Bush Doktrini: Tiranlar Yıkılacak

ABD, Ortadoğu´yu yeniden dizayn harekâtına başlarken, bölgede en güçlü müttefiki Türkiye. ABD, Ortadoğu´da temizlik operasyonu yapacak. Hedef: Petrol kontrolü ve rejim değişikliği. Terör destekçisi İslamcı rejimler yıkılacak. Irak´tan sonra...

ABD, Ortadoğu´yu yeniden dizayn harekâtına başlarken, bölgede en güçlü müttefiki Türkiye.

ABD, Ortadoğu´da temizlik operasyonu yapacak. Hedef: Petrol kontrolü ve rejim değişikliği. Terör destekçisi İslamcı rejimler yıkılacak. Irak´tan sonra sırada İran ve Suudiler var. Ortadoğu´da global 28 Şubat dönemi geliyor. Türkiye ve İsrail, ABD´nin baş müttefikleri.

Huntington´un ünlü `Uygarlıklar Çatışması’ nihayet gerçekleşiyor. Nerede? Önce Irak´ta, sonra tüm Ortadoğu´da. Çatışan uygarlıklar kim? Bir yanda ABD. Serbest pazar ve demokratik rejimin temsilcisi. Öte yanda Saddam. Diktatörlüğün ve İslamcı aşiret düzeninin temsilcisi. Hür dünya uygarlığının temsilcisi ABD, bu çatışmada, İslamcı diktanın temsilcisi Saddam´ı devirmeye hazırlanıyor. Tam anlamıyla bir uygarlıklar çatışması! Üstelik ABD bu savaşın hedefini ısrarla `regime change’, yani rejim değişikliği olarak adlandırıyor. Yani ABD Irak´a bomba, tank ve füzelerle demokrasi, hürriyet ve serbest pazar ekonomisi getirecek. Burada ABD´nin bunu bahane olarak öne sürdüğünü, asıl amacın bölge petrolünün kontrolü olduğunu öne sürebilirsiniz. Haklı da olursunuz. Ama bu tespit, çatışmanın seyrini ve söylemini değiştirmeyecek. Çünkü ABD, bu operasyonu aynı zamanda 11 Eylül´e bağlıyor ve global güvenlik amacıyla yaptığını söylüyor. Bush yönetimi, bir daha 11 Eylül benzeri bir terör eylemiyle karşılaşmamak için Ortadoğu´da El Kaide tipi terör örgütlerinin zemin bulduğu rejimleri yıkacağını ilan ediyor. Sineklerden kurtulmak için bataklığı kurutmak gibi bir şey. Bataklık burada Irak, İran, Suriye ve Suudi rejimleri. Hizbullah tipi İslamcı örgütler de ABD´nin hedefleri arasında.

Saddam´ın gizlediği öne sürülen kimyasal, biyolojik ya da muhtemel nükleer silahlara sahip olması ABD´nin en büyük kâbusu. El Kaide veya Hizbullah türü terör örgütlerinin bu tür silahları Amerika topraklarında kullanmasını engellenmek istiyor. Bölgede İsrail-Filistin barışının sağlanması için de bu tür şiddet yanlısı İslamcı militan örgütlerin ezilmesi gerektiğini düşünüyor Amerikan yönetimi.

Bu yüzden Irak´ta düğmeye basıldığı andan itibaren geriye dönüşü olmayan büyük ve uzun sürecek bir harekât başlıyor. Çünkü Saddam devrilirse, Irak´ta bulunan 200 bin ABD askeri hem en az 5-6 yıl bu ülkede asayişi sağlamaya gayret edecek hem de operasyonun bundan sonraki hedeflerine karşı (örneğin İranlı mollalar) pozisyon almaya başlayacak. Bu sürecin en az 10-15 yıl süreceğini tahmin etmek zor değil. Çünkü devrilen rejimlerin yerine ABD ile uyum içinde, demokratik rejimlerin kurulması gerekiyor. Bölge ülkelerinde demokrasi kültürünün ne kadar geri olduğu hatırlanırsa, bu sürecin oldukça uzun süreceği daha iyi anlaşılabilir.

ABD´nin bu girişimi dünya tarihinde dönüm noktası olacak çok önemli, çok büyük ve çok iddialı bir operasyon. Ortadoğu´nun düzeni 1919 ve 1945´ten sonra bir daha dizayn edilecek. Yeni bir Ortadoğu kurulacak. Buna aynı zamanda `Yeni Dünya Düzeni’ denilen olgunun ilk büyük adımı denilebilir.

ABD, Ortadoğu´da başta Saddam olmak üzere terör destekçisi İslamcı diktalara karşı operasyon başlatırken, Türkiye´de işbaşında, İslamcı kökenden gelen AKP hükümetinin bulunması aslında tarihin bir cilvesi.

Bu trajik olgu, AKP´yi ABD´nin yanında bölgede devasa bir 28 Şubat operasyonunun destekçisi haline getiriyor. Çünkü zaten ABD´nin stratejik müttefiki konumundaki Türkiye, hükümette kim olursa olsun ABD ile iyi ilişki ve işbirliğini yürütmek zorunda. Ekonomik krizden çıkışta IMF yardımı da büyük ölçüde ABD´nin onayından geçiyor. ABD bu konumunu en açık ve en sert pazarlıklarda kullanmaktan tabii ki çekinmiyor.

