Burada Her Şey Var

Alışveriş merkezlerinde moda, yemek ve eğlence bir arada. Amerika’da 45 bin alışveriş merkezi var. Türkiye’de ise 60. Alışveriş merkezlerindeki teknoloji Avrupa’dakilerle yarışıyor. Mağaza ve vitrin düzenlemede ise Avrupa ile...
Alışveriş merkezleri

Alışveriş merkezlerinde moda, yemek ve eğlence bir arada.

Amerika’da 45 bin alışveriş merkezi var. Türkiye’de ise 60. Alışveriş merkezlerindeki teknoloji Avrupa’dakilerle yarışıyor. Mağaza ve vitrin düzenlemede ise Avrupa ile boy ölçüşüyoruz. Türkiye, özellikle kriz döneminde alışveriş merkezleri yönetiminde büyük tecrübe kazandı.

Onlar, gençlerin, kadınların, erkeklerin, yaşlıların buluşma noktaları. Ve hepsi de birer marka. Sayıları arttıkça aralarında tatlı bir rekabet oluşuyor. Daha çok tüketime yönelik ürünlerin satıldığı bu merkezlerde kültürel etkinlikler, şovlar, gösteriler ve kampanyalar bu rekabetin bir sonucu. Günde ortalama 30 bin kişinin ziyaret ettiği merkezlerde hafta sonu rakam 100 bin kişiyi aşıyor. Tabii bu kalabalığın tamamı alışveriş yapmıyor. Özellikle gençler fast-food’ların ve kafelerin bulunduğu katlarda hararetli bir kalabalık oluşturuyor. Onlar için bu merkezler arkadaşlarıyla buluştukları, sohbet ettikleri ve biraz da ‘piyasa’ yaptıkları yerler. Alışveriş Merkezleri hakkında, perakende sektöründe eğitim seminerleri veren Soysal Eğitim Danışmanlık’ın sahibi Suat Soysal ile görüştük.

Alışveriş merkezlerinin dünyadaki ve Türkiye’deki gelişim sürece nedir?
Dünyadaki gelişimi çok eskilere dayanıyor ve en gelişkin olduğu yer Amerika. 45 bin civarında alışveriş merkezi var. Avrupa’ya baktığımızda, o kadar yaygın değil. Nüfus yoğunluğuna göre de oranlasanız Avrupa o kadar gelişmedi. Fakat özellikle Doğu Avrupa’da alışveriş merkezlerinin sayısı artmaya başladı.

Türkiye’de 80’li yıllarla birlikte ilk alışveriş merkezleri açılmaya başlandı. İlk alışveriş merkezi Galleria yapılırken, herkes “Buraya kim gider?” diye düşünüyordu. Ancak Galleria’nın, açılmasıyla birlikte insanlar bu işin tuttuğunu gördüler.

Neden tuttu?
Yağmurdan, çamurdan etkilenmediğini gördü insanlar, bir sürü markayı bir arada görmeye başladılar. Bir adım daha gittiler, yemeklerini orada yediklerini gördüler. Dünyada artan trendle, alışveriş merkezlerinin aynı zamanda bir eğlence merkezi olması hedeflendiği için, insanlar eğlenceli vakit geçirdiklerini de fark ettiler. O zaman alışveriş merkezleri üç ihtiyaca birden cevap verdi: Alışveriş, yemek, eğlence… Üçü bir araya gelince, insanlar alışveriş merkezlerine gitmeye başladılar. Galleria’dan sonra alışveriş merkezleri Türkiye’de yayılmaya başladı. En fazla olduğu yer tabii ki İstanbul. Şu anda 60 civarında alışveriş merkezi var. Hiçbir zaman Amerika’da olduğu gibi binli rakamlar olmayacak. Ama alışveriş merkezi sayısı artacak. İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerde sayı artacağı gibi, Anadolu’nun birçok kentinde de alışveriş merkezi olacak. Şu anda Diyarbakır’da, Gaziantep ve Konya’da iki tane var ve sayıları gün geçtikçe artıyor.

Alışveriş merkezlerinin bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu merkezlerin 20 yıllık geçmişi var. Bu süreç içinde alışveriş merkezi yönetimi konusunda Türkiye çok büyük tecrübe kazandı. Önemli olan, alışveriş merkezi yönetimiyle, orada mağaza açmış perakendecilerin uyum içinde çalışması. Türkiye bunu öğrenmeye başladı. Son krizde ise iyice öğrendi. İşbirliği sağladıktan sonra iş kolay. Çünkü insanların alışveriş yapmaları için, iki tarafın da çaba göstermesi gerekiyor.

