkinci Dünya Savaşı’yla ilgili filmlerde Almanlar korkunç derecede suçlanıyor. 1-2 milyon insan gerçekten kötülük yaptı, ama 20-30 milyon insan da kendi vatanı için çarpıştı. Biz, militarist bir partinin kolu için koca bir milleti yargılıyoruz. Haksızlık gibi geliyor bana. O insanların kendi hayatları ve duyguları da oldu.- Resimleriniz ve romanınızla adalı olmanızın bağlantısı var mı?Var. Tamamen ruhsal bir durum aslında. İstanbul’daki betonlar duyguların oluşmasını engelliyor. O kalabalık ve mücadele, eksi bir elektrik yaratıyor. Düştüğün anda, arkandakiler üstünden geçer!- Ressam ve yazar ruhu taşıyıp kasaplık yapmayı nasıl bir şey?Kasaplık, baba mesleği ve geçim kaynağım. Kasaplığın iyiliği, insanları tanımamı sağlaması. O romandaki insanlar, günlük hayatta karşılaştığım insanlar zaten!- Resimlerinizi nerede yapıyorsunuz?Dükkanda yapıyorum. Çünkü birkaç kere evde yapmaya çalıştım, ama çocuklar, “babam bitiremedi, biz bitiririz” deyip kendileri tamamladılar resmi!—-

Nilgün Mısırlı- Sinek Cafe&Bar’ın sahibi
Kahve tutkusu kafe açtırdı

Neslihan Taki
Büyükada büyük bir aşk

Ferruh Bey- Adanın tek kitapçısı
Burası ediplerin sığınağıydı

Sermed Tezel- Tai chi uzmanı
Yurt dışından Büyükada için döndüm

Hakan Senbir- Kentlerin Kraliçesi’nin yazarı, reklamcı
Burada kediler bile şanslıdır

Kategoriler
Yaşam
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • İstanbul İncileri Prens Adaları

    İstanbul İncileri Prens Adaları

    Yaz kış demeden, her fırsatta kaçıverdiğimiz Prens Adaları, şehrin yanı başında bir inziva köşesi adeta. Şöyle güzel bir havada vapura binip yüzümü güneşe dönmek ve deniz kokusunu içime çekmek...