Tayyip Erdoğan´ın Teksas-Kasımpaşa hattında “Ben tüccarım, iyi pazarlık yaparım” sözleri de boş bir afra tafradan öteye gitmiyor. Çünkü Erdoğan bu pazarlık gücünü yalnızca TSK sayesinde buluyor. Yani 28 Şubat´ta Erbakan hükümeti ile birlikte Erdoğan, Gül ve şimdiki AKP yönetimini birkaç brifingle deviren TSK´den. Çünkü ABD´nin Türkiye´de ciddiye aldığı ve hesaba kattığı tek güç TSK. Operasyon hesaplarını gerçek askeri güç dengeleri üzerine kuran Washington yönetimi, zaten buradaki pazarlıklarını esas olarak askeri çevrelerle yapmayı tercih ediyor. Şimdi AKP yönetiminin bu konuda topu askerlere atma eğilimi ise gerçek anlamda korkularını sergiliyor.

Belli ki AKP´nin bu yeni döneme ilişkin bir politikası yok. ABD´nin Ortadoğu´da giriştiği devasa operasyonun anlamı ve boyutları üzerine de pek kafa yormuşa benzemiyorlar. Ayrıca AKP´nin kurmayları ve akıl hocaları TSK konusunda da politika oluşturacak yetenekte görünmüyorlar.

Çünkü AKP´nin akıl hocaları daha çok ülkede `askeri vesayetin kalkması ve siyaset alanının genişlemesi üzerine’ kafa yorup kalem oynatıyorlar. Avrupa yandaşı aydınlardan bu konuda aldıkları destekle daha çok, askerin ülke yönetimindeki ağırlığının azaltılması yönünde fikir geliştiriyorlar.

Ama AKP´nin bir güvenlik politikası olmadığı ortada. Olsaydı Ortadoğu´daki muhtemel gelişmeler üzerine, çıkar, fikir ve görüşlerini takır takır ortaya koyarlardı. Güvenlik politikası olmayan AKP´nin, Türkiye´de TSK´nin rolünü kavramaya başlaması ise, ABD´nin Ortadoğu´da dev güvenlik operasyonu sayesinde gerçekleşiyor. Umarız AKP´nin acemiliğinin Türkiye´ye faturası çok yüksek olmaz.
Bölgeyle ilgili gerçeklere bakınca şu olgular öne çıkıyor:

1) TSK´nin önemi artacak: ABD operasyonu ile birlikte ABD askerleri Irak´ta kalsa da kalmasa da Türk ordusunun bölgedeki rolü ve önemi artacak. Çünkü uzun bir sürece yayılacak kaos ortamında Türkiye´nin bölgesel pazarlık gücü, yalnızca ordunun fiziksel gücü ve pozisyonuna endeksli olacak. Bu yüzden TSK bütçesinin artırılması ve orduya havada, karada ve denizde daha yüksek ve etkin bir operasyon kabiliyeti kazandırılması TBMM´nin öncelikli hedefleri arasında olmalı.

2) TSK demokrasi bekçisi: Avrupa´dan kaynaklanan Türk ordusuna yönelik eleştiriler ve TSK´nin ülke rejimindeki rolünün azaltılmasına ilişkin görüş ve talepler Türkiye´nin Ortadoğu´da yüz yüze olduğu gerçeklerle örtüşmüyor. Çünkü TSK, Türkiye´de ve bölgede demokrasi, serbest piyasa ekonomisinin garantisini oluşturuyor. İslamcı teröre karşı da TSK hem bölgede hem Türkiye´de en büyük güvence niteliğinde. ABD´nin bölgede başlattığı operasyonda savunduğu ve yerleştirmeye çalıştığı demokratik değerlerin ve ilkelerin 80 yıldır en büyük savunucusunun TSK olduğunu unutmamak gerekiyor.

3) Güvenlik ilk sırada: Türkiye´nin de içinde bulunduğu Ortadoğu coğrafyasında önümüzdeki 10-20 sene güvenlik sorunları birinci sırada yer alacak. Enerji, su güvenliği gibi konular önem kazanacak. İslamcı veya etnik terör tehdidi gelişmelere bağlı olarak artabilir. Türkiye kendi demokrasi standartlarını yükseltmeye çalışırken, güvenlik sorunlarının gündemin ön sıralarına taşındığı durumlarla yüz yüze kalacak. Bu yüzden başta AKP olmak üzere ülkedeki tüm politik kurumların ve aydınların ülke ve bölge gerçekleri temelinde yeniden düşünmesi gerekiyor.

Kategoriler
Politik
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Sarı Sayfalardan E-Kitaba

    Sarı Sayfalardan E-Kitaba

    10 Uzun bir hikâye bu. Pek çok akımı içinde barındıran, şairi, şiiri, romanı, Nobeliyle tatlı bir hikâye. Şimdi dijital çağa ayak uydurmaya çalışıyor. Nereden nereye… ‘‘Kitapçıların rivayet ve tahminine...
  • xNakedGirlsReading-960×640

    Edebiyatın Provokatif Hali

    Kimine göre yaratıcı, kimine göre edebiyatla asla yan yana gelmeyecek bir eylem. ABD’de düzenlenen ‘Çıplak Kitap Okuma Seansları’nda neoburlesk dansçıları çırılçıplak kitap okuyor. Projenin sahibi Michelle L’amour’a sorduk: “Bu...
  • Latino Muslims

    Juan Ramirez’in Ruhuna El Fatiha

    Gabriel Garcia Marquez’in büyülü gerçeklik romanlarından fırlamış gibiler. İspanyol aksanıyla ezan okuyup, taco’yla oruç açıyor, imam nikâhından sonra sambayla düğün yapıyorlar. Onlar, düne kadar Katolik iken, Müslümanlığı seçen Latin...
  • Ahmad Mukhtar

    ABD Hükümeti Suç İşledi

    ABD Başkanı Barack Obama, 1 Mayıs 2011’de TV’lerden sadece Usame Bin Ladin’in öldürüldüğünü duyurmadı, aynı zamanda ‘gücün adaleti’ni de ilan etti. Bunu yaparken de ortada birçok soru işareti bıraktı....