Alışveriş merkezlerinin en olmazsa olmazları nelerdir?
Sinema çok önemli, yanlarındaki ve içindeki hipermarketler sayesinde insan trafiğini çekiyorlar. Eğlence unsurunu göz ardı etmemek gerekiyor. Alışveriş merkezinde doğru bir karışımın yapılması gerekiyor. Aynı mağaza türünden çok sayıda olursa, her türlü alışveriş olanağını verme şansınız ortadan kalkar. Bu yüzden karışımın dengeli yapılması gerekiyor. Mutlaka çiçekçi, oyuncakçı olmak zorunda. Aynı ürün gruplarını merkez içinde birbirine yaklaştırmak gerekiyor.

Bu merkezlere giden insanlar ne kadar alışveriş yapıyorlar?
Alışveriş yapan insan sayısı söylendiği gibi yüzde 50’lerde değil. Gidenlerin büyük bir çoğunluğu sinema ve yemek için gidiyor.

Mağazalar sezon içinde çok yüksek kâr marjı ile mi satış yapıyor? Yoksa sezon sonu yapılan indirim bir taktik mi?
Ürün elinizde kaldıysa yapacağınız tek şey fiyatını indirmek. Aksi takdirde stok maliyeti de üzerine biniyor. Perakendeciler ürün ellerinde kaldığı zaman fiyatını kâr marjına göre değil, satabilecekleri fiyata indiriyorlar. Belki satmak için yüzde 60’lık bir indirim yapmak zorunda kalınıyor. Çok yüksek kâr marjı koyamıyorlar. Taktik şu değil: 100’e satmam gereken ürüne 150 fiyat koyayım, indirimde de 80 yaparım. O zaman sezonda satış yapmaları zor olur. Rekabet çok fazla, o yüzden kâr marjı düştü. Havadan para kazanma dönemleri geçti. Artık mağazalar operasyon verimliliğinde para kazanmaya çalışıyorlar. Düşük maliyetli bir ürünü eskiden bir satıyorsa şimdi beş satmaya çalışıyor.

Kullanılan teknoloji hangi boyutta, yeteri kadar teknoloji kullanabiliyor muyuz?
Teknolojiyi marketler hakkıyla kullanıyor. Hatta Avrupa’dan ileri olan marketler var. Türkiye bu konuda çok çaba gösteriyor. Yurtdışında büyük marketler Türkiye’ye geldi. Bunlar geldiği zaman teknolojisiyle birlikte geldiler. Marketlerin dışına çıktığımız zaman, görsellikle ilgili bir sürü ülkeyle boy ölçüşüyorlar. Hizmette Avrupa’dan ilerdeyiz.

Peki insan kaynağı olarak ne durumdayız?
Krizden en az etkilenen sektör perakende sektörü oldu. Bankalarda bir sürü insan çıkarıldı, ama perakende sektöründe işten çıkarma olmadı. Çünkü burada satıcı çok önemli. Satıcı satmazsa mağazanın yaşama şansı yok. Mağazalara çalışan insan kaynağı açısından baktığımızda orada çok mesafe var. Türkiye’de bu işin okulu yok. Firmaların kendi iç unsurlarına çok daha fazla önem vermeleri gerekiyor. Sadece nasıl satacağı konusunda eğitmek değil, kültürel anlamda da eğitim vermeleri gerekiyor. Meslek olarak görülmediği doğru. Bu konuda seminerler, hatta eğitim programları düzenlemek lazım. İşte o zaman bu sektörde çalışanlar bir araya gelir ve bir meslektaşlık olgusu ortaya çıkar. Yoksa çalışanlar bir araya gelmezse, meslek olgusundan söz etmek mümkün değil.

Şirketler insan kaynağının öneminin farkındalar mı?
Şirket merkezlerinin sahada olmaları gerekiyor. Yöneticiler müşteriyi kontrol etmek zorunda. Ancak o zaman problemler görülebilir. Bakın, dünyanın en iyi deri çantasını üretin ama satış elemanınız “Belki deri yırtılabilir” dediği zaman iş bitti. Firmaların insan kaynağı meselesini en önemli gündem maddesi olarak koymaları gerekiyor. Fikren en önemli gündem maddelerinden biri, ama pratikte orta sıralarda. Her geçen gün bu sıralama değişiyor.

Doğru satış tekniği nasıl olmalı?
Satıcılık yapmayacak, yardımcı olacak. Bilgili olacak, satmıyormuş gibi yaparak satacak. Bilinçli bir yardım, çok küçük taktiklerle satışa götürür. Satıcı, müşterinin satın almasına yardımcı olan insan olarak konumlandırılmalı. Ürünle müşteriyi buluşturmak lazım. Ürüne dokunmasını sağlamak gerekiyor. Müşterinin ürünle aktif ilişkiye geçmesi sağlamak lazım.

Kategoriler
İş - Kariyer
